‘Başka Türlü Bir Şey’in 70 yılı...

Az sözle çok şey söyleyen sloganlar, marşlar ve şarkılar… Hiroşima'dan 12 Eylül'e, 90'lardan bugüne uzanan bir arayış: Bir şey yapıldı, çok şey de söylendi ama “başka türlü bir şey” hâlâ yapılamadı.

Sözlükte “sözü kısaltmak” olarak tanımlanan îcâz, az sözle çok şey anlatma sanatıdır. Vecize, îcâzlı sözdür.

Sloganlar, marşlar, şarkılar bu yüzden etkilidir: Uzun düşünceleri kitlelerin duygularına hızla tercüme ederler.

“Tam bağımsız Türkiye”, “Toprak işleyenin, su kullananın”, “Yeter söz milletin” uzun​ siyasal programların kısaltılmış hâlidir.

"BAŞKA TÜRLÜ BİR ŞEY..."

Moğollar'ın ikonik şarkısı "Bişey Yapmalı", dinleyiciyle buluştuğu 1996 yılından bu yana 30 yıldır neredeyse her sokak gösterisinde, mitingte, salon etkinliğinde kulağımıza çalınır: Şarkı tutmuş, adeta bir slogana dönüşmüştür...

Moğollar'ın "Bir Şey Yapmalı" çağrısından 10 yıl önce, 1986 yılında Yeni Türkü, Can Yücel'in "Başka Türlü Bir şey" şiirini besteler.

12 Eylül'den üç yıl önce, 1 Mayıs 1977'de yaşanan katliam gününün karanlığında Tezer Özlü, "Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi" sözünü Leyla Erbil'e söyler... Söz, bugün bile tedavülde olan bir küskünlük sloganına dönüşür.

12 Eylül darbesinin tozunu kirini, ölü toprağını üzerinden atmaya çabalayan Türk Solu, "başka türlü bir şey benim istediğim" dizelerinde hem kederlerini ve hem de umutlarını bulur: "Burası gibi değil gideceğim memleket..."

"MEMLEKETİM..."

Yeni Türkü'nün Başka türlü bir şey'i, Ayten Alpman'ın "Bir başkadır benim memleketim" şarkısına verilmiş bir yanıt gibidir. "Memleketim"şarkısı 12 Eylül dönemi işkencehanelerinde "fon müziği" olarak kullanılır. "Bu memleket bizim" diyenlere, "Al sana memleket" denilmiştir. İşçiler, emekçiler ve "mazlum milletler" için cennet düşlerine dalanlar, kendi yurtlarında cehennem gibi bir kabusun içine uyanırlar.

Yunus’un, Mevlana’nın adını anan bir şarkı nasıl "işkence müziği" olur? Bu sorunun kolay bir yanıtı yoktur.

ABD'li yetkililerin "our boys" yani "bizim çocuklar" dediği 12 Eylülcüler işine gelince Atatürk'ü kullanır, işine gelince mitinglerde ayetler, hadisler okur... Yunus der, Mevlana der ama Henry Kissinger'ı, Jimmy Carter'ı dinler...

ESKİ KURTLAR "SIRTLAN" OLUNCA...

Dün aynı silahtan çıkan kurşunlara hedef olan devrimci ve ülkücü gençler 12 Eylül sorgularında aynı manyetodan çıkan elektrikle işkence görür.

Eski bir ülkücüden dinlediğim hatıra ibretliktir:

12 Eylül'de sorgusuna giren eski ülküdaşına, "hani kurttuk, şimdi ne oldu?" diye sorar. Sorgucu eski ülküdaşı "eski kurtlar sırtlan oldu" yanıtını verir... Yalnızca solculara değil, ülkücülere de "Al sana memleket" denilmiştir.

1980'lerin Başka Türlü Bir Şey'i 1990'ların ortasında Bişey Yapmalı'ya dönüşür.

Yakın yıllarda Ezginin Günlüğü Yeniden Başlamalı demektedir. Solun en büyük topluluğu "Yeniden" adını verdikleri dergiyle çalışır: Susurluk eylemleri günleridir, ışıklar yakılıp söndürülür, sokaklar süpürülür, "süpürmeye sokaktan başladık sıra mecliste" denilir. "İnadına aşk, inadına devrim" sloganları atılır. Bir şey yapılmalıdır, çok da şey yapılır ama bugüne ne ulaşmıştır, orası tartışılır.

BİR ŞEY YAPMALI AMA...

Bugüne kadar zaten kaygı ve itirazlarla izlediğimiz dünya, "Epstein Belgeleri" denilen lağımın burnumuzun direğinde patlamasıyla "insan kalabilmek" davası belli ki başka bir boyuta taşındı.

Küresel kapitalizm ya da emperyalizm, adına ne dersek diyelim, sandığımızdan da iğrenç bir sistemle karşı karşıyaymışız...

Hiroşima'ya atom bombası atan ABD'nin efendilerine Nâzım Hikmet, "Çocuklara kıymayın" diyeli 70 yılı aşkın zaman geçti... 1970'lerden itibaren bizim çocuklara kıydılar.

Dünya çocuklarına kıymakta hiçbir sınırlarının olmadığını utanarak, dişlerimizi sıkarak görüyoruz. "Kıymayın efendiler" diyoruz. Kendimiz söylüyor, kendimiz dinliyoruz.

Bir şey yapmalı... Evet çok şey de yapıldı ama...

"Başka türlü bir şey" hâlâ beklemede...

Sinan Acıoğlu
babaocagi.com.tr