MHP'nin acı günü... Hüseyin Yıldız hayatını kaybetti
MHP'nin acı günü... Hüseyin Yıldız hayatını kaybetti
İçeriği Görüntüle

AKP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş , AİHM’in Osman Kavala kararının ardından Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraflığının gözden geçirilebileceği mesajını veren Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’a isim vermeden sert tepki gösterdi. AİHS’den çıkış tartışmalarını “akıl tutulması” olarak nitelendiren Türkeş, “Yapay zekâyla basit bir diyalog bile ülkemizin AİHS’ye taraf olmaktan vazgeçmesi senaryosunun ne denli ‘deli saçması’ olduğunun anlaşılması için yeterli” dedi.

AKP Ankara Milletvekili ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Delegasyonu Başkanı Yıldırım Tuğrul Türkeş, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Özelinde Türk Hukuk Politikası Üzerine Basın Açıklaması” başlığıyla yayımladığı açıklamada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Kavala hakkında verdiği son kararın ardından başlayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden (AİHS) çıkış tartışmalarına tepki gösterdi.

Türkeş’in açıklaması, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum’un birkaç gün önce yaptığı açıklamanın ardından geldi. Uçum, AİHM’in Kavala kararına tepki gösterirken, Türkiye’nin AİHS’e taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkanını “gözden geçirmeye zorlandığını” savunmuş, Türkiye aleyhine kararların sürmesi halinde bunun “kaçınılmaz hale gelebileceğini” belirtmişti.

Uçum’un adını vermeyen Türkeş, açıklamasına şu ifadelerle başladı:

“Geçtiğimiz günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) açıkladığı (Osman Kavala No. 2) kararını müteakip, en hafif tabirle bilinçsizce alevlendirilen ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti gerekirse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden (AİHS) çekilir’ tartışmaları üzerine birkaç söz söylemek gereği hâsıl olmuştur.”

Türkiye’nin 70 yılı aşkın süredir Avrupa Konseyi’nin üyesi olduğunu hatırlatan Türkeş, Türkiye’nin AİHS’ye de yaklaşık aynı süredir taraf olduğunu, AİHM nezdinde bireysel başvuru hakkının 1987’de, zorunlu yargı yetkisinin ise 1990’da kabul edildiğini kaydetti.

Türkiye’nin Avrupa’yla ilişkilerinin Avrupa Birliği ile başlamadığını ve AB ile sınırlandırılamayacağını vurgulayan Türkeş, Türkiye’nin jeopolitik konumu ve tarihsel birikimi nedeniyle çok boyutlu bir politika izlemesi gerektiğini belirtti.

Türkeş, “Avrupa’yla müspet ilişkiler” anlayışının Türkiye’nin çok boyutlu dış politika çizgisinin “vazgeçilmez bir ağırlık merkezi” olduğunu ifade ederek, bu birikimin ortadan kaldırılmaya çalışılmasını eleştirdi.

Türkeş şöyle devam etti:

“Bu emeklerin kimileri tarafından zâyi edilmek istenmesi - üstelik doğuracağı kesin uzun vadeli/yapısal hukukî, ekonomik ve siyasi istikrarsızlaşma ivmesi bütünüyle inkâr edilerek - tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır.”

Hukukun herkes için eşit işlemesinin önemine işaret eden Türkeş, hukuk ve adaletin yalnızca bir yargı meselesi olmadığını, kalkınma, refah ve medenileşmenin de ön şartı olduğunu söyledi.

Türkeş, hukuku ve adaleti aşındıran ülkelerin içine düştüğü ekonomik ve siyasi sorunlara dikkat çekerek, “Türkiye’yi bu seviyelere çekmek isteyenlerin devlete ve millete nasıl bir kötülük yaptıklarının farkında olduklarını zannetmiyorum” ifadelerini kullandı.

KAVALA MESAJI: “MİLLİ HUKUK YOLUYLA ÇÖZÜLEBİLİR”

Osman Kavala davasına da değinen Türkeş, bu ve benzeri uzun süredir tartışılan davaların Türkiye’nin kendi hukuk sistemi içinde çözülebileceğini savundu.

Türkeş, şunları kaydetti:

“Osman Kavala ve benzeri irili ufaklı, kangrenleştirilmiş davaların ‘millî hukuk’ yoluyla çözülmesi pekâlâ mümkündü ve hatta hâlâ mümkündür. Bunun için dışarılardan birtakım mercilerin dahline hiç mi hiç ihtiyaç yok(tu).”

AİHM kararlarının siyaset ve ideolojik tartışmaların zeminine çekilmeden uygulanmasına imkan verilmesinin “Avrupa hukukunun değil, bizzat millî hukukun bir kazanımı” olacağını belirten Türkeş, Kavala meselesinin Türkiye’deki hukuk tartışmasının yalnızca “en görünür yüzü” olduğunu ifade etti.

UÇUM’A İSİM VERMEDEN SERT MESAJ

Türkeş açıklamasının en dikkat çekici bölümünde ise AİHS’den çıkış ihtimalinin üst düzey isimler tarafından dile getirilmesine doğrudan tepki gösterdi. Türkeş açıklamasına şöyle devam etti:

“Yapay zekâyla basit bir diyalog bile ülkemizin AİHS’ye taraf olmaktan vazgeçmesi senaryosunun ne denli ‘deli saçması’ olacağının anlaşılması için yeterliyken, bunu üst düzey sorumluluk sahiplerinin açıktan dillendirmeye cesaret etmeleri ancak Kafkavari absürtlükle izah edilebilir.”

