Dün annem bana CHP’nin kapatılma ihtimalinden söz etti. Bir anda aklıma 12 Eylül geldi. Çünkü bu ülkede bir dönem yalnızca siyasi partiler değil, hafızalar da kapatılmıştı.
Bugün CHP hakkında konuşulan “mutlak butlan”, “kayyum”, “yargı eliyle yönetim değişikliği” ve hatta “parti kapatma” tartışmaları birçok kişiye abartılı gelebilir. İktidar kanadı bu ihtimali reddediyor. Hatta bazı AKP yöneticileri bu tartışmalar için “muhalefetin uydurduğu bir hikâye” ifadesini kullanıyor. CHP’ye kapatma davası açılması ihtimalinin “sıfır” olduğunu söylüyorlar.
Ancak Türkiye’nin siyasi tarihi bize bir şeyi öğretiyor: Bu ülkede “olmaz” denilen birçok şey oldu.
Bugün erken seçim tartışmaları yeniden gündemde. BBC’ye göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan anayasal olarak erken seçim kararı alma yetkisine sahip. Ancak cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde baskın seçim kararı almak göründüğü kadar kolay değil. Çünkü Cumhurbaşkanı’nın kendi kararıyla erken seçime gitmesi, ikinci dönem süresini kısaltıyor ve yeniden adaylık tartışmalarını doğrudan etkiliyor. Yeni sistemde üçüncü kez adaylık için Meclis onayı gerekiyor.
Ve burada kritik gerçek ortaya çıkıyor: Meclis çoğunluğu Cumhur İttifakı’nın elinde bulunuyor. AKP ve MHP’nin oluşturduğu bu çoğunluk, geçmişte Meclis araştırmalarında da belirleyici oldu. Muhalefetin birçok araştırma önergesi, iktidar blokunun oylarıyla reddedildi.
İktidar kanadı ise erken seçimin istikrarı bozacağını savunuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olmasını istediklerini de açık şekilde dile getiriyorlar. Seçimler için en uygun tarihin Kasım 2027 olduğu belirtiliyor.
Fakat siyasi atmosfer yalnızca seçim tartışmalarından ibaret değil. CHP’ye yönelik tartışmaların merkezinde, 2023 kurultayıyla ilgili ortaya atılan “usulsüzlük” iddiaları bulunuyor. “Mutlak butlan” dosyası istinaf mahkemesinde kararı bekliyor. Tartışmayı büyüten ise bazı belediye başkanları ve parti yöneticileri hakkında ortaya atılan para ilişkisi iddiaları oldu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in geçtiğimiz şubat ayında yaptığı bir açıklama da dikkat çekiciydi. Özel, “Parti kapatmanın panzehiri kenarda bir parti tutmaktır” diyerek kamuoyunda farklı yorumlara neden olmuştu.
İktidar içerisindeki bazı hukukçular ise CHP’ye kapatma davası açılmasının hukuken oldukça zor olduğunu söylüyor. Özellikle AKP kaynakları, kendi dönemlerinde yapılan anayasa değişiklikleriyle parti kapatmanın zorlaştırıldığını vurguluyor. Mali usulsüzlük iddialarının doğrudan kapatma sebebi olmayacağını, bu süreçlerin Anayasa Mahkemesi ve Sayıştay denetimi kapsamında değerlendirileceğini ifade ediyorlar.
Ancak mesele yalnızca hukuki ihtimal meselesi değil. Çünkü Türkiye’de siyasi hafıza, hukuk kadar güçlü bir gerçeklik taşıyor.
2023 yılında dedem Altan Öymen, Cumhuriyet Gazetesi’nde “Partilerin Kuruluşları ve Yasaklanmaları” başlıklı bir yazı kaleme almıştı. Yazısında 12 Eylül dönemini anlatıyordu.
12 Eylül Darbesi ile birlikte yalnızca CHP değil, dönemin tüm siyasal partileri kapatılmıştı. Kenan Evren yönetimindeki askeri rejim, siyaseti tamamen askıya aldı. Bülent Ecevit’in CHP’si, Süleyman Demirel’in Adalet Partisi, Alparslan Türkeş’in MHP’si ve Necmettin Erbakan’ın MSP’si dahil olmak üzere toplam 18 parti kapatıldı.
Siyasi liderler gözaltına alındı. Bazıları askeri tesislerde “muhafaza altına” tutuldu. Parti yöneticilerine siyaset yasakları getirildi. Dedem Altan Öymen de siyaset yasağı alan isimlerden biriydi. O dönem eski siyasetçilerin konuşmaları, yazıları ve siyasi faaliyetleri yasaklanınca yeniden gazeteciliğe dönmek zorunda kaldı.
Askeri yönetim yıllarca eski partilerin geri dönmesini istemedi. Hatta dönemin zihniyetini anlatan şu söz hafızalara kazındı:
“Eskiye rağbet olsa, bit pazarına yağmur yağardı.”
Ama yıllar geçti. Yasaklar kalktı. Halk referandumla eski siyasetçilerin önünü yeniden açtı. 1992’de ise CHP yeniden kuruldu.
Bugün Türkiye’nin yeniden “parti kapatma”, “siyaseti dizayn etme”, “muhalefeti yargı eliyle şekillendirme” gibi kavramları konuşuyor olması bu nedenle birçok insanı endişelendiriyor.
Çünkü mesele yalnızca bir partinin geleceği değil.
Mesele, Türkiye’nin geçmişte yaşadığı siyasal kırılmaların gölgesinden gerçekten çıkıp çıkamadığıdır.
Tarih bazen çok acımasızdır. Özellikle de geçmişten ders almayan toplumlara karşı.
Bir dönem bu ülkede siyasetçiler susturuldu, partiler kapatıldı, insanlar yasaklarla cezalandırıldı. O gün bunu yapanlar, kurdukları düzenin kalıcı olacağını düşündü. Fakat yıllar geçti, isimler değişti, iktidarlar değişti, yasak koyanlar tarihin tozlu sayfalarında kaldı. Yasaklananlar ise toplumun hafızasında yaşamaya devam etti.
Çünkü Türkiye’de siyaset, bazılarının sandığı gibi mahkeme salonlarında değil, halkın vicdanında şekillenir.
Ve tarih bir şeyi defalarca gösterdi: Bu ülkede partiler kapatılabilir, insanlar susturulabilir, siyaset yasaklanabilir… ama fikirler hiçbir zaman tamamen ortadan kaldırılamaz.