CHP'nin tutuklu bulunan İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun serbest bırakılması ve erken seçim talebiyle başlattığı "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin 103'üncüsü bugün Kütahya'da düzenleniyor.
CHP Kütahya İl Başkanı Tamer Yenikaya, Ekrem İmamoğlu'nun mektubunu okudu.
Ekrem İmamoğlu'nun mektubu bu şekilde:
"ZULÜM VE SEFALET DÖNEMİ ELBET SON BULACAK"
"Paylaşımın ve hoşgörünün, adaletin ve dayanışmanın şehri güzel Kütahya. Kütahyalılara kocaman merhaba.
Değerli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler, mert ve onurlu gençler, güzel yüzlü çocuklar; her birinizi saygıyla, sevgiyle, özlemle selamlıyorum. Sizleri hasretle kucaklıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin halkçı ve icraatçı uygulamalarını Kütahya'da hayata geçirmek için tüm gücüyle çalışan Eyüp Kahveci başkanıma ve örgütümüzün mücadeleci ruhunu temsil eden İl Başkanımız Tamer Yenikaya'ya teşekkür ediyorum. İl başkanımızın nezdinde tüm örgütümüzü şükranla kucaklıyorum.
Sevgili kardeşlerim; demokrasimiz bu denli ağır bir sınavdan hiç geçmedi. Herkes için özgür ve onurlu bir hayatın, insanca ve hakça bir düzenin var olması için inşa ettiğimiz Cumhuriyetimizin kurucu değerleri ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Kendi kaderini elinde tutamayan bir millet, er ya da geç silinip gider. Millet kendi kaderine ancak egemenlik kayıtsız şartsız kendisinin olursa sahip çıkabilir. İşte bu yüzden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşıları Cumhuriyeti kurdular ve bize özgür, onurlu bir hayat armağan ettiler.
Ne yazık ki bugün milletin egemenliği saldırı altında. Milli irade yargı eliyle gasp edilmektedir. Seçilmiş belediye başkanlarının haksız, hukuksuz bir şekilde iftira ve yalan beyanlarla mahkeme önüne çıkarılması, üstelik tutuklu yargılanmaları milli iradeye yapılmış bir darbedir. 15,5 milyon seçmenin oyuyla aday gösterilmiş, 25 milyon vatandaşın imzasıyla desteklenen bir Cumhurbaşkanı adayının birtakım gizli tanık iftiralarına dayanılarak kumpas davalarıyla tutuklu yargılanması milli iradeye darbedir.
Bu siyasi amaçlı yargı saldırılarının muhatabı bizleriz ama asıl hedef millettir. Milletimizin siyasi tercihlerini özgürce yapma ve iktidarı değiştirme hakkını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bir yıl boyunca asılsız iddialar, iftiralar, organize karalama kampanyaları bizi yargılamadan suçlu ilan ettiler. Ancak kimseyi ikna edemediler. Biz masum ve haklı olmanın özgüveniyle duruşmaları canlı yayınlayın, millet gerçeği görsün dedikçe onlar kaçtılar. Suçluların telaşıyla, iftiracıların arsızlığıyla kaçtılar.
Yargılama başlayınca kumpaslar çöktü. Bizlerin ve milletimizin başına örmeye çalıştıkları çorap kendi ellerine, ayaklarına dolanmaya başladı. Milletimiz o iftiracıların gerçek yüzünü bir kez daha gördü. Onun için Silivri zindanında kurulmuş olan mahkemede biz yargılanmıyoruz. Orada biz yargılıyoruz; biz yargılıyoruz. Biz, siyasi rakibini devre dışı bırakmak, milletin iradesini baskı altına almak için organize işler çevirenleri yargılıyoruz.
Birkaç güdümlü yargı mensubuyla milletin iradesine el koymaya kalkışanları biz yargılıyoruz. Kendini milletten üstün gören, devleti ailesinin tapulu malı zannedenleri yargılıyoruz. Haksızlığın ve zorbalığın gölgesinde dolaşanlar temize çıkmak istiyorlarsa yapacakları şey bellidir; sandığı bir an önce milletin önüne koyacaklar. Çünkü Türkiye'nin derin ve acil sorunları ancak özgür, adil ve şeffaf bir seçimle aşılabilir. O sandık gelecek; adaletin ve bereketin habercisi gelecek. Bu güzel vatanın 86 milyon yurttaşı huzur içinde ve kardeşçe yaşayacak. Her yerde ve herkes için önce adalet ve hürriyet egemen olacak. Kimse eşitsizliğe, ayrımcılığa, haksızlığa maruz kalmayacak. Bu büyük baskı, zulüm ve sefalet dönemi elbet son bulacak."
ÖZEL'DEN ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR
CHP lideri Özgür Özel miting alanında konuşuyor.
Özel'in açıklamaları şöyle:
"Emeğin şehri Kütahya, çininin şehri Kütahya, Evliya Çelebi'nin yurdu Kütahya; kalbi güzel, sözü güzel, insanı güzel canım Kütahya. Değerli hemşerilerim, kıymetli komşularım; hepinize merhaba.
Burası kurtuluşun, direnişin ve işgale teslim olmayıp ilk kez geriye gitmeden ileriye gidişin; Büyük Taarruz'un, zaferin ve zaferden sonra gelecek güzel günlerin şehridir. Selam olsun sana Kütahya.
Bu topraklar Frigya'dan Osmanlı'ya, Germiyan'dan Cumhuriyet'e çok büyük zorlukları gördü, geçirdi; ama en sonunda hep güzel günlere kavuştu. Nice karanlık kışları, nice badireleri atlattı. Ne zalimler geldi geçti; ama bu şehir hiç teslim olmadı, hiç umudunu kaybetmedi, hiç utandırmadı. Sahip çıktığını bırakmadı ve her seferinde zafere ulaştı. Zaferin kenti Kütahya'ya selam olsun.
