Türkiye’de 131 yatırım fonunun tasfiye sürecine alınmasının ardından yüz binlerce yatırımcının gözü, fonlarda bulunan varlıkların nasıl nakde çevrileceğine ve ödemelerin ne zaman yapılacağına çevrildi. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) verilerine göre, söz konusu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.
Ancak bu sayı, tüm yatırımcıların kesin olarak zarara uğradığı anlamına gelmiyor. SPK’nın belirlediği tasfiye planı kapsamında öncelikle fonların mevcut varlıklarının belirlenmesi, nakde çevrilmesi ve elde edilen tutarın yatırımcılara dağıtılması hedefleniyor.
Yedi portföy yönetim şirketine ait fonların toplam büyüklüğünün yaklaşık 18 milyar dolara ulaştığı hesaplanıyor. Öte yandan, iddialara ilişkin yürütülen adli soruşturmalar kapsamında bazı kişi ve kuruluşların hesapları ile mal varlıklarına yönelik tedbirler de uygulanıyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında ilgili kurumların 24-25 Eylül tarihlerinde tasfiye ve ödeme sürecine ilişkin toplantılar gerçekleştirdiği bildirildi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da sorunun sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında yaşandığını belirtirken, yatırımcılara yapılacak ödemeler konusunda yeni bir tarih veya tutar açıklamadı.
FONLARIN PARASI NEREDE VE TASFİYE NASIL YÜRÜTÜLECEK?
SPK, ilgili fonların tasfiyesine ilişkin ilk esasları 17 Eylül’de belirledi. Buna göre Tera Portföy’e ait fonların tasfiyesi için İş Bankası, diğer fonlar için ise Ziraat Bankası görevlendirildi.
Bir yatırımcı fon payı satın aldığında yatırdığı para, fonun yatırım stratejisine göre hisse senedi, mevduat ve benzeri finansal araçlarda değerlendiriliyor. Bu varlıklar portföy yönetim şirketinin kendi mal varlığından ayrı tutuluyor ve saklama kuruluşlarında muhafaza ediliyor.
Avukat Dr. Davut Gürses, bu nedenle fon varlıklarının doğrudan portföy yönetim şirketinin malı olmadığını belirtiyor.
Tasfiyenin ilk aşamasında yatırımcıların payları, hesapları ve gerçekleşmemiş emirleri karşılaştırılacak. Ardından fonların borçları, alacakları ve tasfiye giderleri belirlenecek.
SPK kararında ilk mutabakat için iki iş günü, borç ve alacakların belirlenmesi için ise karar tarihinden itibaren 10 iş günü öngörülüyor. Gürses, ikinci aşamanın takvim doğrultusunda 1 Ekim’de tamamlanmasının beklendiğini ancak bu tarihin yatırımcılara ödeme yapılacağı anlamına gelmediğini vurguluyor.
Tasfiye devam ederken ortaya çıkan giderler de fon varlıklarından karşılanacak. Dolayısıyla bu giderler, yatırımcılara dağıtılabilecek toplam tutarı doğrudan etkileyebilecek.
FON VARLIKLARI NE ZAMAN NAKDE DÖNÜŞECEK?
Tasfiyenin sonraki aşamasında fonların sahip olduğu varlıkların nakde çevrilmesi planlanıyor. Ancak farklı yatırım araçlarının nakde dönüşme sürelerinin aynı olmaması nedeniyle sürecin zamanlamasında piyasa koşulları belirleyici olacak.
Mevduat gibi araçların nakde dönüştürülmesiyle hisse senetlerinin satılması arasında farklılık bulunması, tasfiye sürecinin tek bir tarihte tamamlanmasını zorlaştırabiliyor.
SPK’nın ilk aşamada üç ay olarak belirlediği tasfiye süresi, 20 Eylül’de alınan kararla altı aya çıkarıldı.
Bununla birlikte altı aylık sürenin sonunda tüm yatırımcıların ana paralarını eksiksiz şekilde geri alacağına ilişkin bir garanti bulunmuyor.
Tasfiye işlemlerinin kamu bankaları aracılığıyla yürütülmesi de eksik kalabilecek tutarın kamu kaynaklarından karşılanacağı anlamına gelmiyor.
İLK ÖDEME KİMLERE YAPILACAK?
Tasfiye düzenlemesinde, TEFAS üzerinden verilen ancak gerçekleştirilemeyen iade taleplerinden kaynaklanan tutarların fon hesabına borç olarak kaydedilmesi ve mevcut nakitten öncelikle bu borçların ödenmesi öngörülüyor.
Bu düzenleme, satış talimatı verdiği halde parasını alamayan yatırımcılar açısından bir öncelik oluşturabiliyor.
Ancak tüm fonlar için aynı saat ve işlem kuralı geçerli değil. Önceden bildirim gerektiren fonlarda 17 Eylül saat 13.30 sınırı bulunurken, para piyasası fonlarında ilgili fonun izahnamesinde belirlenen gün sonu saati esas alınıyor.
