CHP Sözcüsü Müslim Sarı, partisinin Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Ekonomideki gelişmeleri değerlendiren Sarı, 2026 yılının ilk 10 ayındaki kümülatif enflasyonun yüzde 27,5'e ulaştığını belirterek hükümetin enflasyon hedeflerinin gerçekçi olmadığını söyledi.

Sarı, 2026 yılı için açıklanan yüzde 28'lik enflasyon tahmininin daha yıl tamamlanmadan aşılacağını ifade ederek, 2027 yılına ilişkin yüzde 21'lik enflasyon tahmininin de gerçekleşmeyeceğini savundu.

Sarı, şöyle konuştu:

“Daha 2 ay önce açıklanan OVP'de ve daha 15-20 gün önce açıklanan bütçe büyüklüklerinde 2026 yılı için 28 hedefin olduğunu, tahminin olduğunu görüyoruz. Yani düşünün, daha 15 gün önce yapılmış olan tahminin 15 gün sonra tutmayacağı neredeyse kesin. Zaten 27,5 olmuş enflasyon... Tahmine sadece yarım puan kalmış ve daha 2 tane enflasyon rakamı açıklanacak. Yani bu, aslında hükümetin hiçbir biçimde enflasyon hedefleri konusunda, iktisadi büyüklükler konusunda tahminlerinin, beklentilerinin, bakış açılarının ne kadar doğru olmadığını bize açık bir biçimde göstermektedir. Daha bugünden söyleyebiliriz ki 2027 yılı enflasyonu da 21 olan tahminin yakınına bile uğramayacak. Dolayısıyla bu enflasyon rakamları, ekim ayı enflasyon rakamları hem ekonomide, enflasyonda yapısal bir sorun olduğuna işaret ediyor hem de orta ve uzun vadede enflasyon hedeflerinin asla tutmayacağını bize şimdiden söylüyor.”

“EMEKLİ AYLIĞINA VE ASGARİ ÜCRETE YÜZDE 70 ZAM YAPILMALI”

Asgari ücretin ve en düşük emekli aylığının açlık sınırının altında kaldığını belirten Sarı, 2027 yılı bütçesinin zam beklentilerini karşılamadığını söyledi.

Açlık sınırının 38 bin liraya ulaştığını ve iki ay sonra 40 bin liraya çıkacağını ifade eden Sarı, en düşük emekli aylığına en az yüzde 70 zam yapılmasını, asgari ücretin ise 50-52 bin lira seviyesine yükseltilmesini önerdi.

Sarı, emekli aylıkları ve asgari ücret için taleplerini şu sözlerle dile getirdi:

“Çok açık bir tablo olarak şunu söylemeliyiz ki 40 bin liranın altında bir aylık maaş, o kişiyi açlık sınırının altında tutacaktır. 38 bin liraya gelmiş açlık sınırı 2 ay sonra 40 bin lira olacaktır. 2 ay sonra, 1 Ocak'ta emekliye zam yapacağınız zaman bu zammın en az yüzde 70 seviyesinde olması gerekir. Bizim CHP olarak önerimiz, 23 bin lira olan en düşük emekli maaşının yüzde 70 oranında zamlandırılmasıdır, en az 40 bin lira seviyesine çıkartılmasıdır, hiç kimsenin açlık sınırı altında bırakılmamasıdır. Buna paralel bir biçimde diğer emekli aylıkları da arttırılmalıdır, en az yüzde 70 oranında. Ve asgari ücret de buna paralel biçimde arttırılmalıdır. Yani asgari ücret, en düşük emekli maaşının en az yüzde 30 üzerinde olmalıdır. Bizim teklifimiz bunun 50-52 bin lira seviyesinde olmasıdır. Bunlar gerçekleşmediği sürece, bunlar verilmediği sürece bu enflasyon oranları karşısında geniş kitlelerin, geniş toplumsal kesimlerin, işçinin, memurun, emeklinin korunması mümkün değildir. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027 yılında bütçe olanaklarının çok çok üstünde, enflasyonun çok çok üstünde, beklenen enflasyonun çok çok üstünde emekli maaşı artışları yapacağını söylüyor. Biz de buradan geçen hafta da söylemiştik: Bütçe olanaklarına baktığımız zaman, 2027 yılı bütçe harcamalarındaki artış oranlarına baktığımız zaman bunun hedef enflasyonun 10 puan üzerinde olmasına olanak yoktur. Yani emeklinin 1 Ocak'ta alacağı zam, bütün yıl boyunca alacağı zam mevcut bütçe olanakları içinde yüzde 40'ı geçmeyecektir. 'Hedef enflasyon yüzde 21, emekliye veriyorum yüzde 40, aa ne güzel, reel olarak bunların gelirini arttırıyorum' diyemezsiniz. Çünkü yapmış olduğunuz yüzde 40 zam bile geniş emekli kesimlerini açlık sınırının altında tutacaktır. Açlık sınırının üstüne çıkaracak, altından kurtaracak olan zam miktarı yüzde 70'tir. En düşük emekli maaşının en az 40 bin lira olması gerekir 1 Ocak'ta. Ve haziranda bu yeniden arttırılacak. Dolayısıyla kimse kimseyi kandırmasın, kimse emekliyi kandırmasın, kimse asgari ücretliyi kandırmasın. Bu bütçe olanakları bir tercih gösterir; her bütçe bir hükümet için tercihtir. Bu bütçede de hükümet aslında emekliyi, dar gelirliyi değil, faiz çetesini korumaktadır.”

