Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Orta Doğu’da devam eden savaşın emtia fiyatları ve tedarik zincirleri üzerinden enflasyonla mücadele sürecine ek baskı yarattığını belirterek, savaşın enflasyon üzerinde yaklaşık 7 puanlık yukarı yönlü etkisi olabileceğinin hesaplandığını söyledi. Yılmaz, bu etkinin yaklaşık 5 puanının enerji ve diğer emtia fiyatlarındaki artışların doğrudan ve dolaylı maliyet yansımalarından kaynaklandığının tahmin edildiğini bildirdi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, AKP Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında toplandı. Komisyonda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’ni sundu.
Yılmaz’ın sunumundan önce komisyonun çalışma usulüne ilişkin söz alan İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta, bütçenin Orta Vadeli Program’a göre hazırlandığını hatırlatarak sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelere dikkati çekti. Usta, “Bütçe, bu fon krizi nedeniyle ortaya çıkacak kamu maliyesi yüklerinin veya makroekonomik çerçeveyi yansıtmıyor. Bu bütçe görüşülmemeli. Çünkü bu bütçenin dayandığı makro ekonomi çerçeve ve dayandığı kamu maliyesi çerçevesi değişmiştir” dedi.
Yeni Yol Grubu adına söz alan Adana Milletvekili Sadullah Kısacık da bütçenin onaylandıktan sonra dinamik bir süreç içinde takip edilmesi gerektiğini belirterek, “Bütçeyi gelin yılda bir kere el indirip, kaldırıp bir süreç olmaktan çıkarıp, bütçenin takibini dinamik yapıp, varsayılan güncellemeler bununla ilgili parlamento desteği de verip bunu yıla yaymayı burada öneriyorum” ifadelerini kullandı.
BÜTÇENİN ÖNCELİĞİ EKONOMİK DAYANIKLILIK
Sunumunda bütçenin dayanaklarını ve hedeflerini açıklayan Cevdet Yılmaz, temel yaklaşımlarının küresel ölçekte yaşanan çoklu krizler ve Türkiye’nin çevresindeki gelişmeler karşısında ekonomik dayanıklılığı güçlendirmek olduğunu söyledi. Yılmaz, bu kapsamda makroekonomik istikrarın korunmasını, yatırımların ve istihdamın desteklenmesini, ekonominin dış şoklara karşı direncinin artırılmasını hedeflediklerini belirtti.
Vatandaşların refahını ve fırsatlara eşit erişimini desteklemeyi, ekonomik kazanımların toplumun tüm kesimlerine adil biçimde yansımasını gözetmeyi amaçladıklarını vurgulayan Yılmaz, “Milletimizin refahını kalıcı biçimde artırmayı amaçlıyoruz. Bu ana çerçeveyi, savunma sanayimiz başta olmak üzere tüm stratejik sektörlerimizde teknolojik dönüşümü hızlandırarak ve katma değeri yükselen bir yapıyı inşa ederek tahkim edeceğiz” dedi.
Bütçenin Orta Vadeli Program ile uyumlu hazırlandığını kaydeden Yılmaz, fiyat istikrarının kalıcı refah artışının ön koşulu olduğunu belirtti. Yılmaz, para, maliye ve gelirler politikaları arasındaki eş güdümün sürdürülmesi, mali disiplinin korunması, kamu harcamalarında etkinliğin artırılması ve dezenflasyon sürecinin desteklenmesinin bütçenin temel dayanakları arasında bulunduğunu ifade etti.
Deprem harcamaları hariç kamu harcamalarının kontrol altında tutulması ve bütçe açığının kademeli olarak azaltılması yoluyla ekonomik dayanıklılığın artırılmasının amaçlandığını belirten Yılmaz, küresel belirsizlikler, jeopolitik gerilimler ve enerji piyasalarındaki dalgalanmaların ekonomik dayanıklılık ile arz güvenliğinin önemini ortaya koyduğunu söyledi.
Yılmaz, sosyal konut ve kiralık sosyal konut projeleriyle konut arzını artırmayı, barınma olanaklarını geliştirmeyi ve arz yönlü politikalar aracılığıyla enflasyonla mücadeleyi desteklemeyi hedeflediklerini de dile getirdi. Belediyeler ve özel sektörün de yer aldığı iş birliği modellerinin yaygınlaştırılmasıyla uygun koşullarda konuta erişimin artırılmasının amaçlandığını kaydetti.
