Kamuoyunda "Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü Davası" olarak bilinen ve toplam 200 sanığın yargılandığı davanın görülmesine ikinci haftasında devam ediliyor. Aralarında 5’i tutuklu olmak üzere toplam 7 CHP’li belediye başkanının yargılandığı dosyada dikkat çeken bir detay yer alıyor. İddianamede "suç örgütü lideri" olarak gösterilen Aziz İhsan Aktaş tutuksuz yargılanırken, dosya kapsamında 33 sanık tutuklu bulunuyor.

SİLİVRİ'DE 6. GÜN

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, yargılamayı Silivri’deki Marmara Cezaevi yerleşkesinde sürdürüyor. Mahkeme Başkanı, yarın duruşma savcısının ara mütalaa açıklayacağını ve daha sonra heyetin bir ara karar kuracağını söyledi.

RIZA AKPOLAT: ÇÜRÜTEMEYECEĞİM HİÇBİR İFTİRA YOKTUR

415 yıla kadar hapis cezası talep edilen tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat savunmasını bitirdi. Akpolat bazı konuları ilk kez kamuoyu ile paylaştı.

Polat savunmasına şu sözlerle başladı:

Ben Beşiktaş halkının iradesiyle iki dönem üst üste rekor oyla seçilmiş bir belediye başkanıyım. Ancak bugün, 13 aydır özgürlüğü elinden alınmış bir yurttaş olarak huzurunuzda bulunmaktayım. Benim için en üzücü olan şey; başarısı 2024 yılında Beşiktaş halkı tarafından tescillenmiş bir başkan olarak makamın ve belediyenin yaklaşık 1 senedir bu iddialarla gündemde olmasıdır. Cevabını veremeyeceğim hiçbir iddia, çürütemeyeceğim hiçbir iftira yoktur.

"TOPLUMA BİR MESAJ VERMEYE ÇALIŞTILAR"

75 yaşında hasta babamın gözleri önünde gözaltına alındım ve ilk günden itibaren suçlu muamelesi gördüm. Suç örgütü lideri ilan edilen Aziz İhsan Aktaş ile beni aynı otobüste yan yana götürdüler, topluma bir mesaj vermeye çalıştılar.

"GELDİĞİMİZ NOKTA YAŞADIĞIMIZ ÇÜRÜMEYİ AÇIKÇA GÖSTERMEKTEDİR"

Tam bir yıldır maruz kaldığımız hukuksuzlukları düşündüğümde ve televizyon ekranlarında bu kadar yalanın nasıl bu derece fütursuzca söylenebildiğini gördüğümde, tüm bu organize kötülük karşısında nasıl mücadele edeceğimi düşündüm. Tek kişilik hücremde bir tartışma programı izlerken, '40 sayfalık bir itiraf yazdığım' yalanının günlerce, aylarca servis edildiğine tanık oldum. O kadar kendinden emin konuşuluyordu ki, beni ziyarete gelen avukatlarım ve ailem, olası bir tahliye ihtimalinde dahi insanların benim itirafçı olduğuma inanabileceğini söylemek zorunda kaldı. Geldiğimiz nokta, yaşadığımız çürümeyi açıkça göstermektedir.

İşte bu koşullarda, tek kişilik hücremde ülkemin tarihini, geleneklerini düşündüm. Yunus Emre’yi, Tapduk Emre’yi, Hacı Bektaş Veli’yi ve daha nicelerini hatırladım. Nasıl ki 13. ve 14. yüzyıllarda bu topraklarda insanlığa ışık oldularsa, bugün de bana yol gösteren yine bu değerler oldu. Hatırladıkça, yaşadıklarımızın ne kadar tanıdık olduğunu gördüm. Çünkü adalet ve demokrasi mücadelesi, insanlık tarihi kadar eskidir.

Ülkemizin yakın tarihinde yaşanan davalar; sonradan suçsuzluğu ortaya çıkan, özgürlüğü elinden alınan, hastalanan, intihara sürüklenen nice insanın hikâyesi hâlâ hafızalardadır. Daha da geriye gittiğimizde, darbe dönemlerinde işkencelerde kaybedilen, öldürülen insanlar da bu ülkenin bağımsızlığı için bedel ödemiş vatan evlatlarıdır. Aynı idam fermanıyla Anadolu’ya çıkan Mustafa Kemal gibi.

