CHP Genel Başkanı Özgür Özel partisinin grup toplantısında kritik mesajlar verdi. Özel, Erdoğan'ı dış politika üzerinden hedef aldı. Erdoğan’ın Trump ve Netanyahu ile birlikte yeni bir Amerikan planının parçası olduğunu iddia eden Özel, "1 Mart tezkeresine direnen Türkiye’den bugün tam bir teslimiyete geçildi" dedi.
CHP Grup Toplantısı...
Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
Yoğun bir haftayı hep beraber geride bıraktık, daha yoğununa da hep birlikte başlıyoruz. Çarşamba günü İstanbul’da üçüncü bölge mitingimizi gerçekleştirdik. Ardından da Burdur’da il mitingimizi, eylemimizi gerçekleştirdik. Bir sivil darbeye karşı duyduğumuz; işçinin, emeklinin, çiftçinin, kadınların, gençlerin derdini konuştuğumuz 93 eylemi geride bıraktık.
"DÜNYA SİYASİ TARİHİNİN EN GÜÇLÜ SEÇİM KAMPANYASINA HAZIRLANIYORUZ"
Dün ise Cumhurbaşkanlığı aday ofisimizin tanıtım toplantısında liyakatli, güçlü kadrolarımızı tanıtırken parti programımızın hükümet programı çalışmasına evrildiği ilk çıktıları; milletvekillerimizin, parti meclis üyelerimizin ve Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün… Yetmez, dünya siyasi tarihinin en kalabalık seçim kampanyasına, en güçlü seçim kampanyasına hazırlanıyoruz.
19 Mart darbesine karşı 23 Mart’ta dayanışma sandıklarına koşan 15,5 milyon gönüllünün ve devamında Ekrem Başkan’a ve yol arkadaşlarımıza sahip çıkan herkesin, darbenin karşısında duran bütün demokratlarla birlikte önemli bir yürüyüşü gerçekleştiriyoruz. Bunun için dünkü tanıtım toplantımıza kulak kabartan, ardından il başkanlıklarımıza, ilçe başkanlıklarımıza bu vaatlerden, bu seçim yürüyüşünden duyduğu memnuniyeti ifade eden ve bizimle birlikte bir devri kapatıp bir devir açmak isteyen; yüz yıl sonra yine Cumhuriyet için, demokrasi için ve yokluktan, yoksulluktan kurtulmak, hep birlikte kalkınmak ve eşitçe paylaşmak için ümidi bizde olanlara selam olsun, selam olsun!
O yüzden, o yüzden durmadan çalışmaya devam edeceğiz. Biz bu eylemlere başlarken bunlara mevsimlik ya da konjonktürel ömür biçenler olmuştu. Demişlerdi ki bu ilk iki, üç eylem, miting olur, sonra milletin heyecanı söner. Yaz gelir, öğrenciler gider, İstanbul boşalır; sıcak olur, millet eyleme katılmaz, memleketine gider. Biz de demiştik ki; bunlar siyasette miting yaparken, toplantılar düzenlerken gözetilecek işler ama durum o değil, duygu o değil.
Bu millet seçtiğini bırakmaz, seçme hakkını bırakmaz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten emanet Cumhuriyet'in en büyük kazanımı sandığı bırakmaz. Sandığa el uzatan oldu mu, o elin karşısında dimdik millet durur. Devletini sever ama devleti milletin karşısına dikerseniz, o zaman millet sandığı savunur, millet kazanır dedik. O günden bugüne de 46 derece sıcakta 15-16 kişinin bayıldığı eylem de oldu, eksi 4 derece sıcakta donduğumuz ama meydandan ayrılmadığımız, birlikte dolunun altında kaldığımız, karın tipinin altında kaldığımız ancak asla bir adım geri atmadığımız eylemlerimiz oldu.
"BU MÜCADELE OTOKRASİYİ SAVUNANLARLA DEMOKRASİYİ SAVUNANLAR ARASINDADIR"
Çünkü o eyleme katılanlar biliyorlar ki bu mücadele otokrasiyi savunanlarla demokrasiyi savunanlar arasındadır. Çünkü bu mücadele zalimle mazlum arasındadır. Çünkü bu mücadele ezenle ezilen arasındadır. Bu mücadele emeği sömüren, sömürttürenlerle emeği sömürülen işçi sınıfının arasındadır. Bu mücadele yıllarca elleri nasırlanmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş, 'Artık sen rahat et, sana biz bakacağız' diye emeklilere seslenip de sonra bu toplum sözleşmesini bozanların; dünyanın en vicdansız emekli maaşını, yoksulluğun, açlığın, sefaletin maaşını veren vicdansızlara karşı emeklilerin haysiyet mücadelesidir, onlarla emekliler arasındadır.
Bu mücadele kendi iktidardan gidecek kaygısı dışında bu topraklardaki hiçbir kaygıyı görmezden gelenlerle geleceğinden kaygı duyan gençler arasındadır; gençlerin onur, varoluş ve haysiyet mücadelesidir. O yüzden güç bir haftayı geride bıraktık, daha zoruna, mücadelenin daha koru koruna verileceği yeni bir haftaya da burada hep birlikte giriyoruz.
"KRİZİ DOĞRU OKUMAYAN BİR DIŞ POLİTİKA YÖNETİMİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ"
Değerli arkadaşlar, dünya kritik bir eşikten geçiyor ve iktidarın dünyadaki, bakmayın yandaş basınlarına, televizyonlarına, birbirlerine dizdikleri övgülere; diplomasi yapılmadığında dikleşiyorlar, diplomasi yapılmadığında dik duruyorlar, diplomasi yapmaya başladıklarında 'efendim doğrusunu yapıyorlar', 180 derece geri döndüklerinde 'hep arkasındayız, ne kadar güzel' ama maalesef yeni bir krizle ve bu krizi doğru okumayan bir dış politika yönetimiyle karşı karşıyayız.
"TÜRKİYE DEDİĞİNİ UNUTMADI"
Ve Türkiye'nin çaresizliğini, maalesef iktidarın teslimiyetini; Gazze'yi yerle bir etmiş olanlara, orada soykırım yapmış olanlara, bir yandan 'eli kanlı katil' derken onlarla Gazze için aynı masaya oturanları... Adı barış olan ama 'Gazze Şeridi güzelmiş, burada Filistinlilere yer yok, onları yandaki ülkelere süpüreceğim, buraya oteller, kumarhaneler dikeceğim, çok da doğalgaz varmış onu istiyorum' diyen Trump'ın adını barış masası koyduğu ama Gazze'yi, Filistin'i işgal masasına Netanyahu ile birlikte oturanların ve Trump'a teslimiyet, Netanyahu ile gönülsüz de kayıkçı kavgası ama dün Trump'a sorunca 'Erdoğan iyi iş çıkardı, ona güveniyorum. Netanyahu ile arasında bir sorun yok, bir sorun yaşamayacaklar. Onlar da birbirlerine saygı duyuyorlar' ifadeleri ortadayken Türkiye'nin bölgede Amerikan planının bir parçası olması noktası...
'Netanyahu ile birlikte çalışacaklar' dedikleri Barack, Türkiye Büyükelçisi bu. Daha geçtiğimiz aylarda 'Trump akıllı, benim aklıma hiç gelmemişti, Erdoğan'da olmayanı ona veriyor, karşılığında istediğini alacak' diyen Barack bu. Ne veriyormuş? Türkiye'de meşruiyeti yokmuş Erdoğan'ın, Obama... Kendisine Trump meşruiyet verecekmiş, karşılığında istediğini alacakmış. İşte tam o günleri yaşıyoruz. O günlerde Erdoğan Amerika Birleşik Devletleri'ne gidip de öyle daha görüşmeden önce yasak savmalık Filistin'in F'sini anınca Amerikan Dışişleri Bakanı'nın 'Trump'la 5 dakika görüşmek için bize yalvarıyorlar'... İşte Türkiye dediğini unutmadı."
Seçmenin ön görüşmesi Trump'ın oğluna Türkiye'deki nadir metalleri, elementleri söz vererek; 300 tane uçak alacağız diye söz vererek; pahalı LNG'yi alacağız diye söz vererek; Çin malına vergi koyacağız deyip daha gitmeden koyarak; Amerikan malından vergi sıfırlayacağız deyip gitmeden indirerek gerçekleşen görüşme. 5 dakika için yalvarıyorsunuz diyen görüşmedeki teslimiyet ve işte bugün yaşananlar.
"HAYDUT DEVLET"
71 bin Filistinli ölmüş, Filistinlilerin olmadığı masaya 'olmayacak' dedikleri Netanyahu'yu oturtup onunla birlikte o Filistin işgal planını konuşmak... Ve İran'a, bir ülkenin yönetim kademesine toplantı sırasında Birleşmiş Milletler kararı olmaksızın, hatta onlarla müzakere yürütürken, Londra'da görüşmeler yaparken Cuma günü ayrılıp Pazartesiye 'bize düşüncenizi söyleyin, kırmızı çizgilerinizi söyleyin' deyip bu toplantının kararının alınacağı toplantıda ülkenin yöneticilerini torunlarıyla, çocuklarıyla, kızlarıyla bombalayan bir zorbalık, bir vicdansızlık, bir haydut devlet.
"150 CİVCİV ÖLSE ÜZÜLÜR BAKARSIN"
Biz İran'ın yönetimine, yönetim şekline, İran'da yaşananlara itirazımız var. İran'da İranlıların İran'ın geleceğini kararlaştırması gerektiği ve demokratik bir İran konusunda kararlılığımız var, tutumumuz var. Ama ne Güney Amerika'da ne Orta Doğu'da ne bir başka bir yerde uluslararası toplum olmadan, Birleşmiş Milletler kararı olmadan, bir ülkeye bir kişinin kararıyla, kendi ülkesindeki senatonun bile kararı olmadan gidip de orada katliam yapması ve dünya kadar sivilin... Ya 150 tane civciv ölse yastır yahu yastır! 150 civciv ölse üzülür bakarsın. 150 kız çocuk ölmüş Amerika'nın bombardımanında, kimsenin dönüp baktığı, bunu düşündüğü, bunu sorguladığı yok.
"ERDOĞAN, BUGÜN YENİ BİR AMERİKAN PLANININ PARÇASIDIR"
Dönüyorlar; Trump güzellemeleri, Trump üzerinden Netanyahu'yla iş birlikleri... Ve bu ilk değil. Ben bu Pazar, bundan iki gün önce, 22. dönem milletvekili grubumuzdan hayatta olan kahramanlarla birlikteydim. Onlar Erdoğan'ın Amerika'da söz verdiği, kendi henüz o gün partisinin başında ama Başbakan değilken 1 Mart'ta meclise getirttiği '69 bin Amerikan askeri Türkiye'ye gelsin, Doğu'da Güneydoğu'da 6 tane üs kursun, iki liman bunlara verilsin, Irak Türkiye üzerinden işgal edilsin' diye tezkere getirten Erdoğan... O tezkere geçsin diye her şeyi ortaya koyan Erdoğan... Tezkere geçmeyince gizli tutanakları ele geçirip 99 tane 'Hayır' oyu veren AK Parti'liyi bulup siyasetten tasfiye eden Erdoğan...
