Güncel

CHP'li bazı vekiller İBB davasına alınmayacak! İşte 9. celsede yaşananlar...

İBB’ye yönelik, aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 402 sanıklı davada üçüncü haftaya girilirken, 9. celse öncesinde davaya takip etmek isteyen bazı CHP'li vekillerin binaya alınmayacağı belirtildi. İşte bu celsede yaşananlar...

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik açılan ve aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 107’si tutuklu toplam 402 sanıklı davada dün üçüncü haftaya girildi. Yargılama bugün, 9. duruşmayla devam ediyor.

Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, kürsüde savunmasına devam ediyor...

"HAYATA GEÇMEMİŞ PROJE NEDENİYLE TUTUKLUYUZ"

"Ben ve İPA’daki arkadaşlarımız bir panel girişi nedeniyle suçlanıyoruz. Ben sahada başkanlık için kampanya yaparken talimat verdiğim iddia ediliyor. İPA’nın böyle bir tüzel kişiliği yok bir kere. Hiçbir veri alanında yetkin olmayan sosyologlar tutuklu. İBB Hanem’i ilk kez iddianamede duydum. Bu uygulama hayata geçmemiş. Ben ve arkadaşlarım hayata geçmemiş bir suçlamadan tutukluyuz."

"TİMUR SOYSAL SAYIN VALİNİN DANIŞMANIDIR"

"Eski İBB AK Parti İmar Komisyonu üyesi. Hatırladığımız kadarıyla İBB’de AK Parti'nin etkili bir imar komisyonu üyesi olarak bilindi hep. Şu an pek çok belediyede iş yapıyor bildiğimiz kadarıyla; kendi ifadesi de var, danışmanlık yapıyor. Hatta Sayın Vali'nin danışmanıdır. Lütfen reddetmesin; ben bizzat Sayın Vali ile Timur Soysal'ın katıldığı kaç toplantı yaptığını biliyorum. Hatta arkadaşlara dedim ki; 'İspatlayacak fazlasıyla doküman var, çıkarın.' Çıkardılar, elimde var. Adem Altıntaş... Ben şahsen bilmiyordum, iddianamede okudum; eski İBB Emlak Müdürüymüş. İfadelerini de okudum; pek çok belediyede konusu, inşaatı veya danışmanlığı olan, yıllardır bu işi yapmış biri. Benim karşı karşıya getirildiğim konulardan biri bu. Bakın bunu niye bu kadar özellikle anlatıyorum? Çünkü bu tip örnekler o kadar arttı ki... Bir ülkede bakanlar veya bakan yardımcıları görevini bıraktıktan sonra, o alanla ilgili şirketlerde yöneticilik yaparsa kurumlar işlevsiz hale gelir. Türkiye'de kurumların geldiği hal budur. Bu müşavirler iki türlü çalışırlar; biri bürokratik, biri siyasi ayaklıdır. Siyasi dengeleri iyi bilirler, bunu bildikleri için de dışarıda bu bilgiyi danışmanlığa çevirirler. Timur Soysal örneğini ele alalım: 2019-2020 döneminde İBB İmar Komisyonu'ndaydı. AK Parti'nin çoğunlukta olduğu bir komisyonda yöneticiydi. Arkadaşlarını ziyarete geldiğinde orada tanıştım, konuştuk; tanışıklığımız oradan ibarettir, özel bir hukukumuz yoktur."

AKP'NİN TARİHİNİ HATIRLATTI

İddianamedeki suçlamalara ilişkin konuşan Şahan, şu şekilde konuştu: "'İmamoğlu Örgütü'nün beni, rantı yüksek olduğu için Şişli'ye yerleştirdiği ve buradan örgüte kaynak yaratarak belediye başkanlığı yaptığım suçlaması... Bakın Sayın Başkanım, benim tüm teknik kadrom liyakatle gelmiştir. Pek çoğunu daha önce tanımıyordum. Teknik kadronun yarısından fazlası AK Partili belediyelerden veya eski bakanlık bürokrasisinden gelmedir. Şuna baktık: 'Bu konuda hangi belediyede daha çok tecrübe vardır?' Emlak konusunda neresi, planlama konusunda neresi başarılıysa ona baktık. Arkadaşlar CV'lerini getirdiler, tanıştık ve öyle işe aldık. İşi gerçekten bilen insanlarla kadro kurma konusunda son derece hassasım.

