CHP Grup Başkanı Faik Öztrak, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında gerçekleştirilen ve TBMM’nin yeni yasama yılı öncesinde düzenlenen CHP’nin milletvekili kampının son gününde, basın toplantısı düzenledi. Öztrak, şunları kaydetti:

"Eşitsizlikler derinleşirken, otoriter eğilimler güç kazanıyor. Uluslararası sorunlarda diplomasi, yerini giderek güç kullanımına bırakıyor. Böylesi bir dönemde, kurtuluş ve kuruluşun partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel sorumluluğuyla hareket etmesi gerekiyor. Cumhuriyet Halk Partisi, milletimizin Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde emperyalizmin biçtiği müstemleke gömleğini parçalayıp attığı o büyük mücadelenin siyasi merkezidir.

Yedi düvele kafa tutan Kuvayımilliyecilerin tüm dünyaya, ‘Manda ve himaye asla kabul edilemez’, ‘Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür’ diye haykırdığı Sivas Kongresi, ilk genel kongremizdir. CHP, yüzyılı aşan geçmişinde her zaman Cumhuriyetimizin istinat duvarı olmuştur. Tam da bu yüzden, ülke üzerinde emelleri olanlar önce Cumhuriyet Halk Partisi’ne saldırır, onu yok etmeye çalışır. Ama Cumhuriyet Halk Partisi, dün olduğu gibi bugün de dimdik ayaktadır. Yarın da dimdik ayakta kalacaktır.”

"ORTALIĞA VURKAÇÇILAR HAİM OLUYOR"

Türkiye’de ‘çıkar ağlarına yaslanan, yandaş kayıran, korku salarak siyaset yapan, kriz ve kaostan beslenen, giderek zorbalaşan’ bir yönetim anlayışının hüküm sürdüğünü ifade eden Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ülkemiz özellikle tek kişilik rejime geçtiğimiz 2018’den bu yana her gün birbirini besleyen çoklu krizleri yaşıyor. Yönetim krizi, gücü tek elde toplayan ve giderek ceberutlaşan bir iktidarın kurumsal kapasiteyi sürekli aşağıya çekmesiyle kendini gösteriyor. Hukuk krizi, iktidarın milletin sandıkta kendine vermediği yetkileri hukuku araçsallaştırarak elde etmeye çalışmasıyla görünür hâle geliyor. En son Adalar Belediyesi'ndeki başkan vekilliği seçiminde yaşanan ahlak dışı süreç bu hukuk zorbalığının en kabul edilemez örneklerinden biridir. Ekonomik kriz ise Sarayın akıl dışı ideolojik safsatalara yaslanarak ekonomiyi yönetmeye kalkması neticesinde hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı olarak yurttaşlarımızın hayatına yansıyor. Ekonomideki kötü gidiş, hukukun siyasi mücadelede araçsallaştırılmasıyla da birleşerek ülke ekonomisine duyulan güveni hızla aşındırıyor. Bunun faturası millete daha az iş ve daha az aş olarak çıkıyor. Malının mülkünün güvencede olduğundan emin olamayan girişimci üretmekten, yatırım yapmaktan uzaklaşıyor. Ortalığa vurkaççılar hâkim oluyor. Büyümenin kalitesi zayıflıyor, verimlilik ve nitelikli istihdam artmıyor, gelir dağılımı hızla bozuluyor.

"HUKUK, PARAYI GİTTİĞİ YERE KADAR TAKİP ETMELİDİR"

2018’den bu yana yaşanan ekonomik skandallara, bir de mali piyasalardaki organize soygun eklendi. Yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren fon krizine hükümetin ve düzenleyici-denetleyici kurumların zamanında müdahale etmemesi, bir ‘vurguncu, bürokrat, siyasetçi şeytan üçgenini’ akla getiriyor. İçeride ve dışarıda ağır bir güven bunalımına yol açıyor. Biz skandala yol açan sürecin bütün yönleriyle araştırılmasını; siyasi, bürokratik ve piyasa bağlantılarının hiçbir ayrım gözetilmeden ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Mağdurların mağduriyetlerinin bir an evvel giderilmesini istiyoruz. Ancak bu yapılırken, ‘Fatura millete değil, vurgunculara kesilmelidir’ diyoruz. Kurulan bu çarktan fahiş kazanç elde edenlerin, fon şirketlerinin sahiplerinin, ilişkili kişi ve şirket yöneticilerinin varlıklarına vakit geçirmeden el konmalıdır. Vatandaşların mağduriyeti, el konulan mal varlıklarından elde edilecek gelirlerle tazmin edilmelidir. Hukuk, parayı gittiği yere kadar takip etmelidir.”

Öztrak, “fon krizine” ilişkin TBMM’ye araştırma önergesi verdiklerini hatırlatarak, “Verdiğimiz önergenin Meclis açılır açılmaz kabulünü bekliyoruz. Bu komisyon tüm partilerin katkısıyla kurulmazsa, biz grubumuzda kendimiz bir komisyon kuracağız. Mağduriyetlerin giderilmesinin, küçük yatırımcının parasına çökenlerin ve buna göz yuman sorumluların hesap vermesinin sonuna kadar takipçisi olacağız” dedi.