Dolayısıyla yatırımcının verdiği talimatın zamanı ve sistemdeki kayıt durumu önem taşıyor.
Öncelikli alacakların ödenmesinin ardından kalan tutarın diğer yatırımcılara fon payları oranında dağıtılması bekleniyor. Ancak fon varlıklarının yetersiz kalması durumunda eksik kalan tutarlar ve olası tazminat talepleri ayrı bir hukuki tartışma konusu olacak.
Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun kamuya açık bilgilendirmesinde ise tasfiye öncesinde verilen satış emirlerinde hangi fiyatın esas alınacağı konusunda ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. MKK, bu konuda yatırımcıların hesaplarının bulunduğu yatırım kuruluşlarına başvurmasını öneriyor.
Bu nedenle yatırımcının daha önce hesabında gördüğü tutarın tamamını geri alacağının, yalnızca satış talimatı verilmiş olmasına dayanılarak söylenmesi mümkün değil.
EL KONULAN JETLER VE LÜKS VARLIKLAR YATIRIMCILARA DÖNECEK Mİ?
Tasfiye süreciyle eş zamanlı olarak yürütülen adli soruşturmalarda bazı mal varlıklarına tedbir uygulanıyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, soruşturmalarda başka yerlere aktarıldığı belirtilen paraların geri getirilerek mağdur yatırımcılara ulaştırılmasının amaçlandığını açıkladı.
24 Eylül tarihli Anadolu Ajansı haberine göre, Muhammed Yarız ve Emre Tezmen'e ait olduğu belirlenen iki özel jet ile Serdar Turhan'a ait olduğu tespit edilen yata el konuldu. Söz konusu varlıkların toplam piyasa değerinin yaklaşık 1,8 milyar lira olduğu değerlendiriliyor.
Ancak bir mal varlığına el konulması, söz konusu değerin doğrudan yatırımcılara dağıtılabileceği anlamına gelmiyor.
Davut Gürses'e göre, bir varlığın fondan hukuka aykırı şekilde çıkarılan parayla satın alındığının belirlenmesi halinde, bu varlığın fona geri kazandırılması gündeme gelebilir.
Bunun için söz konusu varlık ile fondan çıkarıldığı iddia edilen para arasında hukuki bağlantının kurulması gerekiyor. Bu nedenle soruşturmalarda para transferlerinin izlenmesi ve mal varlıklarının hangi kaynakla edinildiğinin ortaya çıkarılması önem taşıyor.
Gürses ayrıca fona ait olduğu belirlenen bir paranın portföy yönetim şirketine değil, yatırımcıların ortak mal varlığı olan fona geri dönmesi gerektiğini ifade ediyor.
YATIRIMCININ ZARARI NASIL HESAPLANACAK?
Tasfiye sürecinin en önemli hukuki başlıklarından biri de yatırımcıların uğradığı ileri sürülen zararın nasıl hesaplanacağı.
Gürses'e göre fonun geçmişte ulaştığı değer ile tasfiye sonunda yatırımcıya ödenecek tutar arasındaki farkın tamamı otomatik olarak tazminat hakkı doğurmuyor.
Normal piyasa hareketlerinden kaynaklanan değer kayıpları ile hukuka aykırı işlemlerden kaynaklandığı ileri sürülen zararların birbirinden ayrılması gerekiyor.
Özellikle bazı varlıkların fiyatlarının yapay biçimde yükseltildiği iddiaları bulunuyorsa, zararın hangi değer üzerinden hesaplanacağı da yargılama sürecinde tartışılabilecek.
Tasfiye sonucunda yatırımcıların ne kadar ödeme alacağının henüz kesinleşmemiş olması da zarar hesabını zorlaştırıyor.
KİMLERDEN TAZMİNAT TALEP EDİLEBİLİR?
Olası sorumlulukların başında portföy yönetim şirketleri bulunuyor. Bunun yanında fonların önceki saklama kuruluşlarının kontrol yükümlülükleri, şirket yöneticileri ve portföy yöneticilerinin gerçekleştirdiği işlemler de incelenebilir.
Soruşturmanın sonucuna göre başka finansal kuruluşların sürece dahil olduğunun belirlenmesi halinde onların sorumluluğu da ayrıca değerlendirilebilir.
Ancak bir kişinin yalnızca görev veya unvan sahibi olması, tek başına tazminat sorumluluğu doğurmuyor. Yatırımcının uğradığını ileri sürdüğü zararı ve bu zararla sorumlu olduğu iddia edilen kişinin davranışı arasındaki bağlantıyı ortaya koyması gerekiyor.
Ceza soruşturması kapsamında elde edilen bulguların, ileride açılabilecek tazminat davalarında delil olarak kullanılması da mümkün olabilecek.
YATIRIMCI TAZMİN MERKEZİ ÖDEME YAPACAK MI?
