İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik başlatılan soruşturmalar ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından başlatılan demokratik direniş süreci, 84. gününde Yalova'da devam etti.

Yalova Cumhuriyet Meydanı, "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" demek için toplanan binlerce vatandaşa ev sahipliği yaptı.

CHP'nin Yalova mitinginin tamamı...

CHP lideri Özel meydanı dolduran on binlere seslendi.

Özel, "İstanbul çok kötü yönetiliyorsa, çok istiyorsun İstanbul'u... Çık meydana CHP-AKP bütün belediye meclis üyelerini istifa ettirip İstanbul seçimlerini yenileyelim. Benim adayım belli.. Eğer İstanbullular Tayyip beyin atadığı derse -demez de- senin dediğin olsun. Ben genel başkanlığı da siyaseti de bırakacağım. Sen kaybedersen erken seçim sandığına var mısın yok musun? Hodri meydan..." dedi.

Özel, "CHP döneminde Türkiye'deki gençlerin vize sorunu kalmayacak. Buradan açıkça ilan ediyorum. CHP gelecek, Türkiye Avrupa Birliği'ne girecek. Vizesiz Avrupa, yasaksız Türkiye olacak." ifadelerini kullandı.

ÖZGÜR ÖZEL: TÜRK POLİSİ CANİLERE KARŞI GÖĞSÜNÜ SİPER ETTİ

Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

Bu güzel şehir bir ay önce kara bir güne uyandı. Terör örgütü IŞİD mensuplarına yönelik bir operasyon yapılırken maalesef üç polisimiz şehit oldu. İlker Pehlivan’ı, Turgut Külünk’ü ve Yasin Koç şehidi rahmetle, minnetle anıyoruz. Ailelerine ve Yalova’ya bir kez daha başsağlığı diliyoruz.

Bu memleketin her evladı değerlidir. Emniyet mensuplarımız, polislerimiz değerlidir. Onlar bizler huzur içinde yatarken nöbettedir. Pandemi olur, biz evdeyizdir onlar sokaktadır. Maç olur, herkes maçın heyecanındadır onlar tetiktedir. Birtakım kanun dışı insanlar hepimizi tehdit eder, onlar karşısındadır. Terör örgütleriyle mücadelede takiptedir. Ve Türk polisi bu sefer de bizim güvenliğimiz için, belki yılbaşı gecesi Yalova’yı, İstanbul’u kana bulayacak canilere karşı göğsünü siper etti.

Elbette soruşturmayı tüm boyutlarıyla yakından takip ediyoruz. Yapılan hataların tekrar etmemesini, evlatlarımızın canlarının yok pahasına gitmemesini fevkalade önemsiyoruz.

Şehitlerimizin evlatları önce devletimize, milletimize ve bizlere emanettir. Örgütümüz, milletvekillerimiz ziyarette bulundular ilk andan itibaren yanlarında oldular. Ben de görüştüm; bundan sonraki süreçte de hepimizin gözü kulağı bu ailelerin, bu evlatlarımızın üzerinde olacaktır.

DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Vedat Çınar Altan gözaltında
DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Vedat Çınar Altan gözaltında
İçeriği Görüntüle

Bugün 24 Ocak; içimizin en çok burulduğu tarihlerden bir tanesi. Ben Ankara’dan saat 10.30’daki anma töreninden buraya geldim. Rahmetli Uğur Mumcu Ankara’da karlı bir günde, o ‘biz görelim’ diye görülmeyeni göstermek için kullandığı gözlükleri, ‘yazılmayanı yazmak’ için kullandığı kaleminin kar üstüne düştüğü o günde kaybettik Uğur Mumcu’yu. O zaman da bugünkü IŞİD canileri gibi karanlık odaklar ve onlara yol verenler Uğur Mumcu gibi Cumhuriyet değerlerini savunan, devrimlerine sahip çıkan ve devletin içindeki birtakım yapıların deşifre edilmesi için mücadele eden, bilgi toplayan, kitaplar yazan, konferanslar yazan Uğur Mumcu’yu kaybetmiştik. Ölümünün 31. yılında bir kez daha özlemle, rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Ayrıca Diyarbakır’da PKK saldırısında hayatını kaybeden Gaffar Okkan’ı; partimizin Dışişleri Bakanı, TRT Genel Müdürü, Kültür Bakanı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin evladı, Bakanı İsmail Cem’i; bunun yanında rahmetli Fatma Girik’i ölüm yıldönümlerinde, bu 24 Ocak’ta, bu acılı günde bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi ailesi adına, Türkiye’nin en köklü, en güçlü, en kalabalık ailesi adına hepsini rahmetle ve minnetle anıyoruz.

A1-369

"SEÇTİKLERİMİZE VE İRADEMİZE SAHİP ÇIKMAYA GELDİK"

Yalova’dayız. Elbette 24 Ocak günü, gerçi bugün beklenenden hava şartlarının daha iyi olduğu bir gündeyiz Yalova’da; ama Ocak’ın ortasında böyle bir meydanda seçim yokken, seçim atmosferi yokken bu meydanın böyle tarihi bir kalabalıkla dolması birilerini şaşırtıyor. Hatta belki dün bu meydana biz araçlarımızı getirdiğimizde birileri buraları dolduramazlar diye bakmış olabilir. Ama bugün Yalova tarihinin, Yalova tarihinin en muhteşem birlikteliklerinden bir tanesindeyiz.

Şüphesiz buraya kışın ortasında böyle bir günde gelmeye, miting yapmaya falan gelmedik. Biz buraya bir hak aramaya, itiraz etmeye, sesimizi yükseltmeye; her türlü adaletsizliğe, emeklilere yapılan adaletsizliklere, emekçilere yapılanlara, her yaştan insanımızın gelecek kaygılarına ve hiç şüphe yok ki bu ülkenin Cumhuriyet ile birlikte bulduğu ve asla bırakmadığı seçme ve seçilme hakkına, sandığa sahip çıkmaya, seçtiklerimize ve irademize sahip çıkmaya geldik.

19 Mart, 19 Mart darbesinden sonra 310. günde, bugünün iktidarının yarının iktidarına, bugünün Cumhurbaşkanı’nın yarının Cumhurbaşkanı’na darbe girişimine karşı Yalova’ya, 84. eylemimizde direnmeye, mücadeleye ve eyleme geldik. Hepiniz hoş geldiniz!

"MUHARREM İNCE’DEN BANA 'DİNLENMEK YOK' DEDİ"

Hiç şüphe yok bu şehir demokrat olanı da bilir, darbeciyi de bilir. Yalova çok partili yaşamın temellerinin atıldığı Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurulduğu şehirdir. Bu şehrin o günden bugüne seçim hikayeleri çoktur. Ben milletvekili olarak katıldığım ilk yerel seçimlerde, 2014 yılında Yalova’yı 6 oyla kazandığımız o geceyi; o günlerde milletvekili olan, Grup Başkanvekilimiz olan sevgili Muharrem İnce’nin örgütümüzle birlikte mücadelesini; 6 gece boyunca orada oy sandıklarının üzerinde oturmasını, sizin iradenize sahip çıkmasını, örgütümüzle birlikte o mücadeleyi vermesini dün gibi hatırlıyorum.

Ardından o gün o seçimi yok saymışlar, ‘Yalovalılar doğrusunu bilmez, biz biliriz’ demişler, seçimleri yenilemişlerdi. Ben 2014 seçimlerinde Manisa Belediye Başkanı adayı olarak o seçimleri kazanamamıştım. Ertesi gün Muharrem İnce’den bana telefon geldi. Dedi ki; ‘Ne yapalım, belliydi zaten, elbette bir gün kazanılır. Şimdi sen mikrofonu bıraktım, rahat ederim, birkaç gün birkaç hafta dinlenirim dersen’ dedi. ‘Yok başkanım’ dedim. ‘Dinlenmek yok’ dedi. ‘Yalova’da bunlar seçimleri tekrar edecekler, sen de Yalova’ya geleceksin beraber çalışacağız.’

Burada Yalova’da iki seçim arasında ben tam beş gün kaldım, beş gece altı gün. Verilen görevleri yaptık. O gün bugündür telefonumda beni Manisalıların bulunduğu evlere götürenler, beni kahve ziyaretlerine götürenler, öğretmenevlerine götüren örgütten bana eşlik edenlerin telefonları var. Zaman zaman bayramlarda araşırız, iyi günde kötü günde araşırız. Ve o 6 oyluk fark seçimin sonunda Muharrem Başkanımızın, örgütümüzün mücadelesiyle bir anda 228 oya çıkmıştı. Ve Yalovalılar ‘siz bilmezsiniz, bir daha düşünün, bizim dediğimize oy verin’ diyenlere ‘hadi canım sen de, ben kimis seçeceğimi bilirim’ demişlerdi.

"YALOVA BİR DEMOKRASİ DERSİDİR"

Sonra 2019’a gelince Yalova’da seçimleri bir kez daha kazandık. Hazımsızlar bu sefer de yeni kumpaslara giriştiler. Belediye başkanımızın kendi ihbar ettiği suça rağmen; belediye başkanımızı, sevgili Vefa Salman’ı görevden aldılar ve apar topar AK Partili bir belediye meclis üyesini belediye başkanı ilan ettiler, başkan vekili değil.

