Bin tehdit, bir sessizlik: “Alevileri bir tur daha mı kessek” diyene devlet neden susuyor?

Bazen bir cümle görürsünüz ve içinize bir ağırlık çöker.
Öfke mi dersiniz, utanç mı, yoksa tanıdık bir korku mu… Hepsi bir arada.

Sosyal medyada birinin çıkıp, bir cemevini hedef göstererek “Bir tur daha mı kessek” diyebilmesi basit bir terbiyesizlik değil. Bu, ülkenin hafızasında defalarca kanla yazılmış bir nefret dilinin hâlâ diri olduğunun kanıtı.

Bunu yazan kişi belki bir troll, belki bir meczup. Ama mesele o değil.
Mesele, bu cümlenin bu kadar rahat kurulabiliyor olması.

Çünkü bu topraklarda Alevilere karşı kurulan nefret dili hep böyle başladı. Önce küçümseyen laflar edildi. Sonra alay edildi. Sonra hedef gösterildi. Sonra… Gerisini hepimiz biliyoruz.

O yüzden kimse kusura bakmasın; bu bir “tweet” meselesi değil.
Bu, bir zihniyet meselesi.

Bir cemevinde ibadet eden insanlara bakıp aklından kesmeyi geçirmek nasıl bir karanlıktır? Bir insan, başka bir insanın inancına bu kadar kinle bakmayı nereden öğrenir? Kimden cesaret alır?

Asıl soru bu.

Bu dili kuranlar yalnız değil. Onları büyüten, normalleştiren, “Boş ver, takılma” diyen bir iklim var. Nefretin en sevdiği şey de budur zaten: Sessizlik.

Ama şunu açık açık söyleyelim.
Aleviler bu ülkede dün de vardı, bugün de var, yarın da var olacak.
Korkarak değil, saklanarak değil, dimdik yaşayarak.

Bir inancı hedef göstererek kahraman olduğunu sananlara da bir çift sözüm var:
Nefretle büyüyen hiçbir şey insan kalamaz.

Bu ülkede birlikte yaşamak istiyorsak, önce şu dili terk etmek zorundayız. Çünkü bugün Aleviye söylenen yarın başkasına söylenir. Nefret, sahibine sadık değildir.

Ve biz bu cümleleri ilk kez duymuyoruz.
O yüzden bu kez susmayacağız.