Bir mutfaktan memleket manzaraları

Geçen hafta Ayvalık Açıkhava Tiyatrosu’nda Zengin Mutfağı’nı izlerken zaman zaman kendime şu soruyu sordum: Ben gerçekten 1970 yılının Türkiye’sini anlatan bir oyun mu seyrediyorum, yoksa sahnede bugünün Türkiye’si mi var?

İyi edebiyatın, iyi tiyatronun alametifarikası belki de tam olarak budur. Yazıldığı dönemi aşar; başka zamanların, başka kuşakların yarasına dokunur. Vasıf Öngören ’in Zengin Mutfağı” bunu fazlasıyla başarıyor.

Ve sahnenin ortasında Şener Şen var.

Onu sinemadan tanıyan, filmleriyle büyüyen birkaç kuşak için Şener Şen’i birkaç metre ötede, canlı olarak izlemek başlı başına başka bir duygu. Ancak birkaç dakika sonra karşınızdaki kişinin “Şener Şen” olduğunu unutmaya başlıyorsunuz. Çünkü sahnede artık o değil, Pehlivan Lütfü Usta var.

İşte büyük oyunculuk biraz da böyle bir şey sanırım: Kendini görünmez kılabilmek.

Mutfakta başlayan memleket hikâyesi

Vasıf Öngören ’in oyunu, Türkiye tarihinin en önemli toplumsal kırılmalarından biri olan 15-16 Haziran 1970 işçi hareketlerini anlatıyor. Ama bizi fabrikanın kapısına, sendika binasına ya da bir miting meydanına götürmüyor.

Bir mutfağa götürüyor.

Zengin bir ailenin mutfağına…

Dışarıda ülke kaynamaktadır. İşçiler sokaktadır. Sınıflar arasındaki gerilim yükselmektedir. Siyaset gündelik hayatın bütün duvarlarından içeri sızmaktadır.

İçeride ise yemek pişmektedir.

Fakat kısa süre sonra anlarız ki hiçbir mutfağın kapısı dışarıdaki hayata tamamen kapatılamaz.

Çünkü tarih yalnızca meydanlarda yazılmaz. Evlerin salonlarına, mutfaklarına, insanların aşklarına, korkularına, gelecek hayallerine kadar girer.

Zengin Mutfağı tam da bunu anlatıyor.

Bir tarafta zenginler vardır, diğer tarafta onların hayatını mümkün kılan çalışanlar. Birileri sofraya otururken birileri o sofrayı hazırlamaktadır. Birileri ülkenin nasıl yönetileceğine karar verirken, diğerleri alınan kararların sonuçlarını yaşamaktadır.

Aradan yarım asırdan fazla zaman geçmesine rağmen oyunun insanı huzursuz eden güncelliği de buradan geliyor.

Çünkü dekor değişiyor ama bazı meseleler değişmiyor.

1970 mi, 2026 mı?

Oyunu seyrederken insan ister istemez bugünün Türkiye’sini düşünüyor.

Gelir dağılımını…

Hayat pahalılığını…

Bir tarafta giderek büyüyen serveti, diğer tarafta ay sonunu getirmeye çalışan milyonları…

Çalıştığı halde yoksullaşan insanları…

Gençlerin gelecek kaygısını ve daha da azgınlaşan Faşizmi….

Belki de Zengin Mutfağı’ nın bugün hâlâ bu kadar güçlü olmasının nedeni tam burada yatıyor. Vasıf Öngören bize tarih anlatmıyor yalnızca; sınıfsal ilişkilerin insan karakterini nasıl biçimlendirdiğini gösteriyor.

Üstelik bunu sloganlarla yapmıyor.

İyi sanatın farkı da burada.

Size ne düşünmeniz gerektiğini söylemek yerine, sizi düşünmek zorunda bırakıyor.

Oyunun karakterleri dışarıdaki değişime farklı tepkiler veriyor. Kimi korkuyor, kimi öfkeleniyor, kimi düzenin yanında saf tutuyor, kimi başka bir dünyanın mümkün olduğunu düşünmeye başlıyor.

Çünkü büyük toplumsal dönüşümler aslında önce insanların içinde gerçekleşiyor.

Bir ülkenin değişimini anlamak istiyorsanız bazen parlamento tutanaklarına değil, insanların mutfağına bakmanız gerekir.

Şener Şen neden bu kadar büyük?

Gecenin kuşkusuz en özel taraflarından biri Şener Şen’i sahnede izlemekti.

Türk sinemasının hafızasına kazınmış onlarca karakter…

Şakir’den Vecihi’ye, Badi Ekrem’den Ziya’ya, Ali Rıza Bey’den Muhsin Kanadıkırık’ a uzanan olağanüstü bir oyunculuk yolculuğu…

Fakat Şener Şen’i büyük yapan yalnızca bu karakterlerin çokluğu değil.

