Ekonomist Özge Öner, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 12-18 Ekim tarihleri arasında Bangkok’ta düzenlenen Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantılarına katılmamasını değerlendirdi. Şimşek’in son dakika kararıyla toplantılara katılmamasının gerekçesi olarak bütçe hazırlıkları ve fon kriziyle ilgili yoğunluğun gösterildiğini aktaran Öner, bu durumun ekonomi yönetiminin önceliklerini sorgulattığını ifade etti.
“FON KRİZİNE NE CEVAP VERECEKTİ?”
Dünyanın yapay zekâ, istihdam, yatırım ve finansmana erişim gibi konuları tartıştığı bir dönemde Türkiye’nin kendi iç meseleleriyle meşgul olduğunu belirten Öner, Şimşek’in toplantılara katılması halinde Türkiye’deki fon kriziyle ilgili sorularla karşılaşabileceğine dikkat çekti.
Öner’in yazısında yer alan ilgili bölüm şöyle:
“Mehmet Şimşek ya da onun yerine kim olursa olsun, Bangkok'a gitseydi karşılaşabileceği güçlüğü görmek için niyet okumaya gerek yok. Türkiye'deki fon krizine dair somut bir soruya ne cevap verecekti? Bütün sürecin kendi kontrolünde olmadığını söylese, dışarıya sunulan özerk ve muktedir ekonomi yönetimi anlatısı tartışmaya açılacaktı. Kontrolünde olduğunu söylese, bu defa yapılanların neden krizi önlemeye yetmediğini açıklaması gerekecekti. Genel güven mesajlarıyla yetinse, kendisine atfedilen yetkinin neye karşılık geldiği sorusu ortada kalacaktı.
Üstelik orada vereceği cevap, orada kalmayacaktı. Türkiye'de vatandaşa açıklanmayan bir kararın gerekçesini yabancı yatırımcıya anlatmanın içeride de bir karşılığı olacaktı. Kim neyi biliyordu, kimin gücü neye yetiyordu, kim hangi sorumluluğu taşıyordu? Dışarıdaki güven arayışı, içeride ertelenen hesap verme meselesini yeniden önüne getirecekti.”
“BİR BAKANIN SEYAHATİNİ İPTAL ETMESİ TEK BAŞINA ÖNEMLİ DEĞİL”
Öner, bir bakanın seyahatini iptal etmesinin tek başına önemli bir mesele olmadığını, ancak Şimşek’in toplantılara katılmamasının ekonomi yönetiminin öncelikleri açısından soru işaretleri yarattığını belirtti.
Öner’in değerlendirmesinde, fon krizine ilişkin soruların yalnızca uluslararası yatırımcıların güveni açısından değil, Türkiye’de kamuoyuna yapılması gereken açıklamalar ve sorumlulukların belirlenmesi bakımından da önem taşıdığı vurgulandı.