KÜRESEL ENFLASYON VE ENERJİ FİYATLARI
Dünya ekonomisindeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, ABD-İran-İsrail Savaşı, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve savaşın bölge ülkelerine yayılmasının küresel ekonomik görünümü belirleyen kritik gelişmeler olduğunu söyledi. Rafine petrol ürünleri ve dizel arzında sıkışıklık yaşandığını belirten Yılmaz, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere birçok sektörde enflasyonist baskıların güçlendiğini ifade etti.
Küresel ekonomik sorunların çözümü için uluslararası iş birliğinin ve kurallara dayalı ticaret sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Yılmaz, ülkelerin dış şoklara karşı dayanıklılığını artıracak bölgesel ortaklıkların önem kazandığını söyledi.
Kalkınma Yolu ve Orta Koridor projeleriyle Türk dünyası ve Orta Doğu ekseninde geliştirilecek ortaklıkların tedarik zincirlerinin dayanıklılığını artıracağını ve belirli güzergâhlara bağımlılığı azaltacağını kaydeden Yılmaz, bağlantısallığın yeni dönemin temel gerekliliklerinden biri olacağını dile getirdi.
Küresel enflasyonun 2025 yılında gerilediğini, ancak enerji fiyatlarındaki artışla birlikte Mart 2026’dan itibaren yeniden yükselişe geçtiğini belirten Yılmaz, Uluslararası Para Fonu (IMF) tahminlerine göre küresel enflasyonun 2026’da yüzde 4,7’ye yükselmesinin, 2027’de ise yüzde 4,1’e gerilemesinin beklendiğini aktardı. Enerji fiyatlarındaki artışın dezenflasyon sürecinde elde edilen kazanımları kırılgan hâle getirdiğini ifade etti.
Yılmaz, gelişmiş ekonomilerde enflasyonun 2025’te yüzde 2,5 olarak gerçekleştiğini, 2026’da yüzde 3,1, 2027’de ise yüzde 2,7 olmasının beklendiğini bildirdi. Yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ekonomilerde ise enflasyonun 2025’teki yüzde 5,2 seviyesinden 2026’da yüzde 5,7’ye çıkmasının, 2027’de yüzde 5,1’e gerilemesinin öngörüldüğünü kaydetti.
Petrol fiyatlarının 2025’te yüzde 14,4 gerilediğini, 2026’da ise yüzde 41,3 artmasının beklendiğini belirten Yılmaz, enerji dışı emtia fiyatlarında da yüzde 17,3 artış öngörüldüğünü söyledi.
2026 SONUNDA KİŞİ BAŞINA GELİRİN 20 BİN DOLARI AŞMASI BEKLENİYOR
Türkiye ekonomisinin görünümüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, önceki Orta Vadeli Program’da 2025 yılı için yüzde 3,3 olarak öngörülen büyümenin yüzde 3,7 olarak gerçekleştiğini, yüzde 8,5 olarak tahmin edilen işsizlik oranının ise yüzde 8,3 düzeyinde kaydedildiğini bildirdi.
ABD/İsrail-İran Savaşı’nın enerji maliyetleri ve dış talep üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle 2026 yılı büyüme tahmininin yüzde 3,8’den yüzde 3,3’e düşürüldüğünü belirten Yılmaz, işsizlik oranının ise önceki programda öngörülen yüzde 8,4’ün altında, yüzde 8,1 düzeyinde gerçekleşmesinin beklendiğini aktardı.
Türkiye ekonomisinin 2020-2025 dönemindeki büyüme performansının dünya ortalamasının üzerinde gerçekleştiğini söyleyen Yılmaz, aynı dönemde dünya ekonomisinin birikimli olarak yüzde 19,3, Türkiye ekonomisinin ise yüzde 35,3 büyüdüğünü ifade etti.
Türkiye’nin ekonomik büyüklüğünün Cumhuriyet’in 100’üncü yılında ilk kez 1 trilyon dolar sınırını geçtiğini, 2025 itibarıyla 1,6 trilyon doların üzerine çıktığını kaydeden Yılmaz, 2026 sonunda millî gelirin ilk kez 1,8 trilyon doların üzerine çıkmasının ve kişi başına gelirin 20 bin doları aşmasının beklendiğini söyledi. Program dönemi içinde, 2028’de millî gelirin 2 trilyon dolar sınırını aşmasının öngörüldüğünü belirtti.
