Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) tarafından verilen 2025 yılı “Yılın Başarılı Gazetecileri” ödülleri Ankara’da düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirilen törende çok sayıda gazeteci ödüllerini aldı.

Törende konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, tüm baskılara rağmen mesleğini sürdüren gazetecilere teşekkür ederek sözlerine başladı.

Özel, “Tüm baskılara ve zorluklara rağmen mesleğini sürdüren çok değerli gazetecileri saygıyla selamlıyorum” dedi.

“TÜRKİYE 159’UNCU SIRAYA GERİLEDİ”

Türkiye’nin basın özgürlüğü sıralamasındaki yerine dikkat çeken Özel, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye’nin 180 ülke arasında 159’uncu sırada olduğunu söyledi.

Özel, gazeteciliğin suç gibi gösterildiğini belirterek, geçmişte gazetecilerin farklı suçlamalarla tutuklandığını, bugün ise buna dahi gerek duyulmadığını savundu.

TUTUKLU GAZETECİLERİ HATIRLATTI

Konuşmasında son dönemde tutuklanan veya yargılanan gazetecilere de değinen Özel, birçok gazeteciyi cezaevinde ziyaret ettiğini belirtti.

Özel, “Alican Uludağ’ı, İsmail Arı’yı, Merdan Yanardağ’ı ziyaret ettim. Furkan Karabay 7 ay tutuklu kaldı. Fatih Altaylı 6 ay Silivri’de tutuklu kaldı. Suat Toktaş’ı 34 günlük hapisliğinde ziyaret ettim. Enver Aysever 91 gün Silivri’de tutuklu kaldı. İsmail Saymaz ise 2 ay ev hapsinde kaldı” dedi.

Türkiye’de halen 17 gazetecinin cezaevinde bulunduğunu vurgulayan Özel, bunun altını çizmenin önemli olduğunu ifade etti.

“YARGI SİYASİ SOPAYA DÖNÜŞTÜ”

Özel, konuşmasında Dezenformasyonla Mücadele Yasası’nı da eleştirdi. Söz konusu düzenlemenin gazetecileri hedef almak için kullanıldığını savunan Özel, üç buçuk yılda 70 gazeteci hakkında bu yasa kapsamında soruşturma açıldığını söyledi.

Özel, bu süreçte 15 gazetecinin gözaltına alındığını, 4 gazetecinin ise bu suçlamayla tutuklu bulunduğunu belirtti.

SİYASİ DAVALARA DA DEĞİNDİ

Konuşmasında siyasi davalara da değinen Özel, çeşitli siyasetçilerin ve sivil toplum temsilcilerinin yargı süreçleriyle karşı karşıya kaldığını söyledi.

Özel, “DEM Parti’nin önceki eş genel başkanları hapiste. Hatay’ın seçilmiş milletvekili Can Atalay hapiste. Sendikacılar ve çevreciler hapiste” ifadelerini kullandı.

HAYATINI KAYBEDEN GAZETECİLERİ ANDI

Özel konuşmasının bir bölümünde hayatını kaybeden gazetecileri de anarak Musa Anter, Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Metin Göktepe ve Hrant Dink’i saygıyla andı.

Özel'in konuşmasının tamamı bu şekilde:

"Sizi şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi adına saygıyla selamlıyorum öncelikle. Tüm baskılara, tüm zorluklara rağmen mesleğini sürdüren çok değerli gazetecileri saygıyla selamlıyorum. Bugün Türkiye’nin 2025 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke arasında 159. sıraya gerilemiş olması zaten bütün meseleyi baştan aşağı özetliyor. Özellikle biraz önce de dikkat çekildiği gibi artık gazeteciliğin suç olmadığını bir slogan gibi sürekli söylemeye devam ediyoruz.

Murat Çalık'ın annesi: Silivri’ye en erken o geliyor, geceye kadar dua ediyor
Murat Çalık'ın annesi: Silivri’ye en erken o geliyor, geceye kadar dua ediyor
İçeriği Görüntüle

Bu iktidarın on yıl kadar öncesinde yine gazeteciler içeri atılıyordu ve o sırada 'Onlar gazeteci oldukları için içeride değiller' diye bir savunuları vardı. Bal gibi gazeteci oldukları için içeri atılıyorlardı ama başka suçlarla ilişkilendirip zaten en kolay yolundan 'terör, terör destekçiliği' bilmem başka bir şeyler söyleyip devam ediyorlardı. Ama artık bugün öyle bir savunmaya bile ihtiyaç duymuyorlar.

Pınar Gayip, o benim büyük bir eksiğim olmuş, Bakırköy Kadın Cezaevi'nde herhalde, en kısa zamanda kendisini de ziyaret edeceğim. Alican Uludağ, İsmail Arı, Merdan Yanardağ’ı cezaevinde ziyaret ettim. Çok sayıda gazeteci arkadaşımızı geçmişte cezaevlerinde ziyaret ettik. Biraz önce ödül alan Furkan Karabay 7 ay tutuklu kaldı. Fatih Altaylı 6 ay Silivri’de tutuklu kaldı. Suat Toktaş’ı 34 günlük hapisliğinde yine ziyaret ettim. Enver Aysever’i ziyaret ettim, 91 gün Silivri’de tutuklu kaldı. İsmail Saymaz 2 ay evinde hapis kaldı. Bu son bir yıl içinde yaşadıklarımız. 17 gazeteci arkadaşın halen daha cezaevlerinde tutuklu olduğunun altını çizmek boynumuzun borcu.

