Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı'na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, mutlak butlan kararının ardından ilk kez genel merkeze 30 Mayıs Cumartesi günü bayramlaşma programı kapsamında gitti. Kılıçdaroğlu 2,5 sene sonra ilk kez 12'nci kattaki makam odasına çıktı, görüntü verdi.
Kılıçdaroğlu daha sonra CHP Genel Merkezi önünde toplanan taraftarlarına seslendi. Kılıçdaroğlu buradaki konuşmasında daha çok parti içinde yaşanan tartışmalara değindi. Kılıçdaroğlu'nun ogünkü konuşması halen tartışılmaya devam ederken Kemal Kılıçdaroğlu'nun danışmanı Abdurrahman Yargucı sosyal medya hesabından Kılıçdaroğlu'nun konuşması hakkında iki bölümden oluşan bir yazı yayımladı.

Abdurrahman Yargucı
İşte Yargucı'nın o yazısı:
1- Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun 30.05.2026 günü CHP Genel Merkezi’nden yaptığı bayramlaşma konuşması, Cumhuriyet Halk Partisi özelindeki konu başlıklarını aşarak, ülkenin ulusal bütünlüğüne sirayet edecek önemli hususların da gündeminde olduğu gerçeğinin altını çizmiştir.
Sayın Kılıçdaroğlu konuşmasının henüz başında, “Partiye geri dönüş” gündeminin yalnızca CHP iç meseleleri olmadığını, yakın tarihimizde ülkemizin temelini sarsmaya yönelik ve bertaraf edilen girişimlerin gelecek için oluşturduğu tehditlerin, bu kez yön değiştirerek nasıl da güçlendiğine dikkat çekmiştir:
“Bugün burada Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarihsel namusunu, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik güvenliğini, millet iradesinin onurunu ve devlet aklının geleceğini konuşmak için bulunuyorum.”
Bugün, “Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik güvenliği” eleştirisi, CHP’nin gündemi olduğu kadar Türk siyasetinin de birincil konusu haline gelmiştir. “Yaşadığımız mesele yalnızca bir kurultay tartışması değildir. Yalnızca kimin genel başkan olacağı meselesi de değildir.” derken, Türk siyasetini dizayn etmeye çalışan “Baronlar”a da seslenerek, “Bu mesele Türkiye'de siyasetin ahlakla mı, parayla mı, hukukla mı, operasyonla mı, millet iradesiyle mi, aparatlar üzerinden mi şekilleneceği meselesidir.” Vurgusu, CHP bahçesini Cumartesi günü aşarak tüm memlekete sirayet etmiştir.
Dolayısıyla, 2023 Kasım’ından sonra buluştuğu, kucaklaştığı, hasret giderdiği partilileri ile esas gündemi iktidar eleştirisi değilken dahi iktidar, bu eleştirilerden nasibini almıştır.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözünü ettiği baronlar kimlerdir? Kimler parayla, operasyonla, ahlaksız pazarlıklarla siyaset mühendisliğine soyunmuştur? Pavyon masalarında delege ahlakını satın alan irade, Kılıçdaroğlu’nu devre dışı bırakarak aslında ne için tehdit oluşturmaktadır? Ve neden Sayın Kılıçdaroğlu, “O kurultay Türk siyaseti için bir milattır!” demektedir?
Bir siyasi parti kurultayının sonucunu değiştiren para ve güç odakları, yarın ulusal sınırlarımızın güvenliğini de masalarda meze konusu yapma ehliyetine sahiptir. Tam da bu noktada yaşadığımız mesele, bir kurultay ya da bir “kim genel başkan olacak” gündemi değildir; Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik güvenliğinin büyük bir tehdit altında oluşuna tanıklık ettiğimiz gerçeğidir. Ahlakı birkaç bin dolara satın alınmış iradelerin önüne yüz bin defa kurultay sandığı koysanız da çıkacak sonuç, ahlaki arınmanın kaçınılmaz olduğu gerçeğidir. Unutulmamalıdır ki iradesi satın alınamayanların olduğu yerde, ahlakı satın alamayacakların işi yoktur. Bu amaç ve gayeler doğrultusunda, bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin bahçelerinde “satın alınacak delege” söylemiyle partimizin tarihsel birikimine ve onurlu üyelerine hakaret edenler, gerçekte yalnızca bir delege avına çıkmış değildir. Onlar, yarın sizin evinizin bahçe kapısını dahi zorlayabilecek cüreti ve özgüveni inşa etmenin peşindedir.