Bugün 1 Mart tezkeresine 'Hayır' diyenler, Irak'ta bir buçuk milyon Müslümanın kanı döküldü, Türkiye'nin eline bulaşmamasının gururunu yaşattılar bize. Cumhuriyet Halk Partisi grubu ve 99 AK Parti'li o günkü milletvekili Türkiye'yi 6 kalıcı Amerikan üssünden kurtardı. Güneydoğu'yu Amerikan işgalinden kurtardı. Bir daha Türkiye'ye çıkmamak üzere Türkiye'den Amerikan postalının Mersin'e ve oradan Doğu'ya, Güneydoğu'ya gitmesinden bizi kurtardı.
Aynı Erdoğan bugün; o gün Amerikan yönetimiyle iş tutan ve Türkiye'ye bu Amerikan planı uygulansın diye partisine baskı kuran, karşı çıkanları tasfiye eden Erdoğan, bugün yeni bir Amerikan planının parçasıdır. Burada ne oyun kurduğu vardır ne oyunu gördüğü vardır. Sadece ona olmayan meşruiyeti verme karşılığında her türlü tavizi ondan alan, gizliyi bakanlarla alay eden küstah; Türkiye'nin Cumhurbaşkanı'na söylendiğinde, Erdoğan da olsa benim içimi sızlatan bir üslubun sahibi Trump'a teslimiyet vardır. Trump ne yapacağını biliyor, Netanyahu ne yapacağını biliyor ama bunlar ne oyunun içinde olduklarını ve bunun gelecekte nereye doğru evrildiğini bilmiyorlar.
Bir sayın gazeteci soruyor; Hakan Fidan diyor ki 'şu an ani bir savaş tehdidi yok'. İki sene önce değil bu, iki hafta önce. Şu an için ani bir savaş tehdidi yok. Duruma hakimiz, görüyoruz. Oysa ki bütün dünya o savaş gemilerinin, fırkateynlerin, destroyerlerin, koruma botlarının böyle gelip tarihin en büyük yığınağını yaptığında Amerika’nın ne yapacağını görüyor ama bizim Hakan Fidan bunu görmüyor.
"DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NDA MUHTEŞEM KADROLARI MONŞERLER DİYE TASFİYE ETTİLER"
Nasıl görecek? Nasıl okuyacak bölgeyi? En başta bölgedeki büyükelçilerle okuyacak değil mi? Liyakatli kadrolarla okuyacak. Türkiye’nin dış politik birikimine saygı duyarak okuyacak. Üzülerek söylüyorum; İran’da, Birleşik Arap Emirlikleri’nde, Katar’da, Kuveyt’te, Bahreyn’de ve Suudi Arabistan’daki hiçbir büyükelçimiz kariyer olarak diplomat kökenli değildir, hiçbirisi. Köken SETA, köken Ak Gençlik, köken TÜGVA, köken bir başka yandaş vakıf. Köken Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Plan Bütçe Komisyon Başkan Yardımcısı, komisyon sözcüsü. Oralardan 'listeye koymadım, seni orada bir makam vereyim, bir mevki vereyim, git sen orada büyükelçilik yap'. Bölgeyi okuyan, diplomasimizi yapan, her gün öğlen 12’ye kadar buraya o ülkeyle ilgili bilgileri kripto geçmesi gereken adamların meslekle alakası yok. Dışişleri Bakanlığı’nda muhteşem kadroları monşerler diye tasfiye ettiler.
"DÜNYAYA SÜRPRİZ DEĞİL, HAKAN FİDAN’A SÜRPRİZ"
Yıllarca Batı ittifakının bir parçası, Sovyetlerin sınır komşusuyuz. Sovyetlerin havadan, denizden, karadan sınır komşusuyuz. Burayı yönetmiş bir dış politik birikim var. 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı yapılmış ama devamında diplomasiyle mücadele edilmiş, Ege’de Kıbrıs’ta bunlar gelene kadar Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkünün bütün hakları kora kor savunulmuş. Asala hedef almış, teker teker vurmuş; Asala’nın hedefinde olan rahmetli şehit büyükelçiler var ama Asala’ya teslim olmayan ve dünyada hiçbir ülkeye nasip olmayan cesaretiyle, birikimiyle muhteşem bir hariciye geleneği var. Onlara 'monşer' diyor. 'Bilmezsiniz' diyor, 'ben bilirim' diyor ama bak biliyor... Biliyor... 'Ani bir savaş tehdidi yok' diyor. Sayın gazeteci de bunu duyduğuna memnun olduğunu söylüyor hepimiz adına. Sonra bir sabah kalkıyorlar ve İran’a bilmem kaç ton bomba atılmış, 300 tane uçakla sorti yapılmış; dünyaya sürpriz değil, Hakan Fidan’a sürpriz.
"TÜRKİYE’Yİ ZAYIF DÜŞÜRMENİN BEDELİNİ DIŞARIDA DA ÜLKEYE ÖDETİYOR"
Ama dünya kritik bir eşikten geçerken, bölge bir ateş çemberine dönüşürken hala içeride huzursuzluk yaratan, Türkiye’yi içeride kutuplaştırmaktan medet uman bir anlayışla karşı karşıyayız. Öyle bir iktidarla muhatabız ki toplumsal barışı bozarken dışarıda da ilkeli durmuyor ama burada da Türkiye’yi zayıf düşürmenin bedelini dışarıda da ülkeye ödetiyor.
Amerika ve İsrail istediği her ülkeye saldırabileceği bir yeni dünya düzeni kurmaya çalışıyor. AK Parti iktidarı Trump yönetimine çıt çıkarmıyor. Gazze’de İsrail’le aynı masada oturuyor. Amerikan Büyükelçisi’nin her gün küçük düşüren yaklaşımlarına ağzını açıp da bir cevap vermiyor.
"İRAN HALKININ YANINDAYIZ"
Biz Amerika ve İsrail’in planları karşısında bölgemizde yaşayan tüm insanların hakkını cesaretle savunduk, savunmaya da devam ediyoruz. Amerika ile İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan, masum sivilleri hedef almaktan çekinmeyen bütün müdahalelerini reddediyoruz. Komşumuz İran’a yapılan saldırılara karşı da duruyoruz, İran halkının yanındayız. Kayıpları için, başta 150 kız öğrenci, tüm kayıpları için başsağlığı diliyoruz.
"TÜRKİYE’NİN DE ISRARCI OLMASI GEREKTİĞİNİ İFADE EDİYORUZ"
İran’daki rejimin baskıcı ve insan haklarını yok sayan politikalarını tasvip etmemekle birlikte İran’ın ve bölgemizin geleceğine karar verecek olanların İran’da yaşayanlar, bölgede yaşayanlar olması gerektiğini savunuyoruz. Mevcut krizin diplomasi masasına dönülerek çözülmesini savunduk, bu konuda ısrarcıyız ve bu konuda Türkiye’nin de ısrarcı olması gerektiğini ifade ediyoruz.
"BİR KEZ DAHA ERDOĞAN’I BU ŞEKİLDE DAVRANMAYA DAVET EDİYORUZ"
Trump’ın ve Netanyahu’nun dayattığı düzen yeni dünya düzeni olamaz. Kan akıtan, bütün kurulları dışlayan, kuralları yok sayan bir düzensizliğe yeni düzen denemez. Bunun için biz dünyadaki siyasi akrabalarımızla birlikte bu düzene, bu dayatılan karmaşaya itiraz ediyoruz. Türkiye’nin de burada uluslararası toplumla birlikte dünya düzenine, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan ve Üçüncü Dünya Savaşı olmasın diye ortaya konmuş düzene sahip çıkmaya ve uluslararası hukuka saygılı olmayanlara açıktan ya da örtülü destek olmamaya bir kez daha Erdoğan’ı bu şekilde davranmaya davet ediyoruz.
"TANJU ÖZCAN’A OPERASYON YAPIYORLAR"
Arkadaşlar, bu sırada birazdan değineceğim; Sayın Bahçeli bugün önemli bir konuşma yaptı. Geçen hafta Meclis Başkanı ziyaret etti, onunla önemli değerlendirmeler yaptık. Ve bugüne doğru geliyorduk. Bugüne gelirken önemli iki gelişme eş zamanlı, aynı anda iki saat arayla oldu. Bir tarafta İsrail ve Amerika İran’ı vurdu ve bir anda, bir anda Türkiye’nin bir olmasının, beraber olmasının, iç cephenin kuvvetli olmasının, iktidarıyla muhalefetiyle birlikte Türkiye’nin dimdik ayakta durması gerektiğinin hatırlanması gereken anlar yaşıyoruz. Ve bu olaylar olurken bu mecliste üç dönem birlikte milletvekilliği yaptığımız, iki dönemdir Bolu’da oyların iki oydan birinden fazlasını alan, memnuniyet anketlerinde %70-80 çıkan ve Bolu için çalışan Tanju Özcan’a operasyon yapıyorlar.
Tanju Özcan Bolu’da bir vakıf kurmuş. Vakfa AK Parti’yi dahil etmiş, MHP’yi dahil etmiş, esnaf odalarını, şoförler odasını, bütün Bolu’yu içine koymuş. Demiş ki 'Bolu’nun çocuklarına siyaset ayrımı yapmadan sahip çıkacağız.' Hep birlikte Bolu’da dönmüşler ve Bolu’nun iş adamlarına, zenginlerine, kendileri dahil, Bolu’dan para kazananlara, dışarıdan gelmiş Bolu’da şube açmış, vergiyi İstanbul’da veren zincir marketlere, 'Bu vakfa destek olun kardeşim' demişler. Hep beraber yapmışlar bunu. Ve 528 Bolulu yoksul genci üniversitede yüksek burslarla okutuyorlar bu arkadaşlar. Bolu’daki bir vakıf. Ayrıca bu vakfın, burs isteyen her gence, Bolulu olup dışarıda okuyan ve Bolu’ya gelen, başvuru yapan, kriterleri tutturan her gence burs veren bu vakıf ayrıca da Bolu’ya bir huzurevi yapmak için de çalışıyor hep beraber.
Sabahın köründe, normalde ya adliyenin yanında belediyede çalışıyor bu Tanju Özcan. Çağırsan ifadesini alırsın; sabahın köründe telefon davetiyle değil, eve polisin gelip davet etmesiyle değil, jandarma operasyonuyla alıp gözaltına koyacaklar, üç gün tutacaklar ve üç gün boyunca kendisine sorulan soru, savcılıkta sorulan soru... İkinci bir soru yok: 'Bir kuruş sana para geçmiş, menfaat elde etmişsin' yok. 'Sen bu vakfa bağış yapın diye şirketlere söylemişsin, üç harfli şirketlere buraya bağış yapın demişsin.' Adam geliyor Bolu’ya 17 tane şube açıyor, Bolu’daki mahalledeki esnafı canından bezdiriyor, batırıyor; Bolu’nun parasını kazanıyor, kaymağını yiyor, kârını ediyor, vergisini İstanbul’da veriyor... 'Kardeşim şu vakfa bir destek ver' deyince 'icbar yoluyla irtikap' oluyor. Eğer belediye başkanıma bundan başka sorulan bir soru yoksa, kör kuruş yoksa; Tanju eğer bununla suçlanıyorsa ve Tanju bundan utanacaksa, bu soruyu soranlar utansın! Ben Tanju’yla gurur duyuyorum kardeşim, gurur duyuyorum!
