CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Halk TV YouTube kanalında yayınlanan "İrem Türkan ile Hayata Dair" programına konuk oldu. Özel, "Kim neden şikayet ediyorsa bunun bir tane çözümü var: Mücadele etmek. Karşımızda devletin bütün imkanları var. Devlet deyince aklınıza ne geliyorsa, hepsi bir kişinin ve bir partinin iktidarda kalmasını sürdürmek için kullanılıyor. Bunun karşısında bizim sadece 'bir arada olmak' denen gücümüz var" dedi.
Siyasi kimliği dışındaki yaşamını anlatan Özel, çocukluk yıllarından başlayarak meslek hayatına ve aktif siyasete uzanan süreci değerlendirdi. Özel, şunları söyledi:
"Emekli öğretmen bir anne-babanın oğluyum. Ben 10 yaşına kadar annemle babamla ama daha çok anneannemle büyüdüm. Dedem ben küçükken vefat etmişti, anneannem yalnızdı; anneannemle büyüdüm. 10 yaşında hem Anadolu Lisesi sınavlarını kazandım Bornova Anadolu Lisesi’ni hem de Devlet Parasız Yatılı bursunu kazandım. Öyle olunca İzmir’de Bornova Anadolu Lisesi’nde yatılı olarak okumak üzere 10 yaşımdan sonra, işte herhâlde 10 yaşımı tamamlayıp 11 yaşıma girdiğim günlerde İzmir’e gittim. Ağırlıklı olarak yatılı okul, öğretim hayatıma da böyle çocukluktan gençliğe geçmemizde, geçtiğimiz döneme de damgasını vurdu. Yazları Manisa’da geçerdi; ağırlıklı olarak anneannemle köyümüze giderdik, köyde geçerdi. Pamuk tarlalarında, üzüm bağları arasında yazın; kışın da yatılı okulda. Yatılı okulda bazı haftaları eve evci gelirdik, bazen çarşı izni olurdu; arkadaşlarla çarşıya çıkardık. O gün bugün ortaokul, lise, üniversite… Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi yine aynı yerlerde.
Askerlikte de dönem ikincisi oldum; Samsun’da Sahra Sıhhiye Okulu’nda. Öyle olunca istediğiniz yerde yapıyordunuz; yine İzmir’i seçtim. Ege Deniz Bölge Komutanlığı’nda da askerliğimi yaptım. Yani 10 yaşa kadar Manisa’da, 10-23 yaş arası ağırlıklı olarak İzmir’de geçti hayatım. O gün bugün Ankara’ya milletvekili olarak gelmeden dört sene öncesine kadar Manisa Eczacı Odası yöneticiliği, sonra da Türk Eczacıları Birliği saymanlığı ve genel sekreterliği için 2007’de Ankara’ya geldim. 2007’den sonra Manisa-Ankara arasında gelip gidiyor hayatım ama ağırlıklı olarak Manisa’da geçti. Memleketim Manisa’ya âşık birisiyim; hep soranlara söylerim: '15 gün görmesem Sipil Dağı’nı, kardeşim Barış’ı görmemişim gibi burnumun direği sızlar' derim. Manisa’yı çok seven, İzmir’i seven ama artık Türkiye’nin bütün şehirlerini seven, her gün başka bir şehirde hayatı geçen bir temponun içindeyiz."