"GÖZALTI İÇİN YAPILAN BASKINDA AVUKATIM SİBEL ÇOCUĞUNU KAYBETTİ"

13 Ocak’ta benim yaşadığım sürecin çok daha ağırları daha sonra başkalarına da yaşatılmıştır. Öyle ki, gözaltı işlemi için yapılan baskında, uzun süredir çocuk tedavisi gören ve nihayet hamile kalan kayınbiraderimin eşi, aynı zamanda avukatım olan sevgili Sibel çocuğunu kaybetmiştir. Eşe, çocuğa ve aileye yönelmenin bizim geleneğimizde yeri yokken, hepimize adeta seri katil muamelesi yapılmasının nasıl acı sonuçlar doğurduğu tarif edilebilir olmaktan bile ötedir. Bu hususu bugüne kadar ajitasyon olarak lanse edilmemesi için hiçbir mecrada dile getirmedim, ilk kez huzurunuzda paylaşıyorum.

"GÜYA BERABER İŞLEDİĞİMİZ SUÇLARDAN YARGILANIYORUZ AMA O ARKADAŞLARIN HİÇBİRİ AYNI SUÇLARDAN YARGILANMIYOR"

“Bugün karşınızda olmamın sebebi, kimliği gizli tutulmuş itirafçıların beyanları, sonradan itirafçıya dönüştürülmüş bazı kişilerin iftiralarıdır. Bugün bu salonda bulunan sanıkların birçoğu benzer şekilde yargılanmaktadır.

Bu durum bir eksiklik değil, bu dosya için bir zorunluluk. En ufak bir somut durum ortaya konsa, aslında anlatılanların bir balon olduğu ve gerçekle temas eder etmez patlayacağı görülecektir.

İddialı ama içi boş, hiçbir anlam ifade etmeyen cümleler…. Güya ben onlarca suç işlemişim. 578 sayfanın 400 sayfasından fazlası bana ait. Ortada bir suç yok. O kadar temelsiz ki hemen ortaya çıkacak… Peki, bu yaşananlara neden ihtiyaç duyuldu?

Hepsi birbiri ardına iftiracı oldu. Başka insanlar bunlardan dolayı gözaltına alındı. İnsanlara çektirilen bu zulmün sebebi tamamiyle bu iftiracıların “duydum” şeklindeki beyanlarıdır. Bunları söyleyerek tutukluluk durumlarını değiştirmişlerdir. İsimler belli, herkes biliyor. İtirafçı olanların yüzde 99’u tahliye edildi.

Güya beraber işlediğimiz suçlardan yargılanıyoruz ama o arkadaşların hiçbiri aynı suçlardan yargılanmıyor.

"ANNESİ VE ÇOCUKLARIYLA TEHDİT EDİLDİ"

Önce mal varlığıyla, şirketleriyle ve tabii ki bizim bilmediğimiz bir çok sayıda tehdit edilen Aziz İhsan Aktaş itirafçı olmuştur. 13 Ocak’tan Mayıs başına kadar hiçbir beyanda bulunmazken bir anda konkordato uzatma talebi karşılanmayacağı ve temiz eller operasyonu haberleriyle tavır değiştirmiştir. Hatta Elazığ Belediyesi’nden de göstermelik dosyalar istenmiş, bu konudaki tehdit görünür hale gelmiştir. 12 Ocak gecesine kadar kimsenin tanımadığı, kamudan yüzlerce ihale alan bir iş insanı bir anda suç örgütü liderine dönüşmüştür.

O güne kadar iş yaptığı kurumlarda yaptığı bir aksaklık gündeme gelmemiş, yapılan tüm denetimlerde herhangi bir bulguya rastlanmamışken bir anda her şey tersine dönmüştür. Bununla birlikte itirafçı olmuş 9 nolu koğuştan kardeşlerinin olduğu yere götürülmüştür. Daha sonra Mustafa Mutlu itirafçı olmuştur. Gözaltına alındığında eşi 8 aylık hamileydi. Eşinin deport edilme kaygısıyla Aziz İhsan Aktaş’la beraber beyanlarda bulunmuşlardır. Mal varlığı ile tehdit edilmiş. En son annesi ile tehdit edilip çocuklarının Çocuk Esirgeme Kurumu’na bırakılabileceği ihtimalini “koğuşundaki” arkadaşlarına anlatmıştır. Bunların sonucunda kendi hazırladığı birçok dosyayı Emirhan Akçadağ ve Ozan İş’e vermiş, kendisi arka planda durup ifadelerin büyük bölümünü bunlara verdirmiştir.”

"İTİRAFÇI OLANLAR KAPININ KOLUDUR"

Bu kişilerin silsile halinde ‘itiraf’ etmesi bir şey değiştirmeyecektir. Biz kendimize güveniyoruz ve o kararlılıkla buradayız. İtirafçı olanlar kapının koludur, bizim davamız kapının kendisiyledir.