FON SORUŞTURMASINDA ÜÇ AYAKLI SORUMLULUK VURGUSU

Fon krizine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Sarı, sürecin üç ayrı başlıkta ele alınması gerektiğini söyledi. Manipülatörlere yönelik cezai süreçler, denetim kurumlarının sorumluluğu ve siyasi sorumluluğun eş zamanlı olarak araştırılması gerektiğini belirten Sarı, fonların tasfiyesi sırasında kamu kaynağı kullanılmaması ve olayın örgütlü suç kapsamında değerlendirilmesinin CHP'nin kırmızı çizgileri olduğunu ifade etti.

Sarı, konuya ilişkin şunları kaydetti:

“Bu ayaklar neler? Bir; manipülatörler, yani manipülatörlere dönük kovuşturmalar, cezai hükümler, cezai süreçler. İki; kurumsal sorumluluk, yani denetim yapması gereken firmaların, bilimlerin... daha doğrusu kurumların sorumluluğu. Üç; siyasi sorumluluk, bu işin siyasi ayağı. Bu 3 ayak eş zamanlı bir biçimde üzerine gidilmesi gereken ayaklardır. Bunlar olmadığı sürece bu iş eksik bırakılır. Bir de dedik ki bu işin 2 tane temel zemini var: Bu fonlar tasfiye edilirken kamu kaynağı kullanılmayacak. Bu, örgütlü suçlar kapsamında değerlendirilecek. Şimdi bizim kırmızı çizgilerimiz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu.”

SARI'DAN GÜRLEK'E: “ÖRGÜTÜN ADI NE?”

Adalet Bakanı Akın Gürlek'in fon soruşturmasına ilişkin açıklamalarını da değerlendiren Sarı, soruşturmada şüphelilere yönelik işlemler ve denetleyici kurumlarla ilgili gelişmeler bulunduğunu ancak siyasi sorumluluk konusunda herhangi bir adım atılmadığını savundu.

Gürlek'in açıkladığı verilere değinen Sarı, şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Gürlek açıklama yapmış, demiş ki: '430 üç şüpheli, 112 tutuklu, 186 adli kontrol, 38 firari, 30 milyar liralık gönüllü iade, 247 bin yatırımcıya da 97 milyar ödeme.' Tutuklanması konusunda, manipülatörlerin üzerine gidilmesi konusunda, bunların tutuklanması konusunda, gözaltına alınması konusunda, hukuki soruşturmaya ve kovuşturmaya tabi tutulmaları konusunda, bunların mal varlıklarına el konulması konusunda, bunların elde etmiş olduğu paraların geri alınması konusunda bir sürecin işlediğini anlıyoruz buradan. Bu mesele bir yana... İkinci ayakla ilgili de bazı gelişmeler olduğunu görüyoruz. İşte Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul yöneticileri, BDDK'den bazı yöneticiler... Tamam, bunlarla ilgili bir sürecin de ufak ufak başladığını görüyoruz. Ancak üçüncü ayaktan hiç ses yok. Yani bu denetim kurumlarının denetim yapmalarını engelleyen, buna göz yuman kişilerin arkasındaki siyasi motivasyon kim, ne, siyasi ayak ne, bununla ilgili hiçbir gelişme yok.

