DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan da görüşme öncesi, çerçeve yasa sonrası partisinin ilk değerlendirmesini aktarmak için basın toplantı düzenledi. 6 Eylül'de Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde DEM Parti Olağan Kongresi'nin delegelere birlikte gerçekleştireceğini hatırtan Doğan'ın Külliye'deki kritik görüşme öncesi yaptığı açıklamasından satır başları şöyle:
Yasa hazırlık aşamasında katkı sunan herkese teşekkür ederiz. Değerini zaman içinde , uygulama başladığında ve sonrasında çok daha iyi göreceğiz. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, yakın zamanda ilk kez böyle bir yasa teklifini konuştuk. Saatler, aylar süren görüşmeler sonra yasa geçti. Çerçeve yasa, dayanışma ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine 467 oy çıktı. Ortak bir amaç için verildi. Toplumsal barış, toplumsal bütünlşmeyi güçlendirmek ve barış çabalarını kalıcılaştırmak için verildi. Biz de ilk kez temsil ettiğimiz siyasi geleneğimizde böyle bir yasaya oy verdik.
Bütün sorunları çömzen nihai bir sonuç olmasa da yeni siyasi ve hukuki imkanlar yaratıyor. Kapsamlı bir çözümnün ilk adımı, ilk aşaması olarak tarihsel önem taşıyor. Eksikler nedeniyle bu yasaya sırt çevirmek ve reddetmemek gerekiyor. Ne 'yasa çıktı Kürt sorunu ve demokrasiye dair sorunlar çözüldü' yaklaşımı doğru olur ne de 'her talebi karşılamıyor yaklaşımı' doğru olur. Kürt sorununun demokratikleşmesinde önemli bir adım atıldı. İlk defa somut şekilde hukuki mekanizmanın işlediği yasa sürecine girdi Türkiye. 100 yıllık meselede ilk kez hukuki bir adım var.
"GİZLİ AJANDALARIN OLMADIĞI BİR SÜREÇ"
O yüzden birlikte yürümeyi, birlikte mücadele etmeyi teklif ediyoruz. Bu yüzden 'evet' dedik ve bu yüzden bu yönlü uygulamaları böyle karşılamak gerektiğine inanıyoruz ve bunu sıkça tekrar ediyoruz. Yeter ki yapıcı olsun. Yeter ki katkı sunsun. Yeter ki kategorik reddiyeler içermesin. Yeter ki eski reflekslerden arınmış yeni bir birlikte oluşturabilmeye dönük eleştiriler olsun. Bakınız sürece karşı çıkan, ancak yalnızca 'güvenlikçi reflekslerle' karşı çevrelerin argümanları üzerinden isterseniz bir değerlendirme yapalım değerli Türkiye halkları. Şöyle diyenler var: 'Bu süreç devleti zayıflatır. Bir gizli pazarlık yürütülüyor. Bir al-ver süreci. Gizli ajandalar var. Bizden saklanan bize söylenmeyenler var.' Aylardır şunu ifade ediyoruz. Bu bir al-ver süreci değil. Bu, gizli ajandaların olduğu bir süreç değil. Bu, 86 milyonun geleceğini ilgilendiren ve önümüzdeki yüz yılı birlikte kazanmamızı sağlayacak bir süreç diyoruz. Ancak buna rağmen bu argümanlarda ısrar edenlerin haklı gerekçeleri olduğunu tarih bize tecrübelerle farklı şekilde ortaya koyuyor ve böyle söylemiyor.
Bakınız 40 yıldır süren, hatta 52 yıldır süren çatışma bu devleti güçlendirdi mi? Hayır güçlendirmedi. Eğer güçlü olsaydı çatışmayla güçlenseydi ne olurdu? Bir demokrasiden bahsederdik bugün. Güçlü bir ekonomiden bahsederdik bugün. Krize saplanmış bir Türkiye demokrasisi ya da ekonomisi üzerine analizler yapıyor olmazdık ya da buna çareler arıyor olmazdık. O yüzden, binlerce insanın eli yüreğinde, milyonlarca eve ateş düştü bu sebeple. Parlanmış ateşi söndürmek istemek ancak güçlü ve demokratik bir ülke yaratarak mümkün olur.
