Güncel

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Filistin Devleti'ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Filistin Devleti'ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti'nin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Filistin Devleti'ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti'nin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün New York'ta başlayan BM 81. Genel Kurulu görüşmelerinin ilk gününde dünya liderlerine hitap etti. Konuşmasına, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın üst üste iki yıldır salonda yerini alamadığını anımsatarak başlayan Erdoğan, Filistinlilere yönelik bu haksızlığın vicdanları yaraladığını belirtti. Erdoğan, "Bilinmesini isterim ki Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler tıpkı geçen yıl olduğu gibi özgür ve egemen Filistin Devleti'nin sesi olacak, Filistin halkının bu mücadelesini bu kürsüden dünyaya duyurmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle bugün bir kez daha Filistin Devleti'ni henüz tanımamış tüm ülkeleri bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyorum" ifadelerini kullandı.

Geride bırakılan 12 ayın 60'ı aşkın çatışma ve savaşla son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçtiğine dikkat çeken Erdoğan, Gazze'den Ukrayna ve Rusya'ya, Myanmar'dan Darfur'a, İran'dan Lübnan'a 250 bin insanın hayatını kaybettiğini söyledi. Çok daha fazla tarifsiz acılar yaşandığını belirten Erdoğan, "Yüz binlercesi doğduğu, büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı. Yalnızca Gazze'de son üç yılda çoğu çocuk ve kadın 74 bin kardeşimiz İsrail'in devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze halkı halen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor. Eşlerinin, çocuklarının, anne-babalarının naaşlarını çıkarıyor. İsrail'in saldırılarında ellerini, ayaklarını kaybetmiş masum yavrular tahtadan yapılan protezlerle okullarına gitmeye, hayata tutunmaya çalışıyor" dedi.

Erdoğan, Gazze'deki hastanelerde yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70'inden fazlasının şu anda hizmet veremediğini söyleyerek, "Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba, bir dede olarak bu kürsüden bizim için vicdanımız parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım. Gazze bugün sadece dünyanın en büyük çocuk kabristanı değildir. Aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgedir. Gazze çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır. Başkan Trump'ın gayretleri ve bizim de dahil olduğumuz ülkelerin katkılarıyla varılan ateşkes sonrasında bile katledilen Gazzelilerin sayısı bin 500'ü aşmıştır. Filistin Direniş Hareketi, Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişi kabul ettiği halde, İsrail hükümeti işgali durdurmaya yanaşmıyor" şeklinde konuştu.

"BU TAYYİP ERDOĞAN'IN ŞAHSİ MESELESİ DEĞİL"

Batı Şeria'da yerleşimci terörünün en ağır döneminin yaşandığını vurgulayan Erdoğan, Kudüs'te Müslüman ve Hristiyanların kutsal mekanlara erişiminin engellendiğini dile getirdi. Erdoğan, "Şimdi değerli dostlarım, bugün kalbimle kelamım arasına yine perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim. Kimse kusura bakmasın. Kimse gücenmesin, alınmasın. Bu Tayyip Erdoğan'ın şahsi meselesi değildir. Bu insani bir meseledir. Hepimiz için vicdani bir meseledir. Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var. Karşımızda son derece vahim bir tablo var. Yüreğinde insanlık olan, yüreğinde merhamet, şefkat olan insaf ve vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz" diye konuştu.

Bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak için kurulan BM Teşkilatı'nın bu görevini icra edemez hale geldiğini, daha doğrusu getirildiğini belirten Erdoğan, teşkilatın kan kaybetmeye devam ettiğini söyledi. Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü:

“GÜVENLİK KONSEYİ ‘DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR’ İLKESİNE GÖRE REFORME EDİLMELİDİR”

"Filistin'de, Lübnan'da, Sudan'da ve diğer kriz bölgelerinde umutlarını BM'ye bağlamış olanlar derin bir hayal kırıklığı içindedir. Ama hatırlatmak isterim ki bir gün herkes insanlığın ortak vicdanına sığınmak zorunda kalacaktır. Bugün kendimizi güven içinde, refah içinde, esenlik içinde hissedebiliriz. Çatışma bölgelerinden, kriz bölgelerinden uzakta, konfor içinde yaşayabiliriz. Fakat yarın ne olacağını, başımıza ne geleceğini hiçbirimiz bilemeyiz. Bunun için uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden tesisine odaklanan bu yılki Genel Kurul temasını fevkalade isabetli buluyorum. Sayın Genel Sekreter'in BM 80 Girişimi dahil bu yönde sarf ettiği samimi çabaları destekliyoruz. Bu reform iradesinin müteakip Genel Sekreter döneminde de sürdürülmesini bekliyoruz.