Öztrak, konuşmasına şöyle devam etti:

"Cumhuriyet Halk Partisi olarak devlet yönetiminde güveni yeniden tesis etmeye, tüyü bitmedik yetimlerin her kuruşunun hesabını sormaya kararlıyız. Bu çerçevede, siyasetin finansmanı saydam olmalı; kamu kaynaklarının kullanımında her kuruşun hesabı verilmelidir. Hiçbir makam, hiçbir siyasi veya bürokratik bağlantı kişileri denetimden ve hesap vermekten azade kılmaz. Temiz siyasetin herkes için bağlayıcı kurallarla güvence altına alınması gerekir. Bunun için kapsayıcı bir Siyasi Ahlak Yasası’nı ülkemizin bekası için olmazsa olmazlardan biri olarak görüyoruz.

"OKULLARDA EVLATLARIMIZIN CAN GÜVENLİĞİNİ TARTIŞIR HALE GELDİK"

Geleceğimizin teminatı, ülkemizin en önemli karşılaştırmalı üstünlüğü olan gençlerimizin yarınlara hazırlanmasını sağlayacak, rekabetçi üstünlüğe dönüştürecek eğitim sistemimizde de çok derin bir tahribat yaşanıyor. Bugün artık okullarda evlatlarımızın can güvenliğini tartışır hale geldik. Yakın zamanda Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da, son olarak Manisa’da yaşanan okul saldırıları, okul güvenliğinin en önemli sorunlardan biri haline geldiğini gösteriyor. Üyesi olduğumuz OECD'nin, ülkemizin sınav skorlarındaki artış nedeniyle hükümetin diline pelesenk ettiği son PISA raporu, Türkiye’de her 100 öğrenciden 21’inin her ay en az birkaç kez zorbalığa maruz kaldığını tespit ediyor. Ülkemiz, Öğrencilerin Okulda Kendilerini Güvende Hissetme Endeksi’nde 88 ülke arasında 73. sırada. Ülkemizde ilköğretimden yükseköğretime öğrenci başına yapılan harcama OECD ortalamasının üçte biri kadar… Milletin milyarlarca lirasını lobilere, yandaşlara, çıkar ağlarına aktaran Saray yönetimi, yavrularımıza okulda bir öğün sağlıklı yemeği çok görüyor. Okullarda hijyen sorun, temizlik elemanı sorun, öğretmenlerin iş yükü, özlük ve gelir konusundaki talepleri bir türlü karşılanamıyor. ‘Taban maaş’ gibi en insani taleplerini dile getiren özel okul öğretmenleri sokaklarda gazlanıyor, ters kelepçeyle gözaltına alınıyor. Eğitim, hiçbir ülkenin yarışta geride kalmayı göz alamayacağı bir beka meselesidir. Türkiye genç nüfusunu çağın gereklerine uygun yeteneklerle donatıp üretime katmadan, onlara insan onuruna yakışır bir hayat kurma imkanı sunmadan geleceğe yürüyemez. Sürekli, sürdürülebilir ve hızlı bir biçimde kalkınamaz.

Fatma Betül Sayan Kaya tartışması büyüyor: Gökçe Gökçen’den sert sözler
Fatma Betül Sayan Kaya tartışması büyüyor: Gökçe Gökçen’den sert sözler
İçeriği Görüntüle

Dünyada ve yaşadığımız bölgedeki dengeler yeniden kurulurken, tek kişilik rejimin milletimize yaşattığı iç içe geçmiş krizleri bitirmek için Türkiye’nin bugün güçlü kurumlara, yurttaşlarını ortak bir gelecek etrafında buluşturan sorumlu bir siyaset anlayışına ihtiyacı var. Cumhuriyet Halk Partisi bu ihtiyaca cevap verebilecek tarihsel birikime ve örgütsel güce sahiptir. 107 yıl önce Sivas’ta milletin geleceğine sahip çıkan irade bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır.

"SARAY DÜZENİYLE MÜCADELE ETMEYE, İKTİDARA YÜRÜMEYE HAZIRIZ"

Siyaseti şahsi ikballerin devşirildiği bir pazar değil, millete hizmetin, liyakatin ve lekesiz bir vicdanın sahası olarak gören Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Grubu olarak; hesap vermek yerine Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti partimizi kendilerine siper etmeye kalkanlara karşı, partimize ‘Sırtımızda bagaj’ diyen, ‘Kapatmak, yok etmek lazım’ diyen kötü aklın temsilcilerine karşı, zorbalaşan iktidarın değirmenine su taşıyan siyaset erbabına karşı partimize sahip çıkarak Saray düzeniyle mücadele etmeye ve milletimizle kol kola iktidara yürümeye kararlıyız. Bunun için farklı görüşlerden yurttaşlarımızla Türkiye paydasında buluşacağız. Partimizi bundan önceki genel seçimlerde olduğu gibi herkesin gönül rahatlığıyla oy verebileceği Türkiye’nin makul partisi haline getireceğiz. Gücümüz bundan 103 yıl önce olduğu gibi bugün de milletimizin azim ve kararlılığıdır."