CHP'li belediye başkanları, son dönemde belediyelere yönelik operasyonlara karşı izlenecek stratejiyi belirlemek üzere Ankara’da bir araya geldi.
Toplantıya parti lideri Özgür Özel başkanlık etti.
ANKARA’DA KRİTİK ZİRVE
Başkentte gerçekleştirilen toplantıda, belediyelere yönelik gelişmeler kapsamlı şekilde ele alındı.
Beş ayrı oturum halinde düzenlenen görüşmelerde, hem siyasi hem de hukuki adımlar masaya yatırıldı.
Parti yönetimi ve belediye başkanlarının görüş alışverişinde bulunduğu oturumlarda, sürecin koordineli şekilde yürütülmesi konusunda fikir birliğine varıldı.
İşte program sonu yapılan konuşmaların tamamı...
Özel, " Normal vatandaş, normal vatandaş AKP'ye oy veren MHP'ye oy veren hiç korkmasın. Ne devri sabık yaratırız, ne kin güderiz, iyi olsun diye oy verdiniz, yerel seçimde vazgeçtiniz, genel seçimde hep beraberiz, ama bu haysiyet cellatlarını unutursak şerefsiziz, unutursak şerefsiziz" dedi.
Özel, Murat Kurum'un CHP'li belediye başkanları ile baş başa görüşmek istediğini, görüştüğünde de 'Siz milli duruş sergiliyornuz, iktidar partisinin belediye başkanı olmak istemez misiniz?' diyerek teklifte bulunulduğunu açıkladı.
CHP lideri Özgür Özel'in konuşması şu şekilde...
"Bugün Türkiye'nin dört bir yanından milletin verdiği bayrağı taşıyarak yürüyen ve 2 yıl önce beldelerinde, ilçelerinde, illerinde, büyükşehirlerde çok yüksek oy oranlarıyla, kimsenin beklemediği bir büyük zaferin yereldeki en büyük taşıyıcısı olan her birisiyle ayrı ayrı gurur duyduğumuz, her birisini insan olarak sevdiğimiz, yoldaş olarak yürüyüşümüze yaptıkları katkılardan dolayı takdir ettiğimiz değerli arkadaşlarım, değerli belediye başkanlarım hepiniz hoş geldiniz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tam 2 yıl önceydi. Birkaç ay önce Cumhuriyet tarihinin en önem atfedilen, kazanmayı en çok istediğimiz seçiminden mağlubiyetle çıkmıştık. Yüzümüz öndeydi, moraller bozuktu. Seçmenimiz sandığa küsme noktasına gelmiş.
Yapılacak yerel seçimlerde oy kullanmayacağını ifade edenler, Cumhuriyet Halk Partili seçmenler için de %60'lara, bazı anketlere göre %70'lere ulaşmış. Seçmen büyük bir duygusal kopuş yaşamaktaydı.
O günlerde, Cumhuriyet Halk Partililer olarak, zor günlerin partisi olduğumuzu, düştüğümüz yerden kalkmayı, birbirimizin koluna girmeyi, birbirimizden güç almayı ve bu toprakları kendi kaderiyle baş başa bırakmak yerine, bu topraklarda 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra yeniden bir tarih yazmayı önce kendimize, sonra birbirimize, sonra da milletimize gösterdik bunu yapabileceğimizi.
Partimiz içinde, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş olgunlukta ve görülmemiş sonucu doğuran bir seçim sonucunda, yeni bir yönetim oluştu. Ama geçmişe vefa duyan, saygı gösteren, kötüyü duysa da kötüyü söylemeyen, yutkunmayı bilen ve dostuna güven, olmayana kaygı veren ama dost olmayanın ağzına laf vermek yerine sessiz kalmayı bilen bir yönetim anlayışıyla yola çıktık. Bizim yaptığımızı, yani partimizdeki değişimi millet kendi beklediği özeleştiriye yapamayacak mıydı? Bütün merak konusu buydu.
Biz o gün çıktığımız yolda, biraz önce değerli başkanlarımın vurguladığı gibi kadınlara güvenmeyi, gençlere güvenmeyi, bilime güvenmeyi, ölçme değerlendirme yapmayı, vatandaşın önüne sunacağımız adayın, onun gönlünde olan, onu temsil eden, onun güvenebileceği, iyi insanlar olmasını, o kenti temsil eden, o kentin ruhunu bilen insanlar olmasını çok önemsedik. Gençlerle, kadınlarla ve millete sorarak, anketler yaparak, yerinde partimizden görevlendirdiğimiz yüzlerce arkadaşımızın yaptığı mülakatlarla, kentleri anlamaya, onların sesini duymaya, onların beklentilerine cevap verecek adayları belirlemeye gayret gösterdik. Yönetime geldiğimizde, 1970'lerde Ecevit ve arkadaşlarının girdikleri iki yerel, iki genel seçimden partimizi birinci çıkardıklarını hatırlatıp, aynı iddiayı ortaya koyup yapamıyorsak yönetimde kalmayacağımızı da açık bir yüreklilikle, açık bir sözlülükle, büyük bir cesaretle "Yav daha 5 aylık yönetim nasıl yapsın partiyi birinci parti?" demeden, açık açık, büyük bir özgüvenle ifade ettik.
Bu gösterdiğimiz özgüven hem kendimize güven dendi hem bu salona olan güven dendi hem de bu salonda olmayan eşinden, evlatlarından, anasından, babasından koparılmış, 12 metrekarelik hücrelerinde duran Antalya'da, Bursa'da, İstanbul'da, Türkiye'nin çeşitli yerlerinde duran arkadaşlarımızın iyi insanlar olduğuna, doğru adaylar olduğuna, dürüst insanlar, mert insanlar olduğuna, halk için ve ülke için çalışacaklarına, önce ülkenin, sonra kentinin, sonra da partisinin hakkını, menfaatini koruyacak doğru insanlar olduklarına inanıyorduk. 105 miting yaptık.
Dolunun altında, yağmurun altında, rüzgarın altında birçok zorluklarla ama otobüsün üstünde her birinizle tarihin başka bir sayfasını yazdık. Yetiştiğimiz yere biz gittik, gidemediğimiz yere arkadaşlarımız gittiler, sesimiz gitti, televizyondan ulaştık. Ama samimi bir gayreti karşılıklı gösterdik. "Yerde siz, genelde Ankara'dan biz". Biz size kefil olduk, siz bize kefil oldunuz. Ve daha seçmenler öğle saatlerinde sandığa koştuklarında genel haber veren televizyonlar şöyle diyorlardı: "Seçime katılım oranında belirgin bir düşüklük var".
Bunu 7 ay, 8 ay, 10 ay önce öngörüyorduk korkarak ama çok emindik o düşüklüğün bizle ilgisi olmadığına. Hemen telefonlar açtık. Türkiye'nin dört bir yanından Cumhuriyet Halk Partisinin çok iddialı olduğu sandıklara, AK Partinin çok iddiasız olduğu sandıklara baktık. Türkiye'nin dört bir yanından şöyle haberler geldi, öğlenin 12'sinde, 1'inde: "Bizimkiler ya kullanmış ya kuyrukta, AK Parti ortalarda yok".
Sandıklar açılırken her sene birazcık kötü sonuçlar geldiğinde atılan o zaruri ama yürek yakan bir mesaja inat olsun diye, sandıklar açılmadan mesajı hazırladık, açıldığı dakikalarda 150 binden fazla sandık görevlisine attık.
Bu sefer mesaj şu değil, şu değil: "Zayıf olduğumuz sandıkları baştan açıyorlar. Her taraftan kötü haberler alıyorsunuz. Moraliniz bozmayın, sandığı bırakmayın".
Islak imzalı tutanağı almadan bir yere ayrılmayın mesajını atmadık. O mesaja inat, sandıklar açılırken sandık görevlilerine "Birazdan Türkiye'nin dört bir yanından çok güzel haberler alacaksınız. Sakın sevince, kutlamalara kapılıp görevinizi aksatmayın. Islak imzalı tutanağın ucunu sakın bırakmayın" dedik.