Yılmaz, kişi başına düşen millî gelirin 2025’te 18 bin 103 dolar olarak gerçekleştiğini; 2026’da 20 bin 523 dolara, 2027’de 22 bin 285 dolara ve 2028’de 23 bin 419 dolara yükselmesinin beklendiğini bildirdi. Program dönemi sonunda kişi başına gelirin 25 bin dolara yaklaşmasının öngörüldüğünü kaydeden Yılmaz, bu hesaplamalarda geçici koruma altındaki Suriyeli nüfusun da dikkate alındığını belirtti.
“TERÖRÜN ÜLKEMİZE MALİYETİ 2,3 TRİLYON DOLAR”
Terörün ekonomik faaliyetleri zayıflattığını ve kamu kaynaklarının üretim, eğitim, sağlık ve altyapı gibi kalkınmayı destekleyen alanlara yönlendirilmesini güçleştirdiğini belirten Yılmaz, terörün Türkiye’ye doğrudan ve dolaylı maliyetinin 2,3 trilyon dolar seviyesinde olduğunun tahmin edildiğini söyledi.
Yılmaz, “Bu bakımdan, hükûmetimiz döneminde hayata geçirdiğimiz Terörsüz Türkiye hedefi, bugüne kadar terörün ülkemizde yol açtığı maliyetlerin ortadan kaldırılması ve kaynaklarımızın yatırıma, istihdama, üretime, ihracata ve kalkınmaya daha güçlü biçimde yönlendirilmesi açısından önemli bir fırsat sunmaktadır” ifadelerini kullandı.
İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 7,9’A GERİLEDİ
İşsizlik oranının küresel belirsizliklere ve enflasyonla mücadele sürecine rağmen olumlu seyrini sürdürdüğünü belirten Yılmaz, mevsimsel etkilerden arındırılmış işsizlik oranının 14 çeyrektir tek haneli seviyede kaldığını söyledi.
Yılmaz, 2026 yılının ikinci çeyreğinde işsizlik oranının yüzde 7,9 olarak gerçekleştiğini, aynı dönemde istihdamın 155 bin kişi arttığını bildirdi.
Para, maliye ve gelirler politikaları arasındaki eş güdümün enflasyon görünümünü olumlu etkilediğini kaydeden Yılmaz, Türk lirasındaki görece istikrarlı seyrin maliyet baskılarının sınırlı kalmasına ve beklentilerin olumlu seyretmesine katkı sunduğunu ifade etti.
Küresel enerji fiyatlarındaki artışların yurt içi fiyatlara yansımasını hafifletmek amacıyla 2026 yılında eşel mobil sisteminin uygulandığını hatırlatan Yılmaz, mart ayında devreye alınan uygulama kapsamında uluslararası petrol fiyatları ve döviz kurundan kaynaklanan akaryakıt maliyet artışlarının başlangıçta yüzde 75’e kadar olan bölümünün özel tüketim vergisinden karşılandığını söyledi. Böylece maliyet artışlarının tüketici fiyatlarına yansımasının sınırlandırıldığını belirten Yılmaz, yıl içinde kademeli olarak azaltılan uygulamayla enerji fiyatlarındaki yükselişin doğrudan enflasyonist etkilerinin hafifletilmesinin amaçlandığını kaydetti.
SAVAŞIN ENFLASYON ÜZERİNDEKİ ETKİSİ 7 PUAN OLABİLİR
Orta Doğu’daki savaşın devam etmesinin enerji başta olmak üzere küresel emtia fiyatları ve tedarik zincirleri üzerinden dezenflasyon sürecine ek baskı yarattığını belirten Yılmaz, savaşın enflasyon üzerindeki etkisine ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Söz konusu gelişmelerin enflasyon gerçekleşmeleri üzerinde yaklaşık 7 puanlık yukarı yönlü etkisi olabileceği hesaplanmaktadır. Bu etkinin yaklaşık 5 puanının enerji ve diğer emtia fiyatlarındaki artışların doğrudan ve dolaylı maliyet yansımalarından kaynaklandığı, kalan kısmın ise daha geniş yayılım kanallarıyla ilişkili olabileceği tahmin edilmektedir. Önümüzdeki dönemde, savaş kaynaklı arz yönlü baskıların hafiflemesi hâlinde, sıkı para politikasının dezenflasyonist etkilerinin daha belirgin hâle gelmesi beklenmektedir.”
