Belediyelere yönelik ilk operasyonda tutuklanarak görevinden uzaklaştırılan, tahliye edilmesine rağmen görevine iade edilmeyen Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer açıklama yaptı. Özer, kayyum tarafından atanan Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş’ın evinde yapılan aramada yüklü miktarda döviz ve ziynet eşyası bulunduğu, hesap hareketlerinde ise yüksek miktarda para akışı tespit edildiği yönündeki iddiaların tüm yönleriyle araştırılması gerektiğini belirtti.
“Kayyum dahil, hiç kimse, hangi makamda bulunursa bulunsun, hukukun üstünde değildir” diyen Özer, belediyeye yönelik operasyonlar, kayyum yönetimi dönemindeki iddialar ve görevine iade edilmemesi hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Görevinin yedinci ayında, 30 Ekim 2024’te düzenlenen operasyonla tutuklanan ve görevinden uzaklaştırılan Özer, hakkında verilen tahliye ve beraat kararlarına rağmen görevine iade edilmediğini ifade etti. Özer, açıklamasında 31 Mart 2024’te Esenyurt halkının iradesiyle belediye başkanlığı görevini üstlendiğini, 31 Ekim 2024’te ise yerine kayyum atandığını ve belediye meclisinin işlevsiz hale getirildiğini belirtti.
Hakkında yürütülen soruşturmada rüşvet suçu yönünden takipsizlik kararı verildiğini, ihaleye fesat karıştırma suçlamasından beraat ettiğini kaydeden Özer, iddianamede yer almadığını belirttiği “ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma” suçundan verilen ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara karşı hukuki mücadelesini sürdürdüğünü bildirdi.
KAYYUM YÖNETİMİNE İLİŞKİN YOLSUZLUK VE RÜŞVET İDDİALARI
Ahmet Özer, kayyum yönetimi döneminde belediyeye getirilen isimlere yönelik yolsuzluk ve rüşvet iddiaları kapsamında soruşturma yürütüldüğünü belirterek şu açıklamayı yaptı:
“Esenyurt’un seçilmiş Belediye Başkanı olarak, belediyemizde yaşanan gelişmeleri büyük bir dikkatle ve kamu vicdanının gerektirdiği sorumlulukla takip ediyorum. 31 Mart 2024’te Esenyurt halkının özgür iradesiyle üstlendiğim belediye başkanlığı görevinden haksız ve hukuksuz bir şekilde uzaklaştırıldım. 31 Ekim 2024 tarihinde yerime kayyım atandı, belediye meclisi işlevsiz hale getirildi. Tüm bu haksız süreç ve gelişmelerin kamuoyunu vicdanında mahkûm olduğu açıktır. Halkın oylarıyla şekillenen yerel yönetim iradesinin devre dışı bırakılmasının ne anlama geldiğini Esenyurt halkı çok iyi biliyor. Hakkımda yürütülen soruşturmada rüşvet suçu açısından takipsizlik kararı verildi; yapılan yargılamada ise şahsıma isnat edilen ihaleye fesat karıştırma suçundan ise beraat ettim. İddianamede yer almayan 'ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma' suçundan verilen ve hükmün açıklanması geri bırakılan karara karşı hukuki mücadelemi sürdürüyorum.
Bugün ise kayyum yönetimi döneminde belediyeye getirilen isimlere yönelik yolsuzluk ve rüşvet iddiaları kapsamında bir soruşturma yürütüldüğünü görüyoruz. Kamuoyuna yansıyan haberlere göre, kayyum tarafından atanan Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş’ın evinde yapılan aramada yüklü miktarda döviz ve ziynet eşyası, hesap hareketlerinde ise halkımızın deyimiyle ‘servet’ değerinde bir para akışı tespit edildiği iddia edilmektedir. Öncelikle açıkça ifade etmek isterim: Bu iddiaların tüm yönleriyle araştırılması, suçun ve sorumluların hukuk çerçevesinde ortaya çıkarılması gerekir. Kayyum dahil, hiç kimse, hangi makamda bulunursa bulunsun, hukukun üstünde değildir. Belediye, Esenyurt halkına ait bir kamu kurumudur; bütçesi milletin parasıdır ve her kuruşun hesabı halka verilmelidir. Seçilmiş yönetimden nasıl hesap soruluyorsa, atanmış yönetimden de aynı ölçüyle hesap sorulmalıdır. Adalet, seçilmişe ayrı, atanmışa ayrı işlemez.”