Sayın Gürlek, bununla ilgili açıklamalar yaparken siyasetçinin bu konunun hiçbir yerinde olmadığını varsaydığını görüyoruz. Bütün denetleyici kurumların yöneticilerini görevden alsanız da hepsini hapse atsanız da onların denetim görevlerini yerine getirmesini engelleyen siyasetçilere dönük bir işlem yapmadığınız sürece bu meseleyi çözmüş olmuyorsunuz. Dolayısıyla bunun arkasındaki siyasi motivasyonu, siyasi ayağı mutlaka ve mutlaka ortaya çıkartmak gerekir. Buradan Sayın Bakan'a sesleniyorum: Bu siyasi ayağın üzerine gitmediği sürece görevini yerine getirmiş olmaz. Televizyonun karşısına çıkıp 'Şu kadar manipülatörü tutukladım, şu kadarını gözaltına aldık, şu kadardan şu kadar para aldık' demek yetmez. Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul, BDDK, Maliye bürokratları... 'Bunlarla ilgili işlemler yaptık' demek sizi kurtarmaz. Bunların arkasındaki siyasi motivasyonu çıkartacaksınız. Bunların arkasında hangi siyasetçilerin olduğunu, kimlerin buna rıza gösterdiğini, kimlerin göz yumduğunu, kimlerin teşvik ettiğini çıkartacaksınız. Bunu yapmadığınız sürece görevinizi yerine getirmiş olmazsınız.”

Bakan Gürlek'in fon soruşturmasında organize suç ihtimaline ilişkin açıklamalarına da değinen Sarı, soruşturmanın örgütlü suç kapsamında yürütülmesi gerektiğini belirterek örgütün yapısının açıklanmasını istedi.

Sarı, “Bir başka şey daha söyledi Sayın Bakan. Dedi ki: 'Ya, burada organize bazı işler var.' Yani burada bir örgütlü suç olabilir demeye getirdi. Evet doğru, biz başından beri bunu söylüyoruz: Burada bir örgütlü suç var ve örgütlü suç kapsamında değerlendirilmesi gereken bir işlemdir bu. Ama şimdi siz böyle örgüt şemaları çizmeyi seviyorsunuz ya, şimdi benim de buradan soracağım sorular var: Bir; bu örgütün adı ne? Burada bir örgütlü suç varsa bu örgütün adı ne? İki; bu örgütün lideri kim? Üç; bu örgütün yöneticileri kim? Dört; bu örgütün şeması nerede? Dolayısıyla Sayın Bakan'dan, yani İBB ile ilgili, belediyelerle ilgili örgütlü suç kapsamında şemaları görmeye alışkın olan bu topluma herhalde bu fon süreciyle ilgili, bu fon vurgunu ve yolsuzluğuyla ilgili de bir şema göstermesini bekleriz. Burada bir örgüt varsa bu örgütün liderinin, yöneticilerinin, şemasının, bu örgütün adının —hani böyle adlar dolaşır ya— bu örgütün adının ne olduğunu da ilan etmesini bekleriz. Kimse sorumluluktan kaçmasın. Adalet Bakanı bunları yapmadığı sürece, bu sürecin üzerine gitmediği sürece işini eksik bırakmış olur. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu sonuna kadar izleyeceğiz, takip edeceğiz” dedi.

“AZERBAYCAN TÜRKİYE İÇİN ÖNEMLİ”

Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ni de değerlendiren Sarı, zirvenin önemli olduğunu ancak Azerbaycan ve Macaristan'ın katılmamasının eksiklik oluşturduğunu söyledi.

Macaristan'daki seçimlerin ardından iktidarın değişmesiyle ülkenin yönünü yeniden Avrupa'ya ve Batı'ya çevirdiğini, Türk dünyasıyla tarihî bağlara ilgisinin azalabileceğini belirten Sarı, Azerbaycan ile ilişkilerde ise son dönemde gerilim yaşandığını ve iş birliğinde ivme kaybı görüldüğünü ifade etti.