KARTALKAYA İZİ
Esas meselenin kökü burada. Meselenin kökü; Tanju’nun Hakimler Savcılar Kurulu’na yaptığı başvuru var. Tanju’ya bu operasyonu yapan Bolu Cumhuriyet Başsavcısını, Hakimler Savcılar Kurulu’na şikayet etmiş. Sebep; hatırlayacaksınız Kartalkaya’da cayır cayır yandı ya bebekler, anneler, babalar... Cayır cayır yandılar, 78 kişi. Cayır cayır yandılar. Hızla bir bilirkişi kuruldu Bolu’da. Otelde üç gün çalıştılar, zaten o kadar süreleri vardı. Sonra bilirkişi raporu yazdılar. Bilirkişi raporunu götürdüler adliyeye teslim etmek istediler. İşte bu Cumhuriyet Başsavcısı, şikayet edilen kısmında yazan kişi, 'Burada neden Bakanlık yazdınız? Bakanlığı silin.' Kardeşim tek yetkili tek, Bolu Belediyesi’nin sınırlarının dışında, İl Özel İdaresi sınırları içinde, İl Özel İdaresi sorumlu ama Turizm Bakanlığı baş sorumlu. Böyle nal gibi yazıyor kapıda. Ruhsatı veren de o, denetlemeden sorumlu da o. 'Bunu alın, Bakanlığı silin yerine Bolu Belediyesi yazın.' 'Yazamayız, belediye sınırlarında değil. Bakanlığı nasıl yazmayalım? Tek yetkili Bakanlık.' 'Silin bunu.' 'Yok.'
O zaman siz bu işi bırakın. Teker teker, burada çıkardım gösterdim ya, yedi bilirkişi mazeret dilekçesi yazarak raporu verecekleri üçüncü günün akşamüstü beşe on kala 'görevden affımı istiyorum, görevden affımı istiyorum' deyip sonra başka yerden yeni bilirkişi görevlendirdiler. İşte bu tutumundan dolayı diyor ki Tanju: 'Yedi bilirkişinin tamamının çeşitli mazeretlerle aynı zaman diliminde görevden affını istemeleri hayatın doğal akışına aykırıdır. Olay günü re’sen görevlendirilen bilirkişilerin ivedi bir şekilde dinlenmesini, baskı ve telkinle görevden affını isteyip istemediklerinin saptanmalıdır. Nüfuz kullanmak suretiyle yedi bilirkişiye birden el çektirdiği için bu açıkça yasaya aykırıdır ve şikayet ediyorum' diyor İbrahim Cansever’i.
Şimdi anladınız mı? 528 öğrenciye burs veren vakfa bağış yaptırttan Tanju’ya operasyon yapan adamın hem kuyruk acısını hem de Ankara’dan niye bu kadar çok savunulduğunu, niye halen daha HSK’nın ona bir işlem yapmadığını... Ayrıca kişiyle ilgili yedi ayrı şikayet var. Örneğin dördüncüsünde Turizm Bakanlığı ile ilgili yapmadığı işlemler. Örneğin bir şirket 'yangın sigortası yapmış bu otele' diyor, 'yapmak için görmek lazım' diyor. Bu şirket hakkında işlem yapmıyor diyor, İl Özel İdare hakkında yapmıyor diyor, Turizm Bakanlığı hakkında yapmıyor diyor... 'Sen misin şikayet eden? Gel bakalım üç harflilerden burs parası almak suçundan, icbar yoluyla irtikaptan' tutukladılar.
Bolu'da her partinin sahip çıktığı %80 halk desteğine kavuşmuş, bir kuruş borcu olmayan, muhteşem yönetilen bir belediye. Ve al onu Bolu'da cezaevinde tutarsak cezaevinin müdüründen gardiyanına herkesin sevdiği biridir, rahat eder diye Sincan'a, F tipine, yüksek güvenlikliye, terör örgütü üyelerinin ya da darbecilerin konduğu, kanunda öyle olduğu yere sen gel Bolu'nun belediye başkanı suçundan ceza alsa en üst sınırdan verseler yatarı 1 yıl, 1.5 yıl diyor Alima Bey değil mi? 1.5 yıl. Tutmuş tutukluluk yapıyor bununla ilgili.
"İÇ CEPHEYİ SARSMAK DERKEN BANA DEMİYOR HERHALDE"
Şimdi şu kadarını söyleyeyim. Sayın Bahçeli diyor ki -bugün önemli bir konuşma yaptı- Sayın Bahçeli diyor ki: 'İç cephemiz sarsılırsa sağımız solumuz zehirli haşeratlarla dolacağını merak ediyorum ne zaman görmeyi ümit edecek birileri' diyor. İç cepheyi sarsmak derken bana demiyor herhalde. Bolu'nun seçilmiş belediye başkanına en son... İlk Türkiye'nin en büyük belediyesi Esenyurt'un belediye başkanına, devamında 16 milyonluk İstanbul'un üç kere üst üste seçilmiş belediye başkanına, cumhurbaşkanı adayımıza, Adana gibi başkan Zeydan Karalar'a -demin anons edildiğinde yoktu alkışlarınızı duymadı- Adana gibi başkan Zeydan Karalar'a...
Her gün sabah kalkıp Zeydan Başkan'a... Terör, suç örgütüne sokamadılar çünkü İmamoğlu suç örgütü kurulmadan, kendinden önceki belediyenin verdiği ihalenin ödemelerini düzenli yaptığına bile iftira atarak aylarca içeride tuttular. Şimdi iç cepheyi bozan biz miyiz? Her fırsatta, yerel seçimden sonra 'bu seçimin kazananı kaybedeni yok, kazananı Türkiye'dir' diyen ben miyim? Yoksa o seçim sonuçlarını hazmetmeyip Ekrem Başkan'dan Zeydan Başkan'a, Ahmet Özer'den 16 belediye başkanıma kadar teker teker her sabah birine algı operasyonu yapmak için iki koluna polisle kapıya dayananlar mı?
Ben hiç üstüme almadım bunu. Bir okuyun baştan aşağıya. Sayın Bahçeli diyor ki: 'Edirne'yi Enver alacağına Bulgar alsın diyenlerin işbirlikçi torunları.' Edirne'yi Enver alacağına Bulgar alsın diyenler kimler? Onların torunları kimler? Kim savunuyor Damat Feritleri? Kim savunuyor Milli Mücadeleyi?
"SAYIN BAHÇELİ'NİN BU ÖNEMLİ KONUŞMASI SATIR SATIR OKUNSUN"
O yüzden bugün Sayın Bahçeli'nin bu önemli konuşması satır satır okunsun. Arkasında coğrafyayı doğru okumayanlarla doğru okuyanların, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün mücadele arkadaşlarının, partimizin kurucusunun neleri nasıl doğru yaptığını anlatıyor; karşısında duranların da hangi ihanet, hangi teslimiyet içinde işgal kuvvetlerine 'gücüm var giderim, donanmayı çekerim, Müslümanları ezerim' diyenlere destek olanların kim olduğunu, torunlarının da bugün hangi hatada olduğunu söylüyor.
"İŞTE BİR KEZ DAHA TARİHİN KIRILMA NOKTASINDAYIZ"
Bir kez daha tarihin kırılma noktalarından birindeyiz. 1 Mart tezkeresinde göründü kim Amerikancı, kim anti-emperyalist. Kurtuluş Savaşı'nda göründü; kim işgal ordularına kırmızı halılar serdi, kim ölüm fermanı boynunda Anadolu'ya geçip kurtuluş mücadelesi verdi. Şimdi bir kez daha Filistin'in yanında duracaklarla Müslüman kanı akmasın diyeceklerle işgalci Trump'a yarenlik edecekler saf saf ayrışıyor. İşte bir kez daha tarihin kırılma noktasındayız.
Bu yüzden Sayın Bahçeli 'iç cepheyi güçlendirelim' derken; son hedef Tanju, ilk hedef Ahmet Özer. Ve bütün hedef Türkiye'nin kurucu partisini felç etmek, yerel seçimlerdeki başarısına pişman etmek, yapılacak seçimlerde bizim yerimize bunlar geçmesin diye her türlü kötülüğü, her türlü iş birliğiyle, her türlü kumpası alet ederek böyle bir yürüyüşe engel olmaya çalışmak.
Diğer tarafta her seferinde doğru yerde durmuş; Ergenekon-Balyoz kumpasında da birileri orduyu, milli orduyu, kahraman orduyu tasfiye ederken karşısında durmuş. Her seferinde kandırılmamış, birileri tarafından kandırıldığını iddia edip de elini o şampuanlarla yıkayıp, deterjanla yıkayıp böyle kurutmamış... Tarih boyunca tutarlı olmuş bir siyasi hareket; yine aynı yerde, doğru yerde durmaya devam ediyoruz.
"YİNE BALTA ÇEKTİLER"
Sayın Numan Kurtulmuş geçen hafta geldi, nazik bir ziyaret yaptı. Ve dedi ki: 'Komisyonda çok önemli katkıları oldu CHP'nin. Komisyona demokratikleşmeyle ilgili çok önemli bir madde, 7. maddenin yazılmasına büyük emeği oldu arkadaşların. Zor dönemde Cumhuriyet Halk Partisi kimsenin giremez dediği sırada bu şartlar altında komisyona girdi, durdu, günü geldi kendi kararlarını savundu.' Ama önemli bir noktadaydı. Ben de anlattım 'biz bunları yaşarken bize neler yaşatılıyor' diye.
Sayın Kurtulmuş da dedi ki kalkarken: 'Haftaya salı günü akşam bir iftar veriyorum. Bu iftara gelirseniz, bir yuvarlak masanın etrafında oturulursa Ramazan'ın da, mübarek Ramazan'ın da ruhuna uygun olarak inşallah' dedi, 'inşallah bundan sonra demokrasi olur, iyiye gidiş olur, herkes bunları görür.'
Vallahi de billahi de katılacaktık. Gidecektik o masada Meclis Başkanı'nın davetiyle o iftara icabet edecektik. Mademki milli bir duruş lazımdır, mademki iç cephe güçlü olsundur, mademki bu kadar saldırı altındayken Türkiye'de risk büyükken iktidarı, muhalefeti, bütün muhalefeti orada bulunsundur... Yine balta çektiler arkadaşlar, yine balta çektiler! Gideceğim, iftara gideceğim; bu akşam iftara Sincan Cezaevi'ne Tanju'nun yanına gideceğim!
