İBB'nin 'Erdoğan' dönemi Meclis gündeminde: İhaleler soruldu
İBB'nin 'Erdoğan' dönemi Meclis gündeminde: İhaleler soruldu
İçeriği Görüntüle

Gazeteci Zafer Arapkirli, "Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yaymak" suçlamasıyla yargılandığı davada dün hakim karşısına çıktı. İstanbul 23. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada hakim, Arapkirli'ye, “yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Arapkirli, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan ise beraat etti.

Sanık kürsüsüne çıkan Arapkirli, tarihe geçen bir savunma yaptı.

İşte Arapkirli'nin o savunması:

Olmayan, hatta yakınından bile geçilmemiş bir suça ya da suçlara karşı bir savunma yapmaya kalkışmayacağım. Değerli Avukatlarım, zaten hukuki yönden bunu az sonra yapacaklar.
Ben burada (hazır, ortamda bir sayın savcı da varken) daha ciddi ve gerçek bir suçu ihbar etmek istiyorum.

“HALKI TOPLUCA VE KESİF BİR KARANLIĞA SEVKETMEK SUÇU”

Bugünün siyasi iktidarı, benim bugün burada maruz kaldığım durum gibi, sık sık gazetecileri, yani bağımsız gazetecileri işlerini yapmaktan alıkoyarak, halkın bilgi ve haber alma hakkına engel olmak istiyor.

Kimi zaman böyle, olmayan suçlardan dolayı mahkemelere getirip götürerek, kimi zaman sevgili meslektaşlarım İsmail Arı, Alican Uludağ ve Merdan Yanardağ, Furkan Karabay, Sinan Aygül gibi hapse atarak bunu yapmaya çalışıyorlar.

Yaptığımız hemen her habere, ya da yoruma
1. Cumhurbaşkanına hakaret 299/1
2. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik 216/1
3. Yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak 217/A

gibi bir kulp takarak gazeteciliği cezalandırmaya çalışıyorlar. Bugünkü siyasi iktidar, yargıyı kullanarak, bir çağdışı karartma ve halkın bilgi almasını engelleme faaliyeti yürütüyor.

İnsanların en temel haklarından biri olan ve hem Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hem de uluslararası evrensel beyannamelerle güvence altına alınmış bulunan bu hakkı engelleme suçu, sistematik olarak işlenmektedir.

Bunun yapılması suretiyle, canım memleketim, basın özgürlüğü fikir ve ifade özgürlüğü gibi liglerde, uluslararası sıralamalarda 150 – 160’ncı sıralara düşmektedir.

Sadece gazetecilere karşı değil, hakkını arayan işçiye, sendikacıya, öğrenciye, çevre ve doğa savunucusuna, emekçiye, emekliye, kadın hakkını, hayvan hakkını, çocuk hakkını, hasta hakkını, eğitim hakkını savunana karşı da bu ayıplı “susturma harekatı” var gücüyle devam ediyor.

Bizler de, kalemini muktedire kiralamamış, satmamış, boyun eğmeyi reddeden bağımsız gazeteciler olarak; bunları anlattığımız için, yani ülkenin iyi yönetilemediğini, halkın yoksulluk, açlık ve perişanlığa sürüklendiğini, eğitimin ve sağlığın neredeyse 100 yıl geriye götürüldüğünü, hukuk ve adaletin ayaklar altına alındığını anlattığımız için… sürekli “sanık” sandalyesine oturup oturup kalkıyoruz.

Tekrar ediyorum:

Burada işlemediğim bir suça karşı savunma yapmaya çalışmayı gereksiz bir zaman kaybı buluyor, tam tersine yukarıda izah etmeye çalıştığım bu ağır suçu ihbar ediyor ve beraatimi talep ediyorum.