Bugün asıl sorulması gereken soru şudur: Bu kadar para, bu kadar güç ve bu kadar siyasi operasyon kimin adına, ne için yani hangi amaç için kullanılmaktadır?
Türkiye'nin yakın geçmişi, dışarıdan yönlendirilen yapıların ve onların içerideki uzantılarının bu ülkeye nelere mal olduğunu hepimize göstermiştir. Devletin kurumlarına sızanların, siyaseti yönlendirmeye çalışanların ve millet iradesini kendi hesaplarına göre şekillendirmek isteyenlerin ülkeye nasıl bedeller ödettiği hala hafızalardadır.
Ne yazık ki bugün de benzer yöntemlerin farklı aktörler eliyle yeniden sahneye konulduğuna dair ciddi endişeler vardır. Siyasetin ilkelerle değil ilişkilerle, emekle değil parayla, fikirle değil organizasyonlarla şekillendirilmeye çalışılması başlı başına bir çürümeninde göstergesidir.

2-Normalleşme adı altında yürütülen sürecin, siyasi nezaket sınırlarını aşarak ilkesiz bir yakınlaşmaya dönüşmesi ise bu kaygıları daha da artırmıştır. Çünkü normalleşme; siyasi partilerin birbirine benzemesi değil, demokrasinin kuralları içinde mücadele etmesidir. Rakiple mücadele etmek yerine rakibe benzemeye başlayanların kendi tabanlarında oluşturduğu hayal kırıklığı bugün açıkça görülmektedir.
Ahlakı satın almak, bir partiyi ele geçirmek demek değildir. Ahlakı satın almak; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün emanetini, kişisel hesapların ve geçici çıkarların konusu haline getirmektir.
Dün belirli çıkar çevrelerinin etkisi altında şekillenen siyaset anlayışının, bugün başka odakların etkisine açık hale gelmesi de ayrıca ve dikkatle sorgulanmalıdır. Çünkü mesele artık yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi'nin meselesi olmaktan çıkmıştır. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik düzenine ve siyasal ahlakına yönelik bir sınamaya dönüşmüştür.
BABA OCAĞI TÜRKİYE’DİR!
İki yıldır sık sık dile getirilen Baba Ocağı metaforu üzerinden yürütülen algı operasyonlarına da değinmek gerekir. Sayın Kılıçdaroğlu, “Baba Ocağı” meselesini gündeme getirdiğinde yine bir metafor kullanarak bu meseleyi sorgulamamızı sağlamıştır. Nedir baba ocağı? Babanızın evi mi? Üzerinde yaşadığınız, nefes aldığınız, iradenizi özgürce savunduğunuz topraklar yani Vatan mı?
Öyle anlaşılıyor ki Kılıçdaroğlu’nun sözünü ettiği baba ocağı, Türkiye’nin ta kendisidir. Eğer babanızın ocağında rüşvet, ahlaksızlık, gayriahlaki ilişkiler toplamı ve ne idüğü belirsiz ancak parası olanların insan ve irade avına çıktığı bir düzen düşünemiyorsanız, orası babanızın evi değildir. Eğer tüm bunlar Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında oluyorsa, bu durum yine iktidarın temel sorun ve zafiyetlerinden biri haline dönüşmüş demektir. Türkiye Cumhuriyeti; rüşvetçilerin, ahlaksızların ve insanların parayla alınıp satıldığı bir yer haline dönüşmüşse, problem CHP saflarını çoktan aşmış, iktidarın kontrol etmekle yükümlü olduğu “sınırlara” ulaşmış demektir.”
Unutulmamalıdır ki, 30 Mayıs günü Kemal Kılıçdaroğlu bir ulusa sesleniş konuşması yapmamıştır.
Seçim konuşması yapmamıştır.
“Adayım.” dememiştir.
Sevinç çığlıkları, zafer naraları da atmamıştır.
Ancak iktidar ile iş tutanların, arka kapı diplomasisi yürütenlerin, Türkiye’nin demokratik yapısını zayıflatanların ve millet iradesini farklı hesaplara tahvil etmeye çalışanların ipliğini pazara çıkararak Bayramlaşma törenini iktidara yönelik güçlü bir siyasi mesaja dönüştürmüştür.
Yani Kemal Kılıçdaroğlu, 2023 yılına fiilen geri dönmüş; iktidar ile normalleşmek adına genleri değiştirilen CHP’yi 1923 kodlarına döndürmek için yüz yıllık tarihi bir sorumluluğu daha üstlenmiştir.