İşte ben bugün buraya; büyük saldırılara rağmen direnişin ta içinden ve sizin güzel kalplerinizdeki dayanışma duygularını alarak; koltuklara, makamlara değil Anadolu'nun irfanına güvenerek, Kütahya'nun vicdanına güvenerek; seçtiğine sahip çıkan, Gazi'nin emaneti Cumhuriyet'in en önemli kazanımına sahip çıkan, sandığa sahip çıkan Kütahya'ya, Kütahya'yla birlikte direnmeye, mücadeleye, eyleme geldim eyleme."
Biz bu güzel şehri, belediyesini 74 yıl boyunca kazanamadık. Ama bu şehre kusur bulmadık, sırtımızı dönmedik, küsmedik ve hep Kütahya’yı anlamaya çalıştık. Çalıştık, çabaladık, mücadele ettik ve nihayet 2023’teki o büyük değişimden sonra 2024’te, 31 Mart’ta Kütahyalılara Eyüp Kahveci’yi aday yaptık, emanet ettik. Kütahya ona sahip çıktı, emaneti Eyüp Başkan’a verdi, partimize verdi. Tüm Kütahya’ya yürekten teşekkür ediyorum.
2019’da Kütahya’da hiç belediyemiz yoktu. 2024’te Şaphane’yi Lütfi Mutlu’yla, Domaniç’i Engin Uysal’la, Dumlupınar’ı Zekeriya Yılmaz’la kazandık. Başkanları kutluyorum, tüm seçmenlerimize teşekkür ediyorum.
Bir başarı, bir başarı tek başına hiç kimseye ait değildir. Bir başarı varsa onda çok emek vardır. Ben öncelikle burada 2023 seçimlerinde kazanmamız gereken, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında hepimizin bir kez daha Gazi’nin partisinin yoksulluğu yeneceği, işsizliği yeneceği, yüzleri güldüreceği iktidarını umarken o 14 ve 28 Mayıs seçimlerini kaybedince herkesin başı öndeyken, moraller bozukken oradan yeni bir şekilde, diri bir şekilde, el ele, omuz omuza partimizi değiştirerek sonra da Türkiye’ye umut olmak için bir yola çıktık. O yola çıkmaya niyetlendiğimiz ilk günde yanımızda yol arkadaşımız Zeliha Aksaz Şahbaz’ı bulduk. Yol arkadaşıma teşekkür ediyorum.
Kütahya örgütü, tüm ilçe başkanlarımla, yöneticileriyle, il yönetimi ve başkanımızla birlikte belediye başkanımızın arkasında önemli bir mücadele veriyorlar. Tamer Yerlikaya'nın şahsında tüm örgütümüze teşekkür ediyorum. Gün oldu demokrasi yolculuğu dedik; partide, mecliste, grubu düşen partilere kürsü hakkı olsun diye onu demokrasi yolculuğuna yolladık. Gitti, görevini yaptı, baba ocağına geri döndü; Kütahya milletvekilimiz Ali Fazıl Kasap'a teşekkür ediyorum. Ve biraz önce il başkanımızın ve belediye başkanımızın kıymetli konuşmalarını dinledim. Onlar bir hakkı teslim ettiler, ben de altını çizmek isterim: Kütahya'da Kütahya'yı bir parti, o partinin adayı, o partinin genel başkanı kazanmadı. Kütahya'yı Kütahya'daki demokratlar, Kütahya'daki demokratların ittifakı, Kütahya İttifakı kazandı. Kütahya İttifakı; Kütahya'nın sosyal demokratlarını da, muhafazakar demokratlarını da, milliyetçi demokratlarını da, Kürt demokratlarını da, sosyalist demokratlarını da, liberal demokratlarını da; görüşü ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun, umudu demokraside olan, kurtuluşu birlikte arayan Kütahya İttifakı'nın tüm bileşenlerine yürekten teşekkür ediyorum.
Eyüp Başkan, Kütahya'ya hizmetle görevlendirildi. Bu kentte Eyüp Başkan; bu kentin sokaklarında yürüyen, havasını soluyan, derdini bilen, çareyi bilen, birtakım imkansızlıklarla, maalesef iktidarın "silkeleyin" dediği muhalefet belediyelerinden biri olduğu için kendisine kalan borçlar sırtında yük olduğu için zor bir dönemi geçiriyor. Ama memnuniyet anketlerine baktığınızda Kütahya ondan memnun, Kütahya gayretini, emeğini ödüllendiriyor. Önümde iki yıllık süre içinde bu dar imkanlarla Kütahya'da yaptıkları var; görünce gerçekten şaşırdım. Öncelikle Ilıca'da bir Halk Market'in açılması, uygun fiyatlı alışverişin vatandaşın imkanına sunulması, iki Kent Lokantası, yeni yerine taşınan ve yenilenen kreşten yararlanan çocuklar, ihtiyaç sahiplerine Halk Ekmek yardımı, Yaman Türk Engelli ve Yaşlı Gündüz Yaşam Merkezi, Kirazpınar, Kumarı, Civli ve Bölücek'te kadınların ihtiyacı olan ve seçimde söz verdiği mahalle fırınlarının açılması bu hizmetler arasındadır. Ayrıca Halk Kart ile ihtiyaç sahiplerine belediyenin tüm zorluğuna rağmen 56 milyon liralık destek sağlanması, 1300'den fazla öğrenciye ücretsiz ulaşım desteği, yaşam berber ve kuaför salonunda imkanı olmayan vatandaşlara ücretsiz hizmet sunulması, YKS'ye giren öğrencilerin sınav başvuru ücretlerinin karşılanması, barınma sorunu yaşayanlar için Aile Yaşam Merkezi ve evsiz vatandaşlar için kurulan Erkek Yaşam Merkezi gibi önemli işler yapılmıştır. Bugün sordum; 24 kapasiteli bu merkezde 18 evsiz kalıyor, daha fazlası ise istihdam yaratılarak hayata tutunduruldu. Bunların yanı sıra Gastro Kütahya ile yöresel lezzet noktaları, çölyak hastaları için glutensiz kafe hizmeti, Ilıca ve Yoncalı'da iki ayrı karavan kampı hayata geçirildi. Bugün burada Eskişehir'in değerli belediye başkanları ve milletvekilleri var; bozkırın ortasında Yılmaz Büyükerşen'in ve başkanlarımızın bir çiçek gibi açtırdığı Eskişehir'in yolunda bu sefer Kütahya yürüyecek Allah'ın izniyle.