Çünkü ben 2014’te Beylikdüzü’nde bu liyakat sayesinde yükselmiştim. Şimdi Sayın Başkanım, bizim yol arkadaşlığımıza neden 'örgüt' adı verilmek isteniyor? Ben iddianamedeki isimlerin yarısını tanımıyorum bile. Birbirine benzemez beş kişiyi aynı çuvala attınız. Niye? Bu yol arkadaşlığı algısını zayıflatmak için! Bakın açıkça söylüyorum: Burada 'örgüt' dediğiniz yapı, Türkiye'nin en köklü kamu kurumlarından biri olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'dir. 'Örgüt üyesi' dedikleriniz ise siyasi yol arkadaşları ve bürokratlardır; bir kenti, bir ülkeyi adil ve demokratik yönetme azminde olan ve birbirini yolda tanıyan insanlardır. Tıpkı bizim gibi... Tıpkı 1994’teki gibi... İstanbul seçimlerini kazanan Refah Partisi kadrolarının daha sonra Türkiye’yi yönetmeye talip olması gibi.

Hatırlayalım: 94’te İDO bir İBB iştirakiydi, başında Genel Müdür olarak Binali Yıldırım vardı. Sayın Binali Yıldırım'ın bu ülkede hangi hizmetleri yaptığını, bakanlık ve başbakanlık süreçlerini sıralayacak değilim. Yine 94’te, Sayın Cumhurbaşkanı’nın döneminde İBB Genel Sekreter Yardımcısı olan İdris Naim Şahin, AK Parti'nin ilk genel sekreteri ve İçişleri Bakanı oldu. Yine aynı dönemde İSKİ Genel Müdürü olan Veysel Eroğlu, Bakanlık yaptı. Danışmanı olan Ömer Dinçer; Müsteşarlık ve Bakanlık görevlerinde bulundu. Mehmet Hilmi Güler hakeza... Adil Karaismailoğlu 94’te ulaşım koordinasyonunda müdür olarak görevine başlamıştı. Yine 94’te Sayın Cumhurbaşkanı, Belediye Başkanı olduğu dönemde danışmanı olan rahmetli Kadir Topbaş, önce Beyoğlu Belediye Başkanı sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. Erdoğan Bayraktar, o dönemin İBB Meclis Üyesiydi, KİPTAŞ Genel Müdürlüğü yaptı; daha sonra AK Parti hükümetlerinde TOKİ Başkanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevlerinde bulundu.

Hayati Yazıcı, 94’te Sayın Cumhurbaşkanı'nın Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde hukuk müşaviriydi; sonrasında Devlet Bakanlığı, Başbakan Yardımcılığı ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı yaptı. Bu örnekleri çoğaltabilirim Sayın Başkanım; yüzlerce isim sayabilirim. Demek istediğim şu: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, daha sonra kurulacak olan AK Parti için siyasi kadro yetiştirmiş, kurulacak hükümetlere bürokrat kazandırmış bir okuldur. Şimdi bakın, tamam, siyaseten ayrı çizgilerdeyiz ama Sayın Genel Başkan'ın dediği gibi; biz düşman değiliz. Ya bir sakin olalım. Rakibiz biz; vallahi düşman dışarıda! Bu siyasi özgeçmiş nasıl suç örgütü diye nitelendirilebilir? "