Bence asıl mesele şu: Oynadığı insanı küçümsemiyor.

Kötü bir karakteri oynarken bile onu karikatüre dönüştürmüyor. Komik bir insanı oynarken bile onun trajedisini unutmuyor.

Lütfü Usta’da da aynı şey var.

Bazen güldürüyor.

Bazen duruyor.

Bazen yalnızca bakıyor.

Ve bazen o bakış, uzun bir tirattan daha fazla şey söylüyor.

Ayvalık gecesinde bunu bir kez daha gördüm. Açık havada yüzlerce insan aynı anda sessizleşebiliyorsa, sahnedeki oyuncunun seyirciyle kurduğu görünmez bağ hâlâ çalışıyor demektir.

Şener Şen’in oyunculuğunda gösteriş yok.

Belki de tam bu nedenle görkemli.

Genç oyuncuların enerjisi

Oyunun gücünü yalnızca Şener Şen üzerinden okumak da diğer oyunculara haksızlık olur. Gizem Ergün, Onay Kaya, Uğur Arda Başkan ve Kutay Sandıkçı’nın oluşturduğu kadro, oyunun temposunu ve çatışmasını diri tutuyor. Şener Şen ve Doğu Yaşar Akal’ın yönetmenliğindeki yapımda dekorun ve ışığın da anlatının önüne geçmeden ona hizmet ettiğini söylemek gerekiyor.

Özellikle kuşaklar arasındaki oyunculuk enerjisinin sahnede oluşturduğu denge dikkat çekici.

Bir tarafta onlarca yıllık bir oyunculuk hafızası…

Diğer tarafta genç oyuncuların dinamizmi…

Bu birliktelik Zengin Mutfağı’ nı bir “usta oyuncuyu seyretme etkinliği” olmaktan çıkarıp gerçek bir ensemble oyununa dönüştürüyor.

Asıl soru mutfağın dışında

Vasıf Öngören, Türkiye’de epik tiyatro geleneğinin önemli temsilcilerinden biriydi. Zengin Mutfağı da bu geleneğin güçlü örneklerinden biri olarak ilk kez 1977’de sahnelendi. Akademik çalışmalar da Öngören ’in Brecht tiyatrosuyla kurduğu ilişkinin bu eserde özellikle belirginleştiğine dikkat çekiyor.

Ama benim Ayvalık’ta oyundan çıkarken düşündüğüm şey tiyatro tarihi değildi.

Şuydu:

Neden bazı eserler eskimez?

Belki de cevap basit.

Çünkü bazı sorunlar eskimez.

Zengin Mutfağı’ ndaki mutfak aslında küçültülmüş bir Türkiye’dir. Yukarıdakilerle aşağıdakiler, zenginlerle yoksullar, iktidarla emek, korkuyla cesaret aynı birkaç metrekarenin içine sıkıştırılmıştır.

Dışarıda tarih yürürken içeride hiç kimse gerçekten tarafsız kalamaz.

Bugün de kalamıyoruz.

Çünkü ekonomik kriz dediğimiz şey bir televizyon tartışmasından ibaret değil; mutfaktaki tencerenin içine giriyor.

İşsizlik bir istatistik değil; eve dönen genç insanın yüzüne yerleşiyor.

Gelir adaletsizliği akademik bir kavram değil; aynı şehirde birbirinden tamamen farklı hayatlar yaşayan insanların arasındaki görünmez duvara dönüşüyor.

Vasıf Öngören’ in yarım asır önce gördüğü şey buydu.

Bir oyun bittiğinde

Ayvalık Açıkhava Tiyatrosu’nda oyun bitti.

Oyuncular sahneye çıktı.

Alkışlar başladı.

Ben Şener Şen’e bakarken garip bir duyguya kapıldım. Bir oyuncuyu değil, Türkiye’nin kültürel hafızasının önemli parçalarından birini alkışlıyor gibiydik.

Çünkü bazı sanatçılar zamanla yalnızca oyuncu, yazar ya da yönetmen olmaktan çıkar.

Hafızaya dönüşürler.

Şener Şen de onlardan biri.

Fakat o gece alkışladığımız yalnızca Şener Şen değildi.

Vasıf Öngören’ i de alkışlıyorduk.

Tiyatroyu da…

Ve elli yıl önce yazılmış bir metnin hâlâ bize bir şey söyleyebilme gücünü de.

Sonra ışıklar yandı.

İnsanlar ağır ağır Açıkhava tiyatrosundan çıkmaya başladı.

Ayvalık’ın yaz gecesine karıştık.

Ama Zengin Mutfağı benim için sahnede kalmadı.

Çünkü iyi bir tiyatro oyunu perde kapandığında bitmez.

Sizinle birlikte eve gelir.

Ve bazen günler sonra bile kulağınıza aynı soruyu fısıldamaya devam eder:

Aradan bunca yıl geçti; peki gerçekten ne kadar değiştik?