“ESENYURT HALKININ ŞU SORULARI SORMASI DA EN DOĞAL HAKKIDIR”
Esenyurt halkının kamu kaynaklarının kullanımı ve belediyedeki denetim süreçleri hakkında soru sormasının doğal bir hak olduğunu belirten Özer, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Seçilmiş belediye başkanı görevinden uzaklaştırılırken kamu yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirlik hangi ölçütlere göre sağlandı? Belediyenin ihaleleri, hakkedişleri ve kamu kaynaklarının kullanımı hangi denetim mekanizmalarıyla kontrol edildi? Kamuoyuna yansıyan bu ciddi iddiaların arkasındaki bütün bağlantılar açıklığa kavuşturulacak mı? Benim anlayışımda belediye, bir avuç insanın değil, milyonların yaşadığı Esenyurt’un halkına ait bir kamu kurumudur. Belediyenin bütçesi milletin parasıdır. Her kuruşun hesabı halka verilmelidir. Esenyurt halkının iradesinin yok sayıldığı bir dönemde, kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin bu gelişmelerin bütün yönleriyle aydınlatılması zorunludur. Sorumlular varsa ortaya çıkarılmalı; denetim süreçleri, ihale işlemleri ve mali kayıtlar şeffaf biçimde incelenmelidir. Bizim talebimiz intikam değil, adalettir. Ayrıcalık değil, eşit hukuktur. Suskunluk değil, şeffaflıktır. Esenyurt halkı sandıkta ortaya koyduğu iradeye, ödediği vergilerin hesabını sormaya ve yaşadığı kentin geleceğine sahip çıkmaya devam edecektir. Ben de seçilmiş belediye başkanı olarak hukuki mücadelemi sürdürerek, Esenyurt’un hakkını, hukukunu ve demokratik iradesini savunmaya devam edeceğim. Çünkü kamu makamları geçicidir; halka karşı sorumluluk ve adalet talebi kalıcıdır.”
“BİR YILDIR TAHLİYE EDİLMİŞ OLMAMA RAĞMEN GÖREVİME İADE EDİLMEDİM”
Görevine iade edilmediğini vurgulayan Özer, seçmen iradesinin yok sayıldığını belirterek açıklamasının son bölümünde şu ifadeleri kullandı:
“Son olarak belirtmek isterim ki; bir yıldır tahliye olduğum halde hala görevime iade edilmiş değilim. Oysa Esenyurt’ta her iki seçmenden birinin oyunu alarak seçilmiş bir belediye başkanı olarak mazbatam bir kâğıt parçası değildir, bu mazbata halkın mühürlenmiş iradesidir. O mazbatanın çiğnenmesi, yalnızca benim değil, bana oy veren 227.608 yurttaşın anayasal hakkının yok sayılması, bir milyonu aşkın nüfusu olan Esenyurt halkının mağdur edilmesidir. Çünkü seçimle elde edilen yalnızca bir makam, yalnızca siyasal bir yetki değil, halkla yapılan bir toplumsal sözleşmedir. Bu sözleşmenin tek taraflı olarak, halkın onayı olmadan feshedilmesi; ahlaki ve demokratik değerler açısından da kabul edilemez bir durumdur. O nedenle bunca olan bitenden sonra, buradan, seçmen iradesine yapılan müdahaleye karşı vicdani ve demokratik itirazımızı bir kez daha dile getiriyor, bir an önce göreve iademizi bekliyoruz. Talebimiz hak gaspının ortadan kaldırılması, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun ihyası için gereğinin yapılmasıdır.”