2021 yılındaki Şuşa Beyannamesi'nden bu yana askeri ve siyasi iş birliğinin zirveye ulaştığını ancak ekonomik iş birliğinde aynı ivmenin yakalanamadığını savunan Sarı, ilişkilerdeki sorunların giderilmesi gerektiğini belirtti.

Azerbaycan'ın Türkiye açısından yalnızca ortak tarih ve kültür bağları nedeniyle değil, enerji, yatırım ve ulaşım koridorları bakımından da önemli olduğunu vurgulayan Sarı, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Macaristan'da yapılan seçimlerden sonra iktidarı kaybeden, yerine gelen siyasal iktidarın yönünü yeniden Avrupa'ya, Batı'ya döndüğünü ve Türk dünyasıyla, tarihi kökleriyle çok ilgilenmediğini, ilgilenmeyeceğini buradan anlıyoruz. Ancak Azerbaycan ile ilgili konunun biraz üzerinde durmakta fayda var. 2021 yılındaki Şuşa Beyannamesi'nden beri zirveye ulaşan askeri ve siyasi iş birliğimiz, iktisadi iş birliğimizden bir ivme kaybına doğru gittiğimizi, ilişkilerimizin biraz zedelendiğini, bir gerilim oluştuğunu görüyoruz. Şimdi biz bunun bir an önce telafi edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Azerbaycan, Türkiye için çok önemli bir ülkedir. Sadece kardeşlik bağlarıyla bağlı olduğumuz, ortak tarihe ve ortak kültüre sahip bir ülke değildir Azerbaycan. Azerbaycan aynı zamanda hem Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı hem TANAP açısından önemli bir enerji partnerimizdir. Aynı zamanda Azerbaycan karşılıklı olarak milyar dolarları, onlarca milyar dolara ulaşan yatırım yaptığımız bir kardeş ülkemizdir. Onların burada çok ciddi yatırımları var, bizim bu ülkede çok ciddi yatırımlarımız var. Aynı zamanda Azerbaycan bizim için Kuşak ve Yol güzergâhında olan ve bizi Orta Asya'ya ve oradan Asya-Pasifik'e orta koridorla bağlayan yol üzerindeki çok önemli bir ülkedir. Zengezur Geçidi'nden tut Hazar geçişine kadar çok önem verdiğimiz bir ülkedir. Ve Azerbaycan bütün bunlara ek olarak Güney Kafkasya'da İran ile Rusya arasındaki nüfuzun dengelenmesi, Türk dünyası açısından bir denge unsuru oluşturması açısından da son derece önemlidir. Dolayısıyla Azerbaycan ile olan ilişkilerimizi daha hassas bir dengede götürmeye, bu konuda daha dikkatli olmaya, varsa yanlış anlamaları ortadan kaldıran bir çerçeveyi bir an önce önümüze koymakta fayda vardır diye düşünüyoruz.”

TRUMP İÇİN “TOPAL ÖRDEK” BENZETMESİ

ABD'deki seçim sonuçlarını da değerlendiren Sarı, Donald Trump'ın seçimlerin ardından “topal ördek” durumuna düştüğünü söyledi. Kongre ve Senato seçimlerinin iki yılda bir yenilenen yapısına dikkati çeken Sarı, Demokratların her iki kanatta da ağırlık kazanmasının Trump'ın önümüzdeki dönemde ülkeyi yönetmesini zorlaştıracağını savundu.

Sarı, 2028'de yapılması planlanan başkanlık seçimleri açısından da sonuçların bir işaret niteliği taşıdığını belirterek şöyle konuştu:

“Öyle anlaşılıyor ki Trump 'topal ördek' durumuna düşmüştür. En az 6 yıl boyunca Amerika'daki Kongre ve Senato seçimlerinin, Temsilciler Meclisi seçimlerinin 2 yılda bir 3'te 1'inin yenileneceğini düşünecek olursak oluşan ağırlık en az 6 yıl boyunca Demokratların bu parlamentonun her iki kanadında ciddi bir ağırlık oluşturacağını bize gösteriyor. Dolayısıyla 2028'de yapılması söz konusu olan başkanlık seçimleri bakımından da bir ipucu veriyor. Trump'ın son 2 yılda Amerika'yı bugüne kadar olduğu rahatlıkta yönetemeyeceğini de bize söylüyor.”