"POLİTİK BİR ÖĞRENCİYDİM"
"Sizi siyasete iten etken neydi?" sorusuna Özel, şöyle yanıt verdi:
"Esas olarak şöyle: Ben ortaokul ve liseden beri politik bir öğrenciydim, üniversitede de öyleydik. Sonra üniversite sırasında eczacılık fakültesinde okurken eczacıların bütün dünyada ve Türkiye’de bir mücadele içinde olduklarını öğrendim. Çoğunlukla da dünyada bu mücadeleler kaybedilmişti; Türkiye’de de önemli bir mücadele veriliyordu. Eczacılık aslında kişinin diplomasıyla ve mesleğini öğrendiği, mesleğini tek başına icra ettiği bir sağlık hizmet sunumu. Ama buradaki kârlılığa -daha doğrusu dünyada genel trend profesyonel mesleklerin işçileştirilmesi süreci olduğu için- eczacılara da bunu yapmak istiyorlardı. Eczaneleri zincir eczaneler yapmak ya da market eczaneler yapmak, eczacıları da oraların emeği sömürülen çalışanları hâline getirmek istiyorlardı. Buna karşılık dünyada halk eczanelerini savunanlar Türkiye’de de kooperatifçilik modeli üzerinden mesleklerini ve mesleklerinin geleceğini savunuyordu. Bu beni çok motive etti. Mezun olduğum gün, daha eczanemi açmadan eczacı odasına kaydoldum ve bir ecza kooperatifine kaydolmaya gittim. O sırada o mücadeleye olan inancım hem Eczacı Odasının hem kooperatifin yöneticilerinin dikkatini çekmişti. Tabii arada askerlik vardı, başka engeller vardı. Üç yıl sonra eczanemi açtığımda, daha eczanemde oturduğumun 10. gününde beni Eczacı Odası yönetimine davet ettiler. Eczacı Odası yönetimine gittim. Orada kısa sürede Türkiye’nin en genç genel sekreteri oldum, en genç oda başkanı oldum. Manisa Eczacı Odası yöneticiliği sırasında yaptığım iyi işler, aldığımız ödüller meslektaşlarımızın desteğini getirdi. Bir seçimde Manisa’daki bütün eczacılardan tam oy alarak seçilmiştim. Bütün delegelerin oyunu aldığımda o günlere gittim.
İlk seçilirken tabii ki bu kadar büyük bir destekle seçilmiyorsunuz. İki yıl boyunca çalışıp bütün eczacıları eczanelerinde ziyaret edip çok önemli işler yapıyorsunuz. Sonra seçim yapınca bir gün bir baktık; rekor bir katılımla Manisa’nın 17 ilçesinden eczacılar bir pazar günü geldiler, oy kullandılar ve oyların tamamını aldım. Bu beni Türk Eczacıları Birliği’ne taşıdı. Türk Eczacıları Birliği’nde önce genel sayman olarak görev yaptım, sonra genel sekreter oldum. Bu sıralarda tabii iyi bir partiliyim; Manisa’da partinin faaliyetlerine katılıyorum. Bir yerel seçimde partinin belirlediği aday kalp krizi geçirince, aday belirlemenin son bir iki gününde artık bir uzlaşı adayı bulalım diye bana görevi teklif ettiler. Saatler içinde karar verdim ve ilk siyasete atılışım öyle oldu. O seçimi kaybettik ama Manisalılar zaten beni tanıyordu; siyasi yönümü de sevdiler ve siyaset bir daha beni bırakmadı. 2011 olduğunda Manisa’da partinin yaptırdığı bir çalışmada; hem partililere, kadın kollarına, gençlik kollarına ama en çok da bizim partiden olmayanlara sorulduğunda herkes 'Özgür aday olursa partiye faydası olur' dendi ve milletvekili adaylığı teklif edildi. 2011’de milletvekili adayı oldum, o şekilde seçildim. Dört yıllık bir çabanın sonrasında 2015’te bu kez ön seçim vardı; ön seçimde yüzde 87 oyla tüm zamanların Türkiye rekorunu kırarak üyelerin çok önemli bir kısmının oyunu alıp yeniden milletvekili seçildim. Bunun verdiği güçle grup başkan vekili seçildim. Dokuz yıl grup başkan vekilliği yapıp kısa bir süre -altı ay- grup başkanı oldum, sonra da genel başkan olduk. Böyle; öğrencilikteki politik sürecim beni meslekte meslek siyasetine, meslek siyasetindeki başarılı sürecim de aktif siyasete itti ve oradan buraya kadar geldik."