EKREM İMAMOĞLU İLE NASIL TANIŞTIKLARINI ANLATTI

"Ekrem Başkan’la 2014 yılında tanıştım. Bir toplantıya davet edilmiştik. Üç şehir plancısı olarak gittik; şu an ikisi tutuklu, üçüncüsünün adını vermeyeyim, o da tutuklanır. Yolda giderken “Ya çok uzak, Beylikdüzü” diyerek gittik. Ekrem İmamoğlu ile mesaim daha da arttı. Bir şehir plancısı olarak çalışıyordum. Benim ailemi, siyasi geleneğimi ve mezhebimi 3 buçuk yıl sonra öğrendi. Bu yolculuk, siyasi bir yol arkadaşlığıydı."

"MÜTEAHHİTLERİN İSTEDİKLERİNİ YAPMADIĞIM İÇİN TUTUKLUYUM"

"Ben, 11 ay boyunca Şişli’de yaşayanların huzuru ve refahı için çalıştım. Kuştepe’de “Bir Öğün Bizden” projesini hayata geçirdik; okullaşma oranı arttı. Aileler, çocuklarının karnı doysun diye onları okula gönderdi. Böyle bir yoksulluk var. Orada lüks AVM’ler varken, o insanların hakkına girilmişti. Biz, bir kez daha haklarına girilmemesi için çalıştık.

19 Mart 2024’te başkan adayıydım ve bir basın toplantısı yaptım. Şişli’nin yeşil alana ve deprem toplanma alanına ihtiyacı olduğunu söyledik. Buna rağmen 1 milyon metrekarelik bir inşaat yapılmak istendi.

Bana 'vampir' dediler, başkana 'vampir' dediler, 'çete' dediler. 26 Nisan’da arkadaşlarım bir denetim yaptı; ruhsata aykırı olduğunu tespit ettik. Bakanlığa yazı yazdık. Bakanlık da tespitimizi doğru buldu ve çalışmayı durdurdu.

Belediyenin arkasındaki alanı da inceledik; onun da ruhsata aykırı olduğunu gördük. “Olmaz” dedik. Yetkimiz olmadığı için yine bakanlığa yazı yazdık. İzinler iptal edildi, kamyon giriş-çıkışları durduruldu.

Ancak mührü tanımayıp inşaata devam ettiler. Savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Buna rağmen 'Belediye başkanı gelmiş, bizimle uğraşıyor' denildi. Hemen 8 bilirkişi ve 3 müfettiş gönderildi. Sayın vali de oradaydı; umarım bunu yalanlamaz. 'Şişli’de her yerde gökdelen var, burada da olsun' denildi.

Ama biz yapmadık, durduk. Durmamız gereken yerde durduk.

Bugün ben, müteahhitlerin istediklerini yapmadığım için tutukluyum. Benim yanında olduğum şey halktır, kamudur."

"11 AYDA BELEDİYEYE 36 MÜLK KAZANDIRDIK"

Resul Emrah Şahan'ın savunmasında öne çıkan başlıklar şu şekilde: "2026 Şubat ayında, Kent Uzlaşısı dosyasından yapılan tutukluluk incelemesinde 5 dakika içinde tahliye edildim. 400 kişi hakkında 4 bin sayfalık iddianame yazanlar, 5 kişinin iddianamesini 1 yıldır yazamadı. Bu işin 'yedek tutuklama' olduğu ancak böyle ispatlanır.

Kent Uzlaşısı dosyasından tahliye edildim. Süreç Komisyonu bir hafta sonra raporunu açıkladı. Meclis üyeleri de o gün tahliye edildi. Olması gereken budur.

Ancak yargılamaların siyasi olduğunu anlatmaya çalışıyorum. 'Ama Emrah çıkmamalı' anlayışıyla hareket ediliyor. Yedek tutukluluğu bu yüzden anlatıyorum.

Niye benim çıkmam istenmiyor? Anlatayım. Şişli’de kimlikler üzerinden değil, hizmet üzerinden çalıştık. “Biz” olabilmek için yaptık bu işi.