Eğer BM'ye olan güven gerçekten artırılmak isteniyorsa, yapılması gerekenler bellidir. Gazze'de çocuklar güven içinde olacak. Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçaklarını, İHA'ları, SİHA'ları değil, özgürce süzülen uçurtmaları görecek. Lübnan'da çocuklar gecenin bir vaktinde bomba sesleriyle uyanmayacak. Asyalı emekçilerin alın teri vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek. Afrikalı kardeşlerimiz geleceklerine en az müreffeh ülkelerin vatandaşları kadar güvenle bakacak, umutla bakacak. BM'ye güven ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir. 190'dan fazla ülkenin iradesinin beş ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı kabul edelim ki ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir. Güvenlik Konseyi 'Dünya beşten büyüktür' ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir."

"CEZASIZLIĞIN SIRADANLAŞTIĞI BİR ULUSLARARASI SİSTEM ÇÜRÜMEYE MAHKUM"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir yandan hızla gelişen teknolojiye ayak uydurulması gerekirken, diğer yandan daha adil bir düzenin inşası gibi meşakkatli ancak ulvi bir sorumluluk taşındığına işaret etti. Bazı temel prensipleri paylaşmak istediğini kaydeden Erdoğan ilk olarak, uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetinde olduklarını belirtti. "Unutulmasın ki yapanın yanına kar kaldığı, dahası cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkumdur" diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

"İkinci olarak, uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı her aşamada yeni bir yol açmak için bölgesel sahiplenmeyi kullanmak durumundayız. Türkiye olarak bu ilkeyle hareket ettiğimiz Karadeniz Tahıl Koridoru gibi her konuda netice aldık, hem bölgesel hem küresel güvenliğe katkı sunduk. Üçüncü olarak, iş birliğini ve açık diplomasiyi devletler arası münasebetlerin merkezine koyan bir anlayışı mutlaka yeniden tesis etmeliyiz. Güvensizlik üzerine bina edilen bir siyaset anlayışının kazananı olmadığını tarih bize acı tecrübelerle pek çok defa göstermiştir.

Dördüncü olarak, dünya genelinde gittikçe derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten yeni bir paradigmayı beraber inşa etmeliyiz. Biz bunun yolunun ortak kalkınma, dayanışma ve bağlantısızlıktan geçtiğine inanıyoruz. Birbirine yollarla, ticaretle, enerji hatları ve ortak üretimle bağlanan toplumlar eninde sonunda huzur ve istikrarda birleşecektir. Son olarak, insan merkezli teknoloji anlayışını hakim kılarak teknolojiye sahip olanlar ve olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz. Bilinmelidir ki tekno kutuplaşma ve dijital hegemonya ne BM merkezli sistemin ne de onun asli unsuru olan devletlerin hayrınadır."

"KÖRFEZ'DEKİ SAVAŞ ORTAMININ SONA ERDİRİLMESİ İÇİN ÇABALARIMIZ SÜRÜYOR"

Türkiye olarak bu ilkeleri sadece dile getirmekle kalmadıklarını, attıkları her adımda daha adil ve insani bir uluslararası sistemin arayışında olduklarına değinen Erdoğan, bölgesel sahiplenme anlayışıyla Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurulan Savunma İttifakı ile hem dayanışmayı perçinliyor hem de bölgedeki sorunlara bölge içerisinden çözümler üretmeyi amaçladıklarını söyledi. Erdoğan, "Körfez'de fitili ateşlenen çatışma ve savaş ortamının sona erdirilmesi için ilgili aktörlerle yürüttüğümüz çabalarımız sürüyor. Buradaki çatışmaları civar bölgelere yaymak gibi tehlikeli bir girişimin kimseye faydası olmadığının altını önemle çiziyorum" dedi.