CUMHUR İTTİFAKI İLE İŞ BİRLİĞİ İDDİALARINA YANIT: “MADDİ TEMELİ YOK”

Çukurova ve Milas belediye başkanlarının tutuklanmasının ardından yapılan başkan vekili seçimlerine ilişkin de konuşan Sarı, CHP'nin Cumhur İttifakı ile iş birliği yaptığı yönündeki eleştirilere yanıt verdi.

Sarı, adaylarını çıkardıklarını ve herhangi bir partiyle pazarlık yapmadıklarını belirterek, belediye meclis üyelerinin oy dağılımı üzerinden yapılan değerlendirmelerin yanlış olduğunu söyledi.

YENİ Parti'nin 14 belediye meclis üyesi bulunmasına rağmen adayının 17 oy aldığını, CHP'nin ise 13 meclis üyesi olmasına karşın 19 oy aldığını belirten Sarı, her iki adayın da Cumhur İttifakı'ndan oy aldığını ancak bunun ittifak veya iş birliği anlamına gelmediğini ifade etti.

Sarı, şöyle konuştu:

“Bunun üzerinden bazı spekülasyonlar yapıldı: 'Cumhur ile ittifak yaptınız, iş birliği yaptınız.' Böyle bir şey söz konusu değil. Biz hiç kimseyle iş birliği ya da ittifak yapmadık. Adayımızı çıkarttık, kimseyle pazarlık yapmadık. Adayımıza oy verdiler ya da vermediler. Neticede YENİ Parti'nin 14 belediye meclis üyesi vardı, 17 oy aldı. Demek ki 3 oyu da Cumhur İttifakı'ndan almış. Bizim de 13 belediye meclis üyemiz vardı, 19 oy aldık. Demek ki 6 oyu Cumhur İttifakı'ndan almışız. Yani 'Cumhur İttifakı böyle blok olarak Cumhuriyet Halk Partisi adayını destekledi, siz de burada iş birliği yaptınız' söylemi zinhar yanlış bir söylemdir. Hiçbir maddi karşılığı yoktur, hiçbir maddi temeli yoktur.”

CHP MİLAS BELEDİYE BAŞKAN VEKİLİ SEÇİMLERİNE İTİRAZ EDECEK

Milas Belediye Başkan Vekili seçimlerine itiraz edeceklerini açıklayan Sarı, CHP'li meclis üyelerinin belediyenin AKP'ye geçmesini önlemek amacıyla AKP ile YENİ Parti arasında yapılan yarışta YENİ Parti adayına oy verdiğini söyledi.

YENİ Parti'nin CHP'nin desteğine teşekkür etmesini beklediklerini ancak CHP'nin adının dahi anılmadığını belirten Sarı, haksızlıkları kabul etmeyeceklerini ve İBB'ye ilişkin gelişmeleri de yakından takip ettiklerini kaydetti.

Sarı, “Cumhuriyet Halk Partili üyeler, belediye meclis üyeleri AKP ile YENİ Parti arasında yapılan yarışta o belediye AKP'ye gitmesin diye YENİ Partili adaya oy verdiler. Dolayısıyla en azından mesela biz Cumhuriyet Halk Partili meclis üyeleri YENİ Parti'yi destekledi diye CHP'ye bir teşekkür etmesini beklerdik. Ama Cumhuriyet Halk Partisi'nin adını bile ağzına almak istemeyen bir yapı ile karşı karşıyayız. Ama hiçbir şekilde haksızlıkları da kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Önümüzdeki günlerde İBB ile ilgili de bazı süreçler önümüze gelebilir. Bunları da yakından takip ediyoruz” ifadelerini kullandı.

“NEDEN CHP'Yİ BÖLDÜNÜZ?”

