CHP Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Cumhuriyet’in 103’üncü yılını büyük bir onurla kutladıklarını belirten Sarıbal, Cumhuriyet’in temelinin laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olduğunu söyledi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’i bu değerler üzerinde yükselmesi amacıyla emanet ettiğini ifade eden Sarıbal, Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklikten, demokrasiden, sosyal devletten ve hukuk devletinden ayrı düşünülemeyeceğini kaydetti.

Akaryakıtta üç kalemde zam beklentisi: Motorin 100 TL’yi aşabilir!
Akaryakıtta üç kalemde zam beklentisi: Motorin 100 TL’yi aşabilir!
İçeriği Görüntüle

Cumhuriyet’in içeriğinin doğru anlatılması gerektiğini vurgulayan Sarıbal, yalnızca Cumhuriyet’in adını anmanın ve kutlamanın yeterli olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

"Türkiye Cumhuriyeti'nin özü laik, demokratik, sosyal hukuk devletidir. İşte büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün bize bıraktığı, emanet ettiği ve bu ayaklar üzerinde büyümesini istediği, şekillenmesini istediği Cumhuriyet'in özelliği bu. Yani Türkiye Cumhuriyeti'ni laiklikten, demokrasiden, sosyal devletten, hukuk devletinden ayrı düşünemeyiz. Dolayısıyla bu Cumhuriyet'in içini doğru anlatmak lazım. Türkiye Cumhuriyeti'nin adını doğru koymak lazım. Bu değerlerin oluşup, olgunlaşıp, uygulanabilir bir hale gelip gelmediğine bakmak lazım. O zaman sadece iktidar mensupları başta olmak üzere, sadece cumhuriyeti söylemek yetmez. İçini sahici bir şekilde doldurmak gerekir. İhtiyaç budur, gerçek budur. Bu yapılabilirse eğer biz gerçekten büyük bir önderin ve arkadaşlarının bize bıraktığı, emanet ettiği o cumhuriyeti sağlamış oluruz. O cumhuriyeti içtenlikle kutlamış oluruz. O yüzden bir kez daha Cumhuriyetimizin 103. yılını kutlarken laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin oluşturduğu o büyük Cumhuriyet'in sağlanması için çabamızı, mücadelemizi ortaya koyacağımızı bir kez daha paylaşmak isterim"

“FAİZE 3 TRİLYON, ÇİFTÇİYE 168 MİLYAR VERİYORUZ”

Mustafa Kemal Atatürk’ün "Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi gerçek üreten köylüdür" sözünü hatırlatan Sarıbal, tarımdaki gelişmeleri Cumhuriyet’in ilk yıllarıyla karşılaştırdı.

Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde zorlu koşullara rağmen aşar vergisinin kaldırıldığını belirten Sarıbal, 2026 bütçesindeki faiz ve tarım destekleri arasındaki farkı eleştirdi. Şeker fabrikalarının kuruluş sürecinden özelleştirilmesine kadar yaşanan değişime de değinen Sarıbal, şöyle konuştu:

"Peki biz ne yapıyoruz bugün? Biz bir avuç tefeci faize 3 trilyon faiz veriyoruz 2026 bütçesinden; çiftçiye şaka gibi 168 milyar TL vererek çiftçinin üretmesini sağlıyoruz. O ne yapmış? Aşar vergisini kaldırarak üretim yapmasını sağlamaya çalışmış. Biz mazota veriyoruz ÖTV, KDV. Aradaki farkı bütünüyle buradan görmek lazım. Hemen arkasından üç beyazdan biri şeker fabrikalarını kurmuş. Bir taraftan ishal salgını, hastalıklar... Buna dönük hemen şeker fabrikalarını kurmuş. Şeker fabrikaları, 36 civarında şeker fabrikası kuruldu bu topraklarda. Peki şimdi ne yapıldı? Şeker fabrikaları özelleştirildi. Artık kamunun, devletin şeker üzerindeki hegomanyası, egemenliği bitti. Onun yerine özel sektöre verdiler. Özel sektör ne yapıyor? Kota koydu. Şeker pancarı ekimine de kota koydu. Sınırlamalar getirdi. Fiyatlarını kendisi belirliyor. İstediğini yapıyor. Posa paralı oldu. O dönemde şeker fabrikalarından çıkan posa çiftçiye bedava dağıtıldı. Bunları bedava veriyordu. Şimdi ihale ediliyor. Fark bu. O günün cumhuriyetiyle bugünün cumhuriyeti arasındaki fark bu."

1935 yılında Tarım Kredi Kooperatifi’nin kurulduğunu hatırlatan Sarıbal, sonraki dönemlerde tarım satış kooperatiflerinin devlet güvencesinden çıkarıldığını ve serbest piyasa koşullarına bırakıldığını söyledi. Bu kooperatiflerin bugün varlıklarını sürdürmelerine rağmen çiftçilerin sorunlarını çözebilecek ve ürünlerini alabilecek işlevsel bir yapıya sahip olmadığını savundu.

1932 yılında Ziraat Bankası’na buğday alma yetkisi verildiğini, 1938’de ise çiftçinin ürününü satın almak, depolamak ve piyasa ihtiyaçlarına göre değerlendirmek amacıyla Toprak Mahsulleri Ofisi’nin kurulduğunu belirten Sarıbal, kurumun bugün ithalat yapabilen bir yapıya dönüştüğünü ifade etti.