AK Parti’nin, hatırlayın AK Parti’nin grup toplantısına götürdüler. Ona sanki parti üyesi değil, tören yaptılar, rozet taktılar, tebrik ettiler; Erdoğan kutladı Yalova’yı aldığı için. Ardından üç kez bilirkişi raporu lehimize geldi ve ‘Başkan göreve iade edilmeli’ dediler; ama emir büyük yerden, yapmadılar. İkinci sefer geldi, yine iade etmediler. Üçüncü sefer geldi, yine iade etmediler. Ta seçimi buldurdular ve kazanmadıkları bir seçimde Yalova’nın başında, Yalova’nın seçmediği birisine 2024 yılına kadar Yalova’yı yönettirdiler.

Sonra ne oldu? Sonra şöyle oldu: Biz dedik ki; Yalova 6 oyla verdi anlamadınız, 228 oyla verdi anlamadınız, bir daha verdi anlamadınız; bu sefer anlarsınız dedik! Mehmet Gürel’i belediye başkan adayı yaptık, Yalova’ya emanet ettik ve ne oldu? İki kişiden birinin oyuyla belediye başkanı oldu!

Buradan Tayyip Bey’e bir kez daha hatırlatıyorum: Ya bak Yalova, Yalova! Bu güzelim, bu küçücük, bu şirin Yalova bir demokrasi dersidir. Sen milletle inatlaşırsan, millet sana sandıkta dersini verir.

"KAZANAMADIKLARI YERİ OYUNLA ALMIŞLAR"

Şimdi, şimdi Bayrampaşa; kazanamadıkları yeri oyunla almışlar. Şimdi Gaziosmanpaşa; kazanamadıkları yeri Yalova taktiğiyle alıyorlar. Gaziosmanpaşa’nın Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe sekiz aydır iddianame bekliyor. Binlerce kişiye iddianame yazanlar, bir kişiye sekiz aydır, dokuz aydır yazamıyor. Niye? Yazsa suçunun olmadığı belli, yazacak bir şey yok, göreve dönecek. Tayyip Bey canlı telefonla görüşmüş Gaziosmanpaşa’daki kifayetsizle; ‘Tebrik ederim, aldın Gaziosmanpaşa’yı’... O da diyor ki; ‘Aldık Reis'im, sağ olun, ellerinizden öperim.’

Bakın, Gaziosmanpaşa’nın, Gaziosmanpaşa’daki milli irade hırsızlarına, milli irade yankesicilerine söylüyorum: Reis eli öpmekle değil, milletin gönlüne girmekle iktidar olunur!

"MİLLETİN DEDİĞİ OLACAK"

Bayrampaşa’da aslanlar gibi emekli öğretmenimiz aslanlar gibi kazanmış seçimi, binbir numara... Bayrampaşa’da seçim kazanılmış, belediye meclisinde birkaç fark var. Belediye meclisindeki fark kadar belediye meclis üyesi tutuklanıyor. İçeridekiler inadına istifa ediyorlar, üç tane daha tutuklanıyor. Aradaki farktakilere, aradaki farka yetecek kadar kişilere olmadık teklifler, baskılar, akıl almaz rezillikler. Torba oyunları, kura hileleri... Yine kazanıyoruz, mahkemeden bozdurmalı. Akıllarınca Bayrampaşa’nın iradesine çökecekler. Buradan Tayyip Bey’e söylüyorum: Bayrampaşa’da da, Gaziosmanpaşa’da da, Yalova’da ne olduysa olacak; milletin dediği olacak!

"KARŞI TARAFTA BU SESİ DUYMAYAN MURAT KURUM VAR BİLİYORSUNUZ"

Mehmet Başkan 21 aydır görevde. Gece gündüz çalışıyorlar ve Yalova’ya hizmet götürmek istiyorlar. 12.600 ton sıcak asfalt serilmiş, bisiklet yolları yapılmış, iki Kent Lokantası yapılmış, Eğitim Araştırma Hastanesi’ne otobüs seferleri ücretsiz olarak konmuş. İki Aile Sağlığı Merkezi inşa edilmiş, üç şubeli Çiçek Kafe faaliyete geçmiş, çok uygun fiyatlarla hizmet veriyor. İstihdam Ofisi bir buçuk yılda 630 kişiyi işe yerleştirmiş. Yalovalı çiftçilere 14 ton sertifikalı tohum ücretsiz dağıtılmış. Sokaktaki canlarımız için Doğal Yaşam Merkezi hizmete girmiş. Gerekli protokoller yapılmış, Atamızın emaneti mirası Yürüyen Köşk’ün restorasyonu da yakında başlıyor.

Deprem bölgesi Yalova’da kentsel dönüşümün hızlanması için kolaylaştırıcı uygulamalar devreye alındı. Master plan oluşturuldu, rezerv alan planları belirlendi, buna göre imar planı yapıldı. Ve kentsel dönüşüm için belediyemiz döndü bu talebini iletti, kabul etmediler. Kentsel dönüşüm için devasa bir imza kampanyası yapıldı, 25 bin haneden imza alındı yollanıldı; hâlen daha buradan ses çıkarmıyorlar. Karşı tarafta bu sesi duymayan Murat Kurum var biliyorsunuz.

Murat Bey maşallah Yalova’da itibar çok yüksek! Duyar duymaz... Murat Kurum da diyecek ki; ‘Genel Başkan her cumartesi bir yere gidiyor, gittiği yerde beni yuhalatıyor.’ Vallahi Murat Bey, ben Hatay’da Murat Kurum’un M’si ağzımdan çıktı millet başladı, burada da daha bir şey demedim ‘kentsel dönüşüm Murat Kurum’ dedim bak ne diyorlar.

"YENİ BİR FELAKETİN SEBEBİ OLMAYIN"

Ben siyasette kimseyi yuhalatmam, gayret ederim olmasın diye; ama daha laf ağzımızdan çıkıyorken bir tepki varsa, bu kent 99’da depremi biliyor. Kentsel dönüşümün önemini biliyor. Hemen şurada Sındırgı’da, Manisa-Balıkesir sınırında 5,5 şiddetinde bir uyarı daha geldi iki gün önce. Bu millet depreme karşı kentsel dönüşüm istiyor. Belediye başkanları üstüne düşeni yapmış, millet imza atmış kentsel dönüşüm istiyor. Murat Kurum, sana bu tepkinin sebebi bu işi siyasete bulaştırmandır. Buradan Murat Kurum’a çağrımdır: Yalova’nın kentsel dönüşümünün önünü açın, yeni bir felaketin sebebi olmayın!

"HATAYLILAR ‘BOŞ SENETÇİ MURAT’ DİYE TANIMLIYORLAR"

Bu Murat Bey’i Hataylılar ‘Boş Senetçi Murat’ diye tanımlıyorlar. Dedim ki; ‘Ya bizim Murat var ya boş senetçi.’ Yazmış böyle geçen hafta, yağmurun altında elinde tutuyor boş senetçi Murat. Kim dedim bu, tefeci mi ne bu? Vallahi dediler tefeciden berbat. En zor günümüzde geldiler, ‘Biz deprem konutlarını bir yıl içinde bitireceğiz’ dediler. ‘Oyu bize verin, görün bir yıl sonra evdesiniz’ dediler. Oyu verdik, bir yıl sonra evlerin %2’sini bitirebildiler, iki yıl sonra %30’unu bitirebildiler, üç yıl sonra %70’ini bitirebildiler; bununla övünüyorlar. Üç yıl konteynerde kalmışım, yağmurun çamurun altında kalmışım; şimdi ‘evin bitti ver anahtarı’ önüme boş senet diktiriyorlar.

Ne diyorlar? Boş senete imza atmazsan anahtarı vermem. Senette iki tane boş yer var sözleşmede: Bir para kısmı, ne ödeyeceğim belli değil; iki faiz oranı, ne yazacakları belli değil. Normalde Afet Kanunu faizi kabul etmez; ama bunlar bir yer bulmuşlar; ‘yok rezerv alan olursa faiz olur’, ‘yok yerinde dönüşüm olursa faiz olur’, ‘yok ev olmaz dükkan olursa faiz olur’, ‘TOKİ olursa faiz olur’... Faizli senedi getiriyor. Depremzedeye avukatlar demiş ki; ‘Faiz kısmını çiz öyle imza at.’ Çizince önünden kağıdı kapıyorlar, yenisini veriyor; ‘Ya boş senete imza atacaksın’ diyor ‘ya da bu evi alamazsın.’

Ben şimdi buradan hem Murat Kurum’a hem Erdoğan’a sesleniyorum: Siz bir kez daha söylüyorum; TOKİ konutları, rezerv alana yapılan konutlar ve esnafın iş yerlerinden ne kadar ücret isteneceğini ilan edin. Bu ödemelerin hiçbirinden faiz veya TÜFE artışı alınmayacağını söyleyin. Bir hafta önce Hatay’da söyledik, her konuya hemen tweet atanlar ses çıkarmadılar. ‘Hadi bir şey söyleyin’ dedik, tweet atmış Murat Kurum; lafı çeviriyor, ‘faiz yok’ demiyor, ‘orası boş kalmayacak’ demiyor. Buradan ‘Boş Senetçi Murat Kurum’a sesleniyorum: Hatay bir haftadır cevap bekliyor. Var mısın, yok musun?