"KÜTAHYA'DAN KEPÇEYLE ALMIŞLAR"
Turizm için çalışılıyor var gücüyle. Gelen öğrenci "İyi ki Kütahya'ya gittim" desin diye tüm zorluklara rağmen sahip çıkılıyor var gücüyle. Yoksula sahip çıkılıyor var gücüyle. Ve şimdi şunu gördük ki; ne zaman Kütahya'da gerekli imkanlar sağlanacak, bu vizyon, bu emek, bu gayret Eskişehir mucizesini bu sefer de Kütahya'ya yaşatacak.
Ben partinin Genel Başkanı olarak önce sizle birkaç bilgiyi paylaşıp sonra da bu konuda önemli bir şey söylemek istiyorum. Bugün Kütahya'da bu güzel insanlar; ben onların yüzüne, gözüne bakıyorum ve şöyle bir şey görüyorum. Diyorlar ki: "Biz çok daha iyisini hak ediyoruz." Ya burası Kütahya. Burası Anadolu'nun ortasında öyle bir yer ki; 200 yıl boyunca Osmanlı geriye gitmiş, toprak kaybetmiş, toprak kaybetmiş ve durmuş; artık iş Polatlı'dan öteye Ankara'ya dayanmış.
Eğer ki Kütahya olmasa, yerinde durmasa, Gazi'nin ordularına, İsmet Paşa'nın ordularına sahip çıkmasa, dirense, teslim olmasa ne Kütahya var ne Türkiye var. Ne otobüs var burada ne üstünde bir Genel Başkan, ne dalgalanan al bayrak ne bağımsız bir Türkiye. Ne çok şey borçluyuz biz bu zaferin şehrine, Büyük Taarruz'un şehrine.
Diyorsun ki İstanbul çalışıyor; Kocaeli, Bursa, Denizli çalışıyor; Konya, Kayseri çalışıyor; limanlar çalışıyor, ihracatlar, imkanlar, dünya kadar toplanan vergiler... Kütahya bunlardan payını almalı, Türkiye Kütahya'ya sahip çıkmalı, destek olmalı. Döndüm bir baktım ki ne göreyim: 2025 yılı, 18 milyar lira vergi ödemiş Kütahya. Beklersin ki bunun dört katı hizmet alsın değil mi? 7.5 milyar lira yatırım bütçesi var Kütahya'ya. Bırakın Kütahya'ya sahip çıkmayı, Kütahya'dan kepçeyle almışlar, kaşığın yarısıyla vermişler.
Akıl almaz bir durum ortada. Kütahya'da öyle bir durum var ki AK Parti geldiğinde, yani 3 Kasım 2002 günü Kütahya'nın nüfusu 657.000. O gün Türkiye'nin nüfusu 68 milyon. O günden bugüne Türkiye 19-20 milyon büyüyor. Aynı hesap Kütahya'ya bakınca bekliyorsun ki nüfusu 850.000 olacak, büyükşehir olacak, ona göre yatırım alacak, ona göre büyüyecek gelişecek. Bir bakıyorsun ki 200.000 nüfusu artacağına 87.000-90.000 kişi azalmış, Kütahya 570.000'de kalmış.
Bakın Afyon'un da derdi çok ama Afyon 700.000'i geçti, büyükşehir olacak şartları sağladı. Ama bu süreçte Kütahya bırakın büyükşehir olmayı, küçülmüş gerilemiş. Etigümüş, peki neden gerilemiş? Etigümüş, KÜMAŞ, Seyitömer ve Tunçbilek Termik Santralleri, Kütahya Azot Fabrikası, Kütahya Şeker Fabrikası özelleştirilmiş. Kütahya'daki gübre özelleştirilmiş, Azot Fabrikası...
O fabrika ki yıllar önce Demirel gelir bu şehre; diyor ki Demirel: "Azot Fabrikası zarar ediyormuş diyorlar. Edecek tabii" diyor. "Edecek, gübreyi üretecek, çiftçiye verecek, o gübreyle toprağa bereket gelecek" diyor Demirel. O gün Demirel'in satmadığı, Ecevit'in sahip çıktığı Kütahya'ya gübre fabrikasıyla, santralleriyle "kar etmiyor bunlar" diye kar edeni de sattılar, etmeyeni de sattılar. Kütahya'yı küçülttüler, zayıflattılar.
Düşünün şehir merkezinden ilçelere karayolu bağlantıları yetersiz. Bir şehir düşünün İstanbul-Antalya güzergahında otoyol var, Kütahya'dan geçmiyor. 2011'de hızlı tren sözü verdiler; hızlı tren 15 yıl geçti olmadı. Hızlı tren geldi, Kütahya'yı pas geçti.