Erdoğan, "Gazze'de ise bir yıl evvel Şarm el-Şeyh'te attığımız imzanın takipçisiyiz. Gazze'nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor. Bu konuda sizleri İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya davet ediyorum. Şunu herkes artık kabul etsin. Filistin Devleti'ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti'nin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz" şeklinde konuştu.

"SURİYE HALKININ YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ"

Suriye'nin 8 Aralık Devrimi ile birlikte yeni bir yola girdiğini belirten Erdoğan, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğinde Suriye'nin her türlü iç ve dış tehdide rağmen güvenli, huzurlu bir ülke olma hedefine doğru ilerlediğini gördüklerini vurguladı. Erdoğan, "Bu yolculuklarında kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz. Bir diğer komşumuz Irak'ta devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve istikrarın tahkim edilmesi çabalarına desteğimiz tamdır. Kalkınma Yolu Projesi başta olmak üzere bölgemizin refahını artıracak stratejik ulaştırma ve enerji projelerinde Irak ile iş birliği içinde çalışıyoruz" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Ukrayna'nın egemenliği ve toprak bütünlüğü sağlanarak sona ermesinin samimi arzuları olduğunu kaydederek, "Karadeniz'de seyrüsefer emniyetinin yeniden tesisi, gıda güvenliğinin temini ve savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasının önlenmesi amacıyla taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz'de ticari gemilere yönelik son saldırıların kim tarafından yapılırsa yapılsın kabul edilemez olduğunu bilhassa vurguluyorum. Girit Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiğine inanıyoruz" ifadelerini kullandı.

KKTC'NİN TANINMASI ÇAĞRISI

Ege ve Doğu Akdeniz'de mevcut meselelerin iyi komşuluk ilişkileri temelinde ve uluslararası hukuka uygun biçimde çözülmesini arzu ettiklerini dile getiren Erdoğan, Doğu Akdeniz Konferansı önerilerinin müşterek bir zemin oluşturulmasına katkı yapacağını söyledi. Erdoğan, "Bu vesileyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulları'nda yaptığım çağrıyı bugün bir kez daha tekrarlıyorum. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayri insani izolasyon artık son bulmalıdır. Uluslararası toplumu KKTC'yi tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum" dedi.

Erdoğan, Türkiye'nin gelişen savunma sanayisiyle, şoklara karşı dirençli ekonomisiyle çatışmaların ortasında adeta bir istikrar adası olmayı sürdürdüğüne işaret ederek, Türkiye'nin Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olarak kıtanın refah ve güvenliğinin temininde önemli roller üstlendiğini vurguladı. Temmuz ayında başarıyla ev sahipliği yapılan NATO Ankara Zirvesi'nin ortak güvenliğe ilişkin kararlılığın somut bir nişanesi olduğunu kaydeden Erdoğan, "Türkiye'nin güvenlik mimarisinin dışında bırakıldığı bir Avrupa'nın daha güçlü, daha güvenli olması açık söylüyorum mümkün değildir. Biz Avrupa Birliği ile geleceğimizi işte bu stratejik vizyonla şekillendiriyoruz. Aynı vizyonu Birlik'ten de bekliyoruz" şeklinde konuştu.

"Balkanlar bizim güçlü tarihi, kültürel ve beşeri bağlarımızın olduğu bir bölgedir" diyen Erdoğan, Balkan Barış Platformu'nda birliği derinleştirecek ortak adımlar attıklarını söyledi. Güney Kafkasya'ya bakışlarının da son derece net olduğuna değinen Erdoğan, Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barışın tesisini temenni ettiklerini söyledi. Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın ortaya koydukları çözüm iradesini takdirle karşılayıp desteklediklerini dile getirdi. Erdoğan, Ermenistan ile yürütülen normalleşme sürecini de kararlılıkla ilerlettiklerini söyledi.