"SALON ADAMI TAYYİP BEY"

Buradan Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum: Bugün gitmiş Aydın’a. Aydın’ı biliyor musunuz? Aydın, Aydın... O topuklayan efe var ya topuklayan efe... Topuklayan efe’nin yanına gitmiş. Tabii buradan bir gösterelim televizyonlar görsün. Tayyip Bey Aydın’da soğuk havada sıcak bir salonda; salonu doldurmuş, oradan atıyor tutuyor. Buradan sesleniyorum, salon adamı Tayyip Bey Yalova Meydanı’nı görüyor musun, görüyor musun?

"VERİLMEYECEK HESABI OLANLAR TOPUKLAYA TOPUKLAYA AK PARTİ'YE KAÇANLARDIR"

Öncelikle şunu söyleyeyim; vicdanı olan herkese söyleyeyim, AK Parti’nin, MHP’nin seçmenlerine söyleyeyim: Salı günü İstanbul’da, Silivri’de Aziz İhsan Aktaş davası başlayacak. Bu kişi 700 yılla yargılanıyor. Kendisi tutuksuz ama çalıştığı belediyelerin işlerini söylemiş; onlar tutuklu. Dört yılla yargılanan Zeydan Karalar tutuklu. Yine dört yılla, altı yılla yargılanan Adana’nın belediye başkanları Kadir tutuklu, Oya tutuklu, bütün arkadaşlarımız tutuklu ama örgütün başı tutuksuz. "Örgütü kuran benim" diyor ama "itirafçı oldum" diyor; onu salıyorlar, milleti topluyorlar.

Bu itirafların içinde, bu itirafların içinde en çok adı geçen, en çok onların içinde eylemi olan, en çok ihalesi olan Zeydan Başkan da yok, bizim Oya Başkan da yok, Kadir de yok. Dörder seneyle yargılanıyorlar. Ama birinde var, en çok işlemi olan da var. Örneğin bir yere anket yaptırmış, anketin faturası var, parasını Aziz İhsan Aktaş ödemiş. Kim bu? Aydın Büyükşehir Belediyesi. Şimdi, bugün oturduğu, hatta sosyal belediyecilik yapıyor diye övdüğü, Aydın’ın "topuklayan efesi", Aziz İhsan Aktaş’ın ifadesini görünce, Aziz İhsan Aktaş’ın onun adına ödediği fatura önüne konunca; eyvah dedi! Ya AK Parti'ye katılacaksın ya Silivri’ye atılacaksın; koşa koşa AK Parti’ye gitti.

İşte buradan açıkça ilan ediyorum, açıkça: Verilmeyecek hesabımız yok. Verilmeyecek hesabı olanlar, topuklaya topuklaya AK Parti'ye kaçanlardır.

Dosyada, dosyada en çok delil, en çok iddia Aydın Büyükşehir için var. En çok çalışma onlar için var. Ama "Benim partime gelirsen seni mahkemeden kurtarırım" diye birilerini transfer eden Erdoğan çıkmış bugün orada, bunların hiç bir tanesi olmamış gibi yalan yere konuşuyor. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunun kadarını ifade edeyim: Belediye başkanımızın kentsel dönüşümle ilgili çabalarının ve sizin talebinizin arkasındayız.

"YAĞMUR DUASINA DEĞİL 'YAĞMUR YAĞMASIN' DUASINA ÇIKIYORLAR"

Bunun yanında Yalova’da bir su sorunu var. Hiç şüphe yok, Türkiye takip etti; geçen aylarda bir sabotaj, bir terör saldırısı Yalova’nın içme suyuna... Onunla ilgili büyük mücadele verildi. Bunu bile istismar etmeye çalışanlar oldu. Oysa Yalova’da Gökçe Barajı’nın su seviyesi %10’un altına inmiş. İkinci bir baraj yapılması lazım ama barajı yapacak olan AKP’den tık yok. AK Parti Ankara’da olduğu gibi Yalova’da da bu işlere su koyuyor. Baraj yapmıyor, bir de üstüne üstlük çıkmış, yağmur yağmasın diye, yağmur duasına değil, "yağmur yağmasın" duasına çıkıyorlar. Yağmur yağmasın...

Kuraklık olsun; Ankara’da su yetmesin, İstanbul’da su yetmesin, Yalova’da su yetmesin; millet CHP’ye kızsın diye. Biz hem sorumluluklarımızın farkındayız hem AK Parti’nin yapmadıklarının farkındayız. Ama buradan söylüyorum: Çok beklersiniz. Ne Yalova’da, ne Ankara’da, ne İstanbul’da milletimize mahcup olmayacağız. Çatlasanız da patlasanız da yerel yönetimlerde başarılıyız, Türkiye’de başarılı olacağız.

"ÇÜRÜMEYE SEVK EDİYORLAR"

Yetmez; Nacaklı Deresi’nin üstündeki buzki tesislerini verin, vermiyorlar. Elmalık Deresi’nde üçüncü şahıslara ait tesisler var, kaldırmıyorlar. 98’de Demirel Cumhurbaşkanı, Mesut Yılmaz Başbakanken Armutlu yolunun temeli atılmıştı; 24 yıldır bitirmiyorlar. Çiftlikköy’deki Etibank tesisleri 99 depreminde hasara uğramış, AK Parti gelmiş, TMSF ile orayı almış, o günden beri çivi çakmamış, çürümeye sevk ediyorlar.

"TAYYİP BEY’İN İŞİNE GELMİYOR"

Ve buradan, bu su meselesiyle ilgili bir gerçeği, Yalova’nın konunun farkında olan, meseleyi objektif değerlendiren çok değerli Yalovalıların huzurundan bütün Türkiye’ye ilan ediyorum: Arkadaşlar çalıştılar, bütçelere baktılar. Yani aslında baraj yapmak, suyu biriktirmek, şehirlere getirmek merkezi yönetimin, dağıtmak belediyelerin işi. Tayyip Bey’in işine gelmiyor, efendim bu da sizin işinizmiş gibi söylüyor ama bir yandan da baraj yatırımı, temiz su yatırımı için sorumluluğu ortada.

"İKTİDAR PARTİSİ AYIRDIĞI YÜZDE 1,5’LUK PARANIN BİLE YÜZDE 10’UNU BU İŞ İÇİN KULLANMIŞ"

Bütçeye baktı arkadaşlar. Bütçede, yatırım bütçesi var ya... Yani bir şehre su getireceksen, baraj kuracaksan, su getireceksen yatırım bütçesine bununla ilgili para koyacaksın. İçme suyuna ayrılan kaynak yüzde 1.2! 12,5 Milyar sadece kaynak koymuşlar. İşin kötüsü geçen sene bu 12,5 Milyarın sadece 752 Milyonunu, yüzde 10’unu harcamışlar, yüzde 90’ı duruyor. Yani bugün susuzluk var, geçmişte yatırım niye yapılmadı, niye yatırmadı dediğimizde; İktidar partisi ayırdığı yüzde 1,5’luk paranın bile yüzde 10’unu bu iş için kullanmış.

Peki belediyeler? Bunlar 752 milyon yatırım yaparken, AK Parti iktidarı merkezde; belediyeler son bir yılda 129 Milyar liralık su yatırımı yapmışlar. Yani merkezi yönetimin yaptığının tam 170 katını! Kamuda suya 752 milyon para harcanırken, hizmet binalarına, beylerin oturup keyif çatacakları makam odalarının üstüne çıkacakları binalara 87 milyar lira harcamışlar. Yani bir yerde 87 milyar, bir yerde 700 milyoncuk sadece.

"BİZİM İKTİDARIMIZDA TÜM İMKANLAR MİLLET İÇİN SEFERBERDİR"

Yani AK Parti, zaten belediyeleri CHP aldı, baraj yaparsam, içme suyu için çalışma yaparsam, sular akarsa bunu CHP’den bilirler diye, ayırdığı küçücük parayı bile harcamayan, sonra da milletin karşısına çıkıp "Efendim su getirmek CHP’li belediyelerin işi" diyen bir iktidar var.

Buradan Yalova’dan açıkça söylüyoruz: Bizim iktidarımızda tüm imkanlar millet için seferberdir. Tüm belediye başkanlarımız canla başla çalışmaktadır. Bugüne kadar millete mahcup olmadık, bundan sonra da olmayacağız. Ancak bu yorgun, bu bıkmış, bu kötü niyetli, millet dışında milleti değil de kendini düşünen, kendinden başka kimseyi düşünmeyen bu iktidardan ilk seçimde yönetimi alacağız, bu milletin yüzünü güldüreceğiz.

O1-133

"YALOVA’DAKİ BU İSTİHDAM ALANINI KENDİ KADERİNE TERK ETMEYECEĞİZ"

Ayrıca Yalova’da süs bitkisi merkezi heba ediliyor. Türkiye’de en öncü olduğu alan büyük zorluklar yaşıyor. Arazinin pahalılığından, başta iş gücü olmak üzere bu konudaki masrafların çokluğundan, yetmezmiş gibi yüzde 20 KDV yükünden dolayı çekilen sıkıntıları biliyoruz. Yalova’da çiçekçilik organize sanayi bölgesi kurulması gerekir. Bunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında KDV’nin yüzde 1’e indirilmesiyle, her türlü teşviğin verilmesiyle, asgari ücretli çalıştıran Yalovalı çiçek üreticilerine asgari ücrete destek teşviklerinin verilmesiyle, Yalova’daki çiçekçinin yüzünü güldüreceğiz. Yalova’daki bu istihdam alanını kendi kaderine terk etmeyeceğiz.