Yol yoksa, tren yoksa, yatırım yoksa, istihdam yoksa bir şehirde ekonomi ne olur? Ekonomi böyle olur. Bir şehirde gelecek nasıl olur? Geleceği karanlık olur. Kütahya yıllarca halkçı belediyecilikten uzak kaldı, planlı büyüyemedi. Tarım arazileri, sulama alanlarına büyük zararlar verildi. Plansız imar izinleri verildi. Riskli alan ilan edilen yerlerde vatandaş kendi kaderine terk edildi. İktidar ne mağduriyetleri giderdi ne bu kentin önünü açacak bir şey yaptı.
O yüzden, işte o yüzden Kütahya 2024 seçimlerinde kendi önünü açmaya, bir evladına hiç değilse yerel seçimlerde imkan tanımaya karar verdi; seçimin sonucu böyle oldu. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanı olarak yerel seçimlerde Eyüp Başkan'ın elini kaldırıp demiştim ki: "Siz ona sahip çıkın, biz de sahip çıkacağız." Size söz olsun, ant olsun ki bu otobüs buraya yine gelecek. Yine bu otobüsün üstüne çıkacağız; bu sefer bu otobüsün üstüne iktidar partisinin Genel Başkanı olarak çıkacağım! Ve size söz veriyorum; bu Kütahya'dan bir Eskişehir yaratmak için ne gerekiyorsa onu yapacağım, ne destek istiyorsa onu vereceğim. Ant olsun, ant olsun Kütahya'ya!
Bu arada Kütahya aynı zamanda bir tarım kenti. Kütahya'da tarım arazilerine yapılan haksızlıkları, imarı ifade ettim. Öyle bir süreçteyiz ki Türkiye'de AK Parti'nin kurduğu bir düzen var, AK Parti'nin kara düzeni. AK Parti'nin kara düzeninde bu yılın ilk iki ayında çiftçiye verilen para 2 milyar lira, faize verilen para 640 milyar lira. Yani çiftçiye verilen paranın 320 katını faize ödeyen bir iktidar var, o iktidarın kurduğu bir kara düzen var.
Ama bir yandan da burada yanlış hesapla, kitapla açtıkları bir Zafer Havalimanı var. Bu Zafer Havalimanı'nı 50 milyon Euro'ya mal ettiler; bugünkü kurla 2,5 milyar lira. Ve geçmişte diyorlardı ki: "Cebinizden beş kuruş çıkmadan havalimanı yapıyoruz, otoban yapıyoruz, köprü yapıyoruz, hastane yapıyoruz." Sonra çıktı ki hastaneye hasta ya da tahlil, MR, röntgen garantisi; yola geçiş garantisi; köprüye geçiş garantisi; havalimanına uçuş garantisi... Hesabı kitabı iyi yapamayanlar, 2,5 milyar liraya mal olan havalimanına şu ana kadar geçiş garantisi ödemeleriyle 4,1 milyar lira ödediler bile.
Ve maalesef 2044 yılına kadar öyle bir imza atmışlar ki; 2044 yılına kadar uçamayan, uçmayan yolcunun, uçmayan uçağın parası senin, benim, hepimizin cebinden ödenecek. Ve daha oraya 10,7 milyar lira ödenecek; yani 2,5 milyar liraya mal olan havalimanına tam altı katı para ödenecek. İki katını şimdiye kadar ödediler, dört katını bundan sonra ödeyecekler ve hepimizin cebinden bu büyük zararı ettirecekler.
Ama diğer taraftan baktığında çiftçiye para lazım olunca ona hak ettiği desteklemenin beşte birini veriyorlar. Buradan, Kütahya'dan; Zafer Havalimanı'nın ettiği bu büyük zarar ve köylünün içinde bulunduğu bu durum ortada olunca açıkça söylüyoruz: AK Parti'nin kara düzeni bitince, Cumhuriyet Halk Partisi'nin halkçı iktidarı gelince, kurucusunun dediği gibi yeniden millet, köylü milletin efendisi olunca artık uçana, kaçana, konana garanti değil; çiftçiye, köylüye, hayvancılıkla uğraşana garanti verilecek.
"PARAYI ZENGİN İSTESE İKİ ELİ KANDA OLSA BULUYORLAR"
Sütün paritesini ayarlamayanlara söylüyorum: Bire 1,6 pariteyle süt fiyatına alım garantisi verilecek. Çiftçi ne ekeceğine desteklemeye göre baştan karar verecek, o destekleme çiftçiye her şartta ödenecek. Bundan sonra zenginin yurt dışından bulduğu krediyle yaptığı yola, havalimanına değil; çiftçiye ve hayvancılıkla uğraşanlara gelir garantisi verilecek. Söz veriyoruz.
Tabii Kütahya'da rakamlara bakınca insan her rakamda bir gerçeklik, her rakamda bir hüzün, her rakamda bir haksızlık görüyor. Kütahya; çalışan sayısının 160.000, emekli sayısının 143.000 olduğu bir şehir. Kütahya'yı emekli kenti yaptılar ama emeklileri aç bıraktılar. Kütahya'daki emekçileri asgari ücrete mahkum bıraktılar.
Şu meydandaki emekliler bir el kaldırsın! O elinizdeki nasırdan, çalışa çalışa tutan nasırdan; dirseğinizin çürümüş dirseğinden, büyümüş gözlük numaralarınızdan utanmayan, tarihin en büyük haksızlığını size yapan AK Parti'nin kara düzeninden kurtulmaya bir sandık mesafe kaldı, bir sandık mesafe!