Maalesef burada şunu düşünmek, konuşmak durumundayız: Yargı, basın özgürlüğü üzerinde de bir siyasi sopaya dönüşmüş durumda. Dezenformasyonla Mücadele Düzenlemesi çıkarken gazetecilik meslek örgütleri, basın emek örgütleri itiraz ettiler. Bizler itiraz ettik, bütün muhalefet partileri buna itiraz ettiler. Oradaki itirazlara 'Bunun haberle, haberciyle hiç ilgisi yok' dediler. Hiçbir gazeteci buradan sorgulanmayacak ve yargılanmayacak dediler. Üç buçuk yılda 70 gazeteciyi bu yasaya dayandırarak soruşturma açtılar, 15’ini gözaltına aldılar. Dört gazeteci tamamen bu suçtan dolayı, bu ithamla tutuklu bulunuyor. Bir özeleştiri yapmak veya o gün tutanak altında verdikleri teminatların gereğini yapıp yasayla ilgili hızla bir düzenleme yapmak ya da yasayı tamamen ortadan kaldırmak gibi bir erdemi göstermek yerine sessizce takip ediyorlar. Yasanın yarattığı olanakla Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yargı kolları, AK Parti aleyhinde rahatsızlık yaratan tüm gazetecileri susturmaya çalışıyor.

Partimize yönelik saldırıları burada dile getirecek değilim ama hep birlikte siyasetin nasıl yargı eliyle dizayn edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bir yandan işte ödül alan haberler içindeydi ki tümünü, bütün ödül alanları kutluyorum ve bu kadar iyi bir ödül seçkisi için de seçicileri kutluyorum. Çağdaş Gazeteciler Derneği yine rahmetli Ekmekçi’nin döneminden beri ortaya koyduğu çok önemli bir işi burada bir kez daha yerine getirmiş durumda. Bir yandan rejim gazetecilerle uğraştığı gibi siyasi rakiplerine de yargı sopasını kullanıyor. Hatırlatmak durumundayım; DEM Parti’nin önceki eş genel başkanları şu anda hapiste. Zafer Partisi’nin genel başkanı Silivri’de kaldı, çıktı. Hatay’ın seçilmiş milletvekili Can Atalay hapiste. 19 Mart darbesiyle cumhurbaşkanı adayımız ve belediye başkanlarımız bir yıldan fazladır hapiste. Sendikacılar ve çevreciler hapiste. Bu hapiste olanların hepsinin ortak özelliği, AK Parti’nin yargı kolları başkanının elinin değdiği davalar bunlar.

Şu anda da adaletin başında ve adalet dağıtmak üzere güya burada bir görev üstlenmiş durumda. İşin en kötüsü de kötü yargılamalar yapanların terfi almaması ya da uyarılması ya da artık birinci sınıftan hakimlikten gitmeleri gibi durumlarda görev alan HSK’nın başına da kendisi gelmiş durumda. Adalet Bakanı olarak HSK’ya da başkanlık yapıyor, bu da korkunç bir durum. Bugün hayatını kaybeden gazeteciler günü; Musa Anter’i, Abdi İpekçi’yi, Uğur Mumcu’yu, Metin Göktepe’yi, Hrant Dink’i ve adını sayamadığım bütün gazetecileri rahmetle, minnetle anıyorum. Bir kez daha ailelerinin ve basın camiasının acısını paylaşıyorum.

Genel başkan olduğum günden 4-5 ay sonra bir yerel yönetim seçimi sathı mahallindeydik ve o yerel yönetime yönelik 105 tane miting yaptım. O 105 mitingin 105’inde de emeklilerden ve onların yaşam zorluklarından bahsettim. Siyasetçi olarak bunu hemen okursunuz ve üzerinde durmanız gerektiğini hissedersiniz. 19 Mart darbesinden sonra, 7’si Saraçhane’deki miting hariç bugüne kadar 103 eylem yaptık. O 7’sini çıkarıp 96 eylemde, Maltepe’den itibaren hep yine en çok emekliler tepkiliydi ve ben o 96 eylemde de hep emeklilerle konuştum. Konuşmaya da devam ediyorum. Ana muhalefet lideri olarak partisi adına söz kuran ve seçim meydanlarında da, protesto alanlarında da, eylemlerinde de en yoğun ve en tepkili kesimin emekliler olduğunu gören birisi olarak ben kim bilir kaç saat bu konuyu konuştum, her grup toplantısında konuştum. Ama şu haberin, yani Sayın Şenocak’ın, Abdullah Tepeli ve Efecan Akyüz’ün Türkiye’ye gösterdiği bu somut haber kadar etkili bir söz kurduğumu, hatta toplamının etkili olduğunu iddia edemem.

Buradaki bütün ödül alan haberler gerçekten bir gazetecilik faaliyetini de aşan ve çok önemli bir toplumsal sorumluluğu yerine getiren; konuşulamayanı konuşturan, duyulmayanı duyuran, görülmeyeni gösterenken hepimizin vicdanına dokunan bu inanılmaz ve etkisi de çok büyük olmuş haber için kendilerini ve bütün ödül alanları kutluyorum. Ümit ediyorum bu salonun gitgide kalabalıklaşıyor olması bu dayanışmanın sonuç almasının yaklaşıyor olmasını da müjdeliyordur. Bundan sonra gazetecilerin öldürülmediği, hapsedilmediği, acı çekmediği ve maalesef emeklerinin bu kadar yoğun sömürülmediği bir Türkiye’ye ihtiyaç var.

Bu sabah Tuncer Başkan'la karşılıklı partilerimizin hemen en iyimser birer figürü olarak birbirimizle sohbet ettik ve gülüştük. Burada bir arkadaşımız söylüyor söylüyor ama bir şey değişmiyor demişti. Ümit ediyoruz bir şey değişecek ve her şey değişecek. Bu ülkede iktidar değişecek, ondan sonra her şey değişecek."