CHP Sözcüsü Zeynel Emre, CHP'nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun başvurusu sonrasında AİHM'in sorduğu sorulara ilişkin, “Burada beşinci ve altıncı sormuş olduğu soruya baktığınız zaman, bir defa politik amaçlı tutuklama iddiası ve davanın siyasi niteliğini irdelediğini görüyorsunuz. Sayın İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığı süreci, seçme-seçilme hakkına yönelik müdahale konusunda da bir sorgulama yaptığını görüyoruz. Esasında başından beri bizim ortaya koyduğumuz tezin doğruluğu bir yönüyle de burada ortaya çıkmış oluyor” dedi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 23 Mart 2025 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik başlatılan 'yolsuzluk' operasyonu kapsamında tutuklanan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutukluluğuna ilişkin başvuruyu öncelikli olarak incelemeye aldı. Mahkeme, Türkiye'ye İmamoğlu hakkında altı kritik soru yöneltirken, tutukluluğun 'siyasi amaç taşıyıp taşımadığı' da incelenecek.
CHP Parti Sözcüsü Zeynel Emre de CHP Genel Başkanlık İstanbul Çalışma Ofisi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları kaydetti:
"Ankara İl Başkanımız Ümit Erkol da tıpkı diğer seçilmişler, partimizin diğer yetkilileri gibi büyük bir kumpasa uğrayarak tutuklandı. Ülkemiz karanlık bir süreçten geçmektedir. Bildiğimiz ceza hukukunun temel ilkeleri anlamında geçerliliği olmayan, soyut iddialara dayalı, somut delillerin bulunmadığı dosyalarla karşı karşıyayız. Kimse bu yaşanan süreci normal bir yargılama gibi değerlendirmemizi beklemesin. Bu tüm vatandaşlarımız da görüyor ki eline geçirdikleri yargıyla birlikte biz ona AK Parti’nin yargı kolları diyoruz, bütün gücüyle CHP’nin kurumsal kimliğini ortadan kaldırmak, seçilmişlerin iradesini, halkın umudunu kırmak maksadıyla yapılan seri operasyonlardır. Türkiye'de kooperatif davasından gidin, bakın; tutuklu dahi bulamazsınız. Böylesine önemli pozisyonda bulunan kimseleri siyaseten saf dışı bırakmak için yapılan operasyonlar karşısında dimdik durmaya devam edeceğiz. CHP ölümü göze alanların partisidir. CHP savaş meydanlarında kurulmuştur. CHP Kuvayı Milliye ruhudur. Lideri Mustafa Kemal Atatürk 41 kez suikastla karşılaşmasına rağmen inandığı yoldan dönmemiştir. Biz de inandığımız yoldan yürümeye kararlılıkla devam edeceğiz.
“AİHM’in İmamoğlu davası hakkındaki soruları ortaya koyduğumuz tezi doğruluyor”
Biz davaların siyasi olduğunu söylüyoruz. Biliyorsunuz, geçtiğimiz günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) Sayın İmamoğlu'nun başvurusu sonrasında AİHM'in bir değerlendirmesi oldu. Öncelikli inceleme kararı aldı. Sormuş olduğu altı sorunun dördü, benzer durumlarda sormuş olduğu matbu sorulardır. Burada beşinci ve altıncı sormuş olduğu soruya baktığınız zaman, bir defa politik amaçlı tutuklama iddiası ve davanın siyasi niteliğini irdelediğini görüyorsunuz. Ve yine Sayın İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığı süreci, seçme-seçilme hakkına yönelik müdahale konusunda sorgulama yaptığını görüyoruz. Esasında başından beri ortaya koyduğumuz tezin doğruluğu bir yönüyle ortaya çıkmış oluyor. Bu sorulara cevap verdikten sonra bir ihlal kararı vermesi muhtemeldir. Görünen odur. Türkiye, uzunca bir süredir AİHM ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının bağlayıcılığına rğmen tanınmamasından kaynaklı ciddi maddi ve manevi zararlara uğramaktadır. Biz buradan iyi bir karar, hakkaniyetli bir karar çıkmasını ve bu kararın Anayasa 90’da yazdığı şekliyle bizim açımızdan bağlayıcı olduğunun altını çizelim. Ve bunu da takip ettiğimizi belirtelim.
Sayın Erdoğan'ın bu sözleriyle birlikte ülkeyi uluslararası sermayeye peşkeş çekmenin itirafının olduğunu görüyoruz. Çünkü aynı hafta kiminle fotoğraf vermiş? BlackRock'un CEO'su ile. Dünyanın en büyük fonlarından biri. Bu şirket dünyayı sömüren şirketlerin başında geliyor. ‘Bu şirketin en önemli özelliklerinden biri ne’ derseniz İsrail'e verdiği destektir. Tayyip Erdoğan'ın elini sıktığı bu CEO, mazlum Filistin halkının yanında değil; Katil Netanyahu'nun ve onun destekçilerinin yanında yer almıştır. İliç’te maden faciasının yaşandığı Kanada merkezli şirketin en büyük hissedarı BlackRock.