"HODRİ MEYDAN"
Geçen hafta, geçen hafta yoğundu, zordu, daha yoğun olacağız dedim, olacak. Bugün bu toplantı olacak. Yarın İstanbul'da ikinci bölge mitingi olacak. Perşembe günü gerekli hazırlıklar, çalışmalar yapılacak. Cuma günü Bolu'ya gidilecek, Bolu ayağa kaldırılacak. Cumartesi Karaman'da millet iradesine sahip çıkacak. Pazar günü Eskişehir'de, Sivrihisar'dan bir boydan bir boya Eskişehir'de, 8 Mart'ta kadınların Atatürk'e şükranına ortak olunacak.
Bu kürsüye gelinene kadar ne ben duracağım, ne milletvekillerimiz, ne parti meclisimiz, ne örgütümüz. Madem ki kötülük gemi azıya almıştır, hodri meydan! İyilik karşınızdadır, cesaret karşınızdadır, Cumhuriyet Halk Partisi karşınızdadır.
Bir yandan, bir yandan ne yapıyor? Kötülükler yapalım ki, bununla uğraşmaktan bizle uğraşmaktan işlerini güçlerini yapamasınlar. İşte orada aldanırsınız. Düşman Polatlı'ya dayandığında, meclise top sesleri geldiğinde meclisi kapatmayan partiyiz biz. Her türlü zorluğa rağmen, her türlü zorluğa rağmen hem mücadele eden, hem direnen hem çalışan partiyiz biz.
"BİNİNCİ GÜNÜ GELENE KADAR DURMADAN ÇALIŞACAĞIZ"
Dün gördünüz, seçimlere gerekirse bin günlük kampanya demiştik. Dün 340. günündeydik. Bininci günü gelene kadar durmadan çalışacağız. Birileri daha kendi adayı mı olacak, kaybedeceksem olmam. E TikTok'çu Hakan olmaz, yerinde olsun bizim oğlan. Öbür taraftan damat niyetleniyor, bu taraftan bir başkası şiddetleniyor, onlar bu mücadelede olsun.
"ŞUBAT AYI ENFLASYONU 100 ÜLKENİN YILLIK ENFLASYONUNDAN FAZLA"
Bizim adayımız belli, kadrolarımız belli, programımız belli. Seçim beyannamesi yazıyoruz. Sahada, sahada Cumhuriyet tarihinin, dünya siyasi tarihinin en uzun kampanyası için her şeyimiz hazır, yola çıktık devam ediyoruz. Yönetimin her kademesinde şahsileştiren bu iktidar, içeride ekonomik krizi de derinleştirmeye çalıştıkça bize de bu noktada görev düşüyor. Rakamlar ortada.
Yoksullukta Avrupa birincisiyiz. Yüksek enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Yüksek faizde Avrupa birincisiyiz. İşsizlikte Avrupa birincisiyiz. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Dün şubat ayı enflasyonu açıklandı. Daha yılın ilk ayında %4.8'di. Dün de kısa şubatın %3'lük enflasyonu açıklandı. Bu rakam 100 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla. Dünyada enflasyonu bizden düşük 100 ülke demiyorum, bir yıllık enflasyonu, 365 günlük enflasyonu bizim kısa şubatın 28 günlük şubat enflasyonundan daha düşük 100 ülke var diyorum.
Bizim bir ayda muhatap olduğumuz enflasyona bir yılda muhatap olmayan dünyada 100 ülke var diyor. Türkiye iyi mi yönetiliyor, kötü mü yönetiliyor yoksa berbat mı yönetiliyor esas buradan bakmak lazım. Dünyada gıda enflasyonu bizden daha yüksek 3 ülke var sadece. 200'ün üzerinde ülke var, 3 ülkede gıda enflasyonu bizden yüksek. Onun dışında bütün ülkelerde durum bizden iyi.
%21'e revize etmişlerdi enflasyonu daha geçen hafta. İki aylık enflasyon %8 oldu bile. %21'i tutturmaları için marttan başlayıp aralığa kadar %1 enflasyon yapmaları lazım. Mümkün değil, tutmayacağı dünden belli. Peki bu kara tablo varken TÜİK ne yapıyor? TÜİK 2025 yılında Türkiye %3.6 büyüdü diyor geçen sene. Sabit gelirlilerin, çiftçilerin, emeklilerin aldığı pay küçülürken bir avuç insana servet transferi nasıl devam ettiyse Türkiye %3.6 büyümüş.
"ÖVÜNECEK DEĞİL UTANACAK HALDESİNİZ"
Ve 19 Mart darbesinin mali ayağı Mehmet Şimşek kişi başına milli gelirin 18 bin 40 dolara yükseldiğini söyleyip övünmüş. Bakın bu şartlarda hiç değilse susar insan. Öz eleştiri yapmıyorsan, bu ramazanda yarattığın yoksulluktan utanmıyor, hicap duymuyor, özür dilemiyorsan bari susar insan. Yok, 18 bin 40 dolar diyor. Bakın, 18 bin 40 dolarlık milli geliri açıklıyorum. Asgari ücret 28 bin lira, 7 bin 636 dolar yıllık asgari ücretlinin. Emekli 20 bin lira, 5 bin 454 dolar yıllık emeklinin.
Yaşlılık aylığı 6 bin 400 lira, yıllık 1745 dolar bu teyzemin, Hanife teyzenin. Engelli aylığı 5 bin 100 lira, yıllık 1390 dolar burada oturan engelli canım kardeşimin. Yetim aylığı 4 bin 734 lira, yıllık 1291 dolar bu zavallı yetimin. Topla hepsini 17 bin 516 dolar. Ey Mehmet Şimşek, senin cebini doldurduklarının kişi başına düşen milli geliri 18 bin 40 dolar; bu emeklinin, asgari ücretlinin, Hanife teyzenin, engelli kardeşimin, yetim kardeşimin toplamı 17 bin 516 dolar. Övünecek değil utanacak haldesiniz, utanacak halde!
"SİZLERİN CEBİNDE DEĞİLSE AMA ORTALAMA YÜKSELDİYSE PARA BİRİLERİNİN CEBİNDE"
Bu arada, 10 yıl önce sosyal yardım alan kişi sayısı 12 milyonken bugün 19 milyon. 12 milyon kişi 10 yıl önce sosyal yardım alıyormuş, 10 yıl geçmiş, hesapta Türkiye büyümüş, hesapta zenginleşmiş, devletten sosyal yardım alan 19 milyon kişiye çıkmış. Bu rakam ortadayken utanmadan sıkılmadan bana kişi başına milli gelir hesabı yapıyor; bir de baskılanmış dolar kuruyla bilmem neyle, yani envaiçeşit başka sebebi var. Bari git zengin ettiklerinin kulağına söyle "sizi zengin ettim" diye. Gelmiş, yoksul ettiklerinin karşısına "birilerini zengin ettim" diyor. Öyle ya, para onların, bizlerin, sizlerin cebinde değilse ama ortalama yükseldiyse para birilerinin cebinde.
"VERGİ FARKINDALIĞI ÇOK ÖNEMLİ"
Biz siyasette en önemsediğim şey vergi farkındalığı. Çünkü demokrasi vergi farkındalığından doğuyor. Yani birileri istediği kadar para topluyor, kafasına göre hizmet ediyorsa o tek adamlık. 1200'lü yıllarda başladı buna itiraz, 1800'lü yıllarda bize yetişti, ancak Cumhuriyet ile birlikte millet bütçe yapma hakkına tam anlamıyla erişti. Bütçede devletin alan sağ eli ve dağıtan şefkatli sol eli; bunun dengesi. Bunun için vergi farkındalığı çok önemli.
Aylardır anlatıyoruz, yıllardır anlatıyoruz. 100 lira vergi toplanıyor, 65 lirası dolaylı vergilerden. Fabrikatörle kapıdaki bekçi aynı vergiyi veriyor; elektriğe, suya, telefona, monta, çocuk ayakkabısına... Maaşlardan kesilen vergi toplamı onun da %23, gelir vergisi; geriye sadece zenginlerin, kazananların verdiği kurumlar vergisi %11. Bunu terse çevireceğiz diyoruz, vergi farkındalığı budur diyoruz ve bunları anlatırken de şunu söylüyoruz: Biz Özel Tüketim Vergisi alınıyor, esas adı lüks tüketim vergisiydi bunun, sonra özel tüketime çevirdiler. Bugün Özel Tüketim Vergisi'ni mutfak tüpünden alıyor, tırnak makasından alıyor, zaruri ev aletlerinden alıyor. Dün de söyledim pırlantadan, elmastan almıyor diye. Bugün kanun teklifi vermişler; elmasla pırlantadan da artık %20 Özel Tüketim Vergisi alacak.
Bu milletvekilinin taktığı bilmem kaç bin dolarlık saat var ya, o saatte lüks tüketim vergisi yok, kayışında var, kayışında. Kayışından lüks tüketim vergisi alıyor, saatin kendinden almıyor. Neden? Zenginin işi kayışla değil ki, zenginin işi oradaki 10 bin, 100 bin dolarlık saatle. Şimdi elmasla pırlantaya vergi getiriyormuş. Getir, bir mahsuru yok ama esas söylediğimiz; mutfak tüpünden kaldırıyor musun kardeşim? Mutfak tüpünden kaldırıyor musun? Zaruri ev aletinden, çocuğun zaruri çocuğa yapılan harcamalardan kaldırıyor musun? Yoksa Cumhuriyet Halk Partisi hatırlattı, pırlantadan da alalım, utandık alalım.
"İKİSİ DE YALAN SÖYLÜYOR VE İKİSİ DE DOĞRU SÖYLÜYOR"
Yüksek gelirli ülkeler ligine geldiğimizin müjdesini verdikleri gün ne oldu biliyor musunuz? Bir taraftan Mehmet Şimşek "yüksek gelirli ülkelere girdik" diyor, millet de bakıyor cebine, cüzdanına, kredi kartı ekstresine. Öbür taraftan birini yollamışlar, AK Parti'nin grup başkanı, ona da o işi vermişler. Televizyonların karşısına çıkmış kanun teklifi veriyor. Kanun teklifi için tabii haklı olarak meclisi takip eden gazeteci; ülkenin gündemi belli, milletin gündemi belli. Soruyor arkadaş, diyor ki: "Siz bayram ikramiyesi için bu kanun teklifinde madde var mı?" Öyle ya, bayram ikramiyesi 4 bin lira, bunun arttırılması için kanuni düzenleme lazım. Diyor ki: "Veremedik, hazinede para yok." Zaten emekliye falan verirken de kaynak sorunu vardı, onlara da bir şey veremedik, paramız yok. Bir tarafta "yüksek gelirli ülkeler ligine girdik" diye caka satan Mehmet Şimşek, öbür tarafta "emekliye para veremeyiz, yoktur" diyen birisi.
