“Kent uzlaşısı” davasında 6 yıl 3 ay hapis cezası verilen ve yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Cumhuriyet gazetesinde kaleme aldığı yazısında, ""Hukukun üstünlüğü işlemiyor. AYM ve AHİM kararları uygulanmıyor. Halk iradesi hiçe sayılıyor, devasa kentler kayyımlarla yönetiliyor. Hasta tutuklular salıverilmiyor. Seçilmiş insanlar türlü bahanelerle hapsediliyor. Peki bütün bunlar ülkemizi daha iyi bir yere mi taşıyor? Toplumsal barışa katkı mı sağlıyor. Etrafımız ateş çemberinde yanarken iç cepheyi mi güçlendiriyor? Bunlara yanıtınız “hayır” ise, ki öyle olduğuna eminim, o zaman bir şeyler yapın. Bugün sessiz kalırsanız yarın işin ucu şu ya da bu şekilde mutlaka size de dokunur." ifadelerini kullandı.
Esenyurt Belediye Başkanı Özer, Cumhuriyet'te kaleme aldığı yazısında, "Yargının siyasallaştığı, kararların talimatla verildiği bir düzende yatırımcı güvende hissetmez, girişimci risk alamaz, gençler gelecek kuramaz. Çünkü hukukun üstünlüğü yoksa keyfiyet vardır. Keyfiyetin olduğu yerde ise korku, sessizlik ve çaresizlik büyür." diye yazdı.
Özer, yazısına, "Giderek genişleyen baskı iklimi, Türkiye’yi devasa bir hapishaneye dönüştürdü. Bu ceza kolonisinde kimileri dört duvar arasında mahkûm, kimileri ise dışarıda ama hepsi benzer bir tazyik altında yaşıyor. Cezaevinde olmayanların kendini özgür sanması büyük bir yanılgı. Çünkü düşünmeyen, ilgilenmeyen, sessiz kalanlar bile bu düzenin öğütücü çarklarının hedefinde. Sessiz kaldıkça çarklar hızlanıyor. Bu da ülkedeki barış iklimine zarar veriyor." ifadeleriyle başladı.
"Artık yalnızca ne yaptığımız değil, kim olduğumuz, ne düşündüğümüz, neyi eleştirdiğimiz, kimi desteklediğimiz bile cezalandırma nedenine dönüşebiliyor. Burada da “baskı makinesi” çalışmaya devam ediyor: Görünmez, acımasız ve durdurulamaz şekilde. Ve bu makineye karşı direnenler azaldıkça sistem daha da cesaretleniyor. Kimi siyasetten çekiliyor, başka alanlara yöneliyor, kimisi “kıyı kasabasında huzur bulma” sancısıyla gündemden uzaklaşmaya çalışıyor. Ama baskının büyüklüğü artık kaçacak alan bırakmıyor." yorumunu yapan Özer, şöyle devam etti:
"Bir ülkede adalet sarsıldığında yalnızca mahkeme salonları değil okullar, hastaneler, üniversiteler ve evler de sessizce çöker. Çünkü hak ve hukuk yalnızca yasal normlar değil, bir toplumun ruhsal dengesidir, ortak vicdanıdır, birlikte yaşama sözüdür.
(...)
Yargının siyasallaştığı, kararların talimatla verildiği bir düzende yatırımcı güvende hissetmez, girişimci risk alamaz, gençler gelecek kuramaz. Çünkü hukukun üstünlüğü yoksa keyfiyet vardır. Keyfiyetin olduğu yerde ise korku, sessizlik ve çaresizlik büyür. Bu muamele, toplumsal vicdanını derinden yaralar."
Özer, şunları kaydetti:
"Hukukun üstünlüğü işlemiyor. AYM ve AHİM kararları uygulanmıyor. Halk iradesi hiçe sayılıyor, devasa kentler kayyımlarla yönetiliyor. Hasta tutuklular salıverilmiyor. Seçilmiş insanlar türlü bahanelerle hapsediliyor. Peki bütün bunlar ülkemizi daha iyi bir yere mi taşıyor? Toplumsal barışa katkı mı sağlıyor. Etrafımız ateş çemberinde yanarken iç cepheyi mi güçlendiriyor? Bunlara yanıtınız “hayır” ise, ki öyle olduğuna eminim, o zaman bir şeyler yapın. Bugün sessiz kalırsanız yarın işin ucu şu ya da bu şekilde mutlaka size de dokunur. Vakit geç olmadan ülkemizin huzuru ve güveni, çocuklarımızın yarınları için bir şeyler yapmalıyız. Hukuka dönülmesi için, hukuka duyulan güvenin ve hukuk güvenliğinin tesisi için."




