Güncel

Eğitim Uzmanı Şafak Akça okul saldırılarının nedenlerini sıralayıp çözüm yolunu verdi

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan silahlı saldırılarda 1’i öğretmen 9’u öğrenci hayatını kaybetti. Türkiye yasa büründü. Yaşanan saldırıların perde arkasını Eğitim Uzmanı Şafak Akça, Baba Ocağı'na değerlendirdi. Akça saldırıların nedenlerini sıraladı, çözüm yolunu gösterdi.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan silahlı katliamlar Türkiye'yi yasa bürüdü. Ortaya çıkan yazışmalar, belgeler, tanıklıklar gösterdi ki 2 saldırıda organize şekilde göz göre göre geliyorum demiş.

İki saldırganın da öğrenci olması tartışmaları farklı bir boyuta taşıdı. 24 yıllık AKP iktidarının çocukları ne hale getirdiği eleştirilerin hedefi oldu.

Eğitim Uzmanı Şafak Akça yaşananları Baba Ocağı'na değerlendirdi.

Şafak Akça

Değerlendirmelerini 'kurucu ayarlara dönmek' ve 'saygı düzenin anahtarıdır' başlıklarında toplayan Akça şu ifadeleri kullandı:

"UZUN YILLARA YAYILAN BİR TOPLUMSAL ÇÖZÜLME"

Son günlerde okullarda yaşanan şiddet olayları, artık münferit başlıklar altında ele alınamayacak kadar derin ve yapısal bir krize işaret ediyor. Bu tabloyu yalnızca güvenlik eksikliğiyle ya da bireysel sapmalarla açıklamak, gerçeği görmezden gelmek olur. Karşımızda, uzun yıllara yayılan bir toplumsal çözülme ve kurumsal erozyon süreci var.

"BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM ZAYIFLADI"

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında eğitim, yalnızca bilgi aktarımı değil; aynı zamanda karakter inşası, toplumsal bilinç ve yurttaşlık sorumluluğu üretme alanıydı. Bu anlayışın en somut örneklerinden biri olan Köy Enstitüleri, yalnızca öğretmen yetiştiren kurumlar değil; aynı zamanda üretimle eğitimi buluşturan, bireyi toplumla bütünleştiren bir modeldi. Bu kurumların kapatılmasıyla birlikte, eğitimdeki o bütüncül yaklaşım büyük ölçüde zayıfladı. Yerine, daha parçalı, daha sınav odaklı ve değer üretmekten uzak bir yapı yerleşti.

"GELECEKTEKİ KOPUŞLARIN İLK ADIMI..."

Bugün geldiğimiz noktada ise yalnızca geçmişte yapılan tercihler değil, günümüzün kontrolsüz dönüşümleri de bu tabloyu derinleştiriyor. Teknolojinin sınırsız özgürlük olarak sunulması, özellikle çocuklar açısından ciddi bir yönsüzlük yaratıyor. Henüz dünyayı tanımaya çalışan bir çocuğun eline, sınırsız ve denetimsiz bir dijital evrenin bırakılması; onun sosyal, duygusal ve zihinsel gelişimini doğrudan etkiliyor. Annesinin şefkatine, temasına ve sesine ihtiyaç duyan bir bebeğin, susturulmak adına bir ekranla baş başa bırakılması; aslında gelecekteki kopuşların ilk adımı oluyor.

"BUNLAR ARTIK İSTİSNA DEĞİL"

Toplumsal çözülmenin en çarpıcı yansımalarını ise gündelik hayatın içinde, sıradanlaşmış örneklerde görüyoruz. Sınıfta öğretmenine saldıran bir veli, “Ben para veriyorum, neden düşük not veriyorsun?” diyerek eğitimi bir ticari ilişkiye indirgeyen bir anlayış, sağlık çalışanına yönelik şiddeti meşrulaştıran “çok şükür doktor dövebiliyoruz” gibi ifadeler… Bunlar artık istisna değil, giderek yaygınlaşan bir zihniyetin dışavurumu haline geliyor.

Saygının yerini tahakkümün, emeğin yerini paranın, liyakatin yerini ise baskının aldığı bir iklim oluşuyor.

Bu iklim yalnızca ailede ya da okulda oluşmuyor. Televizyon ekranlarında ve dijital platformlarda sürekli yeniden üretilen hakaret dili, küfürün sıradanlaştırılması ve şiddeti yücelten mafya dizileri; özellikle genç zihinler için rol model haline geliyor. Gücün hukukla değil kaba kuvvetle sağlandığı, sorunların konuşarak değil zorla çözüldüğü bir dünya kurgusu, gerçek hayatı da zehirliyor. Çocuklar ve gençler, hangi değerin doğru olduğunu ayırt etmekte zorlanıyor.

"ÖFKE, ŞİDDET VE UMUTSUZLUK OLARAK KENDİSİNİ GÖSTERİYOR"

Aile yapısındaki çözülme, ekonomik zorluklar ve mesleklerin itibarsızlaştırılması da bu sürecin önemli parçalarıdır. Öğretmenin saygınlığını yitirdiği, emeğin değersizleştiği, liyakatin geri plana itildiği bir ortamda; gençlerin sağlıklı rol modeller bulması giderek zorlaşıyor. Sosyolojik açıdan bakıldığında, aidiyet duygusunun zayıfladığı, bireyin yalnızlaştığı ve toplumsal bağların gevşediği bir dönemdeyiz. Bu boşluk ise çoğu zaman öfke, şiddet ve umutsuzluk olarak kendini gösteriyor.

"AİLELER DESTEKLENMELİ, ÖĞRETMENLER YENİDEN İTİBAR KAZANMALI"

Bu nedenle çözüm, yalnızca okullara güvenlik görevlisi koymak ya da kamera sayısını artırmak değildir. Asıl ihtiyaç; eğitimden aile politikalarına, kültürel üretimden dijital dünyaya kadar uzanan geniş bir alanda yeniden denge kurmaktır. Çocukların sadece akademik değil; ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimini de önceleyen bir eğitim anlayışı yeniden inşa edilmelidir. Aileler desteklenmeli, öğretmenlik mesleği yeniden itibar kazanmalı, gençlere aidiyet hissi verecek kamusal alanlar çoğaltılmalıdır.

Unutulmamalıdır ki; kurumlar bir toplumun omurgasıdır. O omurga zayıfladığında, birey de savrulur, toplum da. Bugün yaşadıklarımız, geçmişte yapılan tercihlerle bugünün ihmallerinin birleştiği bir sonuçtur. Bu gidişatı tersine çevirmek ise hâlâ mümkündür. Bunun yolu, Cumhuriyetin akıl, bilim, liyakat ve toplumsal dayanışma üzerine kurulu temel değerlerine yeniden dönmekten geçmektedir.