"AHMET KAYA'DAN YORGUN DEMOKRAT DİNLEDİĞİMDE KENDİME GELİRİM"
Özel, ilham aldığı kitap ve filmlere ilişkin şunları kaydetti:
"Tabii tek bir film ve tek bir kitabın şekillendireceği kadar basit bir şey de yaşamıyoruz ve o kadar basit çözülebilecek sorunlarla boğuşmuyoruz. Ama çok ilham veren, çok etkilendiğim kitaplar oldu. Mesela okuduğum ilk ciddi politik kitap Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun Türkiye’de Üç Devir kitabı. Kendisi Birinci Mecliste zabıt kâtibi; öyle olunca ilk meclis, tutanaklar… Orada anlattığı Atatürk ve arkadaşlarının yerleştirmeye çalıştığı parlamenter sistem, demokrasi anlayışı -yani zor değil, rıza üretmek üzerinden- zihnimde çok önemli bir yerdedir. Server Tanilli’nin yine çok eski okuduğum kitaplarında Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz mesela demokrasiye, sandığa, halkın, milletin dediğinin olmasına meselesinde beni çok olgunlaştıran işlerden bir tanesi. Diğer taraftan mesela Baba dizisi -üç seri hâlinde Baba filmleri- mafyanın nasıl iş gördüğüne, meseleye nasıl baktığına yönelik. Orada çok temel kurallar, jargonlar var. Karşımızdaki kural tanımazların nasıl düşündüklerini, nasıl tehdit ettiklerini, nasıl zorla rıza üretmeye çalıştıklarını oradan okuyorum. Bu karşımızdaki otokratları anlamak ya da birtakım mafyatik ilişkilerin, bazı denklemlerin -karşımızdaki kötülerin birbirine en kuvvetli bağla bağlı olduğunu- görüyorsunuz; o suç ortaklığıdır. Suç ortakları birbirlerine çok kuvvetli bir bağla bağlıdırlar. Ondan daha güçlü bir bağ ise haklılık zeminidir. Her yerde tekrar ettiğim 'ahlaki üstünlük psikolojik üstünlüğü, psikolojik üstünlük çoğunluk enerjisini getirir' yaklaşımı bütün bu çözümlemelerden geliyor. Yani mafya düzeni, kötülerin iş birliği, suç ortaklığının yarattığı büyük güç… Buna karşı ancak organize, güçlü, birbirini bırakmayan bir iyilik hareketinin yenecek olması.
Onun için de ihtiyaç olanın cesaret olduğu… Bu bir kitap, iki kitap, üç film, beş şey değil. Özellikle 10–17 yaş arası yatılı okulda çok sayıda kardeşten öte arkadaşla büyümenin de verdiği bir şeyle; bir ekibine sahip çıkma, onları motive etme, onlardan güç alma, onlara güç verme… Böyle birçok şey. Ama 'Birini seçin' derseniz kolay değil. Ama ilk aldığım, kendi paramla aldığım ilk kaset Ahmet Kaya’nın Yorgun Demokrat'ıdır mesela. Ondan sonra hâlâ canım sıkıldığında -şimdi tabii artık cep telefonundan, platformlardan- Yorgun Demokrat dinlediğimde kendime gelirim. Türkiye siyasetini, bugünü okumak için geçmişi bilmek önemli: Kim kimleymiş, kim kimle birleşmiş, ne olmuş, ne nereden kaybolmuş, ne nereden doğmuş… Onun için bir başucu kitabım var; o da Tanıl Bora’nın Cereyanlar'ı. Geçmişte kim nereden doğmuş, kimle birleşmiş, nerede ayrışmış, nasıl yok olmuş… İçinde böyle koca bir kitaptır Cereyanlar. Onu başucu kitabı yaparım."
"İYİ İNSAN OLMANIN ÖLÇÜSÜ GERİDE BIRAKILAN İZDİR"
İyi insan olmanın tek bir ölçüsü olmadığını dile getiren Özel, kişinin kendine hesap verebilmesi ve yastığa başını koyduğunda huzurla uyuyabilmesinin önemli olduğunu ifade etti. Özel, "Onun ölçüsü yoktur; hepsidir. İnsanın kendine 'iyi insanım' demesi yetmez. Tabii yatağa başını koyduğunda bir iç huzura sahip olmak önemli ama önemli olan kişinin kendine iyi demesi değil; her şey bittikten sonra arkasında bırakılan izdir. Mesela Altan Öymen gibi anılmak… Cenazesinde ve sonrasında duyduğum her şeyin bütünü, hakkında kötü bir şey anlatılmayan, hatasıyla sevabıyla iyi bir insanın hikâyesiydi. Bizim Ferdi mesela bütün Türkiye’yi ağlatarak gitti; öyledir. Onun dışında iyi insan olmanın ölçüsü; kendine hesap verebilmek, sevdiklerine hesap verebilmek ve kolay uyumaktır. Günün sonunda yastığa başını koyduğunda kolay uyuyorsan herhâlde iyi insansındır" diye konuştu.