Emeklilere soruyorum: AK Parti'nin kara düzenini yıkacak mıyız? Hakkımızı söke söke alacak mıyız? Hepinizin, hepinizin hakkını hep birlikte alacağız. Bakın bunu bu meydandakiler duyuyor, biliyor. Duymayana duyuralım, bilmeyene bildirelim: Bu ülkede yoksulluk, açlık... Bir dur, bir bekle. Bir başına olmaz o işler; dur bir bekle. Bizim gücümüz tek başımıza olmamakta, organize olmakta, birlikte olmakta; o yüzden bir grubun yaptığı bir şeyle olmuyor iş, hep birlikte yapacağız.
Buradan çok önemli bir şey söylüyorum: Bu ülke emeklisine açlığı öğretmeye çalışıyor. Asgari ücretlisine boyun eğmeyi, teslim olmayı, emek sömürüsüne ses çıkarmamayı ülke öğretmeye çalışıyor bu iktidarın eliyle. Oysa bu ülke, ekonomisi en güçlü olacak ülkelerden biri. Üç tarafı deniz, denizlerinin içi bereket. Toprağının altı adeta madenler açısından eşi bulunmaz ganimet. Toprağın üstü adamı ters diksen düz çıkaracak kadar bir bereket. Genç nüfusu hepimiz için bir nimet. Ve bu ülkedeki tüm kaynaklar doğru kullanılsa, doğru harcansa, bu ülke doğru kalkınsa, adil bölüşse bu meydanda bugün emeklilerin yaşadığını yaşayan kimse kalmaz.
Ama şöyle yapıyorlar: Parayı zengin isteyince her iki elleri kanda olsa buluyorlar. Her türlü kıyağı dünyanın en zenginlerine, Türkiye'nin en zenginlerine çekiyorlar; emekliye gelince "kaynak kalmadı" diyorlar. Bütün AK Partili, MHP'li emeklilere anlatalım; bir hayali anlatmıyoruz: 3 Kasım 2002 günü AK Parti geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün beğenmediğimiz, itiraz ettiğimiz asgari ücretten hesap etsen 28'den 42 bin lira yapıyor. Yani bugün "20 bin lira verip fazlasını veremiyoruz" diyorlar ya; kendilerinden önceki beğenmedikleri Ecevit, Bahçeli, Mesut Yılmaz hükümeti —hep kötüledikleri ki sanki Bahçeli ile şimdi ittifakta değillermiş gibi— o hükümet, o hesapla 42 bin lira veriyordu.
Biz asgari ücretin 39 bin lira olmasını savunuyoruz; kısa vadede en düşük emekli maaşını bir asgari ücret diyoruz, hesap yine aynı noktaya geliyor. Hesap AK Partisi öncesi döneme geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücret olunca 58 bin liraya geliyor. Bugün eldeki 20 bin liraya bakın ve geçmişteki hesapla anılan 58 bin liraya, alınacak 58 bin liraya bakın. Bugün bütün AK Partili, MHP'li emekliler; bu iktidar geldiği gün en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu, şimdi 2 çeyrek altın alamıyor.
"BUNUN ADI AK PARTİ’NİN KARA DÜZENİDİR"
Bunu yapan 5510 sayılı kanunu çıkarıp aylık bağlama katsayılarını değiştirip emekliye türlü çeşit numaraları çekip her sene TÜİK —Nedir TÜİK? Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumu— kimi üzüyor? Emekliyi üzüyor. Gerçek enflasyon %80, %60 söylüyor; %20 senin cepten gidiyor. Gerçek enflasyon %45, %30 söylüyor; %15 senin cepten gidiyor. Gerçek enflasyon %32, %20 söylüyor; %12 senin cepten gidiyor. Birikiyor birikiyor birikiyor; 8 altın, 2 çeyrek altına, 1,5 çeyrek altına iniyor.
Aynı hesap asgari ücretliler için de geçerli. AK Parti geldiğinde asgari ücret 7 çeyrek altındı. Bugün asgari ücret 2,5 çeyrek altın. Alnının terinin bu kadar haksızca sömürüldüğü bir başka ülke yok Avrupa’da, hatta neredeyse dünyada. Bu kadar haksızlık olmaz, bu kadar ucuza emek sömürüsü olmaz. Bunun için bir kere asgari ücret dediğin ilk bir yıl alınan, sonra kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan bir ücretti. Bugün biraz önce il başkanım, parti meclisi üyem, belediye başkanım, milletvekilim izah ettiler: Burası asgari ücret ya da hemen üstünün alındığı, en çok asgari ücret ve üstünde işçi çalıştırılan bir şehir.
Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında asgari ücret bir yıllık ücret olacak, hızla herkes o ücretten uzaklaşacak; herkesin CHP iktidarında cebi dolacak, karnı doyacak, yarınlarına güvenle bakacak. Açıkça söylüyorum açıkça: Dünyaya baksın herkes; emekliye kim sahip çıkıyor, asgari ücretliye kim sahip çıkıyor, ücretleri kim yükseltiyor? Bu dünyada sosyal demokratların işi. Bugün İspanya’da kardeşimiz, yoldaşımız Pedro Sanchez nasıl yoksullukla mücadele ediyorsa, nasıl düşük gelir seviyesindekiler için çalışıyorsa biz de öyle yapacağız.
Açıkça söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi sermaye düşmanı değildir, patron düşmanı değildir, yatırımcı düşmanı değildir. Ama kalkınmacıdır; kalkınmak için, ihracat için, üretim için tüm imkanları yaratmaktan yanadır. Ama Cumhuriyet Halk Partisi daha çok kazanmanın garantisidir; adil bir vergi düzeninin, hakça bölüşmenin garantisidir.