“RUSYA’YA PORTAKALLA ÖDEME YAPILDI”

1930’lu yıllarda Nazilli tekstil fabrikasının Rusya ile yapılan kredi anlaşması kapsamında kurulduğunu ve borcun portakal ile ödendiğini anlatan Sarıbal, yanında getirdiği portakalı göstererek tarımsal üretimin sanayideki rolüne dikkat çekti.

Narenciye üretiminin o dönemde sanayi yatırımlarının finansmanında kullanıldığını belirten Sarıbal, bugün Mersin, Antalya ve Adana’da dalında kalan ve ekonomik değerini bulamayan portakalları örnek gösterdi.

Sarıbal, tarımsal üretimin hem halkın gıda ihtiyacını karşıladığını hem de sanayinin gelişmesine katkı sunduğunu belirterek şunları söyledi:

"Evet, işte tarım. O küçümsedikleri, bugün kenara bıraktıkları, sadaka gibi desteklemeye çalıştıkları, tamamen ithalata yönlendirdikleri tarım; portakal. Bugün Mersin'de, Antalya'da, Adana'da dalında duran, para etmeyen o narenciye, Nazilli Basma Fabrikası'nın kurulması ve daha sonra o borcun ödenmesinin işte ana kaynağı narenciye. Yani büyük önder öyle şeyler yapmış ki tarımsal üretimle hem çiftçisinin karnını doyurup üretmesini sağlamış, halkının karnını doyurup çaba sarf karnını doyurmasını sağlamış, gıda güvencesini sağlamış ama aynı zamanda sanayinin de lokomotifi olmuş. Şeker için şeker pancarı, tekstil için pamuk... Bütün bunları tarımla yapmış, tarımla. İşte tarım bu kadar önemliymiş. Tarlada yerde, dalında sökülmeyen, hasat edilmeyen, çiftçinin yaptığı masrafla kalan ama 1934'te bir fabrikanın kredisinin karşılığının ödendiği portakal, ödediği portakal. İşte o Cumhuriyet ile bu Cumhuriyet arasındaki temel fark"

Cumhuriyet’in ilk yıllarında tarımsal örgütlenme ve üretim altyapısına yönelik yatırımları da sıralayan Sarıbal, Türkiye Ziraat Odaları, tohum ıslah merkezleri, ilaç ve gübre fabrikalarının bu dönemde kurulduğunu söyledi.

Gübre üretimindeki değişime ilişkin değerlendirmesinde, 1980 yılı civarında gübre üretimi ve pazarlamasının yüzde 80’inin yerli üretimle, yüzde 20’sinin ithalatla karşılandığını; bugün ise yerli ürünün payının yüzde 30’a gerilediğini, ithalatın payının yüzde 70’e yükseldiğini belirtti.

Yem fabrikaları ile hayvancılığı destekleyen kamu kurumlarının da özelleştirildiğini ifade eden Sarıbal, Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu, Et ve Balık Kurumu ve Yem Sanayii’nin bu süreçte ortadan kalktığını söyledi.

Sarıbal, AKP iktidarının 24 yılda 75 milyar dolarlık özelleştirme gerçekleştirdiğini, tarım fabrikalarının da bu süreçten etkilendiğini belirterek, ham madde ihtiyacının yüzde 50’den fazlasının ithalatla karşılandığını ve üretilen 30 milyon ton yemin 15 milyon tondan fazlasının ithal edildiğini öne sürdü.

“SADECE CUMHURİYET’İ KUTLAMAK YETERSİZ KALIR”

Cumhuriyet’in ilk yıllarında tarıma verilen önemin zaman içinde azaldığını savunan Sarıbal, bu değişimdeki temel kırılma dönemlerini de sıraladı.

Sarıbal, 1945 Toprak Reformu’nun hayata geçirilememesini, 12 Eylül 1980 askeri darbesini ve AKP iktidarı döneminde Avrupa Birliği’ne entegrasyon, gümrük anlaşmaları ve serbest piyasaya hızlı geçişi tarım politikalarındaki dönüşümün önemli aşamaları olarak değerlendirdi.

Bu süreçler dikkate alınmadan bugünkü tarımsal tablonun anlaşılamayacağını belirten Sarıbal, Cumhuriyet’in ilk yılları ile bugünkü dönemi şu sözlerle karşılaştırdı:

"O günkü Cumhuriyet; çiftçisini koruyan, üreten, tarımda üreteni ödüllendiren, büyüten, güçlendiren, tarımı sanayinin ana eksenine koyan, ham maddesi haline getiren, giyimden gıdaya, sanayiden teknolojiye her türlü yaşam biçimine kadar tarımı sanayinin ana eksenine koyan, ayağı gövdesine koyan Cumhuriyet... Bugünkü Cumhuriyet; dışa bağımlı bir Cumhuriyet. Tamamen dışa bağımlı. Daha ilk 8-9 ayda 500 milyar TL'nin üzerinde ithalat yapan, hayvancılıkta tamamen dışarıya bağımlı olan ve birçok stratejik üründe dışa bağımlı hale gelen bir ülke ve Cumhuriyet. Dolayısıyla bu ayrımı mutlaka ve mutlaka yapmak gerekir. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti derken laik, demokratik, sosyal hukuk devleti demek, devletçilik demek; mutlaka ve mutlaka bu net tanımlamayı içini doldurarak yapmak lazım. Yoksa sadece Cumhuriyet demek, sadece kutlamak yetersiz kalır, soyut kalır. İçini bu değerlerle sapasağlam doldurup onun için de mücadele etmek lazım"