"BU KENTİN MAKUS TALİHİNİ YENECEĞİZ"

Ayrıca Yalova’da tersane işçileri bizlere bu mitingi duyunca ulaştılar. Aynı bizim Manisa’daki, Soma’daki dayıbaşı sistemi gibi, işçileri toplayıp tersaneye götüren bir dayıbaşı sistemi, bir taşeron sistemi var. İşçilerin iş sağlığı ve güvenliği önlemleri aksıyor. Maaşlar asgari ücret olarak ödeniyor, bir miktar elden ödeme yapılıyor. Hem devlet kandırılıyor hem de emekçinin hakkı yeniliyor. Çok tehlikeli bir iş kolu olmasına rağmen tersane işçilerin yıpranma hakları kaldırıldı. Kimyasal altında çalışan bu işçiler büyük bir haksızlığa uğruyorlar. Buradan ümit ediyorum; iktidar olacağız, bu kentin makus talihini yeneceğiz. Hem tersane çalışanlarına yıpranma haklarını, emeklerinin hakkını vereceğiz hem de bu taşeron sistemini, bu modern kölelik sistemini bitirip toplu sözleşmeli, sendikalı, her türlü hakka sahip tersane işçiliğini geri getireceğiz.

"AK PARTİ’NİN BOYNUMUZA ASTIĞI BÜYÜK YÜKTÜR"

Değerli Yalovalılar, Yalova’nın da Türkiye’nin de en büyük sorunu hiç şüphe yok ki ekonomi. Ekonomide bir zamanlar şahlandık, uçuyoruz, kaçıyoruz diyenler şimdi bin bir tane mazeret üretiyorlar. Maalesef tablo çok hazin. Yoksullukta Avrupa birincisiyiz. Yüksek enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Yüksek faizde Avrupa birincisiyiz. İşsizlikte Avrupa birincisiyiz. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Bu birincilikler maalesef eskiden grekoromende Avrupa birincisiyiz, serbest güreşte Avrupa birincisiyiz, tekvandoda Avrupa birincisiyiz, falan yarışmada Avrupa üçüncüsüyüz derken; şimdi AK Parti’nin kara düzeninde beşi bir yerde var ama bu ödüllerin, galibiyetlerin getirdiği değil, sefaletin getirdiği, AK Parti’nin boynumuza astığı büyük yüktür.

"HİÇ OLMAZSA BİR RAHAT NEFES ALDIRALIM DEDİK"

Bu meydanda yüzde 75-80 emekli var. Bu emeklilere bundan sonrası için ayda 10 bin lirayı reva gördüler, 10 bin lirayı.

Biz emekli maaşlarına zaten itiraz ediyorduk. Emekli maaşı 7 bin 500 iken, "olmaz" diyorduk. Tayyip Erdoğan çıktı "En düşük emekli maaşını 10 bin lira yapıyorum" dedi. Yani 7 bin 500 lira olan emekli maaşı 10 bin olacak. Bin lira da verip (seyyanen artış kastediliyor) 10 bin yapacağız deyince, Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu, bütün milletvekillerimiz Meclis'te eyleme geçtiler. O 15 gün boyunca, izlediniz mi, 15 gün boyunca Meclis'i terk etmediler. Dedik ki; emeklilere insanca yaşayacakları bir ücret verelim. Aslında büyük bir fırsat vardı. CHP’nin dışında, daha doğrusu AK Parti dışındaki bütün partiler; CHP, DEM, Yeni Yol grubu, İYİ Parti ve nihayet MHP buna "sefalet ücreti" dedi. Biz de dedik ki; "Gelin bu sefalet ücretini düzeltelim. Bize kalsa bizde asgari ücret de 30 bin lira, en düşük emekli maaşı da asgari ücret kadar olsun." Ama madem siz 17 bin lira yaptınız asgari ücreti, gelin en düşük emekli maaşını asgari ücret yapalım. Gelin hep beraber tüm emeklilere 7’şer bin lira seyyanen zam verelim, her emekliye. Hiç olmazsa bir rahat nefes aldıralım dedik. Ama bir gün boyunca konuştuk. Hayatında pazar filesi taşımamışlar, hayatında bir gün bile yoksulluk görmemişler, ömründe bir öğün atlamamışlar.

"EMEKLİYİ TABUTA SOKMAYA UTANMIYOR TABUTU MECLİS'E SOKMAYA UTANIYOR"

Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri haklarını teslim edelim, bütün muhalefet milletvekilleri büyük bir direnç gösterdiler, büyük bir mücadele ettiler. Arkadaşlarımız her yolu denedi. En son oylamadan önce "Durun, bir kere daha düşünün, tekriri müzakere yapalım. 10 bine değil, hiç değilse asgari ücrete el kaldıralım, bir daha düşünün" dediler; dinlemediler. Arkadaşlarımız Meclis'in kürsüsüne tabut getirdiler, tabut. O tabutu gördünüz mü tabutu? O tabutu görmeye AK Parti tahammül edemedi. Emekliyi tabuta sokmaya utanmıyor, tabutu Meclis'e sokmaya utanıyor!

Sonra, sonra tuttular, tuttular bu tabuta saldırdılar. Arkadaşlar emeklinin mezar taşını yazmış, üstüne sefalet ücretlerini yazmış, ona saldırdılar. Bugün de çıkmış Tayyip Bey diyor ki; "Cumhuriyet Halk Partisi emekliyi bize kışkırtmaya çalışıyor" diyor. Ya sen emekliyi öldürmüşsün, halen daha, halen daha kışkırtmaya çalışmaktan bahsediyor. Diyor ki "Kürsüye saldırıyor." Kürsüye biz saldırmadık! Kürsüde emeklinin tabutu vardı, o tabuta siz saldırdınız. Buradan, Yalova’dan söylüyorum: Tabuta, mezar taşına vampirler saldırır! Siz emeklinin kanını emen vampirlersiniz! Vampirlersiniz!

"SİZ BUNU 3 KASIM 2002 GÜNÜ SANDIKTA KAYBETTİNİZ"

AK Parti'nin kara düzeni, emeklinin kanını emmektedir. Bakın, Yalova'dan bir kez daha hatırlatıyorum. İşte karşıda... Karşıda kuyumcu dükkanları. Gidin sorun.
Adalet ve Kalkınma Partisi ilk iktidara geldiğinde, en düşük emekli maaşı o günkü asgari ücretin 1,5 katıydı. En düşük emekli maaşı 257 liraydı, emekli maaşı (asgari ücret) 184 liraydı. O gün, o kuyumcudan emekli, en düşük emekli maaşıyla, 257 lirayla 8 tane çeyrek altın alıyordu.

Peki... Bir emekli, bir emekli. Gitse şu kuyumcudan bir çeyrek altın alsa. Cebine ya da çantasına koysa. Yürüse gitse, evine varsa. Baksa çantaya; çeyrek altın kayıp. Baksa cebine; çeyrek altın yok. Ne olur? İnsan deliye çıkar değil mi? Ne yapar? "Eyvah" der, "Benim bunu bulmam lazım" der. Gider arar. Nerede arar? Nerede kaybettiyse orada arar.

Buradan Türkiye'deki bütün emeklilere sesleniyorum. Bakın, sadece bir emekli değil, Türkiye'deki her emekli... Sadece bir sefer değil, her ay... Sadece bir çeyrek değil, 6 çeyrek altın kaybedilmiş. Bir şey kaybedildiği yerde bulunur. Küçücük bir kız kolyesini düşürse, düşürdüğü yerde gider arar. Siz bunu nerede kaybettiniz?

Artık bundan sonra bütün emeklilere sesleniyorum. Elleri nasırlılara sesleniyorum, elleri nasırlılara. Dirseği çürümüşlere, gözlük camı büyümüşlere sesleniyorum. Sen düşünme artık, Tayyip Erdoğan düşünsün.

"KİMSE CUMHURİYET HALK PARTİSİ'NE KARA ÇALARAK SİYASET YAPMAYA KALKMASIN"

Buradan, buradan Tayyip Erdoğan'a sesleniyorum. Diyor ki -çok ağrına gitmiş- dedim ya; "Bunların verdiği maaş emekli maaşı değil, harçlık" dedim. Diyor ki; "Cumhuriyet Halk Partisi kendi belediyelerinde harçlık dağıtıyor" diyor. Ben 10 bin liraya (o dönemki en düşük emekli maaşına atıfla) harçlık dedim. Nerede başkanım? Yalova Belediyesi'nde en düşük maaş kaç para? 50 bin lira en düşük maaş! Buradan Tayyip Bey'e söylüyorum. Büyükşehirlerimizde, 21 il belediyemizde, merkez belediyelerimizde, ilçe belediyelerimizde; bırak senin 20 binini, bırak senin 17 binini, bırak 28 binini... Bizim 30 bin liranın, 35 bin liranın, 39 bin liranın bile altında maaş yok. Diyor ki; "Duymayana at yalanı, sayalım inananı." Cumhuriyet Halk Partisi belediyeleri harçlık dağıtıyor... Cumhuriyet Halk Partisi'nde değil senin emekli maaşının, 10 bin liranın, asgari ücretinin, hatta 39 bin lira dediğimiz asgari ücretin altında maaş alan kimse yoktur. Varsa ilan et göreyim! Varsa sadece belde belediyelerinde vardır, 6 tane kişi çalışıyor, onun da maaşını devlet yolluyor. O yüzden kimse Cumhuriyet Halk Partisi'ne kara çalarak siyaset yapmaya kalkmasın.