Türkeş açıklamasını, “Evrensel hukuk ilkeleri ve adalet bugün ve yarın için herkese, hepimize lazım” sözleriyle tamamladı.

Türkeş'in açıklamasının tamamı şu şekilde:

"Türkiye’nin Hukuk Burcunda Akıl Tutulması

Geçtiğimiz günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) açıkladığı (Osman Kavala No. 2) kararını müteakip, en hafif tabirle bilinçsizce alevlendirilen "Türkiye Cumhuriyeti Devleti gerekirse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden (AİHS) çekilir" tartışmaları üzerine birkaç söz söylemek gereği hâsıl olmuştur.

Ülkemiz, 70 yılı aşkın bir süredir kurucuları arasında yer aldığı Avrupa Konseyi'nin saygın bir üyesidir. Keza AİHS'ye yine o kadar süredir taraftır. AİHS'ye uyumu denetlemek amacıyla teşkil edilen AİHM nezdinde ise 1987 yılından bu yana bireysel başvuru hakkını kabul etmiş, zorunlu yargı yetkisini de 1990 yılından itibaren özümsemiştir.

Bugün ise söz konusu bu ciddi birikimin ve Avrupa'yla entegrasyon mekanizmasının birtakım hezeyanlarla hiç edilmek istendiğini müşahede ediyoruz.

Şüphesiz ki, Türkiye'nin Avrupa'yla ilişkileri Avrupa Birliği (AB) ile başlamamıştır ve bu kurumsal çerçeveyle de sınırlandırılamaz. Ne var ki siyâset, belli bir zamandaki belli nesnel şartlarla çerçevelenir. Hâl böyleyken hem AB hem de AİHS ve AİHM gibi faktörleri "yokmuş" yahut "önemsizmiş" gibi addetmek mümkün değildir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gerek coğrafi konumu ve kültürel tarihi gerekse üstün jeopolitik menfaatleri bakımından her daim çok-boyutlu bir politika izlemek durumundadır. Ve "Avrupa'yla müspet ilişkiler" başlığı, tam da bu "çok-boyutluluk" ilke ve pratiğinin vazgeçilmez bir ağırlık merkezidir.

Modern zamanlarda AB-Türkiye ilişkileri pek çok çetin sınavdan geçmiş; ancak köklü Hariciyemizin emektar diplomatlarının da alın teri ve çabalarıyla hep "daha ileriye" taşınabilmiştir.

Bu emeklerin kimileri tarafından zâyi edilmek istenmesi - üstelik doğuracağı kesin uzun vadeli/yapısal hukukî, ekonomik ve siyasi istikrarsızlaşma ivmesi bütünüyle inkâr edilerek - tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır.

Herkes için eşit işleyen hukuk ve adalet; kalkınmanın da refahın da medenîleşmenin de ön şartıdır. Bugün hukuku ve adaleti aşındıran yahut aşındırmış memleketlerin içinde bulundukları sefâlet ve dünya sahnesinde uğradıkları geri döndürülemez itibar kaybı herkesin malumudur. Türkiye'yi bu seviyelere çekmek isteyenlerin devlete ve millete nasıl bir kötülük yaptıklarının farkında olduklarını zannetmiyorum.

Osman Kavala ve benzeri irili ufaklı, kangrenleştirilmiş davaların "millî hukuk" yoluyla çözülmesi pekâlâ mümkündü ve hatta hâlâ mümkündür. Bunun için dışarılardan birtakım mercilerin dahline hiç mi hiç ihtiyaç yok(tu). Yürürlükteki Anayasa ve yasaların herkese eşit, adil ve şeffaf tatbik edilmesiyle bu sorunların hiçbiri yaşanmayabilir(di). Nitekim bundan iki yıl kadar evvel bu hususta girişimlerde bulunmam da tam olarak bu sebeplerdendi.

Hukuk kararlarına - onları siyâset ve zararlı bazı ideolojik fantezi zeminlerine çekmeksizin - "uygulanma" fırsatı tanımak, Avrupa hukukunun değil, bizzat millî hukukun bir kazanımı şeklinde değerlendirilecektir.

Salt "Kavala" özelinde değil, topyekûn Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının isteği ve menfaati buradadır. Kavala figürü yalnızca meselenin en "görünür" yüzüdür.

Yapay zekâyla basit bir diyalog bile ülkemizin AİHS'ye taraf olmaktan vazgeçmesi senaryosunun ne denli "deli saçması" olacağının anlaşılması için yeterliyken, bunu üst düzey sorumluluk sahiplerinin açıktan dillendirmeye cesaret etmeleri ancak Kafkavari absürtlükle izah edilebilir.

Evrensel hukuk ilkeleri ve adalet bugün ve yarın için herkese, hepimize lazım.

Saygılarımla,

Yıldırım Tuğrul TÜRKEŞ

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi
Türk Delegasyonu Başkanı"