11 ayda 150’ye yakın proje gerçekleştirdik. Şişli’de 1500 öğrenciye öğün verdik. Kayyum uygulaması da kaldırıldı.

Fatura desteği sağladık, emeklilere pazar desteği verdik, Kent Market açtık. Okullarımız temiz olsun diye Temizlik Şefliği kurduk ve özel personel görevlendirdik.

Bir yandan Türkiye’de kurumlar çok zor durumda. Biz, Türkiye’nin en borçlu belediyesiyiz. Buna rağmen kaynak geliştirmek için çalıştık. 11 ay boyunca en fazla bakan ve bürokratla görüşen, en çok toplantı yapan belediye başkanı benim; bunu iddia ediyorum.

Çalıştığım belediyenin kurumsal olarak güçlenmesi için çaba gösterdim. 11 ayda belediyeye 36 mülk kazandırdık. Bunu Türkiye ilk defa duyacak. Şişli Belediyesine yaklaşık 46 milyar TL’lik mülk kazandırdık. Cumhuriyet tarihinde bir ilkti. Şişli Belediyesi’nin bu tapuları bir gecede elektronik sistemden iptal edildi. Murat Kurum’la görüştüm. Bu, Şişli’nin helal malıydı.

Daha kötüsü ne oldu? Bu işlemden sonra bakanlık, ilçe belediyelerinin böyle bir kaynak yaratmaması için yasa çıkardı."

"BU OPERASYON DEVLET AKLINA ÇELME TAKTI"

Resul Emrah Şahan'ın konuşmasında şu ifadeler yer aldı:

Siz ve sayın heyetinize tarihsel yükümlülüğünüzü hatırlatmak isterim. Meşru olmayacak bir karar, hangi deftere yazılırsa yazılsın hukuki olamaz. Hakkımda adaletle verilecek bir karar bekliyorum; buna inancım tamdır.

Ben bir senedir neden tutukluyum? Anlatayım. Ben, 19 Mart günü Kent Uzlaşısı davasından tutuklandım. Bunun altını çizmek isterim.

Ben, bir siyasetçi olarak partimle beraber Batı illerindeki Kürtlerin mecliste temsil edilmesini sağladığım için suçluyum. Bu siyasetin arkasındayım, gözümü kırpmadan.

İşte bu operasyon, birlik olma hâlinedir. Ancak bu durum büyük bir çelişkidir. Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin bir süreç varken, Kent Uzlaşısı kapsamında bir belediye başkanını tutuklamak abestir. Bu operasyon devlet aklına çelme taktı, devlete rağmen.

Tutuklandım. Dört ay sonra Ahmet Özer tahliye edildi. Tam o dönemde “kardeşlik zamanı” açıklamaları geldi. Benim hücremin kilidi de açılmıştı. Bunun üzerine ikinci bir dosya eklendi.

Ağustos ayında etkin pişmanlıktan yararlananlar ortaya çıktı. Sadece tanık ifadelerine dayanılarak tutuklandım."

"ŞİŞLİ HALKININ YÜZDE 72’Sİ BU DAVAYA “SİYASİ” DİYOR"

"Çağlayan Adliyesi nerededir? Abide-i Hürriyet Anıtı’nın yanındadır. Bunu niye hatırlatıyorum? Çünkü böyle bir mekândan yürütülen bu siyasi operasyon, Türkiye siyasi tarihine kara bir leke olarak yazılacaktır. Şişli herhangi bir ilçe değildir; Atatürk’ün izleriyle doludur. Her sokak… Daha geçen hafta yaptırdık: Şişli halkının yüzde 72’si bu davaya “siyasi” diyor. Yüzde 80’i Şahan’ın suçlu olduğuna inanmıyor. Yüzde 85’i tutuklu yargılamayı doğru bulmuyor. Yüzde 92’si bu davayı üzüntü, şaşkınlık, öfke ve korkuyla karşılıyor. Şişli, Türkiye gibi, bu operasyonun siyasi olduğunu söylemiştir."