"BENİMLE BİRLİKTE 6 ŞUBAT'TA HATAY'DA SOKAKTA GEZMEYE VAR MISIN YOK MUSUN?"

Buradan Tayyip Bey'e iki hususu daha hatırlatıyorum. Soruyorum soruyorum cevap yok, başka şeyler konuşuyorsun. Ben sana deprem bölgesine gittim. Toplayamadığın kalabalığı topladım. Yağmurda bütün gerçekleri anlattım. Eğer sen haklıysan gel birlikte deprem bölgesini gezelim dedim. Bir daha soruyorum, cevap bekliyorum. Sen bir şey söylüyorsun, Hatay'ın sokakları başka bir şey söylüyor. Benimle birlikte 6 Şubat'ta Hatay'da sokakta gezmeye var mısın yok musun?

"SİYASET YÜREKLE YAPILIR"

İkincisi... Geçmişte söyledik hala cevap bekliyoruz. İstanbul'da Ekrem Başkan'a büyük bir haksızlık yaptın. Sonra da diyorsun ki; "İstanbul'un panolarını doldurmuş." Bakın bu arkadaş İstanbul'a il başkanı bulamadı. 16 milyon kişilik İstanbul'a, koca İstanbul teşkilatından bir kişiyi il başkanlığına layık görmedi. Bir belediye başkanını istifa ettirdi. O belediye başkanıyla birlikte geldiler, onu il başkanı işaret etti. Parayı basıyorlar, İstanbul'da eskiden belediyelere ait olup çöktükleri, kayyum atadıkları şirketlerdeki belediyelerin ilan panolarına, şirketlerin ilan panolarına "İstanbul iyi yönetilmiyor, senin ömründen gidiyor" diye panolara yazılar yapıştırıyorlar.

Buradan birincisi şunu söyleyeyim; Siyaset parayla yapılmaz. Siyaset panoyla yapılmaz. Siyaset yürekle yapılır, yürekle! Yürekle yapılır!

"SEN ÇIKMIŞSIN PANOLARA YALAN YANLIŞ KONUŞUYORSUN"

Şimdi soruyorum; o kadar yalanı yazdınız, apar topar bir gece yarısı topladınız. Çünkü onu oraya nasıl yapıştırdığınızı, ne numaralar çektiğinizi biliyoruz. Pano siyasetiyle, Hatay'daki branda siyasetine teslim olacağımızı kimse düşünmesin. Şimdi soruyorum; diyor ki "Senin ömründen gidiyor." Tayyip Bey, senin yönettiğin ülkede emekli maaşıyla emeklinin ömründen gidiyor. 17 bin lira asgari ücretle emekçinin ömründen gidiyor. Geleceğini göremediği için bu memleketin evlatları yurt dışına gidiyor, anasının babasının evladı gidiyor, ömründen gidiyor. Sen çıkmışsın panolara yalan yanlış konuşuyorsun.

"BEN İSTANBUL'A SEÇTİRDİĞİMİ DE BİLİYORUM, TÜRKİYE'YE SEÇTİRECEĞİMİ DE BİLİYORUM"

Ben İstanbul'a seçtirdiğimi de biliyorum, Türkiye'ye seçtireceğimi de biliyorum. Buradan Tayyip Bey'e bir kez daha soruyorum. İstanbul kötü yönetiliyorsa, çok istiyorsun İstanbul'u... Çık meydana! Çık meydana! CHP, AKP bütün belediye meclis üyelerini istifa ettirip İstanbul seçimlerini yenileyelim. Benim adayım belli! Benim adayım belli! İstediğin adayı çıkar. Bir tek şartım var. İstanbullular kararı versin. Eğer İstanbullular demez de, Tayyip Bey atadığı derse, senin dediğin olsun ben genel başkanlığı da bırakacağım. Ama karşımıza çık! İstanbul'a sandığı koyalım. İstanbullu bir kez daha, 5. kez bir kez daha Ekrem derse, seni yenerse, sen tutuksuz yargılamaya var mısın? Türkiye'yi erken seçime götürmeye var mısın? Hodri meydan! Hodri meydan!

Değerli Yalovalılar, sadece emekli değil. Örneğin çiftçi. Geçmişte 1 kilo buğday satıp 1 litre mazot alan çiftçi, şimdi 6 kilo buğday satsa 1 litre mazot alabiliyor. Geçmişte 1 kilo pamuk satıp 2,5 kilo mazot alan çiftçi, şimdi 2,5 kilo pamuk satıp 1 litre mazotu zor alıyor.

"KANUNUN DEDİĞİNİN BEŞTE BİRİNE ÇİFTÇİYİ RAZI ETMEYE ÇALIŞTILAR"

Bugün Türkiye’deki bütün çiftçilerin kazandığı parayı, çiftçi sayısına bölmüşler. Çiftçilerin yıllık geliri, aylık geliri 19.700 lira. Yani en düşük emekli maaşı neyse, çiftçilerin aylık geliri de o noktaya gelmiş durumda. Çiftçinin bu sene destekleme hakkı 772 milyardı. Bunun beşte birini bütçeye koydular, 168 milyar. Yani kanunun dediğinin beşte birine çiftçiyi razı etmeye çalıştılar.

"EMEKLİ KURTULMADAN İŞÇİ KURTULMAZ"

Böyle olunca durum ortada. 10 bin lira emekli maaşı, 17 bin lira asgari ücret, 19 bin lira çiftçinin parası ve bunların hepsi alışveriş yaparsa doyacak karnı olan esnaflar ve aileleri... Buradan açıkça söylemek lazım, açıkça. Elbette direne direne kazanacağız ama esas bilmemiz gereken şu: Emekli kazanmadan emekçi kazanmaz. Emekli kurtulmadan işçi kurtulmaz. İşçi kurtulmadan çiftçi kurtulmaz. Çiftçi kurtulmadan esnaf kurtulmaz.

"HEPSİNİN ALTI BOŞ ÇIKTI"

Değerli Yalovalılar! 19 Mart, 19 Mart bir sivil darbeydi, biraz önce söyledim. O günden bugüne 310 gün geçti. 50 gün sonra tam bir yıl olacak, arkadaşlarımız cezaevlerinde tutuluyorlar. Ve bu arkadaşlarımız cezaevine ilk atıldıklarında, Erdoğan her zamanki üstten, kibirli bakışıyla dönüp; "Göreceksiniz, bir ay sonra insan içine çıkamayacaklar" demişti. "Birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar" demişti. "Eşlerinin bile gözüne bakamayacaklar" demişti.

Şimdi buradan, Yalova'dan Erdoğan'a, salon adamı Erdoğan'a, yazları serin salon, kışları sıcak salon seven, insan içine çıkamayan Erdoğan'a sesleniyorum! Kışın ortasındayım, Yalova meydanındayım! On binlerle, yüz binlerle içerdeyim, yüz yüzeyim, göz gözeyim!

Ve buradan ilan ediyorum ki; arkadaşlarımız suçsuzdur. Söylenen herkes, söyleyen herkes iftiracı, söylenen her şey iftiradan ibarettir. Buradan Erdoğan'a soruyorum: Hadi Erdoğan'a değil, Yalova'ya sorayım Erdoğan duysun. Yaz boyunca, yaz boyunca TRT'de, A Haber'de, TGRT'de çeşit çeşit yalan attılar.

"560 MİLYAR LİRA YOLSUZLUK" DEDİLER, 560 KURUŞUNU İSPAT EDEBİLDİLER Mİ?

1200 tane cep telefonu dağıtıldı" dediler, bir tanesini ispat edemediler, iddianameye yazabildiler mi?

"Parkenin altında 2 milyon Euro bulundu" dediler, "görüntüleri var" dediler. İddianameye yazamadılar, görüntüyü çıkaramadılar, iftiranın arkasında duramadılar. Onların bu iftirasına inanan var mı?

"Ekrem İmamoğlu'nun lüks araçları" dediler, MHP'li vekilin çıktı. "Para dolu valizler bulduk" dediler, içlerinden Jammer çıktı. "Gaziosmanpaşa Belediyesi'nin kasasında dolar çıktı" dediler, belediyenin mührü çıktı. "Ordu'daki yayla evinden Euro'lar bulduk" dediler, 48 tane ruhsatlı silahın mermisi çıktı. Ekrem Başkan'a "yolsuz" dediler, "PKK'lı" dediler, "casus" dediler; hepsinin altı boş çıktı.