"'DEDEM ÇOK İYİ BİR AK PARTİLİDİR, BEN EKREM BAŞKANA OY ATTIRDIM' DİYEN GENÇLER VAR"
Gençlerin artık sadece öğrenen değil, öğreten bir kuşak olduğunu belirten Özel, şunları kaydetti:
"Eskiden büyükler küçüklere öğretirdi; şimdi küçükler büyüklere öğretiyor. Eskiden dedeler torunların oyununa yön verirdi; şimdi torunlar dedelerin oyuna yön veriyor. İstanbul’da da çok karşılaştım: 'Dedem çok iyi bir AK Partilidir, ben Ekrem Başkan'a oy attırdım' diyen gençler var. Anadolu’da görüyoruz; 'Bizimkiler AK Partili, ben CHP’liyim ama mücadele ediyorum, bu sefer oylarını alacağız' diyorlar. Gençlerin böyle bir özelliği var: Öğrenen değil öğreten, etki altına giren değil etki altına alan, ikna edebilen bir kuşak. İkincisi; kendi kızımdan da gördüğüm bir şey var: Hakkını yedirmeyen ama başkasının hakkını da yemek istemeyen bir kuşak. Bazen bakıyorsun kendini çok düşünüyor gibi; sonra görüyorsun başkasının hakkını kendi hakkından daha çok savunuyor. Hiç görmediği insanların sözünü söylemenin, onların hakkını savunmanın arkasında duruyorlar. O adalet duygularından çok etkileniyorum.
Öğüt meselesinde ise şunu söyleyebilirim: Eskiden bilgi edinmek için kütüphane vardı, ansiklopedi vardı. Sonra evlerde ansiklopediler oldu. Ben ilk arama motoruyla bilgisayarda Netscape’le tanıştım. Sonra Google geldi. Şimdi yapay zekâ var. Her biri bir önceki yetkinliği ortadan kaldırıyor. Aslında doğrudan kaynağa erişim yetkinliğini zayıflatma riski var; bu tuzağa dikkat etmek lazım. Elbette bir bilgiye ihtiyacın olduğunda erişmek çok kıymetli. Ama bir konuda insanın temelinin olması ve bilgiye doğrudan kendisi erişerek -okuyarak, izleyerek, yaşayarak- ulaşması çok önemli. O yüzden hâlâ bir konuda tam uzmanlık ve genel kültür anlamında doğrudan kaynağından bilgiye erişimin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Öbür taraftan yapay zekâ meselesi var; kendi zekâlarımızın da yapaylaşma tehlikesine dikkat çekmek istiyorum. Bu bir öğüt değil ama kendimden bir yorum: Her gelen teknolojik kolaylık aslında geçmişte edinilmiş birçok yetkinliği zayıflatıyor."
"İKTİDARI KAZANMAMIZ GEREKİYOR"
Bir günlüğüne siyasetten uzak kalma imkanı olsa çocukluk arkadaşlarıyla king oynamak ve doğayla baş başa vakit geçirmek istediğini belirten Özel, seçim kaybı sonrası partide ve toplumda oluşan moral bozukluğunu aşmak için sorumluluk üstlendiğini anlattı. Özel, şunları söyledi:
"Birincisi, arkadaşlarımla king oynardım. Yatılı arkadaş grubu içinde çok büyük rekabetler var. Son üç yılda iki kez şampiyon oldum. Yazları fırsat buldukça bir king turnuvası yapıyoruz. Mütevazı olamayacak kadar iyi king oynarım. En sevdiğim şey, yatılı okul arkadaşlarımla king oynamak. Geri dönebilecek olsak çocuklukta köydeki zamanlarıma gitmek isterim. Spil Dağı’nda gezmek isterim. Kardeşim Barış’la Dikili’de balık tutmak ya da öğretmenevinin bahçesinde bir şeyler oynamak isterim. Yani bir boş güne sığmayacak kadar çok özlemlerim var aslında. Benim bir niyetim vardı ama 2023 seçimini kaybedince o olmadı. Ne zaman yapacağım onu bilemiyorum. Biraz önce anlattım ya; 25-50 yaş arası insanların 50-75 yaş arası yaptıklarını yaptım. Meslek siyaseti yaptım. Eskiden eczacılar 60 yaşında eczacı odası başkanı olurlardı; evi alır, yazlığı alır, arabayı alır, çocukları okutur büyütür… Ben 25 yaşında oda yöneticisi, herhalde 27 yaşında da oda başkanı oldum. O günden beri büyük bir mücadelenin, bir koşturmanın içindeyim. Sonra milletvekili oldum; 14 yıl milletvekilliği yaptım. Daha 50 yaşına gelmiştim.