"5 BUÇUK YAŞINDAKİ KIZIMIN GÖZÜNÜN ÖNÜNDE GÖZALTINA ALINDIM"

PKK terör örgütü suçlamasıyla gözaltına alındığını, maruz kaldığı gözaltı sürecinin ne akla ve mantığa ne de hukuka sığdığını savunan Şahan, "Bu yöntem incitici ve onur kırıcıdır. Sabahın kör saatinde 5,5 yaşındaki kızımın gözü önünde gözaltına alındım. Çağırsalar gelirdim. 1 kilometre uzaktaydım. Benim bildiğim devlet bu değil" dedi.

RESUL EMRAH ŞAHAN'IN SAVUNMASINA BAŞLANDI

Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ın savunmasına başlandı. Şahan, "1 yıl sonra karşınızdayım. 12 metre karelik hücremde binlerce mesajla yarınlara umudum arttı. Bana suçlusun diyorlar neden suçluyum bilmiyorum. Tam da bu boşluğa karşı savunma yapıyorum. Şişlinin seçilmiş 11 aylık belediye başkanına bu gözaltı ve tutuklama yöntemi ne akla ne hukuk sığar. Bu yöntem incitici ve onur kırıcıdır" diye konuştu.

Şahan, savunmasında şu ifadelere yer verdi:

"Bu hikâye böyle bitmeyecek. Sizler bu ülkenin geleceği için oradasınız, millet sizinle, "dayanın oğlum" diye Erzurum’dan mektup yazan Hanife teyzemin direnciyle karşınızdayım. Tam 1 senedir. Tam 1 senedir ya. Önünüze konan kâğıtlar, sorgular, “Bana suçlusun” diyor. Dönüp diyorum ki neyle suçlu bilmiyorum, suçlusun ispat et diyor. Tam da bu boşluğa karşı savunma yapıyorum.

Düşmanca davranan bir yapının kurguladığı oyuna hep birlikte zorlanıyoruz burada. Ama başlamadan şunu söylüyorum: Burada onlarca evladı, anneyi, babayı, aileyi ayrı düşüren, gözyaşı döktüren, suçsuz yere bizi evlatlarımızdan ayrı düşüren, uzak tutan herkes bu divanda değilse, milletin vicdanında ama en önemlisi, ama en önemlisi ulu divanda hesap verecektir.

5,5 yaşındaki kızımdan beni ayrı koyan her kul aklına bunu koysun. Fakat aklı olanın imanı olur. Doğruyu yanlıştan ayırmak, akıl kadar vicdan işidir. Benim devletimi mahkemelerinde beklentim tam da budur işte. Doğruyu yanlıştan ayıran bir akıl ve vicdanla karar vermesidir.

Sayın Başkanım, değerli mahkeme heyeti, size kendim açımdan süreç nasıl başladı, anlatmak isterim. 19 Mart sabahının ilk saatlerinde, TEM ile Kent Sular kapsamında terör örgütüne yardım suçlamasıyla gözaltına alındım. PKK’ya yardım suçlamasıyla gözaltına alındım.

Şişli’nin seçilmiş belediye başkanı, 11 aylık belediye başkanı olarak maruz kaldığım bu gözaltı, bu tutuklama yöntemi ne akla ne vicdana ne de hukuka sığar. Sadece ben değil, İstanbul seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu, bürokrat arkadaşlarımız, tüm belediye başkanı arkadaşlarım, devlet koltuğunda oturan tüm bürokratlar, bu yöntem incitici ve onur kırıcıdır.