Emekliler, ikisi de yalan söylüyor ve ikisi de doğru söylüyor. Doğru söylenen taraf şudur: Haktır ama yoktur. Çünkü sizin hakkınızı bunlar başkasına yedirmiştir, başkasına yedirmiştir! Mehmet Şimşek'in toplam parayı kişi başına bölüp söylediği rakam bir yerlerde kümelenmese, odaklanmasa, zenginlerde birikmese herkese yetecek kadar para var. Siyaset öncelik belirleme işidir. Maalesef, maalesef bu iktidar döneminde, bakın hatırlayalım; emekliye bayram ikramiyesi 2015 seçiminin konusuydu, ana konu. Biz dedik ki 7 Haziran'a giderken, emekliye bir maaş bayram ikramiyesi. AK Parti 7 Haziran'da o dönemde MHP de vereceğiz dedi, o dönemki DEM de vereceğiz dedi ama AK Parti vermeyiz dedi. 7 Haziran'da çoğunluğu kaybetti, 1 Kasım seçimine giderken "ben de vereceğim" dedi. 1 Kasım'da millet onlara çoğunluğu verdi ama orada yaşananları uzun konuştuk, konuşuruz.
2015'te iki bayram vermedi, 2016 vermedi, 2017 vermedi, 2018'de seçimden önceki bayram bin lira verdi, bin lira. Biz o zaman itiraz ettik "bir asgari ücret ver" diye, o bin lira verdi. Verdiği bin lira üç tane çeyrek altın alıyordu o gün. 2018'de verdiği bin lira üç tane çeyrek altın alıyordu. Bugün çeyrek altın 12 bin 700 - 13 bin lira; çarp üçle, 39 bin lira. CHP ne diyor? "Asgari ücret olacak" 39 bin lira ve CHP ne diyor? "Emekliye bayramda bir asgari ücret ikramiye", o da 39 bin lira.
Bir yanda, bir yanda hesabı doğru yapan her taahhüdünde birbiriyle denk düşen hesabı tutturan bir CHP var. Bir yanda 2018'den bugüne TÜİK'e inanırsan -nedir TÜİK? Tayyip Bey'i Üzmeyen İstatistik Kurumu- TÜİK'e inanırsan o günden bugüne %1059 enflasyon olmuş. Yani 11,5 kat artmış bir toplam malların ve hizmetlerin değerine gelen zam 11,5 kat olmuş. Bunlar ikramiyeyi 1 liradan 4 liraya yaptılar. Yani %1059 enflasyon varken %300 artış veriyorlar bayramda verilecek ikramiyeye. Öyle olunca ne oluyor? Olması gerekenin üçte biri verilince bugünkü hal ortada çıkıyor. Zaten TÜİK rakamları da yanlış, bastırılmış. Normal şartlarda 3 çeyrek altın alacakken verilen bu parayla çeyrek altının üçte birini alıyorsun.
Bakın ilk verilen bayram ikramiyesi 3 çeyrek altın alıyordu. Canlı yayında bütün kuyumcuların şahitliğinde bütün milletin huzurunda hesap ortada. 3 çeyrek altın alıyordu, bugün yeter zam yapmıyoruz dedikleri 4 bin liralık bayram ikramiyesi çeyrek altının üçte birini alıyor. 9 kat öptüler sizi, 9 kat! 9 kat yediler hakkınızı. Bunu böyle görelim, böyle bilelim, defterlerini dürmek için de bütün emekli hep beraber sandığı bekleyelim.
Bakın öyle bir veri çıktı ki kredi kartı borçları tarihinin en yüksek seviyesinde ve Cumhuriyet tarihi rekoru. Önce burayı göstereyim. İki kişiden birinin kredi kartı borcu maaşını geçmiş. Yani bu kardeşim maaşı alırken bakıyor, aldığı maaştan fazla kredi kartı borcu var. Türkiye'de iki kişiden birinin. Bunu unutmayım yarın akşam mitingde sorayım, en iyi kamuoyu araştırması, ne çıkarsa kabak gibi çıkıyor. Türkiye'de 6.2 trilyon lira toplam kredi kartı borcu var. Hepimizin kredi kartlarının borç toplamı 6.2 trilyon lira. Borcu takipte olan 4.2 milyon kişi var Türkiye'de. Tarihin en yüksek rakamındayız, en borçlu zamanındayız ve bunun sebebi birkaç hafta önce konuşmuştuk; %95'lik tefecinin bile almadığı faizi alan bu sistem.
İçinde %30... Bakın parası olan, bankaya koyan, parasıyla geçinen bankadan aldığı faizle geçinenden %18 stopaj alınıyor. %18... Kredi kartının borcunu ödeyemeyip faize düşenden %30 vergi alıyorlar. %45, üstüne 30, %15 bilmem ne, %95. Yani bugün Türkiye'deki her iki kişiden biri kredi kartı borcu maaştan fazla ya, kapatamıyor zaten ve o borca %95 koya koya borcu kartopu gibi büyüten bir sistem var. Kartopu gibi... Ve çok büyük bir iflasın bir kez daha hatırlatıyorum ki bir kez daha hatırlatıyorum ki büyük bir toplumsal infialin eşiğindeyiz.
Ve bu üç harfliler "2 ay sonra öde" kampanyası yapmış. "Hadi veresiye ile şimdi al, 2 ay sonra öde". "TomBank hadi" diyor, kendi bankasıymış Gıda Bankası'nın. "2 ay sonra öde". Buraya bütün ürünlerin fiyatını koymuş "şimdi al 2 ay sonra öde". Böyle bir kampanyayla ramazanı geçirmeye çalışan bir memleketin içindeyiz.
Gelelim haftanın klasiklerinden bir tanesine. Böyle ekonomiyi enine boyuna konuşmadan, karşılaştırmadan ve Tayyip Bey'e kendi sözlerini hatırlatmadan Allah bu kürsüden inmeyi nasip etmesin. Tabii bir de gelecek hafta var ayın 10'u doluyor. Hani bir AK Partili siyasetçi -önce seyyar giyotindi, "aferin oğlum gel burada takıl", bakan yardımcılığında birazcık bakın. Hadi sonra oğlum Akın git orada İstanbul'un milli iradesine karşı akın akın. Sonra "aferin oğlum Akın gel biraz da bakanlıkla takın" dediler ya. Bir ayı doluyor bir ayı! Mal varlığının bir ayı doluyor. Haftaya salı mal varlığıyla ilgili beyanı teslim etmesinin son günü. İnşallah o gün o mal varlığına birlikte bir göz atacağız hep beraber. Hiç kimse merak etmesin.
Ne demişti Tayyip Bey? "3 yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız bana beddua edin." Burada bir itirazım var, biz sizin gibi kötü insanlar değiliz. Biz beddua bilmeyiz. "Beddua döner edeni vurur" derdi rahmetli anneannem. Beddua etmeyi size bırakıyoruz, biz milletçe dua ediyoruz; AK Parti iktidarı yakamızdan düşsün diye dua ediyoruz. Kural; 3 yıl öncekinden az ekmek alıyorsan. Önce ekmeğe baktık; az alıyor. Sonra pideye baktık; az alıyor. Şimdi iftar sofrasına bakalım, restoranda iftar enflasyonu hesaplamış arkadaş. 2023 yılı, aynı restoran; çorba, pilav, et yemeği, salata, içecek, 4 kişilik aile.
3 yıl önce ya, 2023'te 1130 TL'ye kalkıyorsun. Bugün bu sofra 6500 TL. 4 kişi çorba, pilav, et yemeği, salata, içecek 6500 TL. Doğru mu? 3 yıl öncekine göre az ekmek alan beddua etsin diyordu; 1130 lira 3 yıl önce, 6500 lira şimdi. Peki verdiğin bu abime verdiğin asgari ücretle, bu abim 2023 yılı asgari ücretle 8 kez iftar yapabilirdi ailesiyle dışarıda, bu seneki asgari ücretle 4 kez yapabiliyor. 3 yıl önceye göre ekmek büyümüş mü küçülmüş mü? O zaman Tayyip Bey bedduayı hak etmiş mi? Ama beddua etmiyoruz, hep beraber dua ediyoruz. Tayyip Bey gidecek, bu sofraya tekrar bereket gelecek!
Bir yanda, bir yanda hesabı doğru yapan, her taahhüdünde birbiriyle denk düşen, hesabı tutturan bir CHP var.
Bir yanda 2018'den bugüne, TÜİK'e inanırsan - nedir TÜİK? Tayyip Bey'i Üzmeyen İstatistik Kurumu - TÜİK'e inanırsan o günden bugüne yüzde 1059 enflasyon olmuş. Yani 11 buçuk kat artmış bir toplam malların ve hizmetlerin değeri, gelen zam 11 buçuk kat olmuş.
Bunlar ikramiyeyi 1 liradan 4 lira yaptılar. Yani yüzde 1059 enflasyon varken yüzde 300 artış veriyorlar bayramda verilecek ikramiyeye. Öyle olunca ne oluyor? Olması gerekenin üçte biri verilince bugünkü hal ortaya çıkıyor. Zaten TÜİK rakamları da yanlış, bastırılmış. Normal şartlarda 3 çeyrek altın alacakken verilen bu parayla çeyrek altının üçte birini alıyorsun.
"9 KAT YEDİLER HAKKINIZI"
Bakın, ilk verilen bayram ikramiyesi 3 çeyrek altın alıyordu. Canlı yayında, bütün kuyumcuların şahitliğinde, bütün milletin huzurunda hesap ortada; 3 çeyrek altın alıyordu. Bugün 'yeter, zam yapmıyoruz' dedikleri 4 bin liralık bayram ikramiyesi çeyrek altının üçte birini alıyor. 9 kat üttüler sizi, 9 kat! 9 kat yediler hakkınızı. Bunu böyle görelim, böyle bilelim; defterlerini dürmek için de bütün emekliler hep beraber sandığı bekleyelim.
"TEFECİNİN BİLE ALMADIĞI FAİZİ ALAN BU SİSTEM"
Bakın, öyle bir veri çıktı ki kredi kartı borçları tarihinin en yüksek seviyesinde ve Cumhuriyet tarihi rekoru. Önce burayı göstereyim: İki kişiden birinin kredi kartı borcu maaşını geçmiş. Yani bu kardeşim maaşı alırken bakıyor, aldığı maaştan fazla kredi kartı borcu var. Türkiye'de iki kişiden birinin... Bunu unutmayın, yarın akşam mitingde sorayım; en iyi kamuoyu araştırması, ne çıkarsa kabak gibi çıkıyor.
Türkiye'de 6.2 trilyon lira toplam kredi kartı borcu var. Hepimizin kredi kartlarının borç toplamı 6.2 trilyon lira. Borcu takipte olan 4.2 milyon kişi var Türkiye'de. Tarihin en yüksek rakamındayız, en borçlu zamanındayız. Ve bunun sebebi, birkaç hafta önce konuşmuştuk; yüzde 95'lik, tefecinin bile almadığı faizi alan bu sistem.