Artık milletin 50-75 yaş arası yaptığını önceki 25 yılda yaptığım için, buradaki 25 yılda yapamadıklarımı yapacaktım. Sonra seçimi kaybettik. Seçimi kaybedince büyük bir çöküş oldu. Böyle olunca birilerinin sorumluluk alıp partiyi ve ülkeyi ayağa kaldıracak bir motivasyona ihtiyacı vardı. Baktım ki bu duyguda ortaklaştığım insanlar var. En başta Ekrem Başkan… Önce 'Hadi bunu birlikte yapalım' dedik. Sonra bana genel başkan adaylığı ve genel başkanlık görevi düştü. Çünkü birinin bunu yapması lazımdı. İnsanlar büyük bir duygusal kopuş yaşıyor. Gençlerin hepsi Türkiye’yi terk etmek istiyor. Sokakta yürürken millet yerdeki gazoz kapağına tekme atıyor… Böyle olunca bir görev geldi. Şimdi artık bir seçimi kazanıp mümkün olan en kısa sürede ülkede işleri yoluna koyup, geçmiş 25 yılda yapmak isteyip yapamadıklarımı yapacağım bir emeklilik hayal ediyorum. Ama ne kadar mümkün olacak, bilemiyorum. En azından önce bir seçim kazanmamız, iktidarı almamız ve işi yoluna koymamız gerekiyor. Bekliyoruz, hasretle bekliyoruz."
"SEÇİMLERİ KAZANMAK DIŞINDA BİR MOTİVASYONUM YOK"
Özel, açıklamalarının sonunda şu çağrıda bulundu:
"Pijamaları çıkarsınlar, kumandaları bıraksınlar, çağrıldıkları yere koştursunlar. Bu konuda ciddiyim. Kim neden şikayet ediyorsa bunun bir tane çözümü var: Mücadele etmek. Karşımızda devletin bütün imkanları var. Devlet deyince aklınıza ne geliyorsa, hepsi bir kişinin ve bir partinin iktidarda kalmasını sürdürmek için kullanılıyor. Bunun karşısında bizim sadece 'bir arada olmak' denen gücümüz var. Bir yere çağrıldığında 'Giden olur, ben gitmeyeyim' diyen teslim olmuş demektir. Meydanlar on binler, yüz binler, milyonlar olursa bu ülkede erken seçim de olur, herkes de kurtulur. Üzerine ne görev düşüyorsa, hiç olmazsa önümüzdeki iki yıl çağrıldığı her yere koşan, isteneni veren, denileni yapan, bir ucundan tutan ve birlikte kurtaracak bir motivasyona ihtiyaç var. Mümkünse partiye üye olmak, olunamıyorsa bile mutlaka bir işin ucundan tutmak lazım. Bunu tavsiye ediyorum.
Sonra çok güzel tavsiyelerim olacak ama o güzel günlerin gelmesi için önce seçim kazanmamız lazım. Şu anda benim kendime dair de ülkeye dair de gelecek seçimleri kazanmak dışında bir motivasyonum yok. Çünkü kazanamazsak sonrası çok berbat bir durum. Ama kimse enseyi karartmasın. Geçen gün Erdoğan'a söyledim, 'Bizim adımız Tatar Ramazan bzi bu oyunu bozarız' dedim. Böyle düşünen herkes bu oyunu bozmak, adalet için ve ülkenin gelecekte çok daha iyi yaşanabilir bir ülke olması için elinden geleni yapmalı."