Devlet adabından beklenen bu değildir. Bakın sayın başkanım, ben bürokrat kökenli belediye başkanıyım. Bunun önemini Şişli belediye başkanıyken daha da iyi gördüm, hissettim, tecrübe ettim. Kurumların birbiriyle olan diyaloğu, bürokrasinin birbiriyle olan diyaloğu, devlet koltuğundaki insanların, kişi bağımsız birbiriyle olan diyaloğu, örneğin Şişli Belediyesi ile Çağlayan Adliyesi komşu kurumlardır. Birbirinin külüne muhtaçtır. Yani o kadar simgesel bir örnek vereyim ki mesela Çağlayan Adliyesi’nin olduğu parsel Şişli Belediyesi’nindir. Zamanında o vermiştir hazineye o parseli. Benim zamanımda da, benim başkanlık dönemimde de bu diyaloglar devam etti."

Resul Emrah Şahan, savunmasının ikinci bölümünde Şişli'yi ve Şişli'de yaptığı hizmetleri anlatarak devam etti;

"Ben o tek göz odada yaşayan, Şişlili yoksul ailenin bu kentten alması gereken kul hakkını, kent hakkını savunuyorum" diyerek, Şişli’deki Taşyapı projesine ilişkin de konuştu:

"26 Nisan’da söz konusu alanda denetim yaptık, ruhsata aykırılık tespit edip mühürledik. Bakanlığa yazdık, onlar da aykırılığı kabul edip çalışmayı durdurdu. Ardından belediye arkasındaki alanı inceledik; orada da aykırı faaliyet sürdüğünü gördük. Yetkimiz dışında olduğu için tekrar bakanlığa bildirdik. İlk alandaki inşaatı mühürledikten sonra UTK izinleri iptal edildi, kamyon giriş çıkışları durduruldu. Buna rağmen şirket mühür fekki yaparak çalışmaya devam etti. Bunun üzerine savcılığa suç duyurusunda bulunduk.

Bu süreçte, mühür fekki yapılmış bir inşaatta beton mikseri, 75 yaşındaki bir vatandaşın hayatın kaybetmesine neden oldu; buna rağmen inşaat sürdü. Sonrasında belediyeye yoğun denetimler başlatıldı. Sayın vali beni çok kez aradı, ‘Ne olacak her yerde gökdelen var, burada da bir gökdelen olsun. Sıkıntı çıkacak’ dedi. İnşallah yalanlamaz. Yapmadık başkanım. Durduk, durmamız gereken yerde durduk.

Şimdi Sayın Başkan, benden beklenen, ya bugün karşınızda bu gökdelenin temsil ettiği anlayışla ortaklaşmadığım için yargılanıyorum. Bu yedek tutuklamadaki konumum bu. Bununla ortaklaşmadığım için yargılanıyorum. Benden beklenen görmezden gelmekti. En konforlusu buydu benim için. İş insanlarının, müteahhitlerin istediklerini, istedikleri sürelerde, istedikleri şekilde görmezden gelseydim; kentin, kamunun hakkı önceliğim olmasaydı, ben ve arkadaşlarım idari görevimizin gerekliliklerini yerine getirmeseydik emin olun bugün hiçbir konuyu karşımıza koyamayacaktınız. Yedek tutuklama yapamayacaktınız. Bugün ben müteahhitlerin istediğini yaptığım için değil, yapmadığım için tutukluyum."

"PARANIN VERİLDİĞİ TARİHTEN 10 GÜN ÖNCE İSKAN ALMIŞLAR"

Ertürk'ün avukatı Haydar Sığınak, müvekkilinin kamu görevlisi olmamasına rağmen irtikap suçundan tutuklu olduğunu belirtti. Ertürk hakkındaki rüşvet iddiasının 2023 yılına dayandığını ancak rüşvete konu olan kararın 2025'te alındığına dikkati çeken avukatı Sığınak, "2 yıl sonrasına gidip karar alıyor sonra 1 yıl öncesine gidip parayı çekip günümüze gelip parayı verdiğini söylüyor. Paranın verildiği tarihten 10 gün önce iskan almışlar. Aldığınız iskan için neden para ödediniz?" dedi.