"KURULTAY HAKKINDA KONUŞ, İTİRAFÇI OL DOSYAYI TEMİZLERİZ DENİLDİ"

Rıza Akpolat, Özgür Özel’in Genel Başkan seçildiği CHP Kurultayı’na ilişkin:

"Bana da ‘CHP Kurultayı hakkında konuş, itirafçı ol. Beşiktaş dosyasını temizleriz’ denildi. Hatta Mayıs’a kadar süre verildi. Konuşmadım. Zaten ne olduysa Mayıs’tan sonra oldu. Ben konuşmadım çünkü 2 kızımı değil 86 milyonun çocuğunu düşündüm."

Akpolat, ‘Aziz İhsan Aktaş’ın etkin pişmanlık ifadesi için de konuştu. Aktaş’ın şirketlerinin konkordato ilanının bittiği tarih olan 12 Mayıs’tan 1 gün önce verdiğini söyledi.

Konkordato ayın 12’sinde bitiyor aynı tarihte verilmiş ifadeler. Mustafa Mutlu ve Aziz İhsan Aktaş Aynı anda aynı saatte aynı savcıya ifade vermişler. Sunduğumuz ifadelere bakıldığında göreceksiniz 4 dakika arayla ifadeler. Aynı savcı aynı katip aynı saat. Bu Türk hukuk tarihini kara bir leke olarak geçecektir.

"SUÇLAMAYA ÇALIŞAN SAYIN SAVCI ISPARTA BELEDİYESİ’NE HEDİYE EDİLEN ARACI NEDEN SORMUYOR"

CHP'li Bulut barınma ve temel gider krizini rakamlarla gözler önüne serdi
CHP'li Bulut barınma ve temel gider krizini rakamlarla gözler önüne serdi
İçeriği Görüntüle

Sayın savcı, emekçi şoför kardeşlerimize bile ‘bu ülkenin devletin malını çalmanıza müsaade etmem’ demiş. O zaman hodri meydan. Dosyada Aydın Belediyesi, Elazığ Belediyesi var. Onlarca AKP'li belediye ve bakanlıklar var. Yandaşa dağıtılan ihaleler var. AKP'li belediyelere ait mülklerin nasıl satıldığını incelesin. Bir araç plakasından ya da tekne isminden beni suçlamaya çalışan sayın savcı günlerce konuşulan Isparta Belediyesi’ne hediye edilen aracı neden sormuyor? Bu araç neyin karşılığında hediye edilmiş?

"BEN DE Mİ BAŞKA PARTİYE GEÇSEYDİM?"

Rıza Akpolat:

"Neden Aydın Belediyesi hakkında bir somut adım yok? Ben de mi geçseydim başka partiye? Ya da kurultay hakkında konuşsaydım. Biz bir tane çocuk kaybettik."

Mahkeme başkanı araya girerek:

"Tekrara düşmeyin ve savunma dışına çıkmayın"

Rıza Akpolat:

"Bunların hepsi iddianamede var"

"HEM İKTİDAR HEM KURULTAYI KAYBEDENLER TARAFINDAN HEDEF HALİNE GETİRİLDİM"

"Biz herkes için adalet istiyoruz. Bize yapılanların tek sebebi partimizin kendini yenilemesi, yapılan ilk seçimde birinci parti olması ve halkın umudu haline gelmesidir. Hem iktidar hem kurultayı kaybedenler tarafından hedef haline getirildim. Hepsinin motivasyonları aynıdır. Bu toplumun değişim talebine karşılık verdiğim için çok huzurluyum. İçeride olmamız sonucu değiştirmeyecektir. İçerde de olsak üretmeye devam edeceğiz. Ülkeyi kuranların yaktığı ışık son yurtseverin elinde tüm ülkeyi aydınlatacaktır.”

RIZA SAVUNMASINI ŞİİR DİZELERİYLE TAMAMLADI

Rıza Akpolat savunmasını, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şu dizeleriyle sonlandırdı:

“Ekilir ekin geliriz ​​​Ezilir un geliriz ​​​Bir gider bin geliriz ​​​Beni vurmak kurtuluş mu?”

***

Duruşmanın ikinci haftasında ilk savunmayı, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” ve “resmi belgede sahtecilik” suçlamalarıyla tutuklu yargılanan Rıza Akpolat’ın kayınbiraderi Kazım Gökhan Yankılıç yaptı. İddianamede yer alan “yüzde üç komisyon üzerinden daire alımı” iddiasına yanıt veren Yankılıç, bu tezin matematiksel ve finansal verilerle uyuşmadığını belirtti.

Yankılıç, “Eğer iddia edildiği gibi bir komisyon söz konusu olsaydı, oradan üçe yakın daire almış olurduk. Bu konudaki satış sözleşmelerimiz ile mali durumumuzu gösteren tüm belgeleri de avukatımız aracılığıyla dosyaya sunduk Sayın Başkanım” ifadelerini kullandı.

