Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, İBB Davası devam ederken Silivri’de yapılan Aile Dayanışma Ağı’nın (ADA) 43’üncü buluşmasında konuştu. Dilek İmamoğlu, “Haksızlığa karşı söz söylemek ve kul hakkını gözetmek hepimizin vicdani ve ahlaki sorumluluğudur. Özellikle toplum adına sorumluluk üstlenmiş siyasetçilerin bu haksızlıklara tepkisiz kalmalarını anlamakta güçlük çekiyoruz” dedi.
İBB’ye yönelik 19 Mart operasyonunun mağdur yakınları tarafından kurulan ADA, 43’üncü buluşması Silivri’de yapıldı. İBB Davası’na verilen aranın ardından yapılan buluşmaya YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Tüzün de katıldı.
Tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, Aziz İhsan Aktaş davasında verilen cezalara tepki göstererek şunları söyledi:
“Verilen kararlar, ‘İftira at, beraat et’ anlayışıyla yürütülen bir süreçle karşı karşıya olduğumuzu açıkça ortaya koymaktadır. İBB Davası’nda da aynı adaletsizlikler yaşanıyor. Yalnızca beyanlara dayandırılan bir iddianame ile yüzlerce kişi sanık hâline getirildi. İnsanlar, haklarında iddianame dahi hazırlanmadan aylarca tutuklu bırakıldı ve iddianamenin hazırlanmasını cezaevinde beklediler. Masumiyet karinesi yok sayıldı. İnsanlar daha yargılama başlamadan peşinen cezalandırıldılar. Bugün ise 53 kişi hâlâ tutuklu olarak cezalandırılmaya devam ediliyor. 8 kişi ev hapsinde tutuluyor. Bir tarafta verdikleri yalan beyanlar sayesinde özgürlüklerine kavuşanlar ve diğer tarafta bu yalan beyanlar nedeniyle aylarca özgürlüklerinden mahrum bırakılan insanlar var. Peşinen cezalandırılan bu insanların yalan beyanları sorgulama, çelişkileri ortaya koyma hakları da engelleniyor.
“SAVUNMA HAKLARI ENGELLENDİ”
O hâlde soruyorum. Haklarında isnat edilen suçlara ilişkin tek bir somut delil bulunmayan ve bu iftiralarla tutsak edilen insanlar soru soramayacaksa, üzerlerine atılan iftiraları çürütemeyeceklerse gerçekler nasıl açığa çıkacak? Milyonların cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun ve avukatlarının savunma hakları da engellendi. Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını ne zaman yapmasına izin verileceği dahi belli değil. Peki, savunma hakkının engellendiği, yalan beyanların sorgulanmasına ve çelişkilerin ortaya konulmasına izin verilmediği bir yargılamadan adalet çıkabilir mi? Böyle bir anlayışın hukukla ve adaletle bağdaşması mümkün olabilir mi? Bugün Türkiye bir hukuk devletinde asla yaşanmaması gereken yargı uygulamalarıyla karşı karşıyadır.
“AHLAK DIŞI UYGULAMALAR BİZİ YILDIRAMAYACAK”
Başka hangi hukuk devletinde gece geç saatlere kadar devam eden duruşmalar görülmüştür? Bu acele neden? Yargılama neye ve hangi tarihe yetiştirilmeye çalışılıyor? Başka hangi hukuk devletinde avukatlarla sanıkların birbirinden bu denli uzak tutulduğu bir duruşma salonunda yargılama yapılmıştır? Televizyonlarda canlı yayınlanmasını talep ettiğimiz bu davanın bugün neredeyse avukatlar olmadan, sanıklar salona getirilmeden, aileler izleyemeden ve basın takip edemeden görülmesi bekleniyor. Tek bir somut delil olmadan haksız ve hukuksuz şekilde sevdiklerimizi şafak operasyonuyla tutsak ettiğiniz yetmezmiş gibi dışarıda kalan aileleri de 17 aydır tehdit altında tutuyorsunuz. Attığımız her adımın takip edildiğinin farkındayız. Elinizden gelse bize nefes alacak bir alan bile bırakmayacaksınız. Çok iyi bilinsin ki özel hayatın gizliliğini ihlal eden bu ahlak dışı uygulamalar ve saldırılar asla bizi yıldırmayacak. Aksine dayanışmamızı ve mücadele kararlılığımızı daha da güçlendirecek. Ne insanlığa ne siyasi kültürümüze ne toplumsal geleneklerimize ne de bizi bir arada tutan vicdani ve manevi değerlerimize uyan bu uygulamaları görmezden gelenleri anlamakta güçlük çekiyoruz.
“MİLLETİN SEÇTİKLERİ BURADA, SİLİVRİ’DE”
Haksızlık karşısında susmak, yaşanan mağduriyetlere sırtını dönmek, insanların acısını ve hak arayışını yok saymak yalnızca toplumsal sorumlulukla değil; inancımızın bize öğrettiği adalet, merhamet, vicdan ve kul hakkı anlayışıyla da bağdaşmaz. Çünkü bizim inancımızda adalet yalnızca kendimiz için değil, herkes için savunulması gereken temel bir değerdir. Haksızlığa karşı söz söylemek ve kul hakkını gözetmek hepimizin vicdani ve ahlaki sorumluluğudur. Özellikle toplum adına sorumluluk üstlenmiş siyasetçilerin bu haksızlıklara tepkisiz kalmalarını anlamakta güçlük çekiyoruz. Siyaset yalnızca makam ve yetki sahibi olmak değil; zor zamanlarda adaletten, hukuktan ve insan onurundan yana tavır alabilme sorumluluğudur. Siyaset, millet için yapılır. Biz buradayız. Milletin seçtikleri burada, Silivri’de. Milletin temsilcilerini adalete sahip çıkmaya davet ediyoruz. Hep söyledik ve söylemeye devam edeceğiz. Bu mesele yalnızca Ekrem İmamoğlu’nun, yol arkadaşlarının ve ailelerinin meselesi değil; 86 milyonun ortak meselesidir. Hak, hukuk ve adalet herkesin meselesidir.”