Silivri’de yapılan Aile Dayanışma Ağı’nın (ADA) 43’üncü buluşmasında, yaklaşık 15 aydır cezaevinde bulunan Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ile avukat eşi Celal Tekin’in oğlu Yağız Tekin de konuştu. Tekin, “Pazartesi günü birileri annemize, babamıza benzeri görülmemiş bir muamele yapmaya karar verdiler. Ailenin bölünmezliği ilkesine saygı duyup en azından anne babadan birini tahliye edelim diye düşünmediler. Bizleri umursamadılar” dedi. Tekin konuşmasında "Annem babam azılı suçlular mı? Neden adli kontrol yetmiyor? Kaçacaklar mı? Dava bitmiş, savunmalar yapılmış, hüküm verilmiş. Bu saatten sonra hangi delili karartacaklar?" sorularını yöneltti.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik 19 Mart operasyonunun mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı'nın (ADA) 43’üncü buluşması Silivri’de yapıldı. İBB Davası’na verilen aranın ardından yapılan buluşmaya YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Tüzün de katıldı.
Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu’nun ardından Aziz İhsan Aktaş davasında haklarında 8 yıl 4 ay hapis cezası verilen Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ile avukat Celal Tekin’in oğlu Yağız Tekin konuştu. İki kardeşinin de yanında yer aldığı konuşmasında Yağız Tekin, şunları söyledi:
“Buraya 3 kardeş olarak isyan duygularıyla geldik. İçimizde güçlü bir isyan duygusu var. 3 gün önce tam burada birileri bizi annemizden, babamızdan ayırdı. Dün babamız bize şöyle dedi, ‘Bakın, oğlum bize ne olacağı belli değil. Belki 2 sene yokuz. Güçlü durun. Kendi ayaklarınızın üzerinde durun’ dedi. Artık birbirimizi kandırmayalım. Muhatap olduğumuz şey kişilerden bağımsız, kuralların herkese aynı uygulandığı bir adalet sistemi değil. Oldukça şahsi. Pazartesi günü birileri annemize, babamıza benzeri görülmemiş bir muamele yapmaya karar verdiler. Ailenin bölünmezliği ilkesine saygı duyup en azından anne babadan birini tahliye edelim diye düşünmediler. Bizleri umursamadılar. Avukatlarla konuştum. Benzer dosyaları araştırdım. Aynı suçlamadan bu geçtiğimiz olağanüstü 1-2 sene öncesinde bu kadar uzun tutukluluk yaşayan kimseyi bulamadım. Varsa lütfen gösterin.
“ÇİLEMİZ BİTİYOR DERKEN...”
Benzer kararlara bakarken benim gördüklerim, yaşadıklarımızdan çok farklıydı. Rüşvet almakla suçlanan hakim, savcıların kaçarken yakalandıktan sonra tutuksuz yargılandığı haberlerini okudum ben. Güneydoğu Anadolu’da iktidar belediye başkanlarının bizlerle benzer suçlamalarla karşılaşmalarına rağmen tutuksuz yargılandıklarını okudum. Mahkûmiyet kararı aldıktan sonra görevden uzaklaştırılmadıklarını, bir sonraki seçimlerde tekrardan aday gösterilerek belediye başkanı olduklarını okudum ben. Biz aynı adalet sisteminde mi yaşıyoruz? Pazartesi verilen kararla dosya şimdi bir üst mahkemeye giderken geçecek o belirsiz süreyi annemin, babamın cezaevinde geçirmelerine hükmedildi. 15 ayın sonunda tam çilemiz bitiyor derken daha yolun başında olduğumuzu öğreniyoruz. Ben araştırdım. Avukatlara sordum. Bu suçlamadan bu kadar uzun süre tutuklu yargılanıp hükümden sonra da istinafı cezaevinde geçirecek Türkiye’de ilk örnekleriz. Bunun bir benzeri yok. Varsa birileri lütfen göstersin.