İçinde yüzde 30, bakın; parası olan, bankaya koyan, parasıyla geçinen, bankadan aldığı faizle geçinenden yüzde 18 stopaj alınıyor. Yüzde 18. Kredi kartının borçunu ödeyemeyip faize düşenden yüzde 30 vergi alıyorlar. Yüzde 45, üstüne 30, yüzde 15 bilmem ne... Yüzde 95! Yani bugün Türkiye'deki her iki kişiden biri (kredi kartı borcu maaştan fazla ya) kapatamıyor zaten ve o borca yüzde 95 koya koya borcu kartopu gibi büyüten bir sistem var. Kartopu gibi! Ve çok büyük bir iflasın, bir kez daha hatırlatıyorum ki, büyük bir toplumsal infialin eşiğindeyiz.
"BÖYLE BİR KAMPANYAYLA RAMAZAN'I GEÇİRMEYE ÇALIŞAN BİR MEMLEKETİN İÇİNDEYİZ"
Ve bu 'üç harfliler' iki ay sonra öde kampanyası yapmış. İki ay sonra öde... Hadi veresiye ile şimdi al, iki ay sonra öde. 'Tom Bank hadi' diyor, kendi bankasıymış gıda bankasının, iki ay sonra öde. Buraya bütün ürünlerin fiyatını koymuş; şimdi al, iki ay sonra öde. Böyle bir kampanyayla Ramazan'ı geçirmeye çalışan bir memleketin içindeyiz.
"BİZ MİLLETÇE DUA EDİYORUZ; AK PARTİ İKTİDARI YAKAMIZDAN DÜŞSÜN DİYE"
Gelelim haftanın klasiklerinden bir tanesine. Böyle ekonomiyi enine boyuna konuşmadan, karşılaştırmadan ve Tayyip Bey'e kendi sözlerini hatırlatmadan Allah bu kürsüden inmeyi nasip etmesin. Tabii bir de gelecek hafta var, ayın 10'u doluyor. Hani bir AK Partili siyasetçi; önce seyyar giyotindi, 'aferin oğlum gel burada takıl, bakan yardımcılığında birazcık bakın'. Hadi sonra 'oğlum akın, git orada İstanbul'un milli iradesine karşı akın akın'. Sonra 'aferin oğlum akın, gel biraz da bakanlıkla takın' dediler ya... Bir ayı doluyor, bir ayı! Mal varlığının bir ayı doluyor! Haftaya salı mal varlığı ile ilgili beyanı teslim etmesinin son günü. İnşallah o gün o mal varlığına birlikte bir göz atacağız hep beraber. Hiç kimse merak etmesin.
Ne demişti Tayyip Bey? '3 yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız bana beddua edin.' Burada bir itirazım var; biz sizin gibi kötü insanlar değiliz. Biz beddua bilmeyiz. 'Beddua döner edeni vurur' derdi rahmetli anneannem. Beddua etmeyi size bırakıyoruz. Biz milletçe dua ediyoruz; AK Parti iktidarı yakamızdan düşsün diye dua ediyoruz.
Kural: 3 yıl öncekinden az ekmek alıyorsan... Önce ekmeğe baktık; az alıyor. Sonra pideye baktık; az alıyor. Şimdi iftar sofrasına bakalım. Restoranda iftar enflasyonu hesaplamış arkadaşlar. 2023 yılı, aynı restoran: Çorba, pilav, et yemeği, salata, içecek. 4 kişilik aile. 3 yıl önce ya; 2023'te 1130 TL'ye kalkıyorsun. Bugün bu sofra 6500 TL. 4 kişi; çorba, pilav, et yemeği, salata, içecek 6500 TL. Doğru mu?
'3 yıl öncekine göre az ekmek alan beddua etsin' diyordu. 1130 lira 3 yıl önce, 6500 lira şimdi. Peki verdiğin bu abime, verdiğin asgari ücretle; bu abim 2023 yılı asgari ücretiyle 8 kez iftar yapabilirdi ailesiyle dışarıda. Bu seneki asgari ücretle 4 kez yapabiliyor. 3 yıl önceye göre ekmek büyümüş mü, küçülmüş mü? O zaman Tayyip Bey bedduayı hak etmiş mi? Ama beddua etmiyoruz, hep beraber dua ediyoruz: Tayyip Bey gidecek, bu sofraya tekrar bereket gelecek!
Bir yanda, bir yanda hesabı doğru yapan, her taahhüdünde birbiriyle denk düşen, hesabı tutturan bir CHP var.
Bir yanda 2018'den bugüne, TÜİK'e inanırsan - nedir TÜİK? Tayyip Bey'i Üzmeyen İstatistik Kurumu - TÜİK'e inanırsan o günden bugüne yüzde 1059 enflasyon olmuş. Yani 11 buçuk kat artmış bir toplam malların ve hizmetlerin değeri, gelen zam 11 buçuk kat olmuş.
Bunlar ikramiyeyi 1 liradan 4 lira yaptılar. Yani yüzde 1059 enflasyon varken yüzde 300 artış veriyorlar bayramda verilecek ikramiyeye. Öyle olunca ne oluyor? Olması gerekenin üçte biri verilince bugünkü hal ortaya çıkıyor. Zaten TÜİK rakamları da yanlış, bastırılmış. Normal şartlarda 3 çeyrek altın alacakken verilen bu parayla çeyrek altının üçte birini alıyorsun.
"9 KAT YEDİLER HAKKINIZI"
Bakın, ilk verilen bayram ikramiyesi 3 çeyrek altın alıyordu. Canlı yayında, bütün kuyumcuların şahitliğinde, bütün milletin huzurunda hesap ortada; 3 çeyrek altın alıyordu. Bugün 'yeter, zam yapmıyoruz' dedikleri 4 bin liralık bayram ikramiyesi çeyrek altının üçte birini alıyor. 9 kat üttüler sizi, 9 kat! 9 kat yediler hakkınızı. Bunu böyle görelim, böyle bilelim; defterlerini dürmek için de bütün emekliler hep beraber sandığı bekleyelim.
"TEFECİNİN BİLE ALMADIĞI FAİZİ ALAN BU SİSTEM"
Bakın, öyle bir veri çıktı ki kredi kartı borçları tarihinin en yüksek seviyesinde ve Cumhuriyet tarihi rekoru. Önce burayı göstereyim: İki kişiden birinin kredi kartı borcu maaşını geçmiş. Yani bu kardeşim maaşı alırken bakıyor, aldığı maaştan fazla kredi kartı borcu var. Türkiye'de iki kişiden birinin... Bunu unutmayın, yarın akşam mitingde sorayım; en iyi kamuoyu araştırması, ne çıkarsa kabak gibi çıkıyor.
Türkiye'de 6.2 trilyon lira toplam kredi kartı borcu var. Hepimizin kredi kartlarının borç toplamı 6.2 trilyon lira. Borcu takipte olan 4.2 milyon kişi var Türkiye'de. Tarihin en yüksek rakamındayız, en borçlu zamanındayız. Ve bunun sebebi, birkaç hafta önce konuşmuştuk; yüzde 95'lik, tefecinin bile almadığı faizi alan bu sistem.
İçinde yüzde 30, bakın; parası olan, bankaya koyan, parasıyla geçinen, bankadan aldığı faizle geçinenden yüzde 18 stopaj alınıyor. Yüzde 18. Kredi kartının borçunu ödeyemeyip faize düşenden yüzde 30 vergi alıyorlar. Yüzde 45, üstüne 30, yüzde 15 bilmem ne... Yüzde 95! Yani bugün Türkiye'deki her iki kişiden biri (kredi kartı borcu maaştan fazla ya) kapatamıyor zaten ve o borca yüzde 95 koya koya borcu kartopu gibi büyüten bir sistem var. Kartopu gibi! Ve çok büyük bir iflasın, bir kez daha hatırlatıyorum ki, büyük bir toplumsal infialin eşiğindeyiz.
"BÖYLE BİR KAMPANYAYLA RAMAZAN'I GEÇİRMEYE ÇALIŞAN BİR MEMLEKETİN İÇİNDEYİZ"
Ve bu 'üç harfliler' iki ay sonra öde kampanyası yapmış. İki ay sonra öde... Hadi veresiye ile şimdi al, iki ay sonra öde. 'Tom Bank hadi' diyor, kendi bankasıymış gıda bankasının, iki ay sonra öde. Buraya bütün ürünlerin fiyatını koymuş; şimdi al, iki ay sonra öde. Böyle bir kampanyayla Ramazan'ı geçirmeye çalışan bir memleketin içindeyiz.
"BİZ MİLLETÇE DUA EDİYORUZ; AK PARTİ İKTİDARI YAKAMIZDAN DÜŞSÜN DİYE"
Gelelim haftanın klasiklerinden bir tanesine. Böyle ekonomiyi enine boyuna konuşmadan, karşılaştırmadan ve Tayyip Bey'e kendi sözlerini hatırlatmadan Allah bu kürsüden inmeyi nasip etmesin. Tabii bir de gelecek hafta var, ayın 10'u doluyor. Hani bir AK Partili siyasetçi; önce seyyar giyotindi, 'aferin oğlum gel burada takıl, bakan yardımcılığında birazcık bakın'. Hadi sonra 'oğlum akın, git orada İstanbul'un milli iradesine karşı akın akın'. Sonra 'aferin oğlum akın, gel biraz da bakanlıkla takın' dediler ya... Bir ayı doluyor, bir ayı! Mal varlığının bir ayı doluyor! Haftaya salı mal varlığı ile ilgili beyanı teslim etmesinin son günü. İnşallah o gün o mal varlığına birlikte bir göz atacağız hep beraber. Hiç kimse merak etmesin.
Ne demişti Tayyip Bey? '3 yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız bana beddua edin.' Burada bir itirazım var; biz sizin gibi kötü insanlar değiliz. Biz beddua bilmeyiz. 'Beddua döner edeni vurur' derdi rahmetli anneannem. Beddua etmeyi size bırakıyoruz. Biz milletçe dua ediyoruz; AK Parti iktidarı yakamızdan düşsün diye dua ediyoruz.
Kural: 3 yıl öncekinden az ekmek alıyorsan... Önce ekmeğe baktık; az alıyor. Sonra pideye baktık; az alıyor. Şimdi iftar sofrasına bakalım. Restoranda iftar enflasyonu hesaplamış arkadaşlar. 2023 yılı, aynı restoran: Çorba, pilav, et yemeği, salata, içecek. 4 kişilik aile. 3 yıl önce ya; 2023'te 1130 TL'ye kalkıyorsun. Bugün bu sofra 6500 TL. 4 kişi; çorba, pilav, et yemeği, salata, içecek 6500 TL. Doğru mu?
'3 yıl öncekine göre az ekmek alan beddua etsin' diyordu. 1130 lira 3 yıl önce, 6500 lira şimdi. Peki verdiğin bu abime, verdiğin asgari ücretle; bu abim 2023 yılı asgari ücretiyle 8 kez iftar yapabilirdi ailesiyle dışarıda. Bu seneki asgari ücretle 4 kez yapabiliyor. 3 yıl önceye göre ekmek büyümüş mü, küçülmüş mü? O zaman Tayyip Bey bedduayı hak etmiş mi? Ama beddua etmiyoruz, hep beraber dua ediyoruz: Tayyip Bey gidecek, bu sofraya tekrar bereket gelecek!