Erdoğan, Türk Devletleri Teşkilatı'nın yıldan yıla güçlenen örnek bir bölgesel iş birliği modeli haline geldiğini belirterek, 30 Ekim'de Ankara'da yapılacak 13. Liderler Zirvesi'nin, Teşkilat'ın önünde yeni kapılar, yeni ufuklar açacağını söyledi. Erdoğan, Aralık ayında Libya'da düzenlenecek 4. Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi'nin ise 20 yılı aşkın süredir geliştirilen kurumsal ortaklığın sembolü olduğuna işaret etti.

"LİBYA'DA İSTİKRARIN KORUNMASI ÖNCELİĞİMİZ"

Güney Asya'da Keşmir meselesi dahil tüm ihtilafların BM Şartı ve ilgili kararları çerçevesinde diyalogla ele alınmasının önemine değinen Erdoğan, şöyle konuştu:

"Yapıcı hareket edildiği takdirde her türlü sorunun çözümü mümkündür. Aynı durum Afrika kıtasındaki gerilimler için de geçerlidir. Sudan'da ateşkes ve kalıcı barış çabalarına, Somali'de güvenlik, kalkınma ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi gayretlerine desteğimiz tamdır. Libya'da istikrar ve sükunetin korunması önceliğimizdir. Gündemdeki uzlaşı sürecinin Libyalıların liderliği ve sahipliğinde yürütülmesi zaruridir. Biz de Türkiye olarak bu sürecin başarısı için desteğimizi sürdürüyoruz. Öte yandan Yeniden Asya Girişimimizle Asya-Pasifik'teki ortaklarımızla ilişkilerimizi geliştirmeye devam ediyoruz. ASEAN ile ilişkilerimizin diyalog ortaklığı düzeyine yükselmesini bu yaklaşımın somut bir neticesi olarak görüyoruz. Aynı şekilde Latin Amerika ve Karayip ülkeleriyle ilişkilerimizi karşılıklı saygı, ortaklık ve kazan-kazan anlayışıyla geliştiriyoruz."

"MEHMET MEHDİ EKER'İ BM GIDA VE TARIM TEŞKİLATI GENEL DİREKTÖRLÜĞÜ'NE ADAY GÖSTERDİK"

Erdoğan, dünyanın çevre ve iklim noktasında ciddi tehditlerin eşiğinde bulunduğuna dikkat çekerek, hava, su, toprak ve bunun yanında birçok canlının iklim değişikliğinden etkilendiğini söyledi. Gelişmekte olan ülkeler ve Pasifik Bölgesi'nin iklim krizini iliklerine kadar yaşarken maalesef ihtiyaç duydukları finansmana erişimde ciddi zorluklarla karşılaştıklarına değinen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bu yıl Kasım ayında Antalya'da COP 31 Zirvesi'ne ev sahipliği yapacağız. Zirve'de özellikle iklim adaletinin öne çıkarılmasını sağlayacağız. Avustralya ile geliştirdiğimiz ortaklıkla COP 31'i finansman taahhütlerinin yerine getirildiği, teknoloji transferinin hızlandırıldığı ve verilen sözlerin somut adımlara dönüştüğü bir uygulama COP'u özellikle COP 31'i bizler için tüm dünyada birleştiğimiz bir birliktelik haline getirecektir. Bu fırsattan istifade ile sizleri COP 31 Liderler Zirvesi'ne davet ediyorum. Eşim Emine Erdoğan'ın 2017'de 'Dünya ortak evimizdir' diyerek başlattığı Sıfır Atık Hareketi, o günden bugüne küresel bir farkındalık seferberliğine dönüştü. Şurası bir gerçek ki iklim kriziyle mücadelenin kuşkusuz pek çok yolu vardır. Sıfır Atık Hareketi tüm bu yolların birleştiği en sağlam köprüdür. Sizlerin de desteğiyle bu köprünün daha da güçleneceğine inanıyorum.