ŞAHAN VE İMAMOĞLU SLOGANLARLARLA KARŞILANDI

Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, aranın ardından salona giriş yaptı. Şahan'ın salona girdiği sırada, "kayyumlar gidecek biz kalacağız" sloganı atıldı. İmamoğlu'nun salona girdiği sırada ise "kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz" sloganı atıldı. Duruşma heyeti salondaki yerini aldı.

İMAMOĞLU'NDAN GAZETECİLERE: SİZE MİNNET DUYUYORUM

Duruşmaya ara verildiği sırada İBB Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, gazetecilere, "size minnet duyuyorum" dedi.

Duruşmada belediye danışmanlarından Altan Ertürk'ün savunma yaptı. İş insanı Nezih Barut'un rüşvet iddiasına yönelik savunma yapan Ertürk, süreci takip ettiğine yönelik sözlere "Nezih Barut'un ifadesine göre takip edecek süreç kalmamış ki zaten. Timur Soysal tüm süreci takip etmiş" yanıtını verdi. 60 kişilik koğuşta kaldığını belirten Ertürk, İngilizce, dama ve satranç dersleri verdiğini, gençlerin kendisini örnek aldığını belirterek, "Beni artık çocuklarıma kavuşturmanızı bekliyorum" dedi. Ertürk'ün savunmasının ardından mahkeme heyeti duruşmaya öğle arası verdi.

"OĞLUMUN DOĞUM GÜNÜNDE GÖZALTINA ALINDIM"

Duruşma belediye danışmanlarından Altan Ertürk'ün savunma yaptı. Ertürk'ün savunmasında şu ifadeler yer aldı: "Burada tutuklu 107 kişi, 107 hayat, 107 hikaye var. Kimi yaşadıklarını anlatacak, kimi anlatmayacak. Benim de 15 yaşında bir çocuğum var; biz de o 107 hikâyeden biriyiz. Allah, sayın mahkeme heyetinin yardımcısı olsun. İsnat edilen suçlamaları 10 ayrı başlıkta anlatacağım. Benim adım sadece 1 eylemde geçiyor; onun dışında başka hiçbir yerde ismim yok. Cezaevinde 60 kişilik koğuşta kalıyorum. Tutuklu olduğum sürece yüzlerce kişiyi tahliye etmişimdir. 'Sen bir eylemden değil, çeyrek eylemden sorumlusun' yorumunu çok aldım. Evet, çeyrek eylemden dolayı 6 aydır tutukluyum. Oğlumun doğum gününde gözaltına alındım. Hangi suçlamayla gözaltına alındığımı bilmeden, soruşturma savcısı huzuruna çıktım. 10’dan fazla ismi bana sordu savcı; isimlerin tamamına yakınını tanımadığımı, yalnızca bir kişiyi eskiden beri tanıdığımı, ısrarı üzerine onun adına Şişli Belediyesi’nden randevu aldığımı, oradaki bir başka ismi de o randevuda gördüğümü söyledim. Savcı, benim yedieminlik yaptığımı, paranın bana teslim edildiğini söyledi. Bunun kimin iddiası olduğunu sordum; İlker Aydın’ın ifadesi olduğunu söyledi. Bu iddiayı reddettim. Ama benim sözüme karşı, İlker Aydın’ın sözüyle, tek bir ifadeyle tutuklandım. Ve Aydın’ın ifade içeriğini de bilmiyordum. İddianame çıkana kadar 2 ay, hakkımdaki ifadeler ve eylemlerle ilgili hiçbir bilgim olmadı. İddianame çıkınca, adımın eylem boyunca hiç geçmediği ifadeleri okudum. İlker Aydın, bana isnat edilen suça gözüyle şahitlik etmediğini, doğruluğunu Cem Erdinç’in teyit edebileceğini söylemiş ama Cem Erdinç’in ifadesi dahi alınmadan, Aydın’ın ifadesiyle tutuklanmışım..: zorundayım!"

