DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin 5'inci Olağan Kongresi'nde yaptığı konuşmada, "Memlekete barış imkanı sunan, diyalog ve müzakerenin yolunu açan, başta Öcalan olmak üzere bütün siyasi aktörlere binlerce kez bir daha teşekkür etmek istiyorum" dedi.
DEM Parti 5'inci Olağan Kongresi, Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde başladı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin kongresinde yaptığı konuşmada partisinin geçmişiyle yüzleşmekten çekinmeyeceğini belirterek, toplumla bağın yeterince güçlü tutulamadığını, bazı meselelerde sesin geç duyurulduğunu ve bazı belediyelerde hedeflenen karşılığın alınamadığını, bu eksikliklerin sorumluluğunun parti yönetimi ve eş genel başkanlarda olduğunu söyledi.
Bakırhan, ekonomik kriz karşısında emek mücadelesini, halklar ve inançlarla bağ kurma, ekoloji mücadelesini güçlendirme, barış ve demokratik toplum sürecini toplumsallaştırma ile uyuşturucuyla mücadelede hedeflenen düzeye ulaşamadıklarını kaydederek, "Artık bundan sonra sadece 'Bu niye böyle oldu?' demeyeceğiz, yerine ne koyacağımızı tartışacağız" dedi.
Bakırhan, "Demokratik Cumhuriyet"i inşa etmek için yola koyulma vaktinin geldiğini dile getirerek, "Bu ülkenin bütün toplumsal kesimleri çok acı çekti. Biz de geleceği inşa etmek için geçmişe saplanmayacağız. Ama geçmişe projeksiyon tutmazsak geleceği sağlam kuramayız. Cumhuriyet'in yüzyılı, kuruluş iddiasının aksine bir hikaye ortaya çıkardı. Ülkenin üzerine dikilen dar elbiseye birçok çevre yama yapmaya çalıştı. Bunu bazen Kemalistler, bazen İslamcılar, bazen milliyetçiler yaptı. Ama bu yamalı elbise, maalesef toplumun üzerine bir türlü olmadı. Bu yüzyılda birbirimizi çok yorduk. Artık yamaların olmadığı, hepimizi kapsayacak bir Türkiye'ye, bir cumhuriyete, bir demokrasiye ihtiyaç var. Yeni bir toplumsal mutabakata ihtiyaç var" diye konuştu.
"GERÇEK BİR YÜZ YIL BARIŞLA, HUKUKLA, DEMOKRASİYLE OLUR"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı'nın bu sürece "Türkiye Yüzyılı" dediğini belirten Bakırhan, "Emin olun, bu süreci layıkıyla başarıya ulaştırabilirsek gerçekten yüz yıl Türkiye'nin olacak. Yüz yıl Kürtlerin, Alevilerin, ezilenlerin ve emekçilerin yüz yılı olacaktır. Gerçek bir yüz yıl barışla, hukukla, demokrasiyle olur. Buyurun, gelin rejimin parametrelerini demokrasi, hukuk, adalet ve eşitlik ilkeleri etrafında yeniden örelim. Demokratik Türkiye yüz yılına hep birlikte adım atalım. İşte bunu başarmak siyaset kurumunun emek vermesine ve sürece cesaretle sahip çıkmasına bağlıdır. Bu inanç, bu cesaret sadece bir partide var. O da DEM Parti'dir. Emin olun önümüzdeki yüz yılı kurtarmaya kararlıyız. Bir daha geçmiş yüzyılda Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, bu ülkede yaşayan emekçilerin, yoksulların aynı zulüm, baskı ve ekonomik yoksulluk içerisinde yaşamaması için kararlı bir şekilde bu yola revan olduğumuzu belirtmek istiyorum. Herkes önyargılarını kırar, korkularını bitirir, çıkarını halkın çıkarının arkasına koyarsa sadece yüz yılı değil, emin olun bölgede bin yılı kurtarırız" ifadesini kullandı.
"ENDİŞELENMEYİN..."