EŞEL MOBİL SİSTEMİ
Buradan, buradan bir çağrım var. İran'a yapılan saldırıdan sonra Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, tankerlerin tehlikesi, tedirginlik, petrol fiyatları yukarı doğru tırmanıyor. Böyle olunca, petrol fiyatı düşerken düşmeyen mazotumuz benzinimiz tırmanınca tırmanıyor. Ve mazota geçen hafta gelen zamla litre fiyatı 61 lira olmuştu. Bugün için de yüzde 6.7’lik bir zam bekleniyor. Biraz önce arkadaşlar gösterdi, rafineriye uzaklığa göre değiştiği için bazı illerimizde bu gece 12'den sonra 70 lirayı aşacak, 70 lirayı aşacak mazotun litre fiyatı.
Arkadaşlarımız çalıştılar; mazottan yüzde 40 vergi alınıyor. Eskiden biliyorsunuz düşüp düşüp düşüp kalmayınca vazgeçmişlerdi; 'eşel mobil' sistemi uygulanıyordu. Yani eğer fiyat artarsa, artışı ÖTV'den karşılamak. Ya yüzde 40 alıyorsun zaten, yüzde 4 alsa ne yeter ne de kimse dönüp sana şu yüzde 4’ten vazgeç der. Yüzde 40 her litre mazotta ÖTV alıyorsun.
Eğer enflasyonla mücadelede samimiyseniz, öyle ya bu akşam mazot 70 lirayı geçerse pazara gelen maruldan bakkala gelen ekmeğe kadar, ekmeğin piştiği fırının mazotundan taşıyan kamyonundan marulu taşıyan kamyoncuya kadar her şeye iğneden ipliğe zam gelmeyecek mi? Geldiği zaman enflasyon bir kez daha atak yapmayacak mı?
Onun için enflasyonla mücadelede samimi ve akıl... Yani akıllı değilsiniz de samimi de değilsiniz. Enflasyonla mücadelede doğru bir iş yapmak istiyorsanız en doğru iş bu akşamki zamdan başlayarak eşel mobil sistemini tekrar hayata geçirmek, akaryakıtı zamlamamak ve bunu ÖTV’den karşılamaktır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin ekonomistleri, bu konudan anlayan milletvekilleri, ÇAO'da çalışanlar, MYK üyelerinin ortak önerisi budur.
Biz iktidarda olduğumuzda bu dalgalanmalardan eşel mobil sistemiyle zaten yüksek alınan ÖTV’den karşılanabilecekken bu zammı bu akşam yapmamayı öneriyoruz. Ülkesini seven, iğneden ipliğe her şeye zam gelmesin isteyen, aslında kendi menfaatini de düşünüp enflasyonla mücadelede yara almamak isteyen bunu uygular. Yok burnunun dikine gidersen gelecek ay enflasyon rakamlarında yeniden görüşürüz.
"AK PARTİ TARİHİNİN DE EN BECERİKSİZ, EN BAŞARISIZ MİLLİ EĞİTİM BAKANI"
Konumuz çok, acımız çok. Eğitim dışında her şeyle uğraşan bir Milli Eğitim Bakanı var malum. Okullarda hijyen sorunu var, beslenme sorunu var ve güvenlik sorunu var. Biz bunları söyleyince güvenlik sorunu deyince hiç duymaz, hijyende biz okullara su sebili koyarız engel olmaya çalışır. Hijyen sorununa karşı velilerden para toplarlar; yapmayın belediyemiz temizlesin deriz, bizi içeriye sokmazlar. Öğrenciyi değil siyaseti ve AK Parti'yi güya düşünen ama AK Parti tarihinin de en beceriksiz, en başarısız Milli Eğitim Bakanı... Gerçi burada rekabet kızışık olur, hakikaten eskilerde de çok kıymetli kardeşlerim var. Ama çok kıymetli derken yani çok kıymetli manasında söylüyorum sakın yanlış anlaşılmasın.
"BİR YIL ÖNCE 'OKULLARDA CAN GÜVENLİĞİMİZ YOK' DİYE İSYAN EDEN, UYARIDA BULUNAN BİR EĞİTİMCİ"
İstanbul Çekmeköy’de biyoloji öğretmenimiz Fatma Nur Çelik bir öğrencinin bıçaklı saldırısıyla 44 yaşında hayatının baharında hayatını kaybetti. Öyle ki bir yıl önce 'okullarda can güvenliğimiz yok' diye isyan eden, uyarıda bulunan bir eğitimci. Bir iki emekli öğretmenin evladı olarak ve bütün öğretmenlerin hangi görüşten olursa olsun, bütün öğretmenlerin başı sağ olsun, ailenin başı sağ olsun, milletimizin başı sağ olsun.
"DİN ÜZERİNDEN BÖLÜCÜLÜK KUTUPLAŞMA PEŞİNDEKİ BAKAN DUYMAZ, DUYSA DA YAPMAZ"
Milleti yoksulluktan korumayan, kadınları şiddetten korumayan, gençleri uyuşturucudan koruyamayan, suç örgütlerinin ağına düşmekten koruyamayanlar şimdi artık öğretmenlerinin okulda hayatını da koruyamaz hale geldi. Din üzerinden bölücülük kutuplaşma peşindeki Bakan duymaz, duysa da yapmaz. Zaten bunlardan bir şey yap diye isteyen yok artık.
"65 BİN UZMAN ÇAVUŞ OKULLARDA GÖREV YAPACAK"
Ancak daha dün 'Biz geldiğimizde Milli Eğitim'de neler yapacağız?' sayarken saymıştım. Okullardaki güvenlik için 65 bin güvenlik görevlisine ihtiyaç var. Buradan ilan ediyoruz; orduda görev yapan uzman çavuşlarımız var. Bunlara devletin taahhüdü var; '7 yıl çalıştıktan sonra ayrılabilirsin, bir resmi kurumda görevlendirileceksin.' Hepsi belediyelerimizin kapısında kuyrukta. Biz imkan oldukça zabıtaları oradan alıyoruz ama yedi yılda emekliliğin, daha doğrusu görevi bırakıp bir başka kamu kurumuna gelmenin belediyelerle yapılabilecek hali yok, doygunluğa ulaşmış durumda. Yine de her fırsatta alıyoruz.
Ama buradan bütün uzman çavuşlara söylüyorum, bütün velilere söylüyorum; Cumhuriyet Halk Partisi'nin programında, hükümet programında ve seçim vaatlerinde yer alacak; ilk elden 65 bin uzman çavuş okullarda bu tip durumlara karşı güvenlik görevlisi olarak, uyuşturucuya, şiddete karşı güvenlik görevlisi olarak görev yapacak. Uzman çavuşlarımız zaten eğitimleri var, bu konuda eğitim alacaklar, şahane bir kıyafetleri olacak. Hepimizin içi rahat edecek, seçilmiş ve iyi giyinmiş, öğrencilerle nasıl diyalog kuracağını bilen ve suça karşı caydırıcı uzman çavuşlarımıza burada alan var.
Ayrıca, ayrıca daha pek çok alanda nerede güvenlik yoksa, yani sokakta bir kadın arkasından gelen ayak sesinden ürkmeyeceği sokaklar yaratana kadar da nerede bir güvenliğe ihtiyaç varsa oralarda uzman çavuşlara istihdam alanı açılacak.
"TANSİYON YARATMAYA ÇALIŞIYORLAR"
Bugün 3 Mart, Türkiye'de laiklik ilkesinin temelini oluşturan üç devrim yasasının kabulünün yıl dönümü. Tevhid-i Tedrisat düzenlemesi, Hilafetin kaldırılması ve Şer'iyye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılmasının 102. yılındayız.
Gölge Milli Eğitim Bakanımız, Milli Eğitim Komisyonu milletvekillerimiz ve politika kurulu üyelerimiz bugün Meclis'teydiler. Eğitim alanında örgütlü sendikalar, sivil toplum örgütleri ve akademisyenlerle görüştüler. Şu anda 70 öğretmenimizle birlikte grubumuzu öğretmenlerimiz şereflendirdiler, arkadaşlarımız da eşlik ediyorlar.
Bugün çok kıymetli bir gün çünkü Cumhuriyet'in tüm dinlere, tüm kimliklere karşı eşit ve adaletli davranmasını öngören bir ilkenin kıymetini hatırlıyoruz. Birileri gibi o ilkeye yıllarca saldırıp, sonra 15 Temmuz'da sadece bu millete değil, bir meczuba sadakati olanların, 'Alnı secdeye değiyor, bize karşı sadakati var' deyip liyakatine bakılmadan bir yerlere getirenlerin ne yaptığını görünce Atatürk resimlerine sarılanlar, onları kendi il başkanlıklarından sallayanlar, İzmir'de FETÖ'nün sahibi olduğu il başkanlığından bir gecede başka tarafa taşınıp Atatürk resmi asanlar, şimdi yine Ramazan'ın yaşattığı duyguları da kendince kaşıyarak, toplumun bir tarafını düşmanlaştırarak, çocuklar üzerinden kutuplaştırma yaratarak saldırıda bulunmaya ve buradan bir tansiyon yaratmaya çalışıyorlar.
"ELDEN GİDEN BİR ŞEY VARDIR, O DA RECEP TAYYİP ERDOĞAN VE AK PARTİ'NİN İKTİDARIDIR"
Şunu bilsinler; mübarek Ramazan ayındaki istismarın, kendilerince yapmaya çalıştıkları kumpasın farkındayız. Milleti bölmeye uğraşmasınlar. Biz inanç özgürlüğünden yanayız ve Cumhuriyet'in bütün kazanımlarının kaya gibi arkasındayız, kaya gibi!
Herkes bilsin ki Cumhuriyet Halk Partisi, din ve vicdan özgürlüğünün de laiklik ilkesinin de teminatıdır. Cumhuriyet'in ilkelerini savunmak suç değildir. Kimsenin 'din elden gidiyor' edebiyatına da fırsat vermeyiz. Çünkü ne dinin elden gitmesine, ne inanç özgürlüğünün kısıtlanmasına, ne de bu ülkenin evlatlarının birilerinin hesabı uğruna kutuplaştırılmasına izin vermeyiz. Elden giden bir şey vardır, o da Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti'nin iktidarıdır.
"KÖTÜLÜK SINIR TANIMIYOR, KÖTÜLÜK SALDIRIYOR"
Değerli arkadaşlar, biraz önce de söyledim; bir darbe sürecinin içindeyiz. 2006 yılının üçüncü ayının üçüncü gününde, üç saat sonra dünyada ne olacak, ülkede ne olacak bunu bilemediğimiz bir ortamda yaşıyoruz. Kötülük sınır tanımıyor, kötülük saldırıyor. Ama biz büyük bir kararlılıkla, cesaretle, metanetle, hem gayretle hem de kuvvetle karşısında duruyoruz.