Basın toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Sarı, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in bir gün önce TBMM'deki grup toplantısında parti içindeki kurultay sürecine ilişkin yaptığı açıklamalar hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Özel'in, “Özgür Özel yüzde 90'ın altında oy alıyorsa aday olmayacak, siyaseti bırakacak” sözleri üzerine konuşan Sarı, CHP'deki kurultay ve kongre süreçlerinin şeffaf yürütüldüğünü söyledi.

Mahkeme kararı nedeniyle olağanüstü kurultay düzenleyemediklerini belirten Sarı, partinin içinde bulunduğu süreçten çıkabilmek için örgütün görüşüne başvurduklarını ifade etti.

Sarı, kurultay yapılamaması durumunda kongre süreçlerinin başlatılmasına karar verdiklerini, haziran ayından itibaren eylül ayında kongre takviminin açıklanacağını duyurduklarını kaydetti.

İl ve ilçe yöneticilerinin kendilerini tanımadıklarını ifade etmeleri nedeniyle seçim kurullarıyla olağan kongre takvimini yürütmenin mümkün olmadığını belirten Sarı, bu nedenle yaz ayları boyunca hazırlık yaptıklarını ve 74 ilde düzenlemelerin tamamlandığını söyledi.

Bakırhan'dan Kandıra Cezaevi'nde Yüksekdağ'a ziyaret: Geçmişin yaralarının tekrar edilmediği bir Türkiye istiyoruz
Bakırhan'dan Kandıra Cezaevi'nde Yüksekdağ'a ziyaret: Geçmişin yaralarının tekrar edilmediği bir Türkiye istiyoruz
İçeriği Görüntüle

Kongre takviminde üyeliklerin 28 Ekim'de askıya çıkarılmasının ve kongrelerin en geç 14 Şubat'ta tamamlanmasının planlandığını aktaran Sarı, hukuki ihtilaf yaşanmaması amacıyla başlangıç sürecinin 15 gün ertelendiğini, ancak kongrelerin 14 Şubat'ta tamamlanacağını belirtti.

Özel'in yüzde 90 halk desteğine sahip olduğu yönündeki açıklamalarını hatırlatan Sarı, bu desteğin CHP kongrelerinde de ortaya konulabileceğini söyleyerek Özel'e partiden ayrılmak yerine kongrelerde yarışma çağrısı yaptıklarını ifade etti.

Sarı, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Ben her hafta basın toplantısıyla kurultay kongre süreçleriyle ilgili sizleri bilgilendirdim. Her şey çok şeffaf ve açık bir şekilde yürüdü. Biz o günlerde şunu söyledik: 'Bir olağanüstü kurultay yapamıyoruz. Çünkü mahkeme kararı var. Mahkeme bize diyor ki, ‘sizin yapmış olduğunuz kurultayı ben geçersiz sayıyorum. Bunu yeniden yapacaksınız. Ancak buna tedbir koyuyorum. Ve tedbir koyduğum için de kurultay yapamazsınız.’ Olağanüstü kurultay yapma şansımız yok. Ama parti bir cenderenin içinde ve bu cendereden çıkabilmek, bu kaotik ortamdan kurtulabilmek için de bizler dedik ki örgütümüze danışmalıyız. Örgütün fikrini almalıyız.

Bu işten çıkmanın yolu kurultay yapmaktır. Ancak kurultay yapamıyorsak kongreleri yapmaya başlayalım. Dolayısıyla dedik ki ‘biz eylül ayında bir kongre takvimi ilan edeceğiz’. En başından beri, haziran ayından beri biz bunu söyledik. Dediler ki: 'Niye eylül ayında ilan ediyorsunuz? Niye şimdi ilan etmiyorsunuz?' Şimdi ilan edemiyoruz, çünkü il yöneticilerimiz ve ilçe yöneticilerimiz bize, 'Siz butlansınız, biz sizi tanımıyoruz' diyorlar.

Şimdi il yöneticim ve ilçe yöneticim, il başkanım ve ilçe başkanım beni tanımazken ben seçim kurulu ile olağan kongre takvimini nasıl yöneteceğim? O zaman biz mecburen partiyi olağan kongre süreçleri içine sokabilmek için bir hazırlık yapmak zorunda kaldık ve o hazırlığı da yaz ayları boyunca tamamladık. Hepinizin bildiği üzere yetmiş dört tane ilimizde düzenleme yapıldı. Bu süreçler tamamlandı ve ilk başta söz verdiğimiz gibi eylül ayında bir kongre takvimi ilan ettik.