Bir diğer merak edilen konu, Yatırımcı Tazmin Merkezi’nin (YTM) bu süreçte yatırımcıların zararlarını karşılayıp karşılamayacağı.
Davut Gürses, mevcut sistemde portföy yönetim şirketlerinin doğrudan YTM kapsamındaki kuruluşlar arasında bulunmadığına dikkat çekiyor.
YTM’nin resmi düzenlemelerine göre koruma, yatırım kuruluşlarının müşterilerine ait nakit veya sermaye piyasası araçlarını teslim etme ya da ödeme yükümlülüklerini yerine getirememesinden kaynaklanan talepleri kapsıyor. Piyasa fiyatlarındaki değişimlerden kaynaklanan zararlar ise bu kapsamın dışında tutuluyor.
Bu nedenle yalnızca fonların tasfiyeye alınmış olması otomatik olarak YTM tarafından ödeme yapılacağı anlamına gelmiyor.
Saklama kuruluşunun yatırımcıya ait varlıkları teslim etme veya ödeme yükümlülüğünü yerine getirememesi gibi farklı bir durumun ortaya çıkması halinde YTM kapsamındaki koşullar ayrıca değerlendirilebilecek.
Gürses, YTM'nin kapsamının genişletilmesinin ise mevcut sistemden farklı olarak yeni bir yasal düzenleme gerektirebileceğini belirtiyor.
KAMU KAYNAKLARINDAN ÖDEME YAPILMASI GÜNDEMDE Mİ?
Yatırımcıların zararlarının kamu tarafından karşılanması ihtimali de tartışmaların önemli başlıklarından biri.
Ekonomist Güldem Atabay, kamu kurumlarının tasfiye sürecini yönetmesi ile yatırımcıların zararlarının bütçeden karşılanmasının birbirinden farklı konular olduğuna dikkat çekiyor.
Kayıpların kamu kaynaklarından karşılanması halinde bunun bütçeden kaynak aktarılması ve maliyetin vergi gelirleri üzerinden üstlenilmesi anlamına geleceğini belirten Atabay, öncelikle zararın oluşmasında sorumluluğu bulunan kişilerin ve yatırımcılara geri kazandırılabilecek varlıkların belirlenmesi gerektiğini ifade ediyor.
Atabay ayrıca yatırımcıların hangi riskleri bilerek üstlendiği ile kendilerine açıklanmayan risklere maruz kalıp kalmadığının ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini belirtiyor.
Özellikle düşük riskli yatırım yaptığı düşüncesiyle fon alan kişiler açısından, fonun gerçekte hangi işlemleri gerçekleştirdiğinin ortaya çıkarılması önem taşıyor.
YATIRIMCININ SORUMLULUĞU VE DENETİM TARTIŞMASI
Güldem Atabay'a göre yatırımcıların da yatırım yaptıkları kurumları, ürünlerin özelliklerini ve vaat edilen getirileri araştırma sorumluluğu bulunuyor.
Piyasa koşullarına göre olağanüstü yüksek görünen getirilerin nasıl sağlandığının sorgulanması gerektiğini belirten Atabay, yatırım kararlarında yalnızca kazanç beklentisinin değil, üstlenilen riskin de dikkate alınması gerektiğini savunuyor.
Bununla birlikte yatırımcının sorumluluğunun, kamu kurumlarının denetim yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığını da vurguluyor.
Fonların SPK'nın izin verdiği ve denetlediği bir sistem içerisinde yatırımcılara sunulduğuna dikkat çeken Atabay, yatırımcıların kamudan etkin bir denetim beklemesinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Bu çerçevede bireysel yatırımcıların sorumluluğu ile kamu otoritelerinin denetim yükümlülüğünün birbirinden bağımsız başlıklar olarak ele alınması gerektiği belirtiliyor.
ÖDEMELER İÇİN EN KRİTİK KONU ŞEFFAFLIK
Tasfiye sürecinde yatırımcıların en fazla merak ettiği konuların başında fonlarda hangi varlıkların bulunduğu, bu varlıkların hangi değer üzerinden hesaplanacağı ve yatırımcı başına ne kadar ödeme yapılacağının nasıl belirleneceği geliyor.
Uzmanlara göre sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için fon varlıklarının tespiti, değerleme yöntemi, tasfiye giderleri, varsa hukuka aykırı şekilde aktarıldığı iddia edilen varlıkların geri kazanılması ve yatırımcıların alacaklarının hesaplanması konusunda şeffaf bir mekanizmanın işletilmesi önem taşıyor.
Mevcut aşamada ise tasfiye tamamlanmadan her yatırımcının ne kadar para alacağını veya herhangi bir kaybın kamu tarafından karşılanıp karşılanmayacağını kesin olarak söylemek mümkün değil. Ödenecek tutarlar, fon varlıklarının ne kadarının nakde çevrilebildiği, öncelikli borçlar ve tasfiye sürecinin sonucunda ortaya çıkacak hukuki gelişmelerle netleşecek.





