Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Ramazan Bayramı dolayısıyla kaleme aldığı mektupta, "Yürüttüğümüz büyük mücadelenin doğru anlaşılması gerekir. Mücadelemiz iktidarı değiştirme mücadelesi değildir; milletimizle birlikte yeniden özgür ve adil bir ülkeye kavuşmanın, bu toprakları herkesin eşit hissedarı olduğu bir vatan kılmanın mücadelesidir. Biliyoruz ki özgürlük ancak uğruna bedel ödemeyi göze alanlar olduğunda, milletin kararlı mücadelesi ile hayat bulabilir. Biz ülkemizin zorbalıkla sokulmaya çalışıldığı yolu kabullenseydik, ‘böyle gelmiş böyle gider’ deseydik, belki arkadaşlarımla ben dışarıda olurduk ama aslında biz dâhil ülkenin tamamı içeride olmuş olacaktı." diye yazdı.
İmamoğlu, "Bütün dünyada kurdukları kirli ilişki ağları ile milletleri hiçe sayarak, kendi aralarında “al takke ver külah” pazarlıkları ile egemen olmaya çalışan bu baskıcı rejimler, karşılarında bizdeki gibi halkın sesini yükseltmeye çalışan kim varsa o sesi boğmaya çalışıyor. Bize yöneltilen suçlama da çok açık aslında. “Siz bizi koltuğumuzdan edecek gibi görünüyorsunuz” deniyor açıkça. Fakat onları koltuklarından edecek olanın bizzat milletin kendisi olduğunu göremiyor, bizleri içeride tutarak milletin yürüyüşünü durdurabileceklerini zannediyorlar." ifadelerini kullandı.
İmamoğlu'nun BirGün için kaleme aldığı mektubun tamamı şöyle:
"Dile kolay! Ben ve arkadaşlarım, milletimize yaptığımız hizmetin, daha mutlu, daha güçlü bir Türkiye hayaliyle yürüdüğümüz yolun “cezası” olarak tam bir yıldır haksızca tutsak edilmiş haldeyiz.
Canım ülkemizi adeta bir hapishaneye çevirmek isteyenlere karşı, milletimizin huzur ve bereketine karşı sorumluluk hissettiğimiz için bedel ödüyoruz. Ama bundan hiç yüksünmüyoruz. Ben dâhil tüm arkadaşlarım içeride benzer duygularla yoğruluyoruz. Siyasi olsun, olmasın birçok yurttaşımızın bu zamana kadar tecrübe ettiği hukuksuzluğu bilfiil biz de yaşıyoruz ve adaletin insanlar için nasıl ekmek gibi, su gibi temel bir ihtiyaç olduğunu yaşayarak bir kez daha görüyoruz. Yaşadıklarımız bize daha da büyük bir sorumluluk yüklüyor, bunun da farkındayız.
Yürüttüğümüz büyük mücadelenin doğru anlaşılması gerekir. Mücadelemiz iktidarı değiştirme mücadelesi değildir; milletimizle birlikte yeniden özgür ve adil bir ülkeye kavuşmanın, bu toprakları herkesin eşit hissedarı olduğu bir vatan kılmanın mücadelesidir.
Biliyoruz ki özgürlük ancak uğruna bedel ödemeyi göze alanlar olduğunda, milletin kararlı mücadelesi ile hayat bulabilir. Biz ülkemizin zorbalıkla sokulmaya çalışıldığı yolu kabullenseydik, ‘böyle gelmiş böyle gider’ deseydik, belki arkadaşlarımla ben dışarıda olurduk ama aslında biz dâhil ülkenin tamamı içeride olmuş olacaktı. İşte tam da bu bilinçle geçtiğimiz yıl 19 Mart sabahı kendimi millete emanet etmiştim. Esasında milletin iradesini, özgürlüğünü, aydınlık yarınlara dair umutlarını, yani milletin kendisini millete emanet etmiştim. Cumhuriyeti millete emanet etmiştim.
Bir yıldır bu düşüncemde bir milim oynama olmadı. Cumhuriyet, demokrasi, özgürlükler ve hukuk devleti, bir kere kurulup kendi halinde bırakılınca sorunsuz çalışan kurumlar değiller. Her gün, her an milletin aktif mücadelesi ile ayakta tutulmaları gerekiyor. Biraz gevşediğinde ülkemizde de dünyada da rejimlerin nerelere savrulduğunu görüyoruz. Bu keyfi/otoriter rejim girişimlerine karşı dünyanın her yerinde bir direnç de görüyoruz ve milletimizle birlikte dünyada bu mücadelenin öncülerinden olmanın haklı gururunu da taşıyoruz, muvaffak olduğumuzda daha da büyük kıvanç duyacağız.
Bütün dünyada kurdukları kirli ilişki ağları ile milletleri hiçe sayarak, kendi aralarında “al takke ver külah” pazarlıkları ile egemen olmaya çalışan bu baskıcı rejimler, karşılarında bizdeki gibi halkın sesini yükseltmeye çalışan kim varsa o sesi boğmaya çalışıyor. Bize yöneltilen suçlama da çok açık aslında. “Siz bizi koltuğumuzdan edecek gibi görünüyorsunuz” deniyor açıkça. Fakat onları koltuklarından edecek olanın bizzat milletin kendisi olduğunu göremiyor, bizleri içeride tutarak milletin yürüyüşünü durdurabileceklerini zannediyorlar.
Bu girişimin önüne milletçe geçemezsek yarın bir başkası seçime girip kazanacak gibi olduğunda ona da aynısı yapılacaktır. Mesele Ekrem İmamoğlu meselesi değildir. İktidardaki küçük bir azınlık millete savaş açmış durumdadır. Cumhuriyete savaş açmış durumdadır. “Milleti yönetecekleri artık millet seçemez, bundan sonra milleti kimin yöneteceğini biz belirleyeceğiz” demektedirler.
Ülkesini seven, cumhuriyetimize değer veren hiçbir yurttaşın bu mücadelede kenarda durmaya hakkı yoktur. Vatan sevgisi, cumhuriyete bağlılık tam da böyle günlerde bizi harekete geçirmeli. Cumhuriyet, bugün hepimizin cesurca mücadele etmesiyle yeniden nefes alabilir. Bugün cumhuriyetimizin, özel günlerde paylaşım yapmaktan, yakaya rozet takmaktan daha fazlasına ihtiyacı var. “Bu ülkeyi kimin yöneteceğine ben karar vereceğim” diyen kararlı bir halk ancak cumhuriyeti, demokrasiyi, özgürlüğü yeniden kurabilir.
Ben inanıyorum ki milletimiz bugüne kadar sahip çıktığı gibi bundan sonraki süreçte de demokrasiye, hukuka, özgürlüğüne; hülasa cumhuriyetimize sahip çıkmaya devam edecek. Ayağına vurulmaya çalışılan prangayı asla normalleştirmeyecek, makûs talih bilip başını öne eğmeyecek. Biz de buradan, milletimizle verdiğimiz haklı mücadelenin sonunda başımız dimdik çıkacağız ve hep beraber ülkemizi akıl almaz bir hızla ayağa kaldıracağız. Benimle bu bayramı sevdiklerinden uzakta geçiren Resul Emrah Şahan Başkan’ın cümleleriyle “Bir şenlik gibi kalkacak bu ülke ayağa.” Hiç şüphem yok! Mutlaka başaracağız!
Bu vesileyle milletimizin Ramazan Bayramını tebrik ediyor; nice bayramları daha güzel, daha özgür, daha adil günlerde hep beraber kutlamayı temenni ediyorum."




