19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla başlayan Millî Mücadele, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılmasıyla yeni bir siyasal aşamaya geçti. Kurtuluş Savaşı boyunca millî iradeyi esas alan bu yaklaşım, zaferin ardından Cumhuriyetin ilanıyla devletin temel yönetim ilkesi haline geldi.
MİLLÎ EGEMENLİK İLKESİ TBMM İLE HAYATA GEÇİRİLDİ
Millî Mücadele’nin halkın temsilcileri aracılığıyla yürütülmesi amacıyla 23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM açıldı. Meclisin kuruluşu, egemenliğin hanedandan millete geçişinde tarihsel bir dönüm noktası oldu.
Mustafa Kemal Atatürk, 24 Nisan 1920’de Meclis’te yaptığı konuşmada, bağımsızlığın ve devlet bütünlüğünün millî egemenliğe dayanan bir yönetim anlayışıyla güvence altına alınabileceğini vurguladı.
Atatürk, Meclis’e sunduğu öneride ise padişah ve halifenin gelecekteki konumunun, Meclis tarafından belirlenecek yasal esaslar çerçevesinde ele alınmasını önerdi. Böylece ülkenin yönetiminde belirleyici gücün milletin temsilcisi olan Meclis olması yönündeki anlayış ortaya konuldu.
1921 ANAYASASIYLA EGEMENLİK MİLLETE VERİLDİ
Millî egemenlik ilkesi, 20 Ocak 1921’de kabul edilen Teşkilât-ı Esasiye Kanunu ile anayasal bir temele kavuştu. Kurtuluş Savaşı’nın sürdüğü olağanüstü koşullarda hazırlanan anayasa, yeni devletin yönetim esaslarını belirleyen temel hukuki metin oldu.
Anayasanın ilk maddesinde yer alan “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” hükmü, yeni yönetim anlayışının temelini oluşturdu. Bu düzenlemeyle devletin meşruiyet kaynağının millet iradesi olduğu hukuken ifade edildi.
TBMM’nin yürütme ve yasama alanındaki konumu da bu ilkeyle birlikte güçlendi. Böylece Cumhuriyetin ilanına uzanan süreçte millî egemenlik, yalnızca siyasi bir hedef olmaktan çıkarak anayasal bir ilkeye dönüştü.
BÜYÜK ZAFERİN ARDINDAN SALTANAT KALDIRILDI
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile kesin bir askeri başarıya ulaştı. Türk ordusunun ilerleyişi sonucunda İzmir, 9 Eylül 1922’de kurtarıldı ve Anadolu’daki işgalin sona erdirilmesi yolunda belirleyici bir aşamaya geçildi.
Askerî zaferin ardından siyasi yapılanma süreci hız kazandı. TBMM, 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırarak Osmanlı hanedanının siyasi egemenliğine son verdi. Bu karar, millî egemenlik esasına dayanan yeni devlet düzeninin önündeki önemli engellerden birini ortadan kaldırdı.
24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ise Türkiye’nin bağımsızlığının ve uluslararası alandaki egemenlik haklarının tanınması açısından önemli bir dönüm noktası oldu.
29 EKİM 1923’TE CUMHURİYET RESMEN İLAN EDİLDİ
Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması, saltanatın kaldırılması ve Lozan Barış Antlaşması’yla uluslararası alanda önemli bir aşamaya ulaşılması, yeni devletin yönetim biçiminin açıkça belirlenmesinin önünü açtı.
29 Ekim 1923’te TBMM’de kabul edilen anayasa değişikliğiyle 1921 Anayasası’nın ilk maddesine “Türkiye Devletinin şekli hükümeti, cumhuriyettir” hükmü eklendi. Böylece Türkiye Cumhuriyeti resmen ilan edildi.
Cumhuriyetin ilanıyla birlikte devletin yönetim biçimi hukuki olarak kesinleşirken, millî egemenlik ilkesi yeni rejimin temel dayanağı haline geldi. Mustafa Kemal Atatürk, aynı gün Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçildi.
1924 ANAYASASI CUMHURİYETİN HUKUKİ ÇERÇEVESİNİ GÜÇLENDİRDİ
Cumhuriyetin ilanından sonra yeni devletin kurumlarını ve yönetim esaslarını kapsamlı biçimde düzenleyecek bir anayasa hazırlanması gündeme geldi. Bu doğrultuda 20 Nisan 1924’te yeni anayasa kabul edildi.
1924 Anayasası, devletin Cumhuriyet olduğunu ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait bulunduğunu hükme bağladı. TBMM de milletin tek temsilcisi olarak tanımlandı.
Bu düzenlemeler, Cumhuriyetin yönetim yapısının hukuki çerçevesini genişleterek yeni devletin kurumsallaşmasına katkıda bulundu.
6 OK, 1937’DE ANAYASAL İLKE HALİNE GELDİ
Cumhuriyetin kuruluşuyla başlayan siyasal ve toplumsal dönüşüm, sonraki yıllarda gerçekleştirilen devrimlerle devam etti. Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve devrimcilik ilkelerinden oluşan Altı Ok, Cumhuriyet Halk Partisi’nin programında yer alan temel ilkeler olarak şekillendi.
5 Şubat 1937’de yapılan anayasa değişikliğiyle bu altı ilke anayasanın ikinci maddesine eklendi. Böylece Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve devrimcilik, devletin temel niteliklerini belirleyen anayasal ilkeler arasında yer aldı.
KURTULUŞTAN KURULUŞA UZANAN TARİHSEL DÖNÜŞÜM
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci, askerî zaferin ardından gerçekleştirilen bir dizi siyasal ve hukuksal değişimle tamamlandı. TBMM’nin açılması, 1921 Anayasası’nın kabulü, saltanatın kaldırılması, Lozan Barış Antlaşması, Cumhuriyetin ilanı ve 1924 Anayasası’nın yürürlüğe girmesi, bu sürecin başlıca aşamalarını oluşturdu.
Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen bu dönüşümle egemenliğin millete ait olduğu yeni bir devlet düzeni kuruldu. Cumhuriyetin ilanı, Millî Mücadele ile başlayan bağımsızlık sürecinin siyasal ve hukuksal açıdan tamamlanmasında belirleyici bir rol oynadı.




