Müyesser Yıldız'ın haberine göre; stinafın kısmi bozma kararından sonra yeniden yargılanan Bora Kaplan, dosyaya yeni delil olarak sunulan buluntu telefonun kendisine operasyon yapan polisler ile soruşturma savcısının kumpası olduğunu öne sürerek, “İzin verin, ben de bir telefon yaptırıp getireyim. Haberlere, gazetecilere manşet olacağına inanıyorum.” dedi. Polislerin hem kendi aralarındaki hem savcı ve hakimle gerçekleştirdikleri WhatsApp yazışmalarında suç işlediklerine dair yüzlerce delil bulunduğunu öne süren Kaplan, bunlardan da haklarında dava açılması gerektiğini ve bu davaya müdahil olmak istediğini söyledi.
Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşma salonunda yeniden görülen 76 sanıklı Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davasında, örgüt lideri suçlamasıyla 68 yıl hapis cezasına çarptırılan Bora Kaplan Salı günü başladığı savunmasına devam etti. Kaplan, ana davaya ilişkin savunmasını şöyle tamamladı:
“Eski mahkeme başkanı, hakkımızdaki kararı önceden verdiği için bizi hiç dinlemedi. Arkadaşı olan polisler tutuklanınca da bize karşı iyice hırslandı. Allah aşkına Savcı Mustafa Kaya’nın iddianamesini ve eski Başkan Mehmet Güven’in gerekçeli kararını dikkate almayın. Ne olur gizli tanıklıktan çekilen Ü5’i bizden gizli de olsa dinleyin. Eğer biz ona baskı yaparak ifadesini geri çektirmişsek, hakkımızda işlem yapın. Bu dosyayı isimleri değiştirip iki hukuk öğrencisine verin, vallahi ceza çıkmaz.”
'KURTULACAĞIMI BİLSEM 100 BİN DOLARI VERİRDİM'
Ardından operasyonu yapan polislerden eski KOM Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan’ın avukatının bürosunun kapısına asılan buluntu telefonla ilgili savunmasına başlayan Kaplan, polislerin şu anda sadece görevi kötüye kullanma, resmi belgede sahtecilik ve tanığı etkileme suçlarından yargılandığını, oysa whatsapp yazışmalarından yüzlerce suç delili çıktığını öne sürüp, bu yazışmalarını tümünün mahkemede okunmasını ve bu suçlardan da ek savunmaları alınıp yargılanmalarını istedikten sonra şunları söyledi:
“Sanıklardan Önder Polat’ın Avukatı Duran Göçer’in oluşturduğu iki telefonda manipülasyon tespit edilemediğine dair rapor geldi. O telefonu ben yaptırsam on kat daha iyisini, 1970’lere ait WhatsApp yazışmaları yaptırayım, manipülasyon çıkmaz. İftira atacaklar ya, Allah ayaklarına dolayacak ya, bunlar çok açık vermiş. Bakın, buluntu telefonun alt bilgisine ulaşamamışlar. Ben bu işleri, o buluntu telefonda parmak izi çıkan Mustafa Öztaş’tan biliyorum. Daha 2023’teki ilk savunmamda sahte mesajlar oluşturulabileceğini söyledim. Mimarının da Mustafa Öztaş olduğunu biliyordum. Daha ucuza yapan birisini de bulurdum. Kurtulabileceğimi bilsem o 100 bin doları verirdim, ama bana faydası olmayacaktı, o yüzden kabul etmedim. Başkanım, izin verirseniz, ben de bir telefon yaptırıp getireyim; haberlere, gazetecilere manşet olacağına inanıyorum.”
Buluntu telefondaki anormalliklerden örnekler veren Kaplan, tek başına bunların bile telefonun kurgu ve sahte olduğunu ortaya koyduğunu vurgulayıp şöyle devam etti:
“Bu dosya beni bilirkişi yaptı, hukukçu yaptı, kriptoloji uzmanı yaptı. Vallahi, billahi, tillahi çöp. Derhal Mustafa Öztaş hakkında suç duyurusunda bulunmanız lazım. Bunun yaptığı belli. Ve beni bu dosyadan derhal tahliye edin, zaten diğerinden tutukluyum. Bu kadarına nasıl cesaret ederler? Suçu başkasına yükleyecekler ya. Siber suçların manipülasyon bulamaması, yapılmadığı anlamına gelmez. Çünkü onlar hangi programla inceleme yapıyorsa, bu sahteciliği yapanlar da zaten o programın bulamayacağını biliyor. Allah’a şükür bu sahte poşet telefonu çöp oldu. Düşünün, Av. Duran Göçer sahte telefonu mahkemede oluşturdu, ama sahtecilik bulamadılar. Sahte delilin şüpheli olduğu ortaya çıktığına göre, hükme esas alınamaz. Bunlar başından sonuna kumpas kurdular, savcı da işin içinde. O yüzden telefonla ilgili iddianame yok hükmündedir. Hukuk tarihinde görülmemiş bir skandal bir suçlama ile suçlanarak, polislerin işlediği suçlar bana yıkılmak istenmiştir. Savcı, bu iddianame ile polisleri kurtarmak istemiştir. O zaman polislerle ilgili iddianameyi hazırlayan savcı, yargılamalarını yapan hakimlerin de bu dosyadan yargılanması gerekir. Çünkü onlar da bu sözde örgütün üyesi olmakla itham edilmiştir. Buluntu telefondaki yazışmalara öyle ahlaksız, edepsiz mesajlar koymuşlar ki, midem bulanıyor, bu kadar ipini koparmışlar. Terörden sorumlu Başsavcı Vekili Veysel Kaçmaz’a saldırıyorlar. O yazışmalarda ‘güya’ kelimesi çok geçiyor. Dikkat ettim, bunu Murat Çelik kadar kullanan yok. Savcı, güya araştırmak için ABD’ye UYAP üzerinden yazı yazmaya çalışmış. Sanki Kırıkkale’ye yazıyor. Sonra, ‘olmadı’ deyip, Adalet Bakanlığı’na bilgi veriyor. Diğer tüm taleplerinde istinabe yazarken, bunda UYAP üzerinden yazmaya çalışıyor. Madem öyle; önce yazışmaları hallet, ondan sonra operasyon yap. Telefonda parmak izi çıkanı tanık yapıyor. Adam eline aldı kılıcı, bizi katletti. Çıldırmamak elde değil.”
Polislerin poşetteki telefonu bulduktan sonra verdikleri şikayet dilekçesinin doğrudan Savcı Mustafa Kaya’ya havale edilmesine dikkat çekerken de, “Hakaret ve tehdit suçları ne zamandan beri Kaçakçılık ve Organize Suçlar Savcılığına gönderiliyor. Bu da sözde müşteki polisler ile savcının birlikte hareket ettiğinin delilidir” dedi.
Kaplan, polislerin telefonu kendilerinin bulduğu şeklinde tutanak tuttuğunu, ancak avukatlık ofisinin sekreteri U. D.’nin mahkemedeki tanıklığında telefonu kendisinin bulduğunu söylediğini hatırlatarak, “Tutanak sahteyse, bu suç değil mi? Poşette U. D.’nin parmak izinin çıkmaması normal mi?” sorularını yöneltip bu çelişkilerin giderilmesini istedi.