Yılmaz, savaş kaynaklı arz baskılarının hafiflemesi durumunda sıkı para politikasının enflasyonu düşürücü etkilerinin daha belirgin hâle gelmesinin beklendiğini de ifade etti.
2027 İÇİN İHRACAT HEDEFİ 292 MİLYAR DOLAR
İhracat ve cari açığa ilişkin öngörülerini de paylaşan Yılmaz, 2026 yılının 282 milyar dolarlık Orta Vadeli Program hedefinin üzerinde ihracatla tamamlanacağının mevcut görünümden anlaşıldığını belirtti. Yılmaz, 2027 yılı için mal ihracatı hedefinin 292 milyar dolar olarak belirlendiğini söyledi.
Olumsuz koşulların geçici etkisiyle cari açığın 2026’da millî gelirin yüzde 2,6’sına çıkacağını ifade eden Yılmaz, bu oranı tarihsel ortalamalar çerçevesinde yönetilebilir seviyede gördüklerini kaydetti.
Enerji ve emtia fiyatlarındaki yükselişe rağmen cari işlemler açığının millî gelire oranının 2027’de yüzde 1,9 ile tarihsel ortalamanın altında kalmasının öngörüldüğünü belirten Yılmaz, program dönemi sonunda bu oranın yüzde 1,6’ya gerilemesini beklediklerini dile getirdi.
BANKACILIK SEKTÖRÜNDE SERMAYE YETERLİLİK RASYOSU YÜZDE 16,6
Bankacılık sektörünün göstergelerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, takibe dönüşüm oranının 9 Ekim 2026 itibarıyla yüzde 3,1 ile tarihî ortalamasına yakın seyrettiğini bildirdi. İhtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartlarındaki gelişmelerin yakından izlendiğini belirten Yılmaz, bankaların sermaye yapısının finansal piyasalardaki riskleri sınırlandırdığını söyledi.
Bankaların olası zararları karşılayabilecek öz kaynak yeterliliğini gösteren sermaye yeterlilik rasyosunun Ağustos 2026 itibarıyla yüzde 16,6 olduğunu aktaran Yılmaz, bu oranın yasal koşulların oldukça üzerinde bulunduğunu kaydetti.
HANEHALKI VE ŞİRKETLERİN BORÇLULUĞU ULUSLARARASI ORTALAMALARIN ALTINDA
Türkiye’de hanehalkı ve finansal kesim dışındaki şirketlerin borçluluk göstergelerinin uluslararası karşılaştırmalarda düşük seviyelerde bulunduğunu belirten Yılmaz, Uluslararası Ödemeler Bankası verilerini paylaştı.
Yılmaz, Türkiye’de hanehalkı borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) oranının 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 10,1 olarak gerçekleştiğini söyledi. Aynı dönemde bu oranın gelişmiş ülkelerde ortalama yüzde 66, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 45 düzeyinde bulunduğunu aktardı.
Finansal kesim dışındaki şirketlerin borçluluk göstergelerinin de uluslararası ortalamaların altında seyrettiğini ifade eden Yılmaz, bu şirketlerin borçlarının GSYH’ye oranının 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 39 olduğunu belirtti. Yılmaz, “Bu oran, gelişmekte olan ülkelerde yüzde 100,5, gelişmiş ülkelerde ise yüzde 87,8 olan ortalamaların belirgin şekilde altında seyretmektedir” dedi.
YATIRIM FONLARINDA ÖN ÖDEMELERE YASAYLA BAŞLANACAK
Yatırım fonları piyasasında yaşanan gelişmelerin finansal sistemin sınırlı bir alanında ortaya çıktığını belirten Yılmaz, sorunlu fonların tasfiye sürecinin başlatıldığını ve yatırımcı haklarının korunmasıyla riskin piyasanın diğer kesimlerine yayılmasının önlenmesinin hedeflendiğini söyledi.
Başkanlığını yaptığı Fon Koordinasyon Kurulu’nun ilgili kurumlarla eş güdüm içinde çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Yılmaz, kurulun bugüne kadar altı toplantı gerçekleştirdiğini açıkladı.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi’nin, tasfiyesi tamamlanmamış fonların adil, şeffaf ve etkin biçimde tasfiye edilmesini; hukuka aykırı olarak fon malvarlığından çıkarılan değerlerin geri kazanılmasını ve fon pay sahiplerine ödeme yapılmasını amaçladığını ifade etti.
