DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Grup Toplantısı’nda konuşmak üzere kürsüye geldi. Hatimoğulları'nın gündeminde; 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ın mesajı ve İran ile ABD-İsrail savaşı yer aldı.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Grup Toplantısı'na sadece kadınlar katıldı. Toplantı öncesi 8 Mart'a ilişkin bir sinevizyon gösterimi yapıldı.

CHP lideri Özel, Numan Kurtulmuş'un iftarına gitmekten vazgeçti! Yine balta çektiler
CHP lideri Özel, Numan Kurtulmuş'un iftarına gitmekten vazgeçti! Yine balta çektiler
İçeriği Görüntüle

"ACİLEN SORUŞTURMA BAŞLATILMALI"

Hatimoğulları'nın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

- Kapitalist erkek egemen sistemin son ifşası Epstein dosyası. Bu dosyası patriarkal kapitalizmin ve onu savunan devletlerin kadın ve çocuk bedenleri üzerindeki tahakkümünün görünür kılan bir kırılma anıdır. Bu kirli ağ, erkek egemen düzenin suçlarını nasıl koruduğunu ve cezasızlığı nasıl sistematik hale getirdiğini bir kez daha açığa çıkarmıştır. Epstein dosyasında Türkiye'de adı geçen kişiler hakkında hala soruşturma başlatılmış değildir. Bu utanç vericidir, acilen soruşturma başlatılmalıdır.

"BÖLGEYİ SARMA İHTİMALİ YÜKSEK"

- (İran ile ABD-İsrail savaşı) Bu savaşlar emperyalist sistemin küresel ölçekte kendini dizayn etme savaşlarıdır. Ne yazı ki Ortadoğu'da otoriter rejimler ya emperyalist güçlerin bölge vekilliğini sürdürerek ya da otoriterliklerinde her anlamda ısrar ederek kendi haklarının ölümü pahasına bu savaşların bir parçası olmaya devam ediyor.

- ABD-İsrail, İran ile masada müzakereleri devam ettirirken İran'a saldırı gerçekleşti. Bu savaşın bölgenin tamamını sarma ihtimali son derece yüksek. Daha şimdiden Irak, Lübnan ve Körfez ülkelerini sarmış durumda. Bölge adeta kanlı bir kaosa sürükleniyor. Bu saldırılarda İran'da bir kız okulu bombalandı, hepiniz izlediniz. Bu okulda yaklaşık 170 kız çocuğu katledildi. Yüzlercesi yaralı ve yine kadın ölümleri yine çocuk ölümleri ve yine erkeklerin başlattığı savaşların sonuçları. Bizler bu saldırıyı kadınlar olarak şiddetle kınıyoruz.

"ÇÖZÜM İRAN'IN BOMBALANMASI DEĞİLDİR"

- İran'da molla rejiminin kadınlara, işçilere, emekçilere, halklara karşı baskıcı ve otoriter yaklaşımının net olarak karşısındayız. Demokratik zeminde haklarını arayanlara karşı sergiledikleri sert müdahaleleri asla kabul etmiyoruz ancak çözüm emperyalist güçlerin İran'ı bombalamasında değildir. Savaşın bölgeye yayılarak çok sayıda sivilin katledilmesinde hiç değildir.

- ABD-İsrail'in başlattığı savaş buradan meşrulaştırılamaz. İran'ın kaderini İran halkları belirler. Kürtler, Azeriler, Farslar belirler. ABD ve İsrail saldırılarına acilen son vermelidir. Taraflar ateşkes ilan etmelidir ve derhal masaya dönülmelidir. İran rejimi kendi yurttaşı olan kadınların, yoksulların, gençlerin, Kürtlerin ve bütün halkların demokratik taleplerini harfiyen yerine getirmelidir. Çözüm savaşta değil, çözüm Demokratik İran rejiminin inşasıdır.

"SAÇ ÖRGÜSÜ BURADA"

Bir direnişçi kadının cansız bedeninin binadan atılması, başka bir kadının saç örgüsünün kesilip teşhir edilmesi tesadüf değildir. O kesilen saç örgüsü, kadınların mücadelesinde. Bütün dünyayı sardı. Sadece Ortadoğu'da, Suriye'de değil, bütün dünyada kadınlar saçlarını ören eylemlerle bu gerici karanlık erkek zihniyetine karşı cevap verdi. Bugünkü şalımızın simgesi saç örgüsü. Saç örgüsü burada. O kadınların direnişi kadın örgütlerinde devam edecek.