Bugün Kütahya’da bu kıymetli, bu gözümün içine umutla bakan topluluğa söylüyorum: Türkiye’de 100 lira vergi toplanıyor, 89’u bu meydandan toplanıyor. Nasıl mı? Dolaylı vergi dediğin dünyanın en adaletsiz vergisi. Zengin fakir ayırmıyor; en zenginden de aynı alıyor dolaylı vergiyi, en fakirden de. Elektriğe, suya, doğal gaza, üstüne aldığın kıyafete, evladın ayağına aldığın bota, okul çantasına, tırnak makasına "özel tüketim vergisi" adı altında ya da diğer isimlerde dolaylı vergi alınıyor. Kimden? Hepimizden, %64-65.
Sonra gelir vergisi var; nereden alınıyor bu? Yine senden alınıyor. Maaşlardan alınan vergidir gelir vergisi. Bir de bankada varsa üç beş kuruş bir birikinti, oradan alınacak bir faiz, ondan kesilen stopajdır gelir vergisi. Bu da yaptı mı sana %23-24, varıyor %88’e. %1 başka bir kalem var; %11 kurumlar vergisi. Üretenden, kazanandan, kar edenden alınan vergi %11; garibandan alınan vergi %88. Bunun adı AK Parti’nin kara düzenidir. Bu düzeni değiştireceğiz, bu düzeni yıkacağız; çok kazanandan çok, az kazanandan az, kazanmayandan vergi almayacağız.
"İĞNEDEN İPLİĞE HER ŞEYE ZAM; SEBZEYE ZAM, MEYVEYE ZAM, HER ŞEYE ZAM"
Şimdi ekonomide öyle bir dönemdeyiz ve öyle bir beceriksizlikle karşı karşıyayız ki; Türkiye ekonomisini kırılgan, krizlere dayanıksız yapan bu iktidar... En basiti geçen sene, hatta önceden daha eskiye gidelim: Pandemi. Pandemide bütün dünyada enflasyon, bütün dünyada alınan tedbir faiz arttırma. Bir tek Türkiye’de yok. "Ben bilirim" diyor ve enflasyonu tek rakamlılara yaklaşan enflasyonu %80’e kadar fırlattı. O günlerde enflasyon fırlarken, bir anda her şey farklıyken para isteyen zengine "Aman ha dolar alma, kur korumalı mevduat al" dedi; senin, benim cebimden zenginlere dünyanın en büyük kaynak transferini yaptı. Sonra seçimlere girdi, seçimleri atlattı, arkadan gidip "Kemeri sıkacaksın" diye yine hepimizin gırtlağına çöktü.
Şimdi bu dönemde bir kez daha büyük bir beceriksizlikle, geçmiş dönemde milyarlarca lirayı zengine verenler bu sefer seçimleri Ekrem İmamoğlu kazanacak diye, Cumhuriyet Halk Partisi kazanacak diye geçen sene 19 Mart’ta bir darbeye giriştiler. Bunun karşılığında Türkiye’nin dünya kadar kaynağını sattılar. Emekliye lazım paranın 150 katını, asgari ücretliye lazım paranın 110 katını, çiftçiye lazım paranın 90 katını yaktılar; korumasız, kırılgan, aciz bir ekonomi yarattılar. O şartlar altında İran’daki savaşa yakalandılar. İşte o yüzden şimdi Türkiye’de petrol fiyatları fırlayınca anında pompaya yansıyor.
Hemen Ekonomi Koordinasyon Kurulumuzu topladım; Türkiye’nin en kıymetli ekonomistlerinin olduğu 11 kişilik kurulu. Dedik: "Ne yapmak lazım? Biz olduğumuzda ne yapacağız? Ne yapmalılar şimdi?" Dediler ki: "Kesinlikle petrol artışı pompaya yansımasın. Yansırsa enflasyon patlar, tutamazsın." "Ne önerelim?" "ÖTV var" dediler %40’ı kadar. Eşel mobil yapın, ÖTV’den karşılayın, pompaya yansımasın. Tam hatırlayın, arabalar dizilmiş petrol ofisinin önünde 1 kilometre. Zammı yapacaklar o gece ben önerdim, biz önerdik "Yapmayın" dedik, "İntihar olur" dedik. O gece zammı durdurdular. Ertesi gün dediğimizin dörtte üçünü; yani 4 lira artıyorsa 1 lira yansısın, 3 lira ÖTV’den karşılansın.
O günden bugüne bu şekilde tutuldu ama ÖTV’den karşılanacak pay aşıldı. Şimdi habire pompaya yükleniyorlar, 80 lirayı gördüler yine uyardık: %20 KDV var, KDV’den karşılansın, vatandaşa yansımasın. Niye? Çünkü şundan: Yarın Hürmüz Boğazı açılır, Brent petrol düşer, benzin fiyatını düşürürsün. Kaybın ÖTV kadar olur, kaybın KDV kadar olur. Ama sen bunu yapmazsan, her şeyin fiyatı artarsa daha sonra bu enflasyona döner, petrol düşse de fiyatları düşüremezsin. Ne oldu? Bu sefer bizi dinlemediler. Fiyatlar uçtu gitti ve dün maalesef dün akaryakıta olan zamlar yüzünden elektriğe %25 zam geldi, doğal gaza %25 zam geldi. Şimdi yandı gülüm keten helva.
Buradan sonra sen misin elektriğe zam yapan? Hadi bakalım ekmeğe zam. Sen misin doğal gaza zam yapan? Hadi bakalım ekmeğe zam. Sen misin elektriğe zam yapan? İğneden ipliğe her şeye zam; sebzeye zam, meyveye zam, her şeye zam. Sonra Hürmüz açılsa da kim alacak yapılan o zamları geri? Türkiye’de zammın geri geldiğini kim görmüş? Laf dinlemediler, yeni bir enflasyon dalgasını hayatımızın içine gelecek aydan itibaren sokuyorlar. Ayrıca Orta Vadeli Program’da enflasyon hedefi %16. Üç ayda; Ocak, Şubat, Mart %10’u geçti. Öyle anlaşılıyor ki bunların bir yıllık hedefi, 6 ayda fazlasıyla geçilecek. Olan kime olacak? Olan yine emekliye olacak, olan yine asgari ücretliye olacak.