"Bugün bir başka baharın eşiğindeyiz" diyen Bakırhan, şunları kaydetti:
"50 yıllık çatışmanın ve şiddetin sonuna doğru yürüyoruz. Memlekete barış imkanı sunan, diyalog ve müzakerenin yolunu açan, başta Öcalan olmak üzere bütün siyasi aktörlere binlerce kez bir daha teşekkür etmek istiyorum. Yüz yıldır isyan ve inkar denklemine sıkıştık. Şimdi Türkiye bu kısır döngünden çıkmak istiyor. Kürtlerin ikbaliyle Türkiye'nin istikbalinin aynı parametrelerde buluştuğu bir dönemde yaşıyoruz. Kürtlerin ikbalini ve ülkenin istikbalini aynı noktada buluşturanın sırtı emin olun yere gelmez. Türkiye son 50 yılda Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden kaynaklı çok büyük maliyetler ödedi. Orta Doğu'da oyun kurucu vasfını kazanabileceği her denklemde Kürt dengesiyle karşı karşıya kaldı. Kürt dengesini lehe çözecek bir süreç içerisindeyiz. Artık maliyet ödeme değil, hasat alma dönemidir. Artık sefalet değil, bereket dönemidir. Bu ülkenin her bir vatandaşının ve akrabalarının kazanımını kendi kazanımını gören bir anlayışa ihtiyaç var. Nasıl ki Azerbaycan'ın, KKTC'nin kazanımı Türkiye'nin ve Türkiye'de Kürt'ün kazancı olarak görülüyorsa, Irak'taki, İran'daki ve Suriye'deki Kürtlerin kazanımı da Türkiye'nin kazancı olarak görülmelidir. Tehdit olarak görülmemelidir. Kürt'ün kazanımı Türkiye'nin kazanımıdır. Türkiye'nin kazanımı Kürt'ün kazanımıdır. Kürt kazanınca Türk, Türk kazanınca Kürt kazanacaktır. Bugün barış süreciyle birlikte Türkiye'yle Kürtlerin çıkarlarını ortak bir paydada buluşturuyoruz. Güçlü ve büyük Türkiye'ye inanıyoruz. Fakat bunun nasıl olacağı konusunda yıllarca ayrıştık. Bize göre güçlü ve büyük Türkiye, demokratik olan bütün kimlikleri ve inançları eşit mesafede duran bir düzlemde mümkündür. Kürtler kurucu bir aktör olursa Türkiye güçlenir, Orta Doğu istikrar kazanır. Orta Doğu'yu barışın ve yaşamın coğrafyası haline getirebiliriz. Artık yüzyıllık Sykes-Picot parantezini kapatmamızın zamanı geldi. Yeni bir dönemin başladığının bilincindeyiz. DEM Parti olarak bu sürece hazır olduğumuzu dile getirmek istiyorum."
"ÜÇÜNCÜ YOL" VURGUSU
Bakırhan, toplumun, siyasetin ve devletin değiştiğini, dünyada siyasetin başka bir kulvara girdiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
"Saatin akrebi yerinden oynadı. Artık zamanı ve siyaseti eski noktada kimse tutamaz. Biz de değişeceğiz. Bu değişime göre konumlanacağız. Ayakta kalacağız. Ve yönetim iddiamızı en güçlü biçimde ortaya koyacağız. Özellikle 10 yıllık süreçte konjöktürel tercihlerimiz oldu. Kategorik olarak Türkiye'deki hakim iki siyasi geleneğin çizgisini kendi çizgimiz olarak asla görmedik. Kendi yolumuzu belirledik, yolumuza üçüncü yol dedik. Tabanımızın önceliklerini ve Türkiye halklarının demokratik geleceğini önceledik. Konjüktöre göre hamle yapmak, strateji belirlemek siyasetin gereğidir. Biz ilkelerimizden taviz vermeden hep bunu yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Verdiğimiz kararların sevabı da günahı da bizimdir. Her dönem verdiğimiz kararlarla siyasete yön verdik. Her zaman siyasal önceliklerimize göre pozisyon alıyoruz. Önceliklerimize rehberlik eden tek şey kendi çizgimiz ve 86 milyonun ortak geleceğidir. Şimdi artık sadece oyun bozan değil, oyun kuran ve Türkiye'yi yönetmeye aday konumdayız. 100 yıllık cumhuriyet tarihinde bu ülkeyi iki siyasal gelenek yönetti. Hangi tarihsel sorunları kalıcı şekilde çözebildi bu iki siyasal gelenek? Hangisi yetkiyi milletten alınca toplumun derdini unutmadı? Hangisi sorunlarımızı çözdü? Hangisi 100 yıldır içerisinde debelendiğimiz bu sorunların çözümü için sorumluluk aldı? Ne AKP öncesi Türkiye bir cennetti ne AKP dönemi bir tür modern asrı saadettir. İddiamız ve çözümümüz farklıdır. Biz başka bir siyaset anlayışının mümkün olduğuna inanıyoruz. Ve onun mücadelesini yürütüyoruz. Müstakil siyasetimizi güçlendirmek için inançla ve kararlılıkla yolumuza bakacağız, yolumuzdan yürüyeceğiz. Türkiye'de demokrasi hastalığının mutasyon geçirdiğini düşünüyoruz. Ama bazıları hala eski reçetelerde derman arıyor. Türkiye'de devlet, toplum ve sermaye dönüştü. Artık biz de demokrasi mücadelesinde yeni yol ve yöntemler bulmalıyız. Bugün siyasal mücadelemizi her zamankinden daha güçlü şekilde üçüncü yolda kuruyoruz. İlle de hak diyoruz. İlle de halk diyoruz. İlle de ezilenler diyoruz. İlle de demokrasi, ille de hukuk diyoruz. Yolumuz üçüncü yoldur. Yolumuz demokrasi ve barış yoludur. Çünkü yolumuz halkın yoludur. Yoksulun, kadının, inançların, emekçilerin, ezilenlerin yoludur. Bu yolda başarıya ulaşmak için daha fazla emek vereceğiz."