Bizler güvenceli iş, aş ve barınma; yaşanabilir ücret, yaşanabilir emekli aylığı, eşit işe eşit ücret; mobbingsiz, tacizsiz, şiddetsiz ortamlarda çalışma koşulları oluşuncaya kadar mücadelemizi devam ettireceğiz. Kadınların yaşamlarını "yargı paketlerine" sıkıştırarak koruyamazsınız.

"ÖCALAN ALTINI ÖNEMLE ÇİZDİ"

Geçtiğimiz cuma günü, Sayın Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı tarihi çağrı olan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın yıl dönümüydü. Bu vesileyle Ankara'da kapsamlı bir toplantı gerçekleştirdik; toplantıda Sayın Öcalan'ın gönderdiği çok önemli mesaj okundu. Sayın Öcalan mesajında, bir yıllık gelişmeleri özetleyerek bundan sonraki yeni aşamaya, yani “demokratik entegrasyon” aşamasına vurgu yaptı; “Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin başlangıcı kadar önemlidir” tespitiyle bu sürecin ne kadar tarihî olduğunu bir kez daha vurguladı. Demokratik entegrasyon aşaması için kendisinin ve örgütünün üzerine düşeni büyük bir ciddiyet ve titizlikle yerine getirdiğini, şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp bundan sonra yeni bir siyaset döneminin kapılarını araladığını, demokratik toplum ve hukuk temelli bir sürecin açılması gerektiğinin altını önemle çizdi.

Her defasında ifade ettik; farkındayız. Ancak şimdi söyleyeceklerimi, gereği yerine getirilinceye kadar tekrar etmeye devam edeceğiz. Kürt halkı çok talepte bulunuyor; herkes biliyor ki bu talepler sadece Kürt halkının değil, herkesin gelişmesine vesile olacak. AİHM ve AYM kararlarının uygulanması, kayyım atanan belediyelerin halka ve seçilmişlere iadesi, cezaevindeki hasta tutsakların tahliyesi, infaz yakmaların son bulması Bunlar için yeni bir anayasa düzenlemeye gerek yok; mevcut anayasa uygulanırsa bunlar hayata geçecektir. Sayın Öcalan'ın koşulları ve statüsünün de yasal bir düzenlemeyle tanınması, hukuki güvenceye alınması gerekiyor. Bunlar için beklemeye de gerek yok; bir an önce bu adımlar atılmalı. Somut adım atılmadığı sürece toplumun sürece olan inancı zayıflıyor.

"SÜRECİ ÜÇ TEMEL ADIM ÜZERİNE İNŞA EDEBİLİRİZ"

Bu süreci genel anlamda üç temel adım üzerine inşa edebiliriz; hem bu üç adım yalnızca Kürtler için değil, bütün Türkiye içindir. Birincisi: Kürtler, Aleviler, bütün farklı halklar ve inançlar eşit yurttaşlık temelinde, Demokratik Cumhuriyet hukukunun güvencesinde yaşayabilsin; buna "özgür yurttaş yasası" da diyebiliriz. PKK meselesine ilişkin çıkarılacak çerçeve yasa ile özgür yurttaş yasasını tamamlayabiliriz; ceza değil, çözüm odaklı bir yaklaşımla eşit yurttaşlığı inşa edebiliriz.

İkincisi: Yerel yönetimler güçlendiğinde insanlar kendi mahallelerini, kendi geleceklerini daha iyi şekillendirebilir. Avrupa'nın yerel yönetim özerklik şartı bu konuda bize makul bir yol haritası sunuyor. Demokratik Türkiye'nin mührü yerel demokrasidir.

Üçüncüsü: Siyasi ve toplumsal örgütlenmenin önü açılabilir; bu bir lütuf değil, 21. yüzyıla yakışır temel bir haktır. Yeni bir sivil/demokratik toplum yasası ile toplumun nefes alması sağlanabilir. Bu üç adım birlikte atıldığında hem kalıcı bir barışın hem de gerçekten demokratik bir Cumhuriyetin kapısı aralanabilir. Bu adımlar, Kürt meselesini siyasi ve hukuki zemine çekeceği gibi Türkiye'nin demokratikleşmesine de önemli katkılar sunacaktır."