Buradan Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum: Ya bu işi söylediğimiz tedbirleri alarak vatandaşı koru ya da bırak; sen bu işleri yapamıyorsun, Cumhuriyet Halk Partisi gelsin emeklisine, emekçisine sahip çıksın.
Bakın, 2018 yılında Tayyip Erdoğan diyordu ki: "Enflasyon çift haneliyse yani %9'dan yüksekse, yılda üç dört kere asgari ücret ayarlaması düşünülebilir." Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yapıyor bunu, Avrupa yapıyor bunu, dünya yapıyor bunu. Asgari ücreti yılda üç ayda bir güncelleyerek asgari ücretlisini, emeklisini zamlardan koruyor, yoksulluktan koruyor. Ama burada bizimkiler sadece kendine yakın olan sermaye gruplarını koruyor.
Onun için şimdi Kütahya’ya soruyorum: AK Parti'nin kara düzenini değiştirmeye hazır mıyız? Bir devri kapatıp bir devri açmaya var mısınız? Hep beraber bakan evlatlarının devrini bitiriyoruz, vatan evlatlarının devrini başlatıyoruz!
"SANDIKLARI ÇALDILAR, OYLARI SALDILAR"
Bugün Türkiye'de her şeyin kötüye gitmesinin varsa bir sebebi, o da AK Parti'nin AK Parti'nin kara düzeni. Bugün Türkiye'de yargıya güven %18'e inmiş; yargıya güvenmiyorum diyenler %82. Nasıl olmasın? Nasıl olmasın?
31 Mart 2024; Kütahya'da oyu sen kullandın, sen kullandın. Eyüp Başkanı sen seçtin, kararı sen verdin. Bir önceki dönem MHP'ydi, baş tacı; daha önce AKP'ydi, eyvallah. Bu sefer Cumhuriyet Halk Partisi'na verdin. Efendim; geçen sefer oyu AK Parti'ye verince milli irade baş tacı, verilmediği zaman alaşağı. Sebep? Efendim, bir laf ettim çok büyük. Ne dedin? Efendim; "İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır" dedim, "İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder" dedim. Ne oldu? Kaybettim.
Nasıl? Önce Beylikdüzü bendeydi; karşıma Ekrem İmamoğlu geldi, AK Parti'den CHP'ye geçti. Orada arı gibi çalıştı. Yan tarafı ben yönetiyordum, AK Parti yönetiyordu; Esenyurt'ta sıfır virgül beş metrekare yeşil alan. Bu tarafı Ekrem İmamoğlu yönetiyor, Mehmet Murat Çalık yönetiyor; on metre on buçuk metrekare yeşil alan. Arada yirmi kat fark var. Bir tarafta AK Parti'nin yönettiği kent suçları müzesi, bir tarafta Cumhuriyet Halk Partisi'nin övünç vesilesi.
Bunu görünce İstanbullu ne yaptı? Bu sefer İstanbul'a sen Binali Yıldırım'ı aday gösterdin, biz Ekrem İmamoğlu'nu. Ne yapsın İstanbullu? Burayı cennet yapanı, burayı cehenneme çevirene tercih etti. Görevi Ekrem İmamoğlu'na verdi ve sen daha o ilk seçimlerde hazımsızlığa başladın. Ne yaptın? Yüksek Seçim Kurulu'na gittin, 13 bin farkla kazandığımız seçimi iptal ettirdin. Kırk gün sonra seçim oldu, İstanbullulara bir daha soruldu.
O sırada hatırlayın; sandıkları çaldılar, oyları saldılar, yok efendim şunculara gittiler buncuları yaptılar bir sürü yalan attılar. "Hiçbir şey olmasa bile bir şey olmuş" dediler ve seçimi iptal edip milletin karşısına geçip CHP'ye, İmamoğlu'na "Haddini bildirin, Osmanlı tokatını indirin" dediler. Sandıklar bir açıldı; 13 bin fark, 806 bine çıktı! Osmanlı tokatı bekleyenlere demokrasi tokatını millet patlattı.
"AKLA GELEBİLEN HER KÖTÜLÜK, HER İFTİRA OLDU"
Bu sefer İstanbul'da "topal ördek" dediler İmamoğlu'na. Büyükşehir Belediye Meclisi AK Parti'deydi, ne yaparsa karşı çıktılar, engel olmaya çalıştılar. Yetmedi; inanamazsınız, metroların çalışan otomatik elektrikli merdivenlerine kendi adamlarıyla tuttukları taş sıkıştırdılar, "çalışmıyor metronun merdiveni" demek için.
Allah'tan korkmazlar; İstanbul'da çalışan Halk Otobüsü altı gün çalışıyor, yedinci gün "film çekeceğiz" diye kiraladılar. Otobüsü bir köşeye çektiler, cimi cipleri böyle üç bir yanına kurdular; otobüsü "film çekiyoruz" diye yalandan yaktılar, "İstanbul Büyükşehir'in otobüsleri bakımsızlıktan yanıyor" dediler. Akla gelebilen her kötülük, her iftira oldu.
O Süleyman Soylu'nun ne yaptığını biliyorsunuz; bütün yolsuzluk dosyalarına geldi el koydu, AK Parti döneminin yolsuzluklarının üstüne oturdu. O Süleyman Soylu geldi, işi gücü bıraktı, ne dedi? "İstanbul Büyükşehir'de PKK'lılar çalışıyor" dedi. "İspat et" dedik. "İspat etmeyen namussuzdur" dedik ama o dönemde o yalanı attı. Ardından yalan çıkınca, İBB'de bir tane PKK'lı çıkmayınca "Ne yapayım, ben de siyaset yaptım" dedi utanmadan.