"KALICI ÇÖZÜM İÇİN ÖNEMLİ BİR ADIM"
Çatışma bu yüzden kalıcı bir şekilde sonlanmalı. O yüzden sonlandıracak her adım bizim için değerli. Eksiklerine, yetersizliklerine rağmen önemli bir adımdır. Eli yüreğinde annelerin acısını hafifletmek, daha hiçbir annenin eli yüreğinde yaşamamasını sağlamak için hepimiz sorumluluk hissetmeliyiz. Ortada kendini feshetmiş, stratejik olarak silahlı mücadeleyi bitirdiğini ilan etmiş, silahlarını yakarak imha etmiş bir örgüt var. Şimdi bu örgüt için bir yasal çerçeve oluşturuluyor. Bunun hukuki sonuçlarını düzenleyecek bir çerçevede Nerede bir taviz var? Bu döngüden çıkmak gerekiyor.
'Yenme yenilme. Bölme bölünme. İnkâr, imha, isyan. Ya da ret.' Bunları geride bırakmak gerekiyor artık. Yeni dönemin yeni kelimeleri olmalı. O yüzden karşısında duranların da artık yeni argümanlara ihtiyaçları var. Aksi takdirde öne sürdükleri her şey ne yazık ki yalnızca hamaset olarak algılanır, siyasetsizlik olarak algılanır, sürece kategorik karşıtlık olarak algılanır ve esasa dokunmayan, reddeden, çatışmaya, kana ne yazık ki gözyaşının akmasına dönük bir gayret olarak algılanır. Böyle algılanmaması için yeni siyasetler üretmek, yeni siyaset üretmek gerekiyor.
"AYRILIKÇI BİR TALEP GELMEDİ"
Mesela sürecin hiçbir yerinde hiçbir zaman ayrılıkçı bir talep dile gelmedi. Oysa bazıları çıkıp ne diyorlar? Sanki böyle bir ülke bölündü bölünecek gibi bir takım propagandalar yapmaya çalışıyorlar. Bunların karşılığı yok. Bir ayrılık talebi yok. Aksi ne? Yalnızca güvenlikçi yöntemlerle ya da operasyonlarla çözülürmüş gibi bir takım argümanlar öne sürenler var. Bu yöntem 40 yıl kesintisiz bir şekilde denendi. Sonuç vermedi. Çatışma üretti. Sorunu derinleştirdi. Üstelik sorunun karakterini de değiştirdi. Uluslararasılaştırdı. O yüzden güvenli ülke çatışmanın nedenlerini ortadan kaldırmaya karar vermiş ve bu yönlü adım atmak için siyasi irade ortaya koymuş ülkedir. Bu da hukukla, siyasetle, diyalogla, müzakereyle mümkün. İçinden geçtiğimiz sürece böyle bakmak gerekiyor. Ve dünyada silahlı çatışmaların büyük çoğunluğu da diyalog ve müzakereyle ancak sona ermiş süreçlerdir.
'Daha önce denendi başarısız oldu, nasıl güveniyorsunuz' diyenler var. Onlara da bir cevap verelim. Doğru. Başarısız olmuş ve akamete uğramış yıllarda süreçler yaşadı Türkiye. Tüm taraflar akamete uğramış süreçlerden ders çıkarmalı. O yüzden bu süreç kalıcı bir biçimde özellikle hukukla çerçevelenmeli. Dersler de belli. Yasa, yasanın uygulanması, takvimi, toplumsal dayanışmanın arttırılması, bunun güçlendirilmesi; bugün geldiğimiz aşamada adım adım hayata geçirilmeye çalışılıyor. istenilen hızda olmasa da zaman zaman inişleri çıkışları olsa da doğrusal bir hatta ilerlemesi, bazen durağan bir hal bazen daha tempolu bir hal alsa da bunun bir şekilde rayına oturması için, ritminde ilerleyebilmesi için çaba sarf ediliyor. Bu çabayı görmezden gelmemek gerekiyor. Şimdi bakınız yasa var. İzleme için Meclis var, Meclis'in iradesi var.