Bizim hikayemiz böyle başladı arkadaşlar. Bizim iktidara yürüyüş hikayemiz böyle başladı ve karşımızdaki kötülerin de korkuları ve kötülüklerine niyetleri böyle başladı. Biz bu kürsüye o gece çıktığımızda akşam 8:30-9, TRT'ye bir sürprizimiz var, 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi TRT ekranlarında, Türkiye'nin birinci partisi derken dönüp öbür taraftan korna çalmayın, davul çalmayın, nispet yapmayın, kaybedeni üzmeyin, yarından itibaren iktidar yürüyüşümüz var, çok da gece kalmayın demeyi bildik.
İşte o akşam buradaki konuşmada dediğimiz gibi, erkeklerin cebine, kadınların çantasına milletin koyduğu anahtarın belediyenin kasasının, kapısının ya da şehrin altın anahtarı olmadığını, ama 100 yıl sonra yeniden Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün partisinin iktidar yolculuğunun anahtarı olduğunun altını kalın kalın çizdik.
Ve o günden sonra sizi topladığımız bu salonda, her toplantıda, meselenin bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisinin yerelde ve genelde iktidar olmasını, şimdi toplumun %65'ine, ekonominin %80'ine sahip olduğumuz Türkiye'nin birinci partisi olduğumuz bu noktada asla ve asla kibre kapılmadan çalışarak ve Türkiye'yi nasıl yöneteceğimizi yerelden göstererek çalışmamızın gerektiğini sizlere anlattık.
Yapılar kurduk, masalar kurduk, çalışma grupları oluşturduk, toplantılar yaptık ve sizinle birlikte bir büyük yürüyüşü, hizmet odaklı, vatandaşın sorununu gören, sesini duyan, derdini çözen bir belediyecilik anlayışını bütün Türkiye'ye oy verene gösterdik, oy vereni pişman etmedik, oy vermeyeni pişman ettik.
Keşke biz de verseydik de bizim de burada Cumhuriyet Halk Partili bir belediye olsaydı diye. O yürüyüş biraz önce başkanım ifade etti, 1 yıl sonra meyvelerini verdi bu kararlılık. Ben de merak ettim Tayyip Bey de. Biz de merak ettik, Adalet ve Kalkınma Partisi de. Memnuniyet anketleri yapıldı. Biz %59 ölçtük milletin sizden memnuniyetini, AK Parti'de %61 ölçtü Cumhuriyet Halk Partili belediyelerden halkın memnuniyetini.
Ve o güne kadar 8, 9, 10 aylık bir hizmetin ardından sahada görülür ve rakamlara yansıyan bu memnuniyetin ardından maalesef, kadın kollarından, gençlik kollarından, ana kademesinden ümidi kalmamış olan Erdoğan, partisine hep söylediğim gibi bir yargı kolları başkanlığı kurdu. Bu yargı kolları başkanlığından birlikte de Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin üzerine gitmeye karar verdi. Görevlendirdiği kişi geçmişte çok tartışmalı kararlara imza atan, tek tek saymayacağım ama her birisi Anayasa Mahkemesinde 15'te 15'le bozulan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden tazminat doğuran, kendinden başka kimseye yaptırılamayacak siyasi kararları alan birini Bakan Yardımcısı yapmışlardı ödül olarak, onu İstanbul'a Başsavcı yaptı.
İstanbul'a Başsavcı oldu ama ne coğrafi sınır, ne yetki, ne kanun, ne yasa, ne anayasa, hiçbirini dinlememek var gücüyle Cumhuriyet Halk Partisine saldırmak üzere görevlendirilmişti. İlk saldırıyı, bugün şükürler olsun aramızda Türkiye'nin en büyük belediyesi Esenyurt Belediyesine, milyonu aşan nüfusuyla, saldırarak, belediye başkanı Ahmet Özer'i içeri atarak, güya terörle ilişkilendirip kayyım atayarak ilk kötülüğü başlattı. O günden sonra sırasıyla ve Cumhurbaşkanı adayımızı da kapsayacak şekilde, Sayın Ekrem İmamoğlu'nu da özgürlüğünü elinden alarak
seçenlerden onu kopararak İstanbul'da yıllardır yaka silkinen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin israf eden, yolsuzluk yapan, adam kayıran, kural tanımayan belediyeciliğine karşı yaptığı ve millet tarafından iptal edilen seçimde oy artışıyla beş yıllık zulmü sonunda belediye meclis çoğunluğunu da vererek geldiği görevden koparılarak cezaevlerine kondular.
Sadece onlar değil, her biriniz silkeleyin diyerek, AK Parti'den kalan vergi borçları, SGK borçları, onların faizleri, sayısız müfettişler, tehditler, sürekli bu akşam sana da gelecek diye söylenti yaymalar ve sürekli hizmetin aksaması, Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin bekle oluşan memnuniyetten geriye düşmesi, bir iftiranın TRT eliyle, televizyonlar eliyle büyütülmesi, köpürtülmesi suretiyle Cumhuriyet Halk Partisi'nin yerelden başlayan iktidar yürüyüşünün önünün kesilmesi.
Bütün hesap bunun üzerine oturtuldu. Şimdi dönüp bir yere bakıyorum. İki yıl bitmiş. Yanımda 22 tane yol arkadaşımız yok. Aramızda değil. 12 metrekarelik hücrelerde çile dolduruyorlar. Yusuf'un mektebinde terbiye oluyorlar. Günlerini bekliyorlar. Ama karşımda milletin verdiği görevi yapmak üzere iki yıl önce mazbatasını alanlar oturuyor. Baştan aşağıya nereye baksam değişen bir şey yok ama en önem verip o günlerde söylediğimiz bir şeye bakalım beraber.
Ne demişiz? Zenginin çocuğu üç yaşından okula gidecek. Hatırlıyor musunuz o konuşmayı? Eline makası verecek, sulu boyayı verecek, yeteneği gelişecek, bir eksiği varsa görülecek. Bir harfte peltelik yapıyorsa artikülasyon hocasına gidecek, yoksulun çocuğu öğretmen görmek için altı yedi yaşını bekleyecek. Dedik ki bu işi siz çözeceksiniz arkadaşlar ve bu dönemin sonuna kadar 1000 kreş hedefi koyduk. İki yıl sonra Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanları karşımda önümde yazıyor. İki yılda 802 kreş yaptılar. Hedefin %80'ini tutturdular iki yılda. Dedik ki çocuk İstanbul'a inecek, büyükşehire inecek, Mersin'e inecek ve karşıdan onu parası olmadığı için devlet yurdu da çıkmadığı için birileri karşılayacak, cemaatine eleman devşirecek, oralarda bir işler çevirecek. Burada görev bize düşer dedik.
Bu dönem bitmeden 100 tane yurda ulaşmamız lazım. Yoksulun çocuğunu başkasının eline bırakamayız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partinin belediye başkanları dedik. 78 tane kreş açtınız bu süre içinde. %78'indeyiz hedefin. Yurt, ne dedim he? Yurt yurt. Baştaki kreş. Yurt açtık 78 tane, %78'indeyiz hedefin. Kent Lokantası sayısı 172'ye çıkmış. Silkelene silkelene 173 tane halk market, halk mandıra açmışız. Eti 3'te 2 fiyatına, peyniri yarı fiyatına, 3'te 1 fiyatına satan mandıralarımız var. Okula giden çocuğun birinin beslenme çantası doluysa, öbürünü siz doldurdunuz. Bir tanesi şişe suyunu koyuyorsa, öbürü tuvaletteki çeşmeye doğru gidiyorsa, önüne siz geçtiniz. Ücretsiz okul suyunu siz verdiniz. Okullar pislikten açılamıyordu. Açın önümüzü temizliyoruz bütün okulları dedik. İzin verilenleri pürpak yaptınız. Önünüze geçenlerin de nasıl birtakım hasetlikler sonucu sizi engellediklerini millete siz gösterdiniz.
Buradan AK Partili, MHP'li seçmenlere şunu hatırlatmak isterim. Ne diyorlardı? Cumhuriyet Halk Partisi gelirse sosyal yardımlar kesilecek.
CHP gelirse belediyeden sosyal yardım alamazsınız artık. Ona göre oy verin, iyi düşünün. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler geldi. Soruyorum AK Partili ve MHP'li seçmenlere. Geçmişte AK Partili, MHP'li belediyeden alıp da bugün sosyal yardım alamayan bir kişi var mı? Yok. Peki rakam ne diyor? Tam 4.6 kat tam rakamı.
Yani eskiden bir alınıyorsa, bir veriliyorsa, beş kat sosyal yardım veriyor Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanları. İşte, şimdi buradan Cumhuriyet Halk Partili belediyelere saldırılıyor ya, o saldırılanlar Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları değildir. Saldırılan Cumhuriyet Halk Partisi de değildir. Saldıranlar kreşteki yoksul çocuklara saldırmaktadır. Yurtlara saldırmaktadır. Kent lokantalarına saldırmaktadır. Halk marketlere, halk mandıralara, anne karta, beslenme çantasına, okul suyuna, kırtasiye desteklerine saldırılmaktadır.
Mansur Yavaş'ın kapattırdığı veresiye defterini kapatanlara ve veresiye borcu silinenlere saldırmaktadır bu iktidar yaptığı her şeyle. Bu yüzden Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz ne kendimizi ne partimizi savunuyoruz. Biz milletin hakkını, hukukunu ve bu milletin gelecekte de bu ülkeyi halkçı bir iktidar yönetsin tercihini, bu tercihin hayata geçme ihtimalini savunuyoruz. Bizimle yarışmak yerine Esenyurt'a saldıranlar, ardından Beşiktaş'a, Beykoz'a saldıranlar 22 seçilmiş belediye başkanımızı içeride tutanlar en son gecenin birinde hem de bakan oldukları gün verdikleri sözün tam tersine onursal başkanın evine gittiler, evine saldırdılar.
Ben dün böyle bir toplantıyı yapmadan önce elbette onursal başkanı gittim ziyaret ettim. Bursa'da Mustafa Bozbey başkanı ziyaret ettim. Onursal başkan aile görüşünden geliyordu ve bir gün önce de kızını görmüştü ama içine dokunan şuydu. Kızı algıyla birlikte 23 Nisan'a hazırlanıyorlardı. Baba kız 23 Nisan'da Ataşehir'de bayramı kutlayacaklardı. Algının kıyafetleri hazır, heyecanı bir haftadır en üstteydi. Dört gün önce geldiler, 23 Nisan'dan bir gün önce algının babasını alıp götürdüler. Tutuklamaya sevk evrakını bucak bucak kaçırdılar, her yerden yazıldı. Tutuklama sevk evrakında şöyle yazıyor Onursal'ın; hiçbir baskaydı vermediği, HTS kaydı olmadığı. Olsa da zaten bir hukuki değeri yok ama olunca yazıyorlar ya, hiç kimseyle baskaydı vermediği, HTS kaydı olmadığı, yapılan teknik takiplerde suç unsuruna rastlanmadığı, dinlemelerde bir şeye takılmadığı, kendisinin çok tedbirli davrandığına kanaat oluşturmuştur diyor. Onursal Adıgüzel'i tutukluluğa sevk ederken suç işlememe suçundan tutuklamaya sevk ettiler. Hakime sordu, bir şey yapsam, bir şüphe olsa yazacaksınız, hiçbir şey yok diyor. Diyorlar ki savcı şüpheleniyor ama bir şey bulamadım diyor. Ve Onursal Adıgüzel bu tutuklamadan 24 saat sonra kızıyla birlikte bir görüşme odasında 23 Nisan'ı kutlamak zorunda kalıyor. Algı'nın gözyaşlarıyla, Onursal'ın gözyaşlarıyla.
Birazdan daha detay bir şey söyleyeceğim buna dair ama daha özel bir şey söyleyeceğim ama hiçbir suçun yok ama kesin işledin, ben bulamıyorum, yine de seni tutukluyorum diyen, tutuklanmanı istiyorum diyen de bu tutuklamayı yapanı da günü gelecek Onursal'ın ve Algı'nın gözyaşları boğacak, gözyaşları...
Dün Mustafa Bozbey'in yanındaydım. Normalde şu koltuklardan birinde oturacaktı bugün. Bütün salona selamı var. Alnımız açık başımız dik diyor. Ne görev süremizde bir şey buldular diyor. 8 yıl önce verilmiş bir ifadedeki 12 yıllık iftirayla. İki tane iftiracı var. Birisi madde bağımlısı, babası özre gelmiş Bozbey'e. Bu nasıl böyle şeyler yazıyor, çiziyor bilmiyorum. "Bağımlılıktan kurtulsun diye 16 milyon para buldum, tedavi ettirdim, yine kaçtı, bulaştı. Gitmiş sana karşı ifade vermiş, hakkını helal et, senden özür diliyorum" diyor Hacı babası. Öbürünün kendi yargılandığı dosya 155 yıl. Tamamı Bursa'da birbirinden farklı farklı 40'tan fazla olayda 500'den fazla kişiyi dolandırma suçundan. Bunlar diyor ki biz 12 yıl önce Bozbey'den şu vakfa bağış yap dedi, o bağışı yaptık, bundan dolayı bundan sonra işimizi gördü veya öbürü diyor yapmadım diye işimi görmedi. Ondan dolayı Mustafa Bozbey'i alıp içeriye koyuyorlar.
Onursal'ın kendinin değil belediyenin somut suçlaması istediğin imarla ilgili iş olur ama belediyeye 20 tane çöp konteyneri al demişler. Konteyner alınmış belediyeye sipariş edilmiş, belediyeye verilecek. Bunun üzerinden konuşuyorlar.
Türkiye'nin dört bir yanındaki arkadaşlarımıza temel suçlama temel suçlama bağış almak, vakfa bağış almak, hibe almak, dozer almak, kamyon almak, kreşe oyuncak aldırmak, mobilya aldırmak 2024 Sayıştay Denetim Raporu bütçesine göre oranlı olarak belediyelerin aldıkları bağışlar. Biz kırmızıyla yazdık basına yollayacağız. Oran olarak en yüksek oranda gelir bütçesine göre bağış alan Malatya Belediyesi %20.52. Samsun Belediyesi 6.21, Trabzon Büyükşehir 1.87, Ordu Büyükşehir 7.62, Kayseri 2.5, Hatay 4.71, Bursa önceki dönem 2.02. Ankara Belediyesi'nin bağış oranı %0,03. İzmir Belediyesi'nin bağış oranı %0,01. Bakın, Malatya'nın %20, İzmir'in %0,01. Manisa'nın %1.31 MHP'de olduğu dönem, Tekirdağ'ın %0,24 Cumhuriyet Halk Partili dönem. Bağış almak, bağış almak suçsa bu suçun daniskasını işleyenler AKP'li belediyeler. Bir tanesine bu konuda bir ifadeye çağırılmış değil. Şimdi Halfeti Belediyesi'ne operasyon. İçişleri Bakanı çıktı ya dedi ya Efendim, biz 677 AKP'li belediye için izin verdik. 371'de CHP'ye. CHP'ye bir kötülük yok. Millet kendi kendine sordu ya, kardeşim, öyle de hani bir gün bir şafak operasyonu var mı? Koluna polis giren AKP'li var mı? Gözaltı dört gün var mı? Tutuklanan AKP'li var mı? Yok. Bu nasıl adalet? Hem daha çok araştırılması gereken izin vereceksin hem bir tane yok. Şaka diye diyor ya millet bir tane yok. O bir taneyi bugün yapmışlar bu sabah, dün sabah yapmışlar. Ama mevcut bir belediyeler ne de değil eski Halfeti Belediye Başkanına, o da kayyumdu zaten. Kayyumken usulsüzlük yapmış, AKP'li aday göstermiş belediyeyi de kaybetmiş Halfeti Belediye Başkanına bu sabah gidip evden almışlar dün sabah.
Bütün basına bilgi notu geçtiler, köşe yazarlarına bile yazdırmışlar, AKP'li belediye başkanına ki o gün AKP'li değildi, kayyumdu, AKP'li belediye başkanına şafak operasyonu. Ne bu dönemde görevi var ne belediyeye bir baskın var, ne belediyede bir arama var. Ne koluna girip götürülen şu andaki AKP'li belediye başkanı, ama oradan bu kadar ucuz bir algı yönetimine bile tenezzül edecek kadar bir gözü dönmüşlük var. Ya, Aziz İhsan Aktaş dediğin adamın Isparta Belediyesine hediye ettiği makam aracı hâlâ daha başkanı taşıyor. Trabzon Belediyesine Aziz İhsan Aktaş'ın yaptığı her şey ortada. MHP'li Kütahya Belediyesine Aziz İhsan Aktaş dosyası bizim soruşturmalar başlamadan bir gün önce ayrılıp yollanmış
Kütahya'da kapağını kaldıran yok. Aziz İhsan Aktaş'ın önünden geçen belediyeye operasyon yapıyorlar. Ondan sonra da eşit davranıyoruz, doğru davranıyoruz, birlikte davranıyoruz diyorlar. Dün Mustafa Bozbey gözümün içine baka baka söyledi. Ya AKP'ye katıl ya hapse katıl. Ya AKP'ye katılacaksın ya hapse atılacaksın. Defalarca geldi bu binada anlattı bunu. Birlikte yaptığımız toplantılarda defalarca. Bir tanesi bu tehditlere karşı topukladı, AKP'ye katıldı, Aydın'da sokağa çıkamıyor, sokağa çıkamıyor. Aydın'da sokağa çıkamıyor. Dün yazıyor, Türkiye genelinde soruşuyor, operasyonlar ya da parti değiştirilen yerlerde erken yerel seçimin, milletin iradesinin tazelenmesine ne dersiniz? %68 diyor. %68 verin aneme diyor o topuklayan efeyi. Verin diyor. Ben söyleyeceğim son sözü diyor, İstanbul'da olduğu gibi iptal edilen seçimlerde.
Bir tanesi Aydın'da sokağa çıkamıyor, öbürü Bursa'da cezaevinde. Aramızda konuşuyoruz, dışarıdan gelen tezahürattan birbirimizi duyamıyoruz. Haftanın ortasında, Mudanya'nın bir kenar mahallesinde, güneşin altında millet kapıda. O yüzden öyle şantaja, tehdide teslim olanı da tarih yazacak, Mustafa Bozbey gibi dimdik duranı da tarih yazacak. Bugün 5 aylı salonda toplandık. Burada Büyükşehrin ilçe belediyeleri vardı. İkinci katta belde belediye başkanlarımız vardı başımızın gözümüzün üstüne, dördüncü katta illerin ilçe belediyeleri, yedinci katta il belediyeleri, on ikinci katta da Büyükşehir belediyeleri vardı. Her bir masa tartıştı, önerdi çünkü kötülük durmuyor, plan yapıyor, saldırıyor. Elbette stratejimiz, mitinglerimiz, mücadelemiz, hukuk mücadelemiz devam edecek. Ama onlar nasıl durmuyorlarsa, biz de durmayacağız. Her birinizi teker teker dinledik.
Raportör arkadaşlarımız raporlarını tuttular, siyasi arkadaşlarımız notlarını aldılar. Hızlı bir birleştirme toplantısında ilk verileri birleştirdik. Yarın bu akşam, yarın, yarın akşam pazartesi günkü parti meclisine yerel yönetimlerden sizin her birinizin önerileri, talepleri, parlak fikirleri, gördüğü varsa aksaklıklar, düzeltilmesi gereken hususlar hepsi alınıp parti meclisinde MYK'da çalışılacak. Ama çok daha keskin bir hukuki mücadele verileceği Mansur Başkan ifade etti. Bunun yanında bir yeni büyük hukukçu heyetiyle yepyeni bir iş yapıyoruz. Bunu hukuk tanımayanlara, kanun tanımayanlara, vicdanı olmayanlara ipten kazıktan kopmuş insanların üzerine haksızca gelen, saldıran herkese müjdelerim. Bir sandık olacak, bir sandığımız olacak.
Hukukçular yazıp yazıp sandığa atacaklar, çünkü bizim şimdi hukukçular yazıp yazıp savcılığa götürüyorlar, mahkemelere veriyorlar. Diyorlar ki, "Şu yalan, bu iftira, bu manşet tamamen haysiyet cellatlığı, burada söylenen lafın şeyi yok, tazminat, düzeltme, tekzip, bilmem ne." Kovuşturmaya gerek yoktur. "Tamam ben biraz bakarım, aradım bulamadım, tebligat yapamadım." Bunlar da diyor ki, yanıma kalacak, yanıma kalacak. Şimdi bir kuvvetli hukukçu heyeti yazacak, sandığa atacak, yazacak, sandığa atacak. Sandık en geç 2028'in Haziran'ında açılacak. Ne zaman seçim sandığı açılacak, trollerin, haksız tutuklama isteyen savcıların 200 tane üniversite öğrencisini vizesinden, edenin, iki bayramı içeride geçirtenin bütün yaz onları Silivri'de perişan edip aileleriyle bir bugün tutuklanmalarına gerek yoktu, tutuklayan yanlış yapmış deniyor ya, o tutuklamayı isteyen savcıya, o tutuklamayı veren hakime, o çocukları hedef gösteren trollere o günden bugüne Ekrem Başkan ya da tüm belediye başkanlarımız hakkında, partimiz hakkında yalandan tweetleri atanlara, akşam televizyonlarda o yalanları tartışanlara paçavralara basıp hepimize iftira atanlara müjde ederim ki önce seçim sandığı açılacak, sonra sizin şey sandığınız açılacak. Hadi bakalım. Hadi bakalım. Hadi bakalım. Verilecek onlar savcılıklara. İki yıl kaldı maksimum iki yıl. İki yılda hiçbirinizin ne zaman aşımı kurtarır ne bir şey. Ama şuna güveniyorsunuz dur, ya bunlar iyi insanlar, biz ettik onlar etmezler, bizi unuturlar. Normal vatandaş, normal vatandaş AKP'ye oy veren MHP'ye oy veren hiç korkmasın. Ne devri sabık yaratırız, ne kin güderiz, iyi olsun diye oy verdiniz, yerel seçimde vazgeçtiniz, genel seçimde hep beraberiz, ama bu haysiyet cellatlarını unutursak şerefsiziz, unutursak şerefsiziz.
“PİS KOKUNUN HEPSİ MAJESTELERİNİN EKİBİNDEN ÇIKIYOR”
“Değerli arkadaşlar bir tarafta bu kadar haksızlığı yapıp, bu kadar haksızlık karşısında aferini alıp, bakanlık koltuğuna kurulup, 18 tane tapusu ortaya çıkıp, ID numaraları verilirken, bir bakanın çıkıp yalan söylüyor. ‘O malı hiçbir zaman edinmemiş, almamış. O tarafa satmamış. 190 yıl çalışarak kazanacağı maaşla, bu kadar şeyi almamış’ diyen bir bakan arkadaşları yok. Savunan bir kişi çıkmadı, bir kişi savunamıyor. Bir kişi alkışlamıyor yaptığını, bir kişi sahip çıkamıyor. ‘Bunlar yanlarına kalmayacak’ deyince dakikalarca ayakta alkışlıyor birileri. Burası mı eziliyor, orası mı eziliyor? Kim kimi eziyor görelim bakalım? Milletin vicdan terazisinde siz eziliyorsunuz. Biz dimdik ayaktayız. Punduna getirip ezseler de mühim olan güzel kokmak, ıtır gibi güzel kokmak, ıtır gibi. Eziyorlar, eziliyoruz. Ama hiçbir pis koku çıkmıyor bu salondan, o 12 metrekarelik zindanlardan. Pis kokunun hepsi zaatalillerinin, majestelerinin ekibinden çıkıyor. İBB davası görülüyor. Ne diyorlardı? ‘Bir ay sonra birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. İnsan içine çıkamayacaklar. Birbirlerinin gözüne bakamayacaklar.’ Her hafta sonu bir şehirdeyiz. Nereye gitsek, daha şehirden çıkış tabelası gelmeden il başkanı arıyor; ‘Herkes yolumu çeviriyor. Bu kadar büyük mitingi 1970’te Ecevit yapmıştı, 1968’de Demirel yapmıştı. Bilmem ne zamandır bu şehrin en büyük mitingini yaptık.’ Çorum da onu söylüyor, Konya da onu söylüyor. Yozgat da onu söylüyor. O mitingleri biz yapmıyoruz arkadaşlar, o mitingleri biz yapmıyoruz. O meydanı dolduran biz değiliz, o meydanı dolduran milletin adalete susamışlığı, bu haksızlıklara isyanı. Millet sizin arkanızda, millet sizin arkanızda.”
“BİZ KENDİMİZE GÜVENİYORUZ”
“‘Canlı yayınlansın’ dedik, ilk başta bir sürü ‘Vay efendim canlı yayın istemeyin istediği yeri verirler. Orasında keserler.’ Ya kardeşim biz kendimize güveniyoruz. Tamamı canlı yayınlansın. Ben biliyorum ki o salondan dışarıya bize dair bir mahcubiyet çıkmaz. Kimin mahcup olacağını biliyorum ben. Ben inandığım, güvendiğim arkadaşın arkasında duruyorum. İnanamadığıma zaten bir şey yapmıyorum. İnanmadığımıza, güvenmediğimize zaten bir şey yapmıyorum. Ama ne oldu? Önce savcıya güvenenler ‘Canlı yayın olsun’ dedi. ‘Hay hay bence de olsun’ dedi. Öbürü ‘O öyle diyorsa münasiptir’ dedi. Bir çıktı iddianame tel tel dökülüyor. Oyladık, ‘Canlı yayın olsun’ diyenler ‘Olmasın’a oy kaldırdılar.”
“BİRGÜN GAZETESİ, EVRENSEL, CUMHURİYET VAR… NEREDE A HABER, NEREDE TRT?”
“Şimdi dava görülüyor. Buradan bütün Türkiye’ye söylüyorum, bütün Türkiye’ye. 12 aydır yalan yanlış beyanlar üzerinde tepinenlerin o söylediklerinin hiçbirisi iddianamede çıkmadı. Ne İmamoğlu’nun araçları, ne bin 200 cep telefonu, ne parke altından çıkan paralar, ne Gaziosmanpaşa Belediyesinden çıkan dolarlar, hiçbir şey çıkmadı. Hiçbir şey de iddianamede yer almadı. O konuşanlar, bir tanesi geliyor mu Silivri’ye? Hani asrın yolsuzluğuydu bu, asrın yolsuzluğu? Hani ilk gün TRT iki tane canlı yayın aracını getirdi. İki gün izlediler, anons bile çekmeden gittiler. Nerede A Haber? Silivri’nin önünde çeksene anonsu arkanda asrın yolsuzluğu. İçeriden iki satır bilgi ver. Neredesiniz o bütün yandaş kanallar? Akşam yeni haysiyet cellatlığına soyunanlar, bir yıldır söylediğiniz lafların haberini yapsanıza Silivri’nin önünde. Silivri’nin önünde yine SZC var, yine Halk TV var, yine BirGün gazetesi var, yine Evrensel gazetesi var, Cumhuriyet gazetesi var. İşlerinden edilmiş cesur gazeteciler var. Onlar içeride bir iddianamenin tel tel döküldüğünü haber yaparken, neredesin be A Haber, neredesin TGRT? Gitsene Silivri’ye ‘İçeride şu iddiam ispatlandı, yanıt veremediler’ desene. Bir tane yok arkadaşlar. Bir tane yok. Ne var biliyor musunuz? ‘Baskı altında söyledim’ var. ‘Ailemi korumak için bu ifadeye mecburdum, geri çekiyorum’ var. ‘Savcının tahliye talebine kandım’ var. ‘Ben hiçbir ifademde gördüm demedim, gördüm yazmışlar, uykusuzdum imza atarken dikkat etmedim’ var. ‘Para verildiğini görmedim, duydum’ var. ‘Kimden duydun?’ ‘Onu da unuttum’ var. O yüzden gidin şimdi bakalım o mahkemeye. ‘Bu dava siyasidir’ derken ‘Hukuki değildir’ derken, bu davada ‘Biz iddianameyi yargılanmak değil, yargılamak için istiyoruz’ derken tam da bunları görerek, bilerek, size güvendiğimiz gibi o arkadaşlarımıza güvenerek söyledik bunların hepsini. O yüzden tüm havuz medyasını Silivri’ye davet ediyorum. Stüdyolarından yeni iftiralar atmaya, yeni yalanları konuşmaya değil; bir yıldır söylediklerinin ispatını yapmaya bekliyorum oraya varsa cesaretleri. İlk gün bir dolaşıp da kuyruğu kıstırıp gidenler, gördüler içerideki meselenin yaratılan algının yüzde 1’i bile olmadığını.”
“KAMU ZARARININ OLMADIĞI RAPORLARLA İSPATLANDI”
“Dahasını söyleyeyim. Bedava bedava konuşanlara, işte Başkanvekili burada. İstanbul Büyükşehir Belediyesi koca bir kamu kurumu. Kamu zararı yaratıldığı ileri sürülüyordu. İç Denetim Birim Başkanlığı, Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığı, Mali Hizmetler Daire Başkanlığı, 30 iştirak şirketinin kendi denetim birimleri denetimlerini bitirdi. Böyle dönemde yalan bir beyana, rapora imza atacak babayiğit var mı Türkiye’de? Kamu zararı çıkacak da ‘Yok’ diyecek. Tüm bu raporlarda tek bir kuruş bile kamu zararının olmadığı raporlara bağlandı. Ve net olarak 30 iştirak şirketinde kamu zararı olmadığı ortaya çıktı. Sadece İBB’nin İç Denetim, Rehberlik, Mali Hizmetler Daire Başkanlıkları değil ki, bunların da personelinin çoğu bizden önceki dönemden olan devlet memurları. Devam ediyorum. İçişleri Bakanlığı koordinatörlüğünde Hazine Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve MASAK uzmanları tarafından özel teftiş, ayrı olarak da bir genel teftiş yapılmış. İBB’de tek bir kuruş kamu zararı olmadığı üç bakanlığın özel ve genel teftişlerinin sonucunda tamamen çökmüş oldu. Bunlar yargılamanın olduğu dosyaya, ilgili sayfalara teker teker giriyorlar. Biz de yaz boyunca, kış boyunca atılan bütün bu iftiralara karşı bunları teker teker dile getirmeye devam edeceğiz. Yargılamanın özeti; İBB’nin liyakatli kadrolarla yönetildiğini, hizmette herkese eşit ve adil davranıldığını ve bir kamu kurumu olarak geçmişte eleştiriye konu pek çok hususun CHP döneminde terk edildiğini, tertemiz bir icraat yapıldığını, bir kuruş kamu zararı olmadığını ortaya koyuyor. Ne diyordu Tayyip Erdoğan, ayakkabı kutularından paralar çıkarken, elbise torbalarından paralar çıkarken. Diyordu ki ‘Devletin kasasından çıkmadıktan sonra yolsuzluktan bahsedilemez.’ Bizde kör kuruş bulmadılar, kör delikli kuruş yok. Ne onlar gibi dolarlar, eurolar ne kasalar ne başka bir şey. Sadece buldukları: ‘Efendim kamyon aldırmışsın, kreş yaptırmışsın, yurda sandalye aldırmışsın, bilmem ne yaptırmışsın.’ Bunların üzerinden arkadaşlarımıza olur olmaz iftiralar atıyorlar.”
“MÜCADELEDEN BİR ADIM GERİ ATMAYACAĞIZ”
“Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak nerede olduğumuzu, nerede durduğumuzu, bundan sonra nasıl duracağımızı biliyoruz. FETÖ’nün yargılamalarında yapılan haksız tutuklulukları, o kararlara imza atanların hepsi kişiyi hürriyetinden mahrum etme suçundan ceza aldılar. Başta üniversite öğrencileri olmak üzere içeride boşu boşuna tutulan Kadir burada, Ahmet Özer burada. Çok sayıda arkadaşımızla ilgili alınan bu kararların eninde sonunda, günü geldiğinde yargı eliyle yeniden ve bu sefer bu haksız kararları, delilsiz yere, hukuksuz yere… Tweet atıyor, tweet‘ten tutuklama yapıyor. Hangi delili karartacak? Ceza alsa, yatarı yok. İçeride altı ay yatırıyor iddianame yazmıyor. Bunların tamamının hesaplarının teker teker sorulacağı bir sürecin içinde olacağız. Ha Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, mücadele eden bir adım geri atmayacağız. Biraz önce söylediğimiz gibi işimize odaklıyız. Partimizde, Meclis’te, belediyelerde görevimizin başındayız. Milletin elimize verdiği bayrağı tutuyoruz, asla bırakmayız. Bayrağı bırakırsak, millet o bayrağı bir daha bize emanet etmez. En zor dönemde verdi. Ve herkes şunu bilsin. Öyle bir coğrafyadayız ki; sistemin tamamı bunun için de artık ne varsa, ama gözleyen de millet sonunda. Bu coğrafyanın kendisi belki de coğrafya kader ya. Sistemin tamamı devletin bütün yerleşik gelenekleri, genleri ve milletin ta kendisi, partimizi bir stres ve direnç testine tabi tutmaktadır. Öyle ya, ‘100 yıl önce kovdunuz düşmanı, kurtardınız ülkeyi, kurdunuz Cumhuriyeti. Ama üç çeyrek sonra verdiniz birinin eline. Şimdi görev sırası yeniden sizde, ama bir görelim sizi. Siz bu İran’a komşu, bu Suriye’ye komşu, bu Rusya’ya komşu, Kıbrıs’ın hakkını savunacak, Yunanistan ile kıta sağlığı konusunda karşı karşıya olacak, NATO’nun en büyük ikinci ordusunu kumanda edecek ve her türlü zorluğa karşı dimdik ayakta duracak, elinde milletin verdiği büyük bayrağı taşıyacak güçte misiniz?’ diye soruyor. Ekrem Başkan oradan bağırıyor, Mansur Başkan buradan sesleniyor. Biz o bayrağı taşıyacak güçteyiz. Biz o bayrağı taşıyacak güçteyiz.”
“ZORA VE BASKIYA ASLA TESLİM OLMAYIZ”
“Asla ve asla zora, baskıya teslim olmayız. Kötülükle geri adım atmayız. Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları olarak milletin verdiği görevi nasıl alnımızın akıyla hep birlikte yapıyorsak en geç iki yıl sonra bu salondaki herkes ya daha önemli görevlerde ya da iktidar partisinin belediye başkanı olarak görevde olacak. Bana diyorlar, Murat Kurum ‘Bir baş başa kahve içebilir miyiz?’ ‘İçelim.’ ‘Efendim oraya battık, buraya baktık siz çok millisiniz. Milli bir duruş göstermelisiniz, sizi iktidar partisinin belediye başkanı olmaya davet ediyorum, şu imkanlarla bu imkanlarla.’ Murat Kurum sen çok çok o götürebildiğin birkaçını, topuklayanı muhalefete taşırsın kendinle birlikte. İktidarın belediye başkanları bu salonda, benimle birlikte. Siz sadece partinin değil, ülkenin umudusunuz. Sadece ülkenin değil bütün mazlum milletlerin umudusunuz. 100 yıl önce olduğu gibi, örnek olacağız, tek adamı da yeneceğiz, baskıları kıracağız, hep birlikte iktidara yürüyeceğiz. Bu mücadele bugünün değil, yarının mücadelesidir. Yolunuz açık olsun, hepinizi seviyorum, hepinize güveniyorum. Hepinize sonuna kadar inanıyorum. İyi ki sizinle aynı partideyim, iyi ki sizinle aynı yolda yürüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin gurur kaynakları, hepinizi alnınızdan öpüyorum.”
MANSUR YAVAŞ KONUŞTU: YOLSUZLUK YAPANIN ALLAH BELASINI VERSİN
Ankara Büyükşehir Başkanı Mansur Yavaş konuştu...
Sayın Genel Başkanım, Genel Başkan Yardımcılarımız, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, 2019'da 11 belediye başkanı olarak seçildik ve meclislerde de, birçok mecliste de azdık. Dediler ki, 'Nasıl olsa bunlar yönetemezler, bunlar...' Topal ördek muamelesi çektiler bize. Ve 25 yıl sonra ilk defa iktidar oldular ve bizim ayağımızın tökezlemesini beklediler. Birçok engellemelerle karşılaştık.
Daha sonra 2024 geldi. Birdenbire bütün belediye başkanlarımız kendi oylarını artırarak, sayılarını artırarak tekrar seçildiler. Baktılar ki bir başka yönetim mümkün ve de 200'ün üzerinde olan sayımız 420'ye çıktı. Büyükşehir belediye sayımız da arttı.
Ve aradan biraz daha zaman geçti, Genel Başkan Yardımcımız bir anket yaptırdı. Bütün belediyelerdeki memnuniyet oranı yüzde 58'i geçtiği ortaya çıktı. Bu iktidar, iktidara gelmeden önce de yerel yönetimlerden, yaptıkları hizmetlerden dolayı iktidara geldiklerine inanıyorlardı. Yani bu yoldan geçmişlerdi. Baktılar ki eğer belediyeler bu şekilde başarılı olmaya devam ederse kaçınılmaz bir sonuç geliyor; iktidar değişecek.
Ne yapmaları lazım? Siyaseten yenemiyorlar. İlk önce 'Silkeleyin bunları' dediler. Halbuki 'silkeleyin' derken borçların birçoğu eski iktidar partisinin yönetiminden kalan borçlar olmasına rağmen bütün faturayı bize kesmeye başladılar. O da fayda etmedi. Bunun üzerine birdenbire 4483 sayılı kanunu, Sayıştay denetimlerini ortadan kaldıran uygulamalar başladı.
Birdenbire operasyonlar, tutuklamalar ve bu şekilde belediye başkanlarımızı itibarsızlaştırma çalışmalarına başladılar. Bunu yaparken de baktılar tahliye olacak, bir tutuklama daha, bir tutuklama daha... O yetmedi, şimdi aileleriyle beraber gözaltına almalar ve Esenyurt Belediye Başkanımıza yapıldığı gibi ensesinden tutup itibarsız bir şekilde görüntüler vermek... Halbuki o belediye başkanı, o olaydan iki gün önce protokolde kaymakamdan sonra ikinci sıradaydı. Kimsenin belediye başkanlarımıza, seçilmişlerimize bu şekilde muamele etme hakkı yoktur.
Tutukluluk son derece istisna olması gereken bir şeydir. Evrensel hukukta böyledir. İnsanları tutuklarsınız, beraat ettiği zaman bunun telafisi asla mümkün değildir. Baştan tutukladığınız zaman suçlu muamelesi çekersiniz, masumiyet karinesini, evrensel hukuk kurallarını iptal edersiniz. Bu Anayasa'ya da aykırıdır, yasalara da aykırıdır.
Bu arada birçok yasaya aykırı uygulamalar görüyoruz. Delilden sanığa gitmek gerekirken, sanığı ellerine alıyorlar, '2019'dan sonraki bütün dosyaları bize gönderin' diyorlar. Niye 2019'dan sonra diyorsunuz? Cevap yok. Hatta ve hatta gelen müfettişlerin birçoğu -yeni seçilen arkadaşlar da görmüştür- 'Eskiyi boşver' derler, eskiyi mümkün olduğu kadar incelemek istemezler. Bunu hayatın her aşamasında, bütün belediyelerimizde görüyoruz. 'Eskiyi kovuşturmayın, ama şimdiki seçilen belediye başkanları için ne olur bir şeyler bulun...'
Biraz önce büyükşehir belediye başkanlarımıza sorduk hakkınızda ne soruşturmalar var diye. İnşallah onları bir gün Sayın Genel Başkanımız meclis kürsüsünden açıklar. Çok çok komik böyle soruşturmalar. En son bizimle ilgili olanı da biliyorsunuz. Hakkında hiçbir delil yok ama 'Yine de soruşturun' veya mülkiye müfettişi gidiyor, rapor veriyor Soylu döneminde, 'Belediye başkanının yaptığı bütün işlemlerde yanlış bir şey göremedik' diyor. 'Olsun' diyor, 'Yine de şu açıdan bir soruşturun' diye soruşturmaya izin veriliyor. Allah'tan, yine de yargıya güvenmekten başka çaremiz var? Yok. Yargıya başvuruyoruz, oralardan geri dönüyor.
Sevgili arkadaşlar, bizim belediye başkanlarımızın, seçilmiş belediye başkanlarımızın itibarı, hepimizin itibarı, oturduğumuz makamların çok üstündedir. Bizim itibarımız çok çok önemlidir. Makamı terk etmeye hazırız itibarımız için. Belediye başkanlarımızın hiçbirisine... Elbette suç işleyen cezasını çeker, kimse suç işlemekte özgür değildir, mutlaka cezalandırılmalıdır. Ama suç işlemeyen birisine keyfi muamele ederseniz, onu itibarsızlaştırırsanız bunun adı hukuk falan değildir.
Yapılan bazı uygulamalar var. Kanunda açık hüküm var, kimseyi itiraf etmeye zorlayamazsınız. İtiraf etmeye zorlamak, tutuklulukla tehdit etmek insan haklarına aykırı, adeta bir işkencedir ve hukuk bunu yasaklamaktadır. Ve görüyorsunuz şimdi yargılamalarda, itiraf ettiği denilen insanların bir kısmı hepsi bunlardan vazgeçiyor.
Bugünler geri gelmeyecek. 200 kadar öğrenci geçenlerde tutuklandı, büyük çoğunluğu beraat etti. Sınavlarını kaçırdılar, aileleri illerinden arka arkaya geldiler. Ben şunu söylüyorum, bütün Türkiye bunu izlesin: Sevgili ülkem, kendi çocuğunuzun suçsuz yere bir gün de olsa cezaevinde kalmasını kabul eder misiniz?"
VAHAP SEÇER KONUŞTU: BAŞARI BELEDİYELERDEN GEÇİYOR
Mersin Büyükşehir Başkanı Vahap Seçer konuştu:
"On yıllardır yolsuzluklar üzerinden eleştirilen bir iktidar, bakın nasıl bir paradokstur, şimdi yolsuzluklar üzerinden rakibi yıpratmaya çalışıyor. Yazdığı senaryolar, hikayeler...
Neden belediyelerin üzerine geliniyor? Çünkü biliyorlar ki, iktidara giden yol CHP'li belediyelerin başarısından geçiyor."
"BU KARANLIK BİTECEK, BU MİLLET GÜLECEK"
Eskişehir Büyükşehir Başkanı Ayşe Ünlüce konuştu.
Ünlüce şunları söyledi:
"Sayın Genel Başkanım, Sayın Genel Sekreterim, sevgili Genel Başkan Yardımcılarım, çok değerli Büyükşehir Belediye Başkanlarım, İl Belediye Başkanlarım, ilçe ve belde belediye başkanlarım.
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bu önemli, bu tarihi toplantıya hoş geldiniz diyorum.
Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bizleri, partimizi bu günlere ulaştıran genel başkanlarımıza, her kademesinde görev almış tüm yol arkadaşlarımıza, mücadeleyi büyütenlere minnet ve şükranlarımı sunuyorum.
Bugün sıradan bir toplantı yapmıyoruz. Milletimizin helal oylarıyla seçilen, dayanışmayı büyütmek, umudu diri tutmak için bir aradayız. Türkiye'nin geleceğini sırtlayacak kadrolar olarak baba ocağında dimdik ayakta durduğumuzu söylemek için bir aradayız.
Milletimiz 31 Mart'ta bizi tarihi bir göreve çağırdı. Çok çalıştık, çok mücadele ettik. Genel Başkanımız Özgür Özel'in liderliğinde Türkiye'nin birinci partisi olduk.
Her birimiz halkımızın emanetini büyük bir sorumlulukla omuzladık. Gece gündüz, yaz kış, soğuk sıcak demeden çalıştık. Halkçı, sosyal belediyecilikle milletimizle kucaklaştık. Halkın belediyeleri olarak hizmeti siyasetten de üstün gördük.
Neler yaşamadık ki? Ekonomik zorluklar, siyasi baskılar, soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar... Bizlerin de birer aileleri olduğunu, çocukları olduğunu unutarak sayısız iftiralar attılar. Ferdi Zeyrek ve Gülşah Durbay başkanlarımızla bazı hikayelerimiz yarım kaldı. Bir sözümüz de buradan onlara olsun; bu karanlık bitecek, bu millet gülecek!
Değerli yol arkadaşlarım, seçimlerin üzerinden iki yılı aşkın bir zaman geçti. Memleketin dört bir köşesinde çocuklar, kadınlar, gençler, emekçilerle hep kol kolayız. Sosyal belediyecilikle belediyecilik anlayışında yeni bir çığır açtık. Belediyeciliği yalnız yol yapmak, altyapı yapmak olarak görmedik. İnsana dokunduk, hayatı kolaylaştırdık. Adaleti ve eşitliği her mahalleye, her sokağa, her caddeye yaydık.
Her projemizi halkımızla birlikte oluşturduk. Bir çocuğun mutluluğu, bir gencin umudu, bir kadının özgürlüğü, bir çiftçinin emeği, bir emeklinin tebessümü olduk. Bizim yürüyüşümüz sıradan bir yürüyüş değildir. Bu, iktidar yürüyüşüdür! Ancak bu iktidar öfkenin değil, adaletin iktidarı olacak. Korkunun değil, özgürlüğün iktidarı olacak. Biz bu ülkenin yarınlarına inanıyoruz. Biz bu ülkenin insanına inanıyoruz. Biz bu ülkenin zengin kaynaklarına inanıyoruz.
Kıymetli yol arkadaşlarım, partimiz bu toprakların en köklü, en kapsayıcı siyasi geleneğidir. Cumhuriyet Halk Partisi demokrasinin de, millet egemenliğinin de yegane temsilcisidir. Genel Başkanımız Özgür Özel'in siyasette kadın temsiliyetini artırma çabası çok önemlidir. Parti yönetiminde, Cumhurbaşkanlığı aday ofisinde, yerel yönetimlerde, kısacası kadınlar her yerde! Tüzük kurultayımızın ardından yüzde 33 olan kota, kademeli olarak önce yüzde 40'a, sonra da yüzde 50'ye yükselecek.
Kadınların söz sahibi olması demek; daha adil, daha şeffaf ve daha kapsayıcı bir yönetim demek. Şehirlerimiz kadınlarla yükselecek. Ülkemiz kadınlarla refaha ulaşacak. Demokrasi ve adalet kadınlarla inşa edilecek.
Kıymetli yol arkadaşlarım, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında milletimizin umuda, güvene, adil bir yönetime ihtiyacı var. Bu ülkenin artık kutuplaşmaya değil; kardeşliğe, birliğe ihtiyacı var. Yoksullaştıran politikalara değil, adil paylaşıma ihtiyacı var. Kamucu eğitim, sağlık, sosyal politikalara ihtiyacı var. Karanlığa değil, aydınlığa ihtiyacı var. Hava gibi, su gibi adalete ihtiyacı var. İşte bu umudu büyütecek olan halkçı başkanlar olarak bizleriz, karşınızdayız, huzurunuzdayız!
Şehirlerimizde uyguladığımız sosyal, halkçı ve ilerici yerel yönetim anlayışı halkımızdan büyük teveccüh görüyor. Her projemizle şehirlerimize umut olmaya devam edeceğiz. Dirençli siyaset, dirençli demokrasi, dirençli şehirler inşa etmeye devam edeceğiz. Biliyoruz, yolumuz uzun. Yolumuz meşakkatli. Yolumuz hiç kolay değil, dikensiz gül bahçesi hiç değil. Ancak arkamızda anaların duası, babaların desteği, gençlerin azmi, milletimizin kendisi var. Zor olacak ama olacak! Yaşasın demokrasi mücadelemiz, yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi! Hep birlikte başaracağız. İçtenlikle hepinizi selamlıyorum
FİLİZ GENCAN AKIN KONUŞTU: GERİ ADIM ATMIYORUZ
Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın, şunları ifade etti:
Sayın Genel Başkanım, Sayın Genel Sekreterim, Genel Başkan Yardımcılarım, Parti Meclisi üyelerimiz, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Politika Kurulu Başkanlarım, Belediye Başkanlarım, çok kıymetli yol arkadaşlarım...
Birlik ve beraberlik kolay zamanların değil, zor zamanların en büyük sınavıdır. Ama bizim için birlik ve beraberlik sadece bir söylem değildir. Bizim için birlik ve beraberlik ortak bir hedefte buluşmak ve o hedefe birlikte yürüyebilmektir.
Farklı değerlendirmelerimiz olabilir ama söz konusu memleket, demokrasi ve millet iradesi olduğunda aynı kararlılıkla hareket ederiz. Biz belediye başkanları olarak bu yolu tek başına yürümediğimizi biliyoruz. Bu yolun içinde örgütümüzün emeği var. Seçmenimizin güveni var. Yol arkadaşlarımızın alın teri var. Şehirlerimizin bizden beklediği sorumluluklar var.
Bu süreçte zorlandığımız anlar oldu. Ama her seferinde daha güçlü durduk. Her baskıda daha kararlı olduk. Her zorlukta daha sıkı kenetlendik ve yolumuza devam ettik. Çünkü bizi güçlü kılan aynı mücadelede buluşabilme irademizdir.
Son dönemlerde yaşananları tek tek anlatmaya gerek yok. Hepimiz aynı tabloya bakıyoruz, hepimiz aynı soruyu kendimize soruyoruz: 'Böyle mi devam edecek?' Biz belediye başkanları olarak bu soruya kendi adımıza cevap veriyoruz: Bu tabloyu normal bulmuyoruz. Ama bu tablo karşısında geri çekilmeyeceğimizi de açıkça söylüyoruz.
Çünkü biz bu görevlere bize verdiği sorumluluğu taşımak için geldik. Halkın sandıkta ortaya koyduğu iradeyi temsil ediyoruz. Şehirlerimizi ayağa kaldırmak için çalışıyoruz. Ama artık yalnızca hizmet üretmekle değil, hizmetin önüne konulan engellerle de mücadele ediyoruz.
Her sabah yeni bir operasyon haberiyle uyanan bir düzende hiç kimse kendisini güvende hissedemez. Sadece biz değil, belediyelerde görev yapan mesai arkadaşlarımız da aynı tedirginliği yaşıyor. CHP'li belediyelere reva görülen tutum karşısında karar yavaşlıyor, süreç uzuyor, hizmet aksıyor. Peki bunun bedelini kim ödüyor? Vatandaş ödüyor. Bizim itirazımız tam da burada.
Açık konuşalım. Biz yargılanmaktan kaçmıyoruz. Ama yargının bir baskı aracına dönüşmesine razı olmuyoruz. Biz dokunulmazlık istemiyoruz, eşit hukuk istiyoruz. Suç varsa hukuk içinde gereği yapılır. Ama daha baştan insanları suçlu ilan eden, yargılamayı değil cezalandırmayı öne koyan bir anlayış ne hukuka ne de vicdana sığar.
Bugün geldiğimiz noktada sadece kişiler değil, usuller tartışılıyor. Aylarca iddianame bekleyen belediye başkanlarımız varsa, neyle suçlandığını bilmeden özgürlüğünden mahrum bırakılan bürokratlarımız varsa; ortada sadece dosya değil, adalet duygusu zedelenmiştir. Bir hukukçu olarak söylüyorum: Hukuk belirsizlikle işlemez. Hukuk korku üreterek işlemez. Hukuk güven vererek işler. Bugün ise tam tersi bir tabloyla karşı karşıyayız. Ve biz buna sessiz kalmayacağız.
Buradan Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu'na, bu süreçte dimdik duran tüm belediye başkanlarımıza, yol arkadaşlarımıza ve bürokratlarımıza selam gönderiyorum. Tutuklanan belediye başkanlarımız, bürokratlarımız yalnızca birer isim değiller. Onların geride bıraktıkları aileleri, çocukları, yarım kalan hayatları var. Bu süreç sadece onları değil, evlerini, düzenlerini, sevdiklerini etkiliyor.
Bir çocuğun bekleyişi, bir eşin sabrı var. Bir ailenin dimdik ayakta dayanma mücadelesi var. Ve o aileler bugün en az onlar kadar bu yükü taşıyor, en az onlar kadar bu mücadelenin parçası oluyor. Onların gösterdiği duruş, bu mücadelenin ne kadar haklı olduğunu zaten ortaya koyuyor.
Bu süreç bize şunu bir kez daha göstermiştir: Artık birlikte hareket etmek bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bizim birlik çağrımız bir savunma değil, bir iddiadır. Bu ülkeyi birlikte yönetme iddiasıdır. Çünkü biz bu ülkenin dört bir yanında başka bir yerel yönetim anlayışının mümkün olduğunu gösterdik. Şimdi aynı kararlılıkla şunu söylüyoruz: Biz buradayız, geri adım atmıyoruz ve bu mücadeleyi büyütüyoruz. (Alkışlar)
Hemşehrilerimiz, milletimiz bizden susmamızı değil, dik durmamızı bekliyor. Dağılmamızı değil, birlik olmamızı bekliyor. Biz de bunu yapacağız. Hizmet etmeye devam edeceğiz. Hukuku savunacağız. Birbirimize sahip çıkacağız. Ve bu ülkeye yeniden adaleti, yeniden güveni, yeniden umudu getireceğiz.
Bu topraklar kararlılıkla yola çıkanların tarih yazdığı topraklardır. Sayın Genel Başkanım, sıklıkla sizlerin de ifade ettiği üzere; Osmanlı'ya 92 yıl başkentlik yapmış Edirne'den yola çıkan Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'a yürüyerek tarihin akışını değiştirmiştir. O gün 'Beni seven arkamdan gelsin' diyerek bir devri kapatıp yeni bir devri başlatmıştır.
Bugün biz de aynı kararlılıkla, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi'nin kadroları olarak, sizin, Genel Başkanımızın liderliğinde yürütülen mücadelede aynı kararlılıkla, aynı inançla yol yürümeye devam edeceğiz. Çünkü bir başka yol yok.
Ve son söz: Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz! Hepinize saygılar sunuyorum."
İMAMOĞLU'NUN MEKTUBU OKUNDU
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun mektubunu okudu:
Hukuku katlediyorlar. Bu çürümüş bir düzenin son demleridir....
Sayın Genel Başkanım, değerli belediye başkanları, benim sevgili yol arkadaşlarım... Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Hasretle kucaklıyorum.
Dostlarım, milletimizin CHP'li belediyelerin halkçı, icraatçı politikalarına verdiği güçlü destek ve bizlere duyduğu güven, bu iktidarın en büyük kabusudur. Milletimizin Cumhuriyet Halk Partili belediyelerinin halkçı, icraatçı politikalarına verdiği güçlü destek devam edecektir.
Biz işimizi en iyi şekilde yapıp halkın gözünde ve gönlünde büyüdükçe, ülke yönetimi için ortaya ciddi bir alternatif koydukça onlar daha da saldırganlaşıyor, hukuk tanımaz oluyorlar. Foyası meydana çıkmış, vakti dolmuş bir iktidarın acizliği içerisinde milli iradeyi hiçe sayıyor, demokrasiyi katlediyorlar.
Bunlar çürümüş bir düzenin son demleridir. Ellerinde her türlü güç var ama arkalarında milletin desteği yok. Ellerinde her imkân var ama içlerinde millete sevgi ve hürmet kalmamış. Adalet duygularını yitirmişler. O sebeple kaybedecekler. Baskı ve zorbalıkla, iftira ve kumpaslarla uzatmaya çalıştıkları siyasi ömürleri ilk sandıkta son bulacaktır.
Biz her şart altında milletimize hizmet etmekten, Cumhuriyet ve demokrasiye sahip çıkmaktan, herkes için adalet ve hürriyet mücadelesi vermekten asla geri durmadık, durmayacağız. Bizleri seçen, görev ve sorumlulukları yükleyen milletimizin üzerinde hiçbir gücün hakimiyetini kabullenmedik, kabullenmeyeceğiz. 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' diyen Atatürk'ün izinde, millet iradesinin yolunda yürüyeceğiz.
Bize yönelmiş, birbirimize yönelmiş her zorbalığın, her yargı saldırısının hepimize ve milletimize karşı yapıldığını bilerek birbirimize ve milletimize daha çok sarılacağız. Her engel, her zorluk halkımıza hizmet etme; insanca, hakça bir düzen kurma kararlılığımızı asla engellemeyecektir.
Başardık, yine başaracağız. Milletin iktidarını engellemeye çalışanlara teslim olmayacağız. Biz çalışacağız, direneceğiz, Türkiye kazanacak.
Nice badireyi atlatmış olan bu aziz millet, bizlerin mücadelesiyle huzura kavuşacak. Her şey çok güzel olacak!
Ekrem İmamoğlu,
Silivri Zindanı."