Şimdi çıktılar, bir uçak yalanı attılar. Utanmadan koca Sabah Gazetesi, onun güya köşe yazarı, yalanlarıyla övünen -övün övün, yalanlarınla övün- çıktılar dediler ki: "Uçakta şu oldu, bu oldu, bu oldu." Ama uçağın sahibi AK Partili çıktı. Uçağı işleten AK Partili çıktı. Verdikleri isim AK Partili çıktı. Ortağı AK Parti'nin bir önceki il başkanı çıktı. İhaleyi veren İstanbul Büyükşehir değil, Bakanlık çıktı. Paranın verildiği yer İBB değil, İstanbul Valiliği çıktı. Uçakta gezen tozanlar AK Partili çıktı.

"O AYAKKABI KUTULARINDAN ÇIKANLARIN HESABINI..."

Ama geçen hafta Erdoğan çıktı, dedi ki: "Milletin parasıyla gününü gün eyleyenler..." Buradan Erdoğan'a sesleniyorum: Cumhuriyet Halk Partisi'nde milletin kör kuruşuna tenezzül eden yok. Cumhuriyet Halk Partisi'nde kreş yaptır, dozer al, yurt yaptır dışında iş adamının parasına el süren yok, sadece hizmete yönlendiren var.

Ama senin dört tane bakanın, ayakkabı kutularıyla çıkan paraları "önce FETÖ koydu" deyip, sonra faiziyle geri istediler. O ayakkabı kutularından çıkanların hesabını vermediğin gibi, o gün bile devletten çıkmadıktan sonra "rüşvet denmez" diye onu bile makul göstermeye çalışmıştın.

Buradan, buradan Erdoğan'a söylüyorum: Bu meydanlar boşa konuşmaz. Bu meydan, bak şu meydan... Geçen gün o kırılası ellerin saldırdığı ay yıldızlı al bayraklarla dolu şu meydan... Bu meydan boşa konuşmaz Erdoğan. Bu meydanlar bir şey söylüyor: Bir devri kapatıyoruz, bir devri açıyoruz! Erdoğan'ın, evlatlarının, bakanlarının, bakan evlatlarının devri bitiyor; vatan evlatlarının devri başlıyor, vatan evlatlarının!

"BU ÜLKENİN KURUCU PARTİSİNİN NE BELEDİYE BAŞKANINA, NE MİLLETVEKİLİNE, NE BİR TEK ÜYESİNE KİMSENİN "TERÖRİST" DEMEYE GÜCÜ YETMEZ"

Dün İstanbul'da, Türkiye'nin en büyük ilçesi Esenyurt'a kayyum atadıkları, belediye başkanını bir yıldan fazla haksız içeride tuttukları davada İstanbul'daydık. Herkes uzunca bir süredir Ahmet Özer'in uğradığı mağduriyeti biliyordu. O davada bir yıl hapis yatmış Ahmet Özer'e, 6 yıl 3 ay daha hapis cezası verdiler. O davada suçladıkları Ahmet Özer, bütün suçlamaları teker teker, teker teker çürütmüştü.

Ama o davada millete "Beyaz Toroslar" gösteren "Ak Toroslar Çetesi", 1990'larda nasıl millete kafa tutuyorsa, şimdi de bize kafa tutmaya devam etti. Ama bu yapılan haksızlığa, Cumhuriyet Halk Partisi dışında tüm siyasi partilerin -AK Parti hariç, Milliyetçi Hareket Partisi dahil- tepki gösterildi, bu karara tepki gösterildi.

Buradan şunu açıkça ifade ediyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkenin kurucu partisi. Bu ülkenin kurucu partisinin ne belediye başkanına, ne milletvekiline, ne bir tek üyesine kimsenin "terörist" demeye gücü yetmez, onun alnını karışlarız!

"BU KUMPASLARA DA TESLİM OLMAYIZ"

Ama Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu ülkede barış olsun, kardeşlik olsun denildiği bir süreçte; belediye başkanımıza 15 yıl önce taziye telefonu açmış diye, esnaf gezerken bir dükkana girmiş diye, satın aldığı elektrik süpürgesinin parasını yolladığı kişinin bilmem nereyle irtibatı varmış diye, sırf Esenyurt Belediyesi'ne çökmek için kurulan bu kumpaslara da teslim olmayız.

Buradan tüm siyasetçilere sesleniyorum: AK Parti'nin kara düzenine karşı, Ak Toroslar Çetesi'ne karşı; ya bu milletin ve seçtiklerinin, bu milletin seçme iradesinin arkasında duracağız ya da bunlar bizi yüz yıl geriye götürecekler. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir kelime eksik konuşmaya, bir santim eğilmeye, bir adım geri atmaya asla ve asla tahammül etmeyiz, müsaade etmeyiz!

"BUNDAN SONRA MECLİS'TE DE SAFLAR ONA GÖRE AYRIŞACAKTIR"

Dik duranlar bizimle yürüsünler! Teslim olanlar, teslim olanlar bu iktidarla yürüsünler. Bundan sonraki süreçte; dostu düşmanı, bu milletin iyiliğini isteyeni, kötülüğünü isteyeni, bu milletin iyi bir noktaya gitmesini isteyenle geride kalmasını isteyeni millet de ayıracaktır. Bundan sonra Meclis'te de saflar ona göre ayrışacaktır.

Cumhuriyeti kuran parti, demokrasiyi getiren parti, insan haklarını savunan parti, bağımsız yargıyı isteyen parti; bizimle yol yürüyecek herkesin yürüyüşüne destek olacaktır, Cumhuriyeti ayakta tutacaktır!

Değerli Yalovalılar, çok ciddi konulardan konuştuk. Şimdi biraz da, biraz da gülmeye var mısınız? Televole izleyelim mi, Televole? Bir aralar Televole diye bir program vardı biliyor musunuz? Akın Akın Televole diye...

Şimdi memlekette bu kadar büyük bir darbe girişimi, Cumhurbaşkanı adayımıza -ki ne benim adayım, elbette benim adayım ama sade benim değil; ne partimin adayı, elbette partimin ama sadece onun değil- 23 Mart tarihinde 15,5 milyon kişinin sandıklara koşarak oy verdiği aday... İmza kampanyasında 25,5 milyon kişinin imza attığı aday için, onu seçime giremez hale sokmak için öncelikle 31 yıl önce aldığı diplomasına saldırdılar. Devletin 35 yıl önce verdiği ilanı yok saydılar. 31 yıl önceki diplomayı yok saydılar. En büyük kötülüğü de Ekrem Başkan'a değil, bu ülkenin verdiği evraklara kıymet verenlere, yatırımcılara, iş insanlarına, yurt dışından Türkiye'ye yatırım getireceklere ve bundan istifade edecek Türk milletine yaptılar.

Şimdi o kişiler bu yaptıkları işte, biraz önce söyledim; hiçbir iftiralarının altını dolduramayınca... Bizler güya susacaktık, sinecektik; onlar da konuşup konuşup gürültüye getireceklerdi. Ekrem İmamoğlu tarihe hırsız, yolsuz diye geçecekti. Biz arkasından çekilince onlar da onu sonra da milleti ezecekti. Tabii buna izin vermediğimiz için kamuoyu araştırmaları yüzde 60 "bu dava siyasidir" dediği için, yüzde 25 "savcıya inanıyoruz" dediği için, yüzde 15 de "kafam karışık ya da telefonda konuşmaya korkuyorum" dediği için şu anda toplumda 5 kişinin 3'ü bu davanın siyasi olduğuna, Ekrem Başkan'ın masum olduğuna inanıyor.

Hal böyle olunca, hem yoksulluğu, sefaleti hem de 19 Mart rezaletini unutturmak isteyenler güya kumarla mücadele ediyorlar, yasa dışı kumarla. Güya uyuşturucuyla mücadele ediyorlar. Uyuşturucuda torbacı topluyorlar, baronlara dokunmuyorlar. Ya da şikede iki tane topçuyu buluyorlar, gerisine ilişmiyorlar. İki topçu, iki popçuyla operasyon yapıp bunu magazin haline getirip her sabah 3, 5, 10 kişiyi evlerinden toplayıp sonra sekizine "pardon" deyip, ikisini içeri koyup birini de ertesi gün salıyorlar. Ama orada gençlerin sevdiği sanatçılar, bu milletin gönlüne girmiş insanlara yapılan haysiyet suikastini, onların ailelerinin düştüğü durumu, komşularının gözünde, çocuklarının okulda düştüğü durumu da kimse gözetmiyor. Bir suçlu varsa elbette suçluyla uğraşılır ama herkes suçlu ilan edilip 20 kişiden 17'sine 15 gün sonra "pardon" demenin bir kıymeti yoktur.

"MESELE; NE KENDİ İÇLERİNDEKİ PUDRA ŞEKERCİLER, NE GERÇEK KUMAR, UYUŞTURUCU BARONLARI..."

Ama mesele, mesele; ne kendi içlerindeki pudra şekerciler, ne gerçek kumar, uyuşturucu baronları... Mesele efendim "herkese dokunuyor bizim arkadaşlar" demek ve mesele bu konuyu magazin haline getirmek. Bakın bu savcı, şunu hatırlayacaksınız; çok sinirlenmiştim, "bir daha görürsem" deyip çok ağır konuşmuştum, bir daha yapmadılar. Belediye başkanlarımızı, belediye meclis üyelerimizi 55 kişi dizip, iki yanına birer polis kollaruna geçirip, yukarı bir yere kamera koyup hepsini böyle geçirip arabalara dizmişlerdi ya, hatırlıyor musunuz? Sonra o arkadaşlarımızı doktora götürmüşlerdi, hastaneden çekmişlerdi hatırlıyor musunuz?