"BEKLENTİLERİMİZİ KARŞILAMIYOR AMA..."
Yasa bizim beklentilerimizin tamamını karşılıyor mu? Hayır, bizim de beklentilerimizin tamamını karşılamıyor. Peki tek bir yasa hepimizin tüm beklentilerini karşılayabilecek güce sahip olabilir mi? Bu da gerçekçi bir yaklaşım değil. Rasyonel olan ki bunu ilk söyleyen partide biziz. Beklentilerimizin tamamını karşılamadığı için bu yasayı değersizleştirmemeli. Beklentilerimizi karşılayabilecek hale dönüştürmek için ortak mücadeleyi arttırmak gerekiyor. Binlerce insana tahliye yolunu açacak, özgürlük yolunu açacak. Yine bir o kadar insanın dönüşünü sağlayabilecek. Yurt dışından gelişleri sağlayabilecek yasadan bahsediyoruz. Türkiye'deki iklimi değiştirme potansiyeli taşıyan bir yasadan bahsediyoruz.
Bir de 'temel haklar yine erteliniyor' diyenler var, 'yasa kapsamında yok' diyenler de var. Evet, bu yasa kapsamında yok. Ancak bu yasanın, çatışmadan demokratik siyasete geçiş hukukunu oluşturma yasası olduğunu akılda tuttuğumuzda işte bu temel haklar, talepler Türkiye'nin demokratikleşmesine dair sorunlar dile getirildi. 'Düzenleme yapısal sorunlara dokunmuyor' diyenlere de son bir söz söylemek istiyorum bu başlıkta ve bağlamda. Biliyorsunuz, uygulama için bir teyit tespit mekanizması ve çeşitli kurullar öngörülüyor. Bu kurulların oluşturulması onların çalışmaya başlaması tüm bunlar önümüzdeki günlerde netleşecek başlıklar.
Barış çok değerli bir imkan ve bu ilk adımla ilk kez bir ihtimalden çok daha fazlası artık. Daha önce yine bu kürsüden barış artık yalnızca bir ihtimal değil demiştik. Bugün üzerine yasayla birlikte şöyle bir ekleme yapıyoruz. Bir ihtimalden çok daha fazlası.
ZAMANLAMA RİSKİ UYARISI
Bugün İmralı heyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşecek ve tabii ki son gelişmeler değerlendirilecek. Ancak takvime ilişkin, yasada da olduğu gibi bir teyit, tespit ve Milli Güvenlik Kurulu kararından sonraki bir zamana işaret ediliyor. Biz bir an önce uygulamaya geçilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Zamana yayılmaması gerekiyor. Zamana yayıldıkça riskler artabiliyor. Kamuoyunun aşina olduğu kavrama dönüştü; 'sürecin enfekte' olmaması için gereken her şey gerektiği süre içerisinde yapılmalı, uygulanmalı, beklentiler bu anlamda karşılanmalı.
DEMİRTAŞ VE YÜKSEKDAĞ AÇIKLAMASI
Hızla yasayla ilgili çalışmalar yapılacaktır. Ne Demirtaş'ın ne Yüksekdağ'ın içeride kalmasının gerektirecek bir hukuki neden yok. Bunu açık açık her zaman ifade ettik. Bir daha vurgulamak isterim. Siyasi nedenleri ortadan kaldırmak için bir sürecin içerisindeyiz. Ne Demirtaş'ın ne Yüksekdağ'ın ne de hakkında AİHM ve AYM kararları bulunan diğer siyasetçilerin ve tutsakların içeride tutulması için yeni bir yasal düzenlemeye gerek var. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda bu konuda ortak raporu var. Tüm siyasi partilerin altına imza attıkları rapor bu. Mesela bağlayıcılığı bulunan bu yargı kararlarını hayata geçirmektir. Bir saniyeda bile daha fazla içeride tutulmamalı. Demirtaş ve Yüksekdağ çoktan tahliye olmalıydı."