Savunmasında sadece son dönemin değil, aile geçmişinin ve profesyonel kariyerinin de dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Yankılıç, eşinin avukat olduğunu ve 14 yıldır aktif çalışma hayatının bulunduğunu hatırlattı. Birçok firmaya danışmanlık hizmeti verdiğini ifade eden sanık, maddi durumlarının kaynağı olarak 2017 yılındaki düğünlerini ve yıllara yayılan birikimlerini işaret etti.

İddianamedeki para hareketlerine de değinen Yankılıç, bir yıl içindeki para giriş çıkışlarının suç delili olarak sunulmasına itiraz ederek; döviz işlemlerinin tamamının banka ve yetkili bürolar üzerinden, kayıtlı ve yasal şekilde yapıldığını vurguladı.

"BİRİKİMLER YASAL, İŞLEMLER KAYITLI"

Malvarlığının yalnızca soruşturma dönemiyle kısıtlı değerlendirilmesine tepki gösteren Yankılıç, ailesinin geçmişten gelen birikimleri olduğunu söyledi. İstanbul Kartal’da iki döviz bürosuyla uzun yıllardır çalıştıklarını belirten sanık, birikimlerin bir kısmının geleneksel yöntemlerle “yastık altı” olarak tutulduğunu, ancak harcama ve yatırım aşamasında her şeyin kayıt altında olduğunu ifade ederek "malvarlığı aklama" suçlamasını reddetti.

"EŞİM DÜŞÜK YAPTI VE ÇOCUĞUMUZU KAYBETTİK! EŞİMİN YANINDA OLAMADIM"

Yaklaşık sekiz aydır tutuklu bulunan Yankılıç, savunmasının sonunda yargılama sürecinin insani boyutuna dikkat çekti. Tutuksuz yargılanma talebinde bulunan Yankılıç, cezaevinde bulunduğu süre zarfında yaşadıkları ağır kaybı şu sözlerle dile getirdi:

“Yaşadığımız bu süreçte eşim düşük yaptı ve çocuğumuzu kaybettik. Bu acıyı birlikte yaşayamadık. Eşimin yanında olamadım, destek veremedim. Bu süreç bizim için çok zor geçti.”

Sürecin ailesi açısından yıpratıcı olduğunu belirten Yankılıç, sundukları belgelerin göz önünde bulundurulmasını talep etti.

"BANKADAN DEĞİL ELDEN TESLİM ALDIM"

"Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" iddiasıyla tutuklu yargılanan Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın makam şoförü Mehmet Ataş, mahkemedeki savunmasında şu ifadeleri kullandı:

MASAK raporunda yer alan bazı hesap hareketleriyle ilgili olarak, şahsi hesabıma aktarılan paralar, Rıza Bey’in bilgisi ve talimatı doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Bu paraların hangi amaçla ve ne şekilde kullanılacağına dair karar merci ben değildim. Benim görevim, verilen talimatları yerine getirmekten ibaretti. Bana aktarılan paraların kaynağını ya da kullanım amacını sorgulamak gibi bir yetkim bulunmamaktadır.

Hepsi Akpolat'ın kişisel ödemeleridir. Benim şahsım ait kişisel ödemeler değildir. Bu harcamaların hangi niyetle olduğunu bilmem mümkün değildir. Bana verilen paranın anlam, amacını sorgulamam mümkün değildir. Yeşim Akpolat'ın istekleri doğrultusunda ödemeleri yapardık. Benim bu sistem içerisinde diğer arkadaşlarımdan farkım yok.

Mahkeme Başkanı, savunmanın ardından Ataş’a; iddianamede adı geçen Acarkent'teki villa, tekne ve Audi marka araç ile ilgili iddiaları sordu; Ataş şöyle yanıt verdi:

“Acarkent’teki villaya bir kere gittim. Rıza Bey'i götürdüm. Auidiyi almaya gittiğimde, Rıza bey "benim" gibi bir kelime kullanmadı. Ben sadece araba almaya gittim. Teknenin Akpolat'a ait olduğunu bilmiyordum. Bacanağı ve kayınçosu konuşunca, bunları satıp yenisini almaları gerektiğini duydum. Burdan bunu çıkardım.”

Avukat Hasan Sınar’ın “Size verilen paraların kayıt dışı olduğunu nereden anladınız?” sorusu üzerine Ataş şu yanıtı verdi:

“Çünkü bankadan değil, elden teslim aldım.”

Avukat Sınar, "Parayı elden teslim aldığınız için kayıt dışı diyorsunuz yani" diyerek karşılık verdi.