Yılmaz, kanun teklifinin yasalaşmasının ardından ön ödemelere hızla başlanmasının öngörüldüğünü belirterek, düzenlemenin amacını şöyle açıkladı:
“Söz konusu Kanun Teklifiyle Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül tarihli kararları ile tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarından tasfiyesi tamamlanmamış olanların adil, şeffaf ve etkin şekilde tasfiyesine, bu fonların malvarlığından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerlerin geri kazanılmasına, fon kayıp ve zararının sorumlulardan tahsiline ve geri kazanılan değerlerin fon pay sahibine ödenmesine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi amaçlanmıştır.
“Kanun Teklifi’nin yasalaşmasıyla hızla ön ödemelere başlamayı öngörüyoruz. Benzer sorunların tekrar yaşanmaması için bağımsız otoritelerce alınan çok yönlü adli ve idari tedbirlerin ve yapılan uygulamaların yanı sıra, yapısal unsurlar içeren kanuni düzenleme hazırlıkları da devam etmektedir.”
SERMAYE PİYASASI KANUNU’NDA DEĞİŞİKLİK HAZIRLIĞI
Yılmaz, yatırım fonları piyasasında yaşanan sorunlarla ilgili kurum ve yetkililerin incelenmesi ve soruşturulması amacıyla Cumhurbaşkanı tarafından görevlendirilen Devlet Denetleme Kurulu’nun çalışmalarının gelecekte atılacak adımlara ışık tutacağını değerlendirdiklerini söyledi.
Sermaye piyasalarında düzenleme, gözetim ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü belirten Yılmaz, Sermaye Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin hazırlıkların yatırımcıların daha etkin korunmasını, kurumsal kapasitelerin artırılmasını, Sermaye Piyasası Kurulu’nun erken müdahale yetkilerinin güçlendirilmesini ve ihlallere yönelik yaptırımların caydırıcılığının artırılmasını amaçladığını kaydetti.
Yılmaz, “Bu çerçevede düzenleme, gözetim ve denetim mekanizmalarımızı ihtiyaç duyulan alanlarda güçlendirecek, yatırımcının hakkını daha güçlü bir şekilde koruyan, güvenilir ve etkin bir piyasa yapısını geliştirme anlayışıyla Sermaye Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin çalışmalarımızı sürdürmekteyiz” dedi.
Yapılacak düzenlemelerle yatırımcıların daha etkin korunmasının, kurumsal kapasitelerin artırılmasının, SPK’nın erken müdahale yetkilerinin güçlendirilmesinin ve sermaye piyasalarındaki ihlallere yönelik yaptırımların caydırıcılığının artırılmasının amaçlandığını ifade etti.
“YATIRIMCI İLE MANİPÜLATÖRÜ BİRBİRİNE KARIŞTIRMADAN HAREKET EDECEĞİZ”
Güçlü makroekonomik temellerin ve kararlı politika çerçevesinin finansal piyasalardaki dalgalanmaların reel ekonomi üzerindeki etkilerini sınırladığını belirten Yılmaz, sermaye piyasalarının derinliğini artırmaya, finansal sistemin sağlamlığını pekiştirmeye ve yatırımcı güvenini güçlendirmeye yönelik adımların süreceğini söyledi.
Finansal istikrarı güçlendiren, ekonominin şoklara karşı dayanıklılığını artıran ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen politikaların uygulanmaya devam edeceğini kaydeden Yılmaz, sermaye piyasalarının kalkınma politikaları açısından önemine dikkati çekti.
Yılmaz, yatırımcı haklarının korunması ve adli-idari süreçlerin yürütülmesine ilişkin yaklaşımını şu sözlerle ifade etti:
“Kalkınma politikalarımızın son derece değerli bir unsuru olarak gördüğümüz sermaye piyasalarımızı güçlü bir şekilde desteklemeyi sürdüreceğiz. Yatırımcı ile manipülatörü birbirine karıştırmadan, titiz bir şekilde adli ve idari süreçleri hayata geçireceğiz. İnanıyorum ki mevcut sorunların aşılması ile sermaye piyasalarımız yoluna çok güçlü bir şekilde devam edecek, yatırımcılarına da ülke ekonomisine de kazandıracaktır.”