Bölgemiz ateş çemberi. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik haksız bir saldırısı oldu. Bundan kaynaklı enerji fiyatlarında ciddi artışlar oldu. Şimdi orada bir müzakere süreci var. Bu müzakere sürecinin önce ülkemizde yapılacağı söylenmişti. Ülkemizin dünyadaki itibarı için önemlidir. Ama görüyorsunuz, görüşmeler önce Umman'da yapıldı. Sonra Pakistan'ın öncülüğünde yapıldı. Burada biz yokuz. Türkiye olarak bizim burada daha öncü bir rol oynamamız lazımdı. Ancak tabii ülkemizin dış politikası, uzun yıllardır ciddi şekilde savruluyor. Atanan büyükelçiler hariciye geleneğinin dışında, AK Parti’nin kendi yandaşlarına kadro ayarlamak amacıyla kullandığı, yüksek maaşlar aldığı kıymetli makamlar olarak görülüyor. Bir geçici ateşkes oluştu. Bu ateşkesten sonra, hakikaten ibretlik, bugün Türkiye, İran komşu. Tarihsel olarak ortak geçmişimiz var, yaşanmışlıklar var. Bizim ülkemizin Cumhurbaşkanı'nın yaptığı açıklamayla İspanya Başbakanı'nın yapmış olduğu açıklamaya bakın. Aradaki farka, aradaki duyguya baktığınız zaman hakikaten bizdeki içler acısı. Sayın Erdoğan, ne Trump'a tek kelime ediyor ne Netanyhu’ya ne Amerika'ya ne İsrail'e. Ortadan ortadan açıklamalar yaptığını görüyoruz.”
Emre, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Emre, Macaristan seçimleriyle ilgili soruya şu yanıtı verdi:
“Hiçbir otokrat, hiçbir baskıcı düzen uzun süreli dayanamaz. Geniş bir tarih içinde düşündüğümüzde, aslında bir virgül, bir nokta olarak gelip geçer. Ama o dönem içerisinde yaşattığı acılar olur, verdiği kayıplar olur, insanlara çektirdiği sıkıntılar olur. O nedenle Orban'ın da orada hep kalmayacağı aşikardı, dünyadaki diğer otoriter liderler de kalamayacaktır. Büyük farkla sonuçlandı. Her türlü baskıcı düzene, haksızlığa karşı büyük farkla halk sandıkta dersi verdi. Ben bunun dünya demokrasi için önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü dünyada karmaşık ve kaotik bir düzenin içerisindeyiz. Biz de içinde bulunduğumuz dönemde daha öncesinden muasır medeniyetler derdik, örnek ülkeler gösterirdik. Şimdi içinde bulunduğumuz coğrafyadan dünyaya da model olacak gerçek anlamda bir demokrasiyi, kuvvetler ayrılığını, medya özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü, özgür üniversiteleri ve huzurlu bir Türkiye'yi biz de inşa edeceğiz. Bizdeki düzen de elbette değişecek.”
AİHM'den Türkiye'ye İmamoğlu soruları: Aday olma hakkı engelleniyor mu, tutukluluğu için somut delil var mı?
Söz konusu süreçte yaşananlara yer verilen açıklamada; 19 Mart 2025’te polisin, yürütülen soruşturma kapsamında İmamoğlu'nun evinde arama yaptığı ve aynı gün gözaltına aldığı belirtildi. Ardından soruşturma dosyasına gizlilik kararı getirildiği ve itirazın hâlâ sonuçlanmadığı hatırlatıldı.
Tutuklamaya yapılan itirazın da reddedildiği hatırlatılırken; İmamoğlu'nun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesi ile hakların kötüye kullanılmasını yasaklayan 18. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü belirtildi. Ayrıca İmamoğlu'nun; serbest seçim hakkını düzenleyen Ek 1 No’lu Protokol’ün 3. maddesinin de ihlal edildiğini savunduğu ifade edildi.
AİHM'in açıklamasında, "Başvurucuya göre, dosyada kendisine yönelik 'makul şüphe' oluşturacak yeterli delil bulunmuyor. Ayrıca tutuklama kararlarının somut gerekçelere dayanmadığını, kalıp ifadelerle verildiğini ve tutukluluk süresinin makul olmadığını belirtiyor. Dosyaya erişimin kısıtlanması nedeniyle tutukluluğuna etkili şekilde itiraz edemediğini savunan başvurucu, Anayasa Mahkemesi’nin de başvurusunu yeterince hızlı incelemediğini öne sürüyor. Başvurucu ayrıca, cumhurbaşkanı adaylığını açıklamasının ardından tutuklanmasının siyasi amaç taşıdığını iddia ediyor. Bu durumun seçim kampanyasını yürütmesini engellediğini ve seçimlerde dezavantaj yarattığını belirterek, serbest seçim hakkının ihlal edildiğini savunuyor" denildi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de İmamoğlu'nun talepleri ve iddiaları üzerine Türkiye'den başvuruyla ilgili altı sorunun yanıtlanmasını, soruşturma dosyasının kopyasını ve dosyadaki tüm belgeleri istedi.