"TUTUKLULUK DEVAM KARARI VERMEK ZORUNDAYIM"

Ali Sukas’ın avukatı Beyza Nur, iddianamede yer alan ‘Özel Vasfa Haiz Üye’ kavramının ne kanunda ne de Yargıtay içtihatlarında böyle bir kategori olmadığını belirterek, “Bu, suçların ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı bir şekilde, alt sınırdan uzaklaşmak maksadıyla iddia makamı tarafından kurgulanmış bir kavramdan ibarettir.” dedi.

Sukas'ın avukatı Nur, tutukluluk incelemesi için 10 saat beklediklerini, hakimin "Bu dosyada nasıl bu şekilde tutukluluk veriliyor bilemiyorum ama tutukluluk devam kararı vermek zorundayım" dediğini duyurdu.

AVUKATLARDAN İTİRAZ

Avukatlar bu 5 milletvekilinin duruşmaya girmesinin engellenmesine itiraz etti. Mahkeme başkanı, "sizinle ilgili bir durum değil savunmanıza başlayın" dedi. Bir avukat, "duruşmanın aleniyeti bizi de ilgilendirir" sözleriyle yanıt verdi. Mahkeme başkanı ise "başsavcılığın takdirinde uygulama onlara bıraktık" açıklamasında bulundu.

DURUŞMA SAVCISI GELMEDİ

Öte yandan duruşma savcısının değiştiği belirtildi. Savcının bugünlük gelmediği ve yerine vekaleten başka bir savcının bakacağı öğrenildi. Duruşma Ali Sukas'ın avukatının savunmasıyla devam etti.

CHP’Lİ BAZI VEKİLLER BİNAYA ALINMAYACAK

İBB Davası’nın dokuzuncu duruşması öncesinde, mahkeme heyetinin bazı CHP’li milletvekilinin adliye binasına girişine izin verilmeyeceğini bildirdiği öğrenildi.

Söz konusu isimler arasında yer alan İstanbul milletvekili Turan Taşkın Özer’in, duruşma salonu girişinde görüşmelerde bulundu. Özer, bir önceki gün de duruşmayı yerinde takip edenler arasında yer almıştı.

Loading...

Mahkeme başkanın sözlü talimatıyla yasaklanan CHP'li vekiller şu şekilde:

Ali Mahir Başarır
Mahmut Tanal
Turan Taşkın Özer
Özgür Karabat
Bahadır Erdem

NE OLMUŞTU?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik, aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 402 sanıklı davanın 8. duruşması yapıldı ve yargılamada üçüncü haftaya girildi. Duruşmanın odağında, Ağaç AŞ Genel Müdürü olan tutuklu sanık Ali Sukas’ın savunması vardı.

Sukas savunmasında, hakkında yöneltilen rüşvet ve örgüt üyeliği suçlamalarını tamamen reddetti; böyle bir örgütün varlığını kabul etmediğini, ihalelere müdahale etmesinin mümkün olmadığını ve somut delil bulunmadığını söyledi. Ayrıca kaçma imkânı olmasına rağmen kaçmadığını, suçsuz olduğuna inandığını ve beraat beklediğini ifade etti.

Duruşma sırasında savcılığın sunduğu tablo ve grafikler tartışma yarattı. Ekrem İmamoğlu bu verileri çok sert sözlerle eleştirerek “çöp niteliğinde” olduğunu söyledi ve iddiaların dayanaksız olduğunu savundu. Sanık avukatları da iddianamedeki delillerin kendi içinde çelişkili olduğunu ileri sürdü. Sukas’ın avukatı Kaptan Yılmaz ise özellikle HTS kayıtları ile banka hareketleri arasındaki uyumsuzluklara dikkat çekerek iddianamenin çelişkili olduğunu savundu.