Bilim insanları, And Dağları'nda yaşayan And yaprak faresinin şimdiye kadar kaydedilen en yüksek rakımda yaşamını sürdüren memeli olduğunu ortaya koydu.
Science dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, türün Şili'deki Llullaillaco Yanardağı'nın yaklaşık 7 bin metre yüksekliğindeki zirvesinde yaşayabildiği doğrulandı.
Şili, Kanada ve ABD'den araştırmacıların ortak yürüttüğü çalışma, ABD Ulusal Bilim Vakfı ile National Geographic Society'nin desteğiyle gerçekleştirildi.
ZORLU KOŞULLARA MEYDAN OKUYOR
Araştırmacılar, bu yükseklikte sıcaklığın sık sık sıfırın altına düştüğünü, oksijen seviyesinin ise deniz seviyesindekinin yarısından daha az olduğunu belirtti.
Daha önce bu kadar zorlu koşullarda herhangi bir memelinin uzun süre yaşayamayacağı düşünülürken, And yaprak faresi güçlü fizyolojik yapısıyla bu görüşü değiştirdi.
DÜŞÜK OKSİJENDE HAYATTA KALIYOR
Araştırmaya göre zirvede yaşayan fareler, daha düşük rakımlardaki türdeşlerine kıyasla oksijeni çok daha verimli kullanabiliyor.
Artan mitokondriyal aktivite ve sürekli ısı üretimi sayesinde, oksijenin son derece az olduğu ortamda bile vücut sıcaklıklarını koruyabildikleri tespit edildi.
FARKLI BİR UYUM MEKANİZMASI GELİŞTİRDİ
Genetik incelemeler, And yaprak faresinin yüksek rakıma uyum sağlamak için birçok dağ hayvanında görülen hemoglobin değişiklikleri yerine farklı bir evrimsel strateji geliştirdiğini ortaya koydu.
Araştırmacılar, türün uzun zincirli yağ asitlerini metabolize eden genlerdeki varyasyonlar sayesinde düşük oksijen koşullarında daha verimli enerji ve ısı üretebildiğini belirledi.
Ayrıca volkanik topraklarda yetişen toksik bitkiler ve likenlerle beslenmesini sağlayan detoksifikasyonla ilişkili genetik uyumlara da sahip olduğu tespit edildi.
İNSAN SAĞLIĞINA IŞIK TUTABİLİR
Araştırmanın yazarlarından biyolog Jay Storz, And yaprak faresinin geliştirdiği uyum mekanizmalarının oksijen yetersizliğiyle seyreden kalp ve solunum sistemi hastalıklarının daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.
Bilim insanları, bu keşfin memelilerin yaşayabileceği sınırlara ilişkin mevcut bilgileri yeniden şekillendirirken, canlıların aşırı çevre koşullarına uyum yeteneğine dair önemli veriler sunduğunu belirtti.