İklim değişikliği kadar büyük bir başka tehlike tüketim hırsıyla israf kültürünün yaygınlaşmasıdır. Dünyada her yıl 5,8 trilyon tabak yemek çöpe gitmekte. Yani iki milyar tonun üzerinde gıda israf edilmektedir. Bir tarafta tonlarca yemeğin çöpe atıldığı, diğer tarafta 100 milyonlarca insanın çöpten yemek topladığı bir dünyada adaletten bahsedilemez. Türkiye olarak gerek israfın önlenmesi çalışmalarına, gerekse küresel gıda güvenliğinin sağlanmasına her türlü katkıyı yapmaya hazırız. Bu anlayışla Doktor Mehmet Mehdi Eker'i BM Gıda ve Tarım Teşkilatı Genel Direktörlüğüne aday gösterdik. Desteklerinizi esirgemeyeceğinize inanıyorum."

"BU KUŞATMAYI KADIN VE ERKEKTEN OLUŞAN AİLEYİ KORUYARAK KIRABİLİRİZ"

Dünya hızla değişirken insanlığın da eş zamanlı olarak yeni sosyal tehditlerle yüzleşmeye başladığını kaydeden Erdoğan, "Batı'da veba gibi yayılan İslam düşmanlığı bunların en başında geliyor. Bilhassa Müslüman kadınlar ve kız çocukları son yıllarda ayrımcılığa daha fazla maruz kalıyor" dedi. Kimi ülkelerin okullarda uygulamaya koyduğu başörtüsü yasaklarının kadınların en temel haklarına yapılmış bir saldırı olarak gördüklerini ifade eden Erdoğan, artan yabancı karşıtlığı, kültürel ırkçılık ve antisemitizmin kararlılıkla mücadele edilmesi gereken zehirli akımlar olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Küresel cinsiyetsizleştirme bu politikaların aile kurumuyla birlikte masum çocukları da hedef alan bir kuşatmaya dönüştüğünü bilmemiz lazım. Bu kuşatmayı ancak kadın ve erkekten oluşan aileyi koruyarak kırabiliriz. Türkiye lobilerin saldırılarına rağmen aile ve çocukların korunmasında inisiyatif almaya devam edecektir" şeklinde konuştu.

Toplumsal barışı dinamitleyen bir diğer tehdidin sosyal medyada yaygınlaşan dezenformasyon faaliyetleri olduğuna işaret eden Erdoğan, hakikati savunmanın bugün daha önce hiç olmadığı kadar önemli hale geldiğini söyledi. Yapay zeka için uluslararası ortak bir hukuki çerçeve oluşturulmasının vaktinin çoktan geldiğine dikkat çeken Erdoğan, "BM Uluslararası Yapay Zeka Sözleşmesi'nin hazırlanması ve yürürlüğe konulması için yürütülen çalışmalara hız verilmesi mühimdir. Değerli delegeler, bugün burada açık yüreklilikle dile getirdiğim gerçekler elbette birilerini rahatsız edecektir. Konforlarını bozacak, yalanlarının maskesini indirecektir. Bunların sesimizi kısmak için her türlü algı operasyonuna başvuracaklarını da çok iyi biliyorum" dedi. Erdoğan devamında şu ifadeleri kullandı:

"TAYYİP ERDOĞAN OLARAK MAZLUMLARIN HAKKINI SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİM"

"Merhum bir şairimizin ifadeleriyle, 'Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar, mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar.' Tayyip Erdoğan olarak vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak Rabb'im ömür verdikçe bu kürsüden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya, onların da sesi olmaya, onların için de konuşmaya, mücadele vermeye inşallah devam edeceğim. Biz gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz ama haksızlık karşısında susmayız. Zulme asla rıza göstermeyiz.

Dünyanın gidişatına baktığımızda, önümüzde iki yol olduğu görülecektir. Ya korkuyla, çatışmayla ve içe kapanmayla belirsizliği daha da büyüteceğiz ya da adaletle, dayanışmayla ve ortak iradeyle geleceği beraber inşa edeceğiz. Şüphesiz karanlığa yumruk sallamak kolaydır. Zor olan o karanlığı aydınlatacak bir mum yakabilmektir. Türkiye ikinci yolu seçmiştir. Bu yolda inşallah sabırla yürüyecektir. Rabb'im yolumuzu açık etsin. Yar ve yardımcımız olsun diyorum. Bu salonda ve dünyanın dört bir yanında bizleri dinleyen dostlarımızı bu ortak gelecek vizyonuna sahip çıkmaya davet ediyorum."