Ben de o görüntüleri ilk olarak Ekol TV yayınlamıştı hatırlıyor musunuz? Ben de demiştim ki; "Bu görüntüleri çekene, çektirene, erkenden Ekol'e verene, orada haysiyet suikasti yapana günü gelince soracak hesabım var" demiştim. Hatırlıyor musunuz? "Burnunuzu sürteceğim" demiştim, hatırlıyor musunuz?

Sonra ne oldu? Sonra bu savcı gitmişti Ekol TV'yi ziyaret etmişti. O Ekol TV, o Ekol TV şimdi kapandı. Kara paraya karıştı. Yurt dışına kaçtı (sahibi), dört bir tarafa saçıldı, tabelayı indirdiler ortada Ekol TV yok. Doğru mu?

Şimdi, bugün sabah... İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın (Gürlek), Ekol TV'ye her sabah koşup o görüntüleri ilk veren Akın, İstanbul'a atandığında Ekol TV'yi ziyarete giden -başka bir kanala gitmedi bir tek ona gitti- haysiyet suikastini yaptıran Akın, bu sabah başvurdu; İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ekol TV'yi ziyaret etti haberlerine erişim engeli getirdi, erişim! Niye? Bir tek "gelir gelmez ona gitmiştin, sabahları videoları ona vermiştin, haysiyet suikastini ona yaptırmıştın, adamlar kara paracı çıktı, yurt dışına kaçtı, senin ilişkin ortada, şimdi haberi kaldırın kimse izlemesin."

Vallahi Akın Akın hep beraber izleyeceğiz. Geliyor "Akın Akın Televole!" Geliyor "Akın Akın Televole!"

"OYNATALIM UĞURCUM YAPACAĞIM"

Oynatalım Uğurcum yapacağım, oynatalım. Bizim arkadaşlarımıza bu haysiyet cellatlığını yapan Akın, şimdi ne durumda bakın. Oynat bakalım Uğurcum yapacağım. O günü bekliyor musunuz? O günü görecek miyiz?

Buradan ilan ediyorum. Öyle savcı maaşıyla 16 tane gayrimenkul, İstanbul'un en pahalı yerlerinde en pahalı gayrimenkuller... 100 yıl çalışsan alamayacağın parayla ev almalar, yat bakmalar, kat oturmalar... Ben bunların peşini bırakmam. Hepsini biliyorum. RTÜK'teki polisi de biliyorum, yanındakini de biliyorum. Vallahi de bırakmam. Çok yakında geliyor. Oynatalım Uğurcum. Akın Akın Televole geliyor.

Dur. Bak şurada bir amcam var, hem de emeklinin kralı. Bak şunu çek. İki eliyle yapıyor. Bakayım bir ekrana bakayım. Heh. Televizyon görüyor, ben de amcamı görüyorum. Sen sloganı söyle ben devam ettireceğim.

Diyorlar ki; "Bu meydanlar nasıl doluyor?" Efendim yaz oluyor doluyor, kış oluyor doluyor. Dolu yağıyor doluyor, kar yağıyor doluyor. Sıcakta doluyor, soğukta doluyor bunu nasıl yapıyorsun? Vallahi benim görevim bu mikrofonu tutmak, burada deli gibi gelip gitmek. Bu meydanı dolduran bu amcam benim, bu amcam bak bak. Sizsiniz siz, siz!

Evde pijamayla oturup uzaktan kumandayla muhalefet yapmıyorsunuz, solculuk yapmıyorsunuz, meydanlara taşıyorsunuz. Hepinize helal olsun! Hepinize helal olsun!

Torun sevmek yerine, torunun geleceğini düşünenlere... Eşiyle yan yana oturmak, kestane kızartmak yerine memleketin geleceğinde inisiyatif alanlara helal olsun. Hepinize helal olsun!

Demin şarkıyı söylerken diyor ki Muharrem Başkan, "Yalova tarihinin en muhteşem mitingi" diyor. Yalova tarihinin en muhteşem eylemine, en muhteşem mitingine hoş geldiniz, şeref verdiniz. Hepinizi alnından öpüyorum.

Buradan, Yalova'dan, Türkiye'de televizyonları başında bizleri izleyen herkese söylüyorum: Eğer çağrıldığınız meydana giderseniz, meydanları doldurursanız, verilen görevi yaparsanız, sesi yükseltir mücadeleyi güçlendirirseniz bizi kimse yenemez. Sizin o bileğinizi kimse bükemez.

Tek başına olanlar, tek başına kalanlar, korkanlar kaybeder. Yalnızlar kaybeder. Birlikte olanlar, karşısındaki ne olursa olsun birlikte olanlar kazanır. Birlikte mücadele edenler kazanır. Tüm Türkiye'yi mücadeleye davet ediyoruz. Mücadeleye davet ediyoruz!

Bundan önce hiçbir mitinge gitmeyene söylüyorum: Mitingde olmak dünyanın en onurlu ve en kolay işidir. Çok kolay. Pijamayı çıkarıyorsun, bir kot pantolon, bir kumaş pantolon giyiyorsun. Üstüne mümkünse bu kış gününde kalın bir şeyler giyiyorsun. Onun dışında evde Türk bayrağı varsa alıyorsun, yoksa onu da geliyorsun biz veriyoruz. Ve meydana geliyorsun. Sağına soluna bakıyorsun; senin gibi alnı açık, yüreği temiz, çalmayan çırpmayan, ömrü boyunca harama bulaşmayan dünya güzeli insanlar var. Onlarla omuz omuza veriyorsun, bu düzeni değiştiriyorsun. AK Parti'nin kara düzenini değiştiriyorsun.

Bak sen gelirsen ne olacak? Buradan evde oturana söylüyorum: Pijamayı çıkarırsan, pantolonu eteği giyersen, meydana gelirsen ne olacak? Bunların yaptığı gibi asgari ücret 28 bin lira değil, bugün için en azından 39 bin lira olacak. Emekli maaşı 20 bin lira değil, en azından 39 bin lira olacak. Emekli maaşı 2,5 çeyrek altın değil, bunlar gelmeden olduğu gibi 8 çeyrek altın olacak.

Kredi Yurtlar Kurumu ücreti 4 bin lira oldu şimdi. Geldiklerinde verilen Kredi Yurtlar Kurumu maaşıyla 1,5 çeyrek altın alınıyordu. Bugün 4 bin lira. Bunlardan önceki tutar 15 bin lira. Her öğrencinin KYK bursu en azından 15 bin lira olacak.

Diğer taraftan dünyanın en adaletsiz vergisini veriyoruz. 100 lira vergi topluyor; 11 lirası holding sahibinden, iş adamından, iş kadınından, zenginden ama 88 lirası bu meydandan. Yüzde 64'ü dolaylı vergi. Yani fabrikatörle kapıdaki bekçisinin eşit verdiği vergi. Elektriğe, suya, telefona ya da çocuk bezine, mamaya, çaya, şekere, çorbaya verilen aynı vergi yüzde 64. Yüzde 24 maaşlardan kesilen gelir vergisi, yüzde 88. Sadece yüzde 11'i alınması gerekenden alınan vergi.

Sen meydana gelirsen vermeyenlerden çok alınacak, garibanlardan, yoksullardan hiç alınmayacak, az kazananlardan az alınacak. Ama birlikte kazanacağız, adilce bölüşeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi asla ve asla ne sermayenin, ne iş insanının, ne fabrikatörün düşmanıdır. Onlara daha çok kazanacakları ama vergilerini adil ödeyip eşitçe paylaşacakları bir düzen sunacağız.

Ve Cumhuriyet Halk Partisi döneminde Türkiye'deki gençlerin vize sorunu kalmayacak. Buradan açıkça ilan ediyoruz: CHP gelecek, Türkiye Avrupa Birliği'ne girecek, vizesiz Avrupa, yasaksız Türkiye olacak!

Nasıl belediyelerimiz yapıyorsa, her mahallede devlet kreşleri ve her şehirde devletin yurtları olacak. Ne öğrencimizi ne emeklimizi sokakta bırakmayacağız. Barınma sorunu devletin sorunu olacak, yoksulun sorunu olmayacak. Kimsenin karnı aç, sobası odunsuz, evi soğuk, evladı mutsuz olmayacak. Böyle bir ülkeyi kurmak için bir tek şeye ihtiyaç var: AK Parti'nin kara düzeni gidecek, Türkiye Cumhuriyeti'nde halkın iktidarı kurulacak!

MUHARREM İNCE: ERDOĞAN BİR DAHA SEÇİLİRSE DOLAR 100 LİRAYI GEÇER

Yalova Belediye Başkanı Mehmet Gürel'in halkı selamlaması ve konuşmasının ardından konuşan Muharrem İnce şu ifadeleri kullandı:

24 yıl önce Erdoğan iktidara geldi. 24 yıl önce bu zadegân iktidara geldiğinde dolar 1 lira 60 kuruştu. Türkiye’nin Sümerbank’ı vardı, Etibank’ı vardı, Tüpraş’ı vardı, Petkim’i vardı, değerli arsaları vardı, Tekel’i vardı. 24 yılda doları 27 katına çıkardı. 1,60’tan aldı, 43 liraya çıkardı. Ne zaman artmaya başladı hızlı artış? 2017’de ‘tek adam’ olduktan sonra başladı.

