Bilim insanları uzun yıllardır fetüslerin anne rahmi dışında gelişimini sürdürebilmesine yönelik sistemler üzerinde çalışıyor. Japon araştırmacılar da 1990’lı yıllardan itibaren yapay amniyotik sıvı ve yapay plasenta benzeri sistemlerle çeşitli deneyler gerçekleştirdi.

Ancak bu çalışmaların amacı, gebeliğin döllenmeden doğuma kadar tamamen laboratuvar ortamında sürdürülmesi değil. Araştırmalar daha çok, anne rahmi dışında henüz yaşayamayacak kadar erken doğan fetüslerin gelişiminin belirli bir süre desteklenmesini hedefliyor.

Yapay rahim teknolojisinde en dikkat çekici çalışmalardan biri 2017 yılında kuzular üzerinde gerçekleştirildi.

Araştırmada erken gelişim dönemindeki kuzu fetüsleri, yapay amniyotik sıvının bulunduğu özel bir sistemde haftalar boyunca yaşatıldı. Fetüslerin oksijen ve besin ihtiyacı ise göbek kordonu üzerinden karşılandı.

Apple’a milyarlarca dolarlık patent cezası!
Apple’a milyarlarca dolarlık patent cezası!
İçeriği Görüntüle

Deney, fetüs gelişiminin belirli koşullarda anne rahmi dışında sürdürülebileceğini gösterdi. Ancak bilim insanları hayvanlarda elde edilen sonuçların doğrudan insanlara uygulanamayacağını vurguladı.

Japonya ve Avustralya’daki araştırmacılar da benzer sistemler üzerinde çalışıyor. Bu çalışmalar özellikle aşırı prematüre doğan bebeklerin akciğer ve diğer organlarının gelişimini tamamlayabilmesine yardımcı olmayı amaçlıyor.

Sosyal medyada ve bazı haberlerde hayvan deneyleriyle insanlarda yapılan uygulamalar zaman zaman birbirine karıştırılıyor. Bugüne kadar yayımlanan bilimsel veriler, bir insan embriyosunun döllenmeden doğuma kadar tamamen yapay rahimde geliştirilerek dünyaya getirildiğini göstermiyor.

Bu nedenle Japonya’da bir insan bebeğinin yapay rahimde büyütüldüğü yönündeki iddia doğrulanmış bilimsel bir gelişme değil.

Yapay rahim teknolojisinin gelişmesi, tıbbi soruların yanı sıra etik ve hukuki tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Teknolojinin gelecekte insanlar üzerinde kullanılması halinde fetüsün hukuki statüsü, ebeveynlerin hakları, tıbbi kararların kim tarafından verileceği ve bu sistemlere kimlerin erişebileceği gibi birçok konunun yeniden düzenlenmesi gerekebilir.

Biyoetik uzmanı Claire Horn da yapay rahim teknolojisinin gebeliğin anne bedeni dışında sürdürülmesini mümkün hale getirmesi durumunda fetüsün ahlaki ve hukuki statüsüne ilişkin yeni tartışmalar doğabileceğini belirtiyor.

2026’da yayımlanan ve yüzlerce araştırmanın değerlendirildiği bilimsel bir derlemede de güvenlik, yarar-zarar dengesi, adalet, teknolojiye erişim ve araştırma etiğinin başlıca tartışma alanları olduğu belirtildi.

Bilim insanlarının mevcut hedefi, sağlıklı bir bebeği laboratuvarda baştan sona büyütmekten çok, aşırı erken dünyaya gelen bebeklerin hayatta kalma şansını artırmak ve organlarının gelişimini desteklemek.

Teknolojinin ilerlemesiyle insanlarda klinik araştırmaların gündeme gelmesi mümkün görülüyor. Ancak bunun öncesinde sistemlerin güvenliği, uzun vadeli sağlık sonuçları ve etik boyutlarının ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerekiyor.

Mevcut bilimsel verilere göre Japonya’da tamamen yapay rahimde büyütülerek doğurtulmuş bir insan bebeği bulunmuyor. Yapay rahim araştırmaları şimdilik ağırlıklı olarak prematüre bebeklerin gelişimini destekleyebilecek teknolojilerin geliştirilmesine odaklanıyor.