Dünden bugüne gazetecilik... Artık 'susturma' şekli değişti

Ocak ayı bu ülkede sadece kış demek değildir.
Ocak, gazetecilerin hatırlandığı aydır.
Vurulanların, susturulanların, faili meçhullere terk edilenlerin ayı…

Uğur Mumcu’nun arabasına yerleştirilen bombanın sesi hâlâ kulaklarımızda.
Metin Göktepe’nin ayakkabısız fotoğrafı hâlâ hafızamızda.
Hrant Dink’in kaldırıma düşen bedeni, Musa Anter’in Diyarbakır sokakları, Kutlu Adalı’nın Lefkoşa gecesi…

Bir dönem gazetecileri böyle susturuyorlardı:
Kurşunla, bombayla, sopayla.

Bugün yöntem değişti.
Mantık aynı kaldı.

Artık gazetecileri öldürmeden de susturabiliyorlar.
İşsiz bırakarak. Açlığa mahkûm ederek. Sabaha karşı gözaltına alarak. Aylarca iddianamesiz, duruşmasız tutuklu bekleterek. Mahkeme salonlarını haber merkezine çevirerek.

Hedef alınan tek tek gazeteciler değil.
Hedef, gazeteciliğin kendisi.

Çünkü gazetecilik varsa, gerçek vardır.
Gerçek varsa, iktidarın konforu yoktur.

Bugün Türkiye’de gazetecilik, haber yazma faaliyeti olmaktan çıkarıldı; bir direnme biçimine dönüştürüldü. Kalem tutmanın bedeli artık sadece maaş kaybı değil; özgürlük kaybı, itibar suikastı ve sosyal linç.

Örnekler ortada.

TELE1’e kayyum atandığında bunun bir “ticari mesele” olduğu söylendi. Oysa kayyum, ekranın ortasına bırakılmış açık bir uyarıydı: Yanlış konuşuyorsun.

Sözcü’de bir günde yapılan yönetim değişikliğiyle onlarca gazetecinin kapının önüne konulması “yeniden yapılanma” diye pazarlanıyor. Ama o gün tasfiye edilen bütçe değil, habercilikti.

Halk TV uzun süredir baskıyla, cezayla, tehdit diliyle “terbiye” edilmeye çalışılıyor. Çünkü ekran kontrol altına alınırsa, sokağın sesi de kısılır sanıyorlar.

Ve BabaOcağı…

BabaOcağı.com’a getirilen erişim engeli bir URL meselesi değil. Bu, muhalif bir hafızaya vurulmuş sansür mührü. Ne yazdığımızdan çok, neden yazdığımız rahatsız ediyor.

Bu ülkede gazetecilik artık resmî olarak suç sayılmıyor olabilir; ama fiilen cezalandırılıyor.

Ocak ayında öldürülen gazetecileri anarken şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Bugün gazetecileri kurşunla değil, sistemle susturuyorlar.
Faili meçhul cinayetlerin yerini, faili belli yargı kararları aldı.

Ama değişmeyen bir şey var.
Amaç hâlâ aynı:

Halk gerçeğe ulaşmasın.
Soru sorulmasın.
Hesap sorulmasın.

Gazetecilik susarsa, bu ülkede konuşan sadece iktidar olur.
Biz susarsak, geriye sadece yalan kalır.

O yüzden yazmaya, gerçeği aramaya, bulduğumuzu halka duyurmaya devam edeceğiz.
Bedeli ne olursa olsun!