Yargıya duyulan güvenin %18'e indiği, Türkiye ekonomisinin 160 milyar dolar kaybettiği bir darbe sürecindeyiz 19 Mart'tan beri. Hatta 30 Ekim 2024'ten beri bu darbeyle muhatabız. Bu darbenin ilk adımları, ilk adımları atıldığında Türkiye'nin en büyük ilçesi; biz kaybettiğimizde nüfusu 90.000 olan, nüfusu bir milyonun üzerindeyken Ahmet Özer tarafından alınan Esenyurt'a, bir sabah Ahmet Özer'e 'Sen Esenyurt'u nasıl elimizden alırsın' diye... O günlerde ortamlar başkayken Kürt kimliğini de aşağılayarak, 'Böyle bir ilçeyi sen nasıl alırsın Ahmet Özer' diyerek onu önce gözaltına, sonra Silivri zindanına koydular. Dimdik bir mücadele verdi. 'Benim suçum yok' dedi, 'Benim suçum bu ilçeyi kazanmak' dedi, 'Benim suçum hizmet etmek' dedi. 'Ben Esenyurt'un varlıklarını benden istediler, vermedim; işlerine gelmedim, bana saldırıyorlar' dedi. Bir sabah saldırdılar.
Bir yılı aşkın zaman hapiste yattı, eğilmedi, bükülmedi. 111 gündür tahliye oldu. Tahliye olduğundan beri de hem Türkiye'nin barışına, demokrasisine katkı sağlamaya çalışıyor hem girdiği cezaevine (gerçi izin vermediler en son), çok enteresan bir durum var bu Ahmet Özer-Silivri ilişkisi, hakikaten kitaplık bir ilişki. Seçilmiş adamı içeri koydular, çıkacağım dedi bir yıl çıkartmadılar; şimdi Ekrem Başkan ziyaret edecek, gireceğim diyor yine izin vermiyorlar.
Şimdi hem arkadaşlarıyla, aileleriyle ilgileniyor ama bir yandan da Esenyurt sokaklarında, yolda yürüyemiyor. Çünkü herkes 'Çıktın artık, görevinin başına gelmelisin' diyor. Göreve iade için başvurdu ama inanılmaz bir durum var Esenyurt'ta. Niye? Her yerde ilçenin kaymakamı varsa, ilin valisi kayyum olarak atanırken (ki atanmasın hiçbirisi), Esenyurt'un kaymakamına 'Sen yapamazsın' dediler. Beyoğlu Kaymakamı'nı bir geceliğine İstanbul Vali Yardımcısı yapıp, bir geceliğine, ertesi sabah Esenyurt'a kayyum yolladılar.
"CHP BAŞARILI BELEDİYECİLİK YAPMASIN' DİYE BÖYLE BİR İŞİN PEŞİNDE"
Öyle tuhaf, öyle acayip bir organizma ki her yere 'Esenyurt Belediye Başkanı' diye kendi adını yazdırdı. Ben bir yerde kayyum resmi görmedim; posterler bastırttı, billboardlar giydirtti. Ramazan'da dağıtmak üzere 500.000 tane çatal, bıçak, kaşık yaptırmış, üstüne kendi ismini yazdırmış. Kayyum kayyum! Kendi ismini yazdırmış. Esenyurt'un seçilmişi Esenyurt'ta omuzlarda; o belediyenin atanmışı oturmuş 500.000 tane kaşık dağıtarak milletin gönlüne girmenin telaşında. Millet selam vermiyor. AK Partililer diyor 'Başımıza dert oldu'. Ahmet Özer dönsün, rekabet edelim. Devletin gücüyle orada kendini belediye başkançılık oynayan birisi var. Bir de Ahmet Özer'in vermediği; demişler vergi borcuna karşılık ver, 'Ya nasıl vereyim Esenyurt'un malı, babamın malı mı' dediği milyarlarca liralık arsaları o vakfa devretmiş, bu vakfa devretmiş, bilâbedel oralara dağıtmış. İşgal ordusu gibi. Geldiğinde bir şey bulamasın. İzmir'i terk ederken yakan kafa neyse, Esenyurt'un kayyumunun 'Benden sonra Ahmet Özer'ere kalmasın, CHP başarılı belediyecilik yapmasın' diye böyle bir işin peşinde.
"AVANS VERİYORUZ ÇIKIN KARŞIMIZA"
Dilekçe, dilekçe Sayın İçişleri Bakanı'nın önünde. Sayın Bahçeli 'Ahmetler göreve' derken Esenyurt hayatta inanmayan, açık söylüyoruz buradan: Gelin bu pazar bir sandık koyalım. Esenyurt'ta AK Partililer, MHP'liler dahil %75 göreve iade çıkmazsa bir şey bilmiyoruz. Hatta ve hatta bu kayyumu orada tutamazsınız da tutamazsınız da... Tut ki tutmaya karar verdiniz. E gelin o zaman Tayyip Bey, gelin. Kararı niye sen veriyorsun demokraside, niye ben vereyim demokraside? Sandığı koyalım, istifa ettirelim bütün Esenyurt Belediye Meclis üyelerimizi; sandığı koyalım, benim adayım Ahmet Özer. Hadi koy bakayım kaşıkçı, çatalcı kayyumu da... 100.000 mi fark veriyoruz başkanım? 150.000 fark! 50.000 de ben veriyorum, 150.000 de avans veriyoruz, çıkın karşımıza! Hadi bakalım
"MİLLET BİRİNİ SEÇTİYSE, DARBECİ ONU İNDİRDİYSE; MİLLET İLK FIRSATTA ONU DAHA YÜKSEK BİR MAKAMA BİNDİRİR"
Bir kez daha söylüyorum: "Hayrül beşer, insan şaşar.” Kardeşle inatlaşılır, eşle inatlaşılır, herkesle inatlaşılır; milletle inatlaşılmaz!
Esenyurt "Ahmet Özer” diyorsa inatlaşmayacaksın. Adana "Zeydan Karalar” diyorsa bu iradenin karşısında durmayacaksın. Zeydan Karalar’ın göreve iade edilmediği her gün Adana’ya ayıptır, siyaseten AK Parti’ye kayıptır, CHP’ye faydadır.
Millet bu haksızlıkları gördükçe yutmaz ve unutmaz. Gününü bekler. Bu millet adaleti tesis etmek üzere önüne (sandığın) gelmesini bekler. O güne kadar Adana’yı ne kadar kızdırırsan, o kadar ağır bedel ödeyeceksin sandıkta.
Aklı başında AK Parti’deki insanlara söylüyorum: Biri gitsin, birkaçınız gidin ve anlatın diyorsunuz ya Beyefendi’ye; anlatın! "Bir şiir için içeri girdik de bizim hikâyemiz orada başlamadı mı?” diye. "Abdullah Gül’ün önüne engel çıkarılınca millet bir anda bize sahip çıkmadı mı?” diye.
Söyleyin; tersini biz yaptık. 31 Mart’ta 13 bin 600 farka burun kıvırdık, 45 gün sonra 806 bin farkı yedik. O farkı yerken kafa kafaya seçimi 806 bin yaptık, bir sonraki seçim 1,5 milyon yaptık. Millet dikleşeni, kararına direneni, seçtiğiyle uğraşanı sevmiyor. Çünkü milletin seçtiğiyle darbeciler uğraşır. Millet birini seçtiyse, darbeci onu indirdiyse; millet ilk fırsatta onu daha yüksek bir makama bindirir. İlk fırsatta bunu yapar.
Tayyip Bey’e buradan, Ramazan mübarek gün... Akşam aynı iftar sofrasında buluşsaydık ki balta çekti; her seferinde kavgayı çıkarıyor ki bu milletin istediği birlik beraberlik olmasın. Bu akşam iftar sofrasında buluşsak belki orada anlatırdım, şimdi buradan anlatayım. Son sözüm şudur, son anlatacağım budur:
Ramazan mübarek gün, alınacak ders şudur: İstanbul seçimlerini iptal etmişsiniz. Biz de üç grup başkanvekili üçe bölündük. İkinci bölge bana düştü. Her gün iki ya da üç ilçeye gidiyorum, grubumuzdan milletvekilleriyle çalışıyorum. Fatih ilçesindeyiz o gün. Esnaf geziyoruz. Girdim içeri; bir tane böyle bembeyaz çember sakalıyla, takkesiyle nuryüzlü bir Hacı amca.
"Selamünaleyküm.”
"Aleykümselam Özgür Efendi" dedi.
Böyle gülümsedi. Öyle bir büktü ki bıyığını, öyle bir güldü ki; dedim "Hacı amca beni de biliyor, her şeyi de biliyor.” Ben hemen lafa girecek oldum; "İşte biliyorsunuz seçimler oldu Hacı amcacığım” falan...
"Dur, dur" dedi, "Özgür Efendi, bak" dedi. Şimdi yenisi var dedi, bir gösterdi elektronik bir terazi. "Ama" dedi, "Hacı amcan bununla 40 yıl tarttı" dedi. Arkada bir tane yerde, sarı kefeli bir eşit kollu terazi... Yamuk yumuk olmuş kefeleri. Dedi ki: "Hacı amcan bunda yıllarca fasulye tarttı, nohut tarttı, buğday tarttı, irmik tarttı. Bu dedi böyle dengeye gelir bilir misin?”
Dedim "Ben eczacıyım.”
"Hah, bu dengeye geldi ya" dedi, "Hacı amcan ucundan o tarafa biraz daha fasulye attı, biraz daha nohut attı" dedi.
"Niye?” dedi.
Dedim "Niye?”
Dedi ki: "Hak geçmesin diye.”
"Şimdi bak sana söyleyeyim Özgür Efendi" dedi.
"Buyur Hacı amca" dedim.
"Ben" dedi, "Tayyip Bey ne zamandan beri meydana çıktı ona oy verdim. Veririm" dedi.
"Ver Hacı amca" dedim.
"Kime" dedi, "sonra da verdim, veririm.”
"Ver Hacı amca" dedim.
"Binali Bey’e" dedi, "Binali Bey’e verdim" dedi.
"Olsun Hacı amca" dedim.
"Gelecek sefer kime aday ederse de ona vereceğim" dedi.
"Tamam Hacı amca" dedim.
"Ama" dedi, "bu sefer, bu sefer Ekrem’e vereceğim" dedi.
"Niye Hacı amca?” dedim. "Niye?” dedim Hacı amca.
"Evladım" dedi, "hak geçti, hak geçti" dedi. "Hak geçti.”
Bu memleketin umudu Tayyip Bey’in vicdanında değildir. Bu memleketin umudu; Fatih’te hak geçmesin diye her müşteriye bu kadar fasulye atan, 40 yılda belki iki kamyon fasulyeyi hak yememek için karşıya atan Hacı amcanın, İstanbul’un seçimine adalet getiren vicdanındadır o umut.
Hacı amcaya selamlar olsun. Ramazan’ı mübarek olsun. Hepimizin yolu açık olsun. Hakkı, hukuku, adaleti getireceğiz. Bu ülkeyi adaletle hep birlikte biz yöneteceğiz. Hepinize saygılar sunuyorum.