Şimdi söylüyorum; Erdoğan bir seçildiğinde doları 2 lira 15 kuruş yaptı. Sonraki seçildiğinde 20 lira yaptı. Sonrakinde 43 lira yaptı. Bir daha seçilirse uzaya çıkar dolar uzaya, 100 lirayı da geçer.

Gelir dağılımı adaletsiz, ekonomi istikrarsız, Merkez Bankası prangalar içerisinde. Gençler özgür değil, üniversite konuşamıyor, basın yazamıyor. Sendikalar sararmış, gıdaya erişilemiyor, emekliler sürünüyor. Sınırlarımız delik deşik olmuş; Afganistan’dan yola çıkanlar Çanakkale’ye geliyor.

Ormanlarımız yanıyor, koruyamıyorlar. Gönderdeki bayrak indiriliyor, koruyamıyorlar. Bir zamanlar Kıbrıs’ta bir Rum, Türk bayrağını indirmeye kalkmıştı; orada bir paşa ne demişti? ‘Bayrağı indireni indirin’ demişti. Şimdi bayrağı indireni indiren paşalarımız yok, gemi maketi tutan paşalarımız var.

Pasaportumuz hiçbir işe yaramıyor. Yurtlarda çocuklar tecavüze uğruyor. Paramız oldu pul. General resmi araçla insan taşıyor. Milletvekili altın kaçakçısı. Adli emanetçi adli emaneti soyuyor. Şaka gibi ama hakim savcıyı vuruyor, hükümlü savcıyı kurtarıyor.

Kirazın tanesi 10 lira. Karpuz dilimle, altın yarım gramla, zeytinyağı fincanla. Gençler vize kuyruğunda; umutsuz, hayalsiz, mutsuz. Taze ekmek kuyruğu ayrı, taze ekmek kuyruğunun yanında bayat ekmek kuyruğu ayrı. Bu ülkede Milli Piyango vardı; ayın 9’unda, 19’unda, 29’unda çekilirdi. Spor Toto vardı, Spor Loto vardı. Envai çeşit kumarı AKP buldu, Erdoğan buldu. Her yer kumar cenneti.

"ATATÜRK’ÜN YAZLIK BAŞKENTİNİ IŞİD’İN KARARGÂHI YAPTILAR"

Sıkı durun bir şey söyleyeceğim. Burası Atatürk’ün yazlık başkenti Yalova, ‘Benim kentim’ dediği yer. Atatürk’ün yazlık başkentini IŞİD’in karargâhı yaptılar utanmazlar!

Ama enseyi karartmak yok. Çözeceğiz, yolunu bulacağız. Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse hepsi yanlış iliklenir. Önce hukukun üstünlüğü; bağımsız, etkin, hızlı, tarafsız bir yargı. Özerk bir Merkez Bankası. Sadakat yerine liyakat, ihalede rekabet. Güvenilir ve öngörülebilir bir yatırım ortamı. İsrafa son veren bir devlet. Devlete olan güveni yeniden kurmak. Nitelikli bir eğitim, özgür bir basın, konuşan bir üniversite. Öncelikli sektörlerini belirtmiş; yazılımla uğraşan, markayla uğraşan bir Türkiye yapabiliriz. Beş yıldızlı bir demokrasiyle, beş yıldızlı bir turizmi yeniden kurabiliriz.

Ve son olarak Genel Başkanımız geldi, ona kocaman bir alkış alalım mı? Onu bekletmemek adına, Sayın Genel Başkanımızı bekletmemek adına son olarak şunu söyleyeyim size: Kadılar, müftüler fetva yazarsa, işte kement işte boynuma sarsa, işte hançer işte kellem keserse, dönen dönsün ben dönmezem yolumdan diyeceğiz hep birlikte. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız.

İMAMOĞLU'NUN MEKTUBU OKUNDU: SEÇİM SANDIĞI MİLLETİN ÖNÜNE BEREKETİYLE GELECEK

CHP Yalova İl Başkanı İsmail Erdem Doğancı, Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun Silivri'den yazdığı mektubu okudu.

İmamoğlu mektubunda şu ifadeleri kaleme aldı:

'Atatürk’ün emaneti güzel Yalova, merhaba!

Değerli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler, güler yüzlü çocuklar, cesur gençler; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sizleri çok özledim. Her birinizi hasretle kucaklıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin halkçı ve icraatçı uygulamalarının en özel örneklerini Yalova’da hayata geçirmek için çalışan kıymetli Belediye Başkanım Mehmet Gürel’e teşekkür ediyor, kolaylıklar diliyorum.

Örgütümüzün güçlü iradesini temsil eden İl Başkanımız İsmail Erdem Doğancı’yı yürüttüğü kararlı mücadele için yürekten kutluyorum. Bu zor günleri sizlerin onurlu mücadelesiyle aşacağız. Hep birlikte direneceğiz. Adaletsizliğe, haksızlığa geçit vermeyeceğiz.

Ülkemizin sorunları çok, ama hepsinin ortak bir sebebi var. Sorunlarımızın ortak sebebi adalet duygusunu yitirmiş, vicdanı körelmiş bu iktidardır. Ülkeyi yönetenler adaletten uzaklaşırsa memleketin bereketi kaçar. Ne refah olur ne huzur. Bugün yaşamakta olduğumuz da tam da budur. İcraatlarıyla, hizmetleriyle milleti mutlu edemeyen, vatandaşın oyunu gönül rızasıyla alamayan iktidarlar, koltuklarını korumak için baskıdan, zorbalıktan medet umarlar. Ülkede korku iklimi hâkim olsun diye uğraşırlar. Maalesef Türkiye’yi bu hale getirdiler.

Yapılan bir araştırma, ülkemizde her on kişiden sekizinin yalan yanlış bir suçlamayla haksız yere hapse girmekten endişe ettiğini gösteriyor. Çünkü vatandaş, devlet yönetimini teslim ettiği iktidarın adaletine güvenmiyor. İş bulamayan, iş bulsa kazandığı parayla geçinemeyen, borçlanmadan yaşayamayan on milyonlarca dar gelirli, iktidarın ekonomi politikalarından umudu kesti. Çünkü bu iktidarın aldığı ekonomik kararların özünde, temelinde adalet yok. Esnaf, çiftçi, tüccar, sanayici iktidarın şekillendirdiği ekonomik, siyasi, hukuki ortama güvenmediği için zor durumda. Gençler onları bekleyen hayatın belirsizliğinden dolayı umutsuz. Kadınlar, engelliler, dışlanmaya, ayrımcılığa uğrayan tüm kesimler devletin gücünü yanlarında hissedemedikleri için mutsuz, çaresiz.

Milletin tadını, memleketin bereketini kaçırdılar. Çünkü ülkenin kurumlarının ve kurullarının adaletini söküp aldılar. Bu büyük acı sorunun adı adalet krizidir. Önce adalet krizini çözeceğiz, sonra tüm krizler tarih olacak. Türkiye’yi adalet krizine sokan, siyasi rakibinin diplomasını yargı marifetiyle gasp etmeye kalkan akıldır. Türkiye’yi adalet krizine sokan, milli iradeyi temsil eden belediye başkanlarının hukukun ve uygulamaların aksine tutuklu yargılanmalarına sebep olan akıldır. Türkiye’yi adalet krizine sokan bir avuç insanın gücünü, zenginliğini artırmak uğruna milletin, ülkenin zenginliklerinden, devletin imkânlarından mahrum bırakan akıldır.

Bu kötü akıl milletin hiçbir sorununu çözemez, çözemiyor zaten. Geçmişte çözüm diye yaptıklarında ne varsa sonradan hepsi milletin başına büyük bir dert oldu. Ekonomide öyle oldu, eğitimde öyle oldu, sağlıkta öyle oldu. Gerçek ve kalıcı çözüm için ilk şart, herkes için her yerde adaleti sağlamaktır. Biz işte her şeyden önce bunu başaracağız. Bu büyük ve aziz millet geçim derdi çekmeden, gelecek kaygısı hissetmeden, can ve mal güvenliğinden endişe etmeden yaşayacak. Bu ülkenin her bir ferdi insanca barınma ve beslenme imkânlarına, en kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerine kolayca ulaşacak. Vatandaş mahkemelere ve tüm devlet kurumlarına gözü kapalı güvenecek. Yöneticiler vatandaş karşısında haddini bilecek. Bir kişinin, bir partinin, bir kesimin değil; ortak çıkarlarımızın, ortak değerlerimizin, ortak hayallerimizin iktidarını kuracağız. Milletin iktidarında milletin hakkı milletin olacak. Ülkeyi bu hale getirenler vatandaştan, sokaktan, sandıktan kaçamayacaklar. Seçim sandığı bir müjdeli haber gibi milletin önüne bereketiyle gelecek. Ülkemiz gayretli, adaletli, liyakatli yepyeni bir yönetime kavuşacak.

Ekrem İmamoğlu - Silivri Zindanı'"