“DOSYANIN TAM ORTASINA YERLEŞTİRİLDİK”
Pazartesi günü bizi ailecek yıkan karar şu kelimelerle açıklandı: ‘Adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı gerekçesiyle Oya Tekin ve Celal Tekin’in tutukluluk hallerinin devamına’. Soruyorum. Annem babam azılı suçlular mı? Neden adli kontrol yetmiyor? Kaçacaklar mı? Dava bitmiş, savunmalar yapılmış, hüküm verilmiş. Bu saatten sonra hangi delili karartacaklar? Benzer delil mantığıyla yargılanan, diğer sanıklara uygulanan tahliyeler neden bizim için uygulanmadı? Tek bir eylemden yargılanmamıza, kamu zararı iddiasının olmamasına, herhangi maddi bir delil olmamasına rağmen dosyanın en ağır cezalarından birisini aldık. Figüran olarak girdiğimiz dosyanın tam ortasına yerleştirildik. İddianamede 63 eylem, yaklaşık 200’e yakın sanık vardı. Aylarca Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davası diye medyada konuşuldu. Suç örgütü kabul edildiği için ta Adana’dan belediye başkanlarını, çalışanlarını, annemi, babamı Silivri’ye getirdiler. Adana’da yargılanabileceklerken suç örgütü bahanesi kullanılarak İstanbul’da kocaman bir dosyanın içine konuldular.
“FARKLI MUAMELE GÖRÜYORUM”
Pazartesi öğrendik ki dosyada örgüt falan yokmuş. Örgüt suçlamasından herkes beraat etti. Büyük rüşvetlerin döndüğü iddia edilen dosyamızda rüşvet verdiği iddia edilen insanlar büyük oranda beraat ettiler. Hiçbiri cezaevine bile girmediler ama annem, babam 15 aydır cezaevinde ve en acısı bu hükümden sonra da tahliye etmediler. İnfaz kanununa göre bir seneden fazla kapalı cezaevinde kalmamaları gerekiyordu. Burada çok net farklı bir muamele görüyorum. Bizlere diğer sanıklardan farklı bir şekilde davranılıyor. Nedenini haykırmak isterdim ama bu süreçte maalesef her şeyin her yerde söylenilmemesi gerektiğini öğrendim fakat şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu işin adaletle, vicdanla, kul hakkıyla uzaktan yakından alakası yok. Geldiğimiz noktada mesele artık sadece annem ve babamın meselesi değil. Bu karar Türkiye’de kamu görevi yapan herkesin meselesidir. Çünkü bu ağır cezalar yalnızca annem ve babama verilmedi. Kadir Aydar’a, Utku Caner Çaykara’ya, Zeydan Karalar’a, Rıza Akbolat’a, Ahmet Özer’e ve diğer belediye çalışanlarına verildiler.
“SADECE OYA TEKİN’İN MESELESİ DEĞİL”
Peki, soruyorum. Bu cezaların maddi delili nerede? Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak da kararın ardından çok basit bir soru sordu: ‘Rüşvet varsa bir gelirin de bulunması gerekir. O hâlde rüşvet suçu nasıl sabit görülmüş ve ceza verilebilmiştir’. Mesele tam olarak da bu. Yıllarca hapis cezaları, maddi deliller ortaya konulmadan verildi. Bir beyan, bir HTS kaydı, bir hakediş ödemesi yan yana konularak insanların hayatından yıllar çalındı. Bakın, bu delil mantığı yerleşirse hiçbir kamu görevlisi rahat görev yapamaz. Bugün herhangi birisi çıkıp ‘Ben buna rüşvet verdim’ diyerek kendi hesabından para çektiğine dair bir dekont ve bir HTS eşleşmesiyle kamu görevlilerinizi cezaevine gönderebiliyorsa bu sistem kimi koruyor? İşini düzgün yapan bir kamu görevlisi, doğası gereği çıkar gruplarıyla çatışır. Birilerinin elini taşın altına koyup ortak alanlarımıza çöken işletmeleri kapatması, akarsularımıza atıklarını döken milyon dolarlık işletmelere ceza kesmesi gerekir. Bu koşullarda hangi kamu görevlisi risk alır? Hangi kamu görevlisi güçlü şirketlerin, iş adamlarının karşısında durur? İşte bu yüzden mesele sadece Oya Tekin’in meselesi değil, biz üç kardeşin meselesi değil; bu olup bitenler, bu ülkeye dair umutları olan, adil bir Türkiye düşleyen herkesin meselesi. Buna karşın da elimizdeki tek çare güçlü durmak, birbirimize sıkı sıkıya sarılmak. Mücadeleye selam olsun.”