İşte AK Parti budur, AK Parti'nin kara düzeni budur. Geçmişin güya kudretli bakanı Süleyman Soylu'nun tıyneti budur, yaklaşımı budur, siyasi ahlakı, siyasi namusu budur. Yalana atanlar, kara çalanlardır. Sonra bir daha seçime gidildi bu kadar yalanın üstüne; "PKK'lılar belediyede", "otobüsler yanıyor", "metrolar duruyor", "bilmem ne olmuyor"... Ne oldu biliyorsunuz; bu sefer İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni 1 milyon 100 binin üstünde farkla bir kez daha İmamoğlu kazandı. Karşısına Başbakan çıktı kazandı, Meclis Başkanı çıktı kazandı, Şehircilik Bakanı çıktı kazandı. Bunlara karşı utanmadan, sıkılmadan döndüler ve bir darbeye giriştiler.
"BU EMEKLİ ÖĞRETMEN EVLADI ECZACI KARŞINIZDA"
Tayyip Erdoğan'da bu meydan olmayınca... Biz meydanların, biz mücadelenin, biz birlikteliğin partisiyiz. Karşımızda bir salon partisi var; yazın serinlettiği salonlarda, kışın ısıttığı salonlarda atadıklarına kendisini alkışlattıran, siyaseti il başkanları toplantısında yapan, tarafsız olacak savcıyı bir gecede bakan yapıp onu götürüp il başkanlarına konuşturan bir anlayış var.
Öyle bir kara düzen ki; önce bir siyaset ve haysiyet celladı, seyyar giyotin, Sırrı Süreyya Önder'den başlayıp ne kadar siyasetçi —örneğin geçen İstanbul İl Başkanımız Canan Hanım olmak üzere— gezdirip gezdirip gezdirip her yerde muhaliflere ceza verdirttiği seyyar giyotini önce Bakan Yardımcısı yapıp siyasete sokan, sonra bir gecede İstanbul Başsavcısı yapan, sonra koruma istediği için onu tekrar bakan yapan AK Parti'nin kara düzenidir.
O kara düzenin Adalet Bakanlığı'nda oturan kişinin toplam 190 yıl alacağı maaşlarıyla alamayacağı kadar gayrimenkul üzerine geçmiştir. Biz gayrimenkullerin teker teker ID (İ-D) numaralarını —Murat Kurum, Çevre Bakanlığı, ID deyince anlamıyorsa İ-D numaralarını— yayınladık. İnkar eden yok; girdiğinde sisteme o tapunun, o gayrimenkulün vaktinde alındığı, sonra nasıl elden çıktığı ortada ve 190 yıllık maaş ortada.
Yetmiyor; İstanbul'da Senfoni Evleri'nden 98 milyon TL'ye... Bakın şöyle basit bir hesap yapalım: Buradan bir emekli öğretmen el kaldırsın; bir tane, çok da varmış. Bir emekli öğretmen 30 yıl çalışıyor; sabah 7 kalkıyor, tıraş oluyor, kravatını takıyor ya da döpiyesini giyiyor, çantasını alıyor; okula gidiyor, sabah 8'den akşam 5'e kadar çalışıyor. Bunu 30 yıl yapıyor, 30 yıl! Ona bu devlet 1 milyon TL'nin altında bir emekli ikramiyesi veriyor, doğru mu hocam? Bu 1 milyon TL.
Bu kişi daha 40 yaşında savcı; şu ana kadar aldığı maaşların hiçbirini yemese içmese o paranın yanının üçte birine, dörtte birine ulaşamaz; 98 milyon TL verip Senfoni Evleri'nden —yani emekli öğretmenin 30 yılda aldığı 1 milyonun 98 katını— bir yere veriyor. O parayı ömrü boyunca karı koca yemeden içmeden sürekli biriktirseler, 90 yıl çalışarak biriktiremezler; o parayı sadece benim ilan ettiklerimin içinde olmayan Senfoni Evleri'ne veriyor.
Birisi mahkemeye düşmüş kaybetmiş, birden tekrar görülmüş kazanmış; o kişinin evlerinden Ankara'da bir tane, İzmir'de iki tane. Toplam değerleri 76 milyon TL; 76 öğretmenin 30 yıllık emeğine karşılık. Şimdi bu adam adalet dağıtıyor, öyle mi? Bu adam operasyon yapıyor, yolsuzlukları ortaya çıkarıyor, öyle mi?
Buradan milletimin önünde söylüyorum: Bugün Sabah gazetesi sabahın köründe "yeni bir iftira atalım, ortalığı karıştıralım" talimatı ya; Akın Gürlek'in tapusunu savunamıyoruz, ID'lerini veremiyoruz, suçüstü yakalandık, sahip çıkamıyoruz, yalnız bırakınca tepki topluyoruz; o yüzden hedefi şaşırtalım, başkalarına saldıralım. 50 çeşit yalan attılar, hepsini ispatladık. Şimdi çıkmış; "Özgür Özel'in, Ekrem İmamoğlu Amerika'da Özgür Özel'e 3 milyon dolara daire almış."
Bakın buradan büyük bir özgüvenle, Kütahya'dan söylüyorum: Ey Sabah ey havuz medyası! Özgür Özel'in değil Amerika'da, dünyanın herhangi bir yerinde değil daire, bir tırnak makası, bir kibrit kutusu varsa Dışişleri elinizde, MİT elinizde, Trump yanınızda; hodri meydan! Bu emekli öğretmen evladı eczacı karşınızda, hodri meydan!





