MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında İran ile ateşkesi Ankara'da bozduğunu açıklayan Trump'ı eleştirirken İran'ın kendisini savunmasının 'hak' olduğunu kaydetti. Trump'ın mutabakatı bozmasını "sorunlu" diye açıklayan Bahçeli, bu açıklamanın (mutabakatın iptali) NATO zirvesinde yapılmasına ise 'düşündürücüdür' dedi. Bahçeli, Hürmüz boğazının İran tarafından kapatılmasına da "sebep değil sonuç" dedi.
Bahçeli'nin konuşmasındaki ilgili kısım şu şekilde:
"İRAN MUTABAKATIN TARAFIYKEN SALDIRIYA UĞRAMIŞTIR"
Henüz kısa bir süre önce bölgeye umut veren, çatışmanın ateşini kesen ve nihai anlaşmaya ulaşılması için bir takvim ortaya koyan mutabakatın daha bir ay geçmeden etkisizleştirilmesi, ardından İran topraklarının yeniden bombalanması, barış ihtimaline duyulan güveni sarsmıştır. Burada hadiselerin sırasını tersine çevirmemek lazımdır. İran mutabakatın tarafıyken saldırıya uğramıştır. İran şehirleri bombalanmış, İran vatandaşları hayatlarını kaybetmiş, ülkenin egemenlik sahası askeri müdahalenin hedefi olmuştur.
"SEBEBİ SONUÇ, SONUCU SEBEP GİBİ GÖSTERMEK"
Bu gerçek görmezden gelinerek Tahran yönetiminin Hürmüz boğazını kapatma yönünde daha sonra aldığı kararları, öncesinde hiçbir gelişme yaşanmamış gibi müstakil bir saldırganlık başlığı altında değerlendirmek doğru, hakkaniyetli ve vicdanlı bir yaklaşım olmayacaktır. Sebebi sonuç, sonucu sebep gibi göstermek hakikati baş aşağı çevirmekten başka bir anlama gelmeyecektir.
"İRAN'IN EMNİYETİNİ SAĞLAMA HAKKI VARDIR"
İran'ın ülkesine yönelen saldırılar karşısında güvenliğini koruma, egemenlik haklarını müdafaa etme ve milletin can emniyetini sağlama hakkı vardır. Hiçbir devlet imza attığı mutabakatın kendisini koruyacağına inanırken ansızın bombalanmayı sineye çekmek mecburiyetinde değildir. Hiçbir millet topraklarına düşen bombaları sükunet telkinleriyle karşılamak zorunda değildir. İran'dan itidal bekleyenlerin öncelikle İran'ı hedef alan askeri müdahalenin hangi meşru gerekçeyle bağdaştığını izah etmeleri gerekmektedir. -Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'ın nükleer programını, bölgedeki askeri faaliyetleri ve Hürmüz boğazındaki gemilerin emniyetiyle ilgili kaygılarının olması da elbette tabiidir. Bu kaygıların müzakere masasında ele alınması, denetlenebilir hükümlere bağlanması ve karşılıklı güvencelerle giderilmesi mümkündür. Nitekim varılan mutabakatın maksadı da budur. Ancak güvenlik kaygısı, bölgemizde daha büyük bir kriz ve kaos meydana getirmenin gerekçesi yapılamaz.
"TRUMP'IN AÇIKLAMASI SORUNLUDUR"
Devletler arası münasebetler bir gün geçerli sayılıp ertesi gün keyfe keder gerekçelerle hükümsüz ilan edilen şahsi tasarruflarla değil, ahde vefa ilkesiyle yürütülür. Amerika Birleşik Devletleri Başkanının mutabakat benim için bitti açıklaması bu nedenle sorunludur. Mutabakat bir şahsın değil, devletin taahhüdüdür.
"İPTAL AÇIKLAMASININ ZİRVEDE YAPILMASI DÜŞÜNDÜRÜCÜDÜR"
İran'da bugün varılan mutabakatın yarın kolaylıkla terk edilmesi, yalnız Tahran'ın değil, gelecekte Washington'la masaya oturacak bütün başkentlerin zihninde aynı soruyu doğuracaktır: Buhran kazanı ne zaman yeniden kaynamaya başlayacaktır? Kargaşanın fitili hangi bahaneyle tekrar ateşlenecektir? Müzakere masasının altına döşenen saatli bomba ne zaman infilak edecektir? Barış ümidi hangi hesap uğruna bir kez daha kursaklarda bırakılacaktır? Bu sorular cevapsız bırakılamaz. Üstelik söz konusu açıklamanın NATO zirvesi sırasında yapılması da başlı başına düşündürücüdür.
NATO'nun caydırıcılığı yalnız askeri envanterin büyüklüğüne, savunma harcamalarının miktarına veya hareket kabiliyetinin genişliğine dayanmaz. İttifakın gerçek kuvveti, üyelerinin sözüne duyulan güven, alınan kararların öngörülebilirliği ve müttefiklik hukukunun muhafazasıdır. Uluslararası bir mutabakatın süratle terk edildiği, askeri müdahalenin müzakerenin önüne geçtiği bir vasatta aynı anda ittifak hukukundan, karşılıklı güvenceden ve müşterek güvenlikten söz etmek ciddi bir çelişki doğuracaktır. Bir taraftan müttefiklere uzun vadeli taahhütler verilerken diğer taraftan birkaç hafta önce imzalanan bir mutabakatın sona erdiğinin açıklanması kaçınılmaz olarak güvenilirlik meselesini gündeme taşıyacaktır.
"HÜRMÜZ'ÜN KAPATILMASI BU KOPUŞUN ARDINDAN MEYDANA GELMİŞTİR"
Hürmüz boğazının kapatılması da işte bu kopuşun ardından meydana gelmiştir. Hürmüz'de oluşan tabloyu İran'ın sebepsiz veya keyfi bir tasarrufu gibi takdim etmek gerçeklerin yalnızca yarısını anlatmaktadır. Hürmüz, dünya ekonomisinin, enerji arzının, deniz ticaretinin ve milyonlarca insanın geçim şartlarının birbirine bağlandığı stratejik bir geçittir. Burada yaşanan her kesinti petrol ve doğal gazı taşıyan gemilerden başlayarak üretim maliyetlerine, ulaşım giderlerine, gıda fiyatlarına ve nihayet vatandaşların sofrasına kadar uzanacaktır.
Hürmüz'deki kilitlenmenin anahtarı da kaynağı da mutabakatın bozulduğu yerde aranmalıdır. Müzakere masasının hükmü korunup askeri yöntemlere müracaat edilmeseydi bugün Hürmüz boğazının kapanmasını değil, nihai anlaşmanın hangi esaslar üzerinde yükseleceğini konuşuyor olacaktık.