Kongre takviminde ekim ayının sonunda, yani 28’inde üyelikler askıya çıkacaktı ve en geç 14 Şubat'ta biz kongrelerimizi tamamlayacaktık. Şimdi bir hukuki ihtilaf oluşmasın diye —farklı hukukçular bu tedbir kararı karşısında farklı düşünüyor— biliyorsunuz, geri çekmeyle ilgili bazı şeyler oldu. Ancak henüz ilgili yargı birimleri tarafından bir açıklama yapılmadığı, bir tartışmaya neden olmamak için onu 15 gün ötelemiş olduk başlangıç sürecini.

Ama 14 Şubat'ta yine biz kongrelerimizi bitiriyoruz. Özgür Özel diyordu ki ‘bizim arkamızda yüzde doksan halk desteği var.' Biz de o gün diyorduk ki: 'Arkanızda yüzde doksan halk desteği varsa partiyi bırakıp gitmeyin. Partiyi bölmeyin. Gelin kalın, kongrelerimizi yapıyoruz. Kongrelerimizde yarışalım. Yine siz kazanırsınız’. Yani bu kadar bir halk desteğiniz varsa yine siz kazanırsınız.

Neticede Cumhuriyet Halk Partisi kongrelerinde oy kullanacak olan kişiler Cumhuriyet Halk Partisi'nin üyeleri. Cumhuriyet Halk Partisi üyelerinde de herhalde yüzde 90 desteğiniz vardır. Yani halk meclisinde yüzde 90 desteğiniz varsa, halk sizin arkanızdaysa herhalde üyeler de sizin arkanızdadır. Dolayısıyla bırakıp gitmenin anlamı nedir? Ayrılıp gitmenin anlamı nedir? Gelin burada birlikte bir siyasal mücadele yapalım. Ancak arkadaşlarımız onu tercih etmediler. Başka bir siyasal yolculuğa çıktılar.

Şimdi bunun karşısında şunu sormak gerekir: Neden Cumhuriyet Halk Partisi'ni böldünüz? Neden Mustafa Kemal Atatürk'ün partisini bölerek kendinize başka bir parti inşa ettiniz? Soruyoruz arkadaşlara: Sizin ideolojik, politik olarak Altıok'tan ne farkınız var? Bizim programımızdan ne farkınız var? Hiçbir politik fark göremiyoruz. Bence onlar da göremiyor. Peki bu bir siyasal ayrışma değilse, burada yapay bir ayrışma söz konusuysa o zaman başka bir partiye niye gittiniz? Niye başka bir parti kurdunuz?

Bunun tek açıklaması var: Kendinize koltuklar inşa etmek istiyorsunuz. Koltuk arıyorsunuz kendinize. Burada bir siyasal mücadele yapmak yerine size bir parti gerekiyordu. Ve siz o partiyi kurdunuz ve Cumhuriyet Halk Partisi'ni parçalamak ve bölmek istediniz. Dolayısıyla mesele bu kadar açıktır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kongreleri ve kurultayını yapmamasıyla, takvimiyle ilgili bir mesele değildir bu. Bu mesele çok açık bir biçimde Cumhuriyet Halk Partisi'ne ilişkin arkadaşlarımızın bakış açısıyla ilgilidir.”

“AKP'YE KARŞI İBB'DE BİRLİKTE OMUZ OMUZA OLMAK İSTİYORUZ”

Sarı, olası bir İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekilliği seçimi durumunda nasıl hareket edeceklerine ilişkin soruyu da yanıtladı. CHP'nin İstanbul'da belediye meclislerindeki ayrışmanın tarafı olmak istemediğini belirten Sarı, AKP'ye karşı İBB'de birlikte hareket etmek istediklerini söyledi.

Cumhur İttifakı'nın belediye meclisi üyesi sayısı ile YENİ Parti ve CHP'nin toplam üye sayısı arasındaki farkın azaldığını ifade eden Sarı, DEM Parti'nin de bu süreçte kendi grubunu kurmak istediğini ve ayrıştığını aktardı. DEM Parti'nin kent uzlaşısı kapsamında kurulan dayanışmanın içinde kalacağını belirttiğini söyleyen Sarı, CHP grubunun da YENİ Parti ve CHP şeklinde ayrışmasını istemediklerini kaydetti.

CHP'nin kurumsal kimliğinin zedelenmesine rağmen ayrışmanın tarafı olmamak için bazı gelişmelere karşı sessiz kaldıklarını belirten Sarı, bu durumun artık sürdürülemez noktaya geldiğini ifade etti.

Sarı, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Biz belediye meclislerindeki ayrışmada, belediye başkanlıklarındaki ayrışmada özellikle İstanbul'da ayrışmanın tarafı olmak istemiyoruz. Biz bir arada kalmak, bir arada olmak, AKP'ye karşı İBB'de birlikte omuz omuza olmak istiyoruz. En başından beri biz bunu söyledik. Çünkü İBB'de Cumhur İttifakı'nın belediye meclis üyeleri sayısıyla, YENİ Parti artı CHP'nin —yani muhalefetin, ki buna DEM'i de katalım— belediye meclis üyeleri sayısı arasındaki fark bir hayli azalmış durumda. Şimdi böyle bir zamanda bildiğiniz üzere DEM de kendi grubunu kurmak istedi, ayrıştı bu sürecin içinde.

Ama kent uzlaşısıyla ilgili kurdukları dayanışmanın içinde kaldıklarını belirttiler. Bu kendi tercihleridir, takdirleridir. Yani Cumhuriyet Halk Partisi'yle beraber hareket ederler, YENİ Parti'yle beraber hareket ederler; ben buradan öyle bir siyasal sonuç çıkartıyorum, ama kendi grupları olacak artık. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi'nin grubu da 'YENİ Parti ve CHP grubu' diye ayrışmasın istedik.

Hatta bakın, biz çok büyük fedakarlıklar da yaptık bu konuda. Neydi o fedakarlıklarımız? Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliğinin zedelenmesini bile, örselenmesini bile sineye çektik. Ya düşünebiliyor musunuz? Bir belediye meclis üyesi, Cumhuriyet Halk Partisi'nin belediye meclis üyesi, kendi ilçesinde Cumhuriyet Halk Partisi üyelerini arayıp istifa etmelerini ve başka bir partiye katılmalarını istiyor. Başka bir partinin siyasal aktivitesine katılıyor. Başka bir partinin genel başkanını kendi odasında tutuyor. Ya da, 'Ben Cumhuriyet Halk Partisi belediye meclis üyesiyim ama benim liderim Özgür Özel'dir' diyor.

Şimdi bütün bunların hepsini biz gördük, yaşadık, not ettik, kaydettik. Ve bu ayrışmanın tarafı olmayalım diye İstanbul'da ortaya çıkabilecek olası bir seçime karşı birlikte olalım, birlikte hareket edelim, bir ayrışma oluşmasın diye bunlardan bir kısmını sineye çektik. Ama bu artık sürdürülemez noktaya geldi.

Geçen hafta ya da ondan önceki hafta 2 arkadaşımızı ihraç etmek zorunda kaldık. Şimdi önümüzdeki günlerde istifalarımız oldu. Biliyorsunuz, Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılarak YENİ Parti kendi grubunu kurdu. Ayrışan taraf onlar, biz değiliz. Partiden ayrılan, istifa edenler onlar, biz değiliz. Kendi yollarına giden onlar, biz değiliz. Biz bütün bunlara rağmen yine de Cumhuriyet Halk Partisi olarak AKP'ye İstanbul'u kaybettirmemek için iş birliğine açık olduğumuzu, birlikte olduğumuzu, birlikte davranacağımızı ilan ediyoruz. Önümüzdeki günlerde bu konuda İstanbul'da toplantılar olacak. Hem belediye başkanlarımız hem belediye meclis üyelerimizle İstanbul İl'de bir çalışma yürüteceğiz. Ve hafta sonu boyunca bu toplantılarımız devam edecek ve bu toplantılarımız sonucunda da bir noktaya, bir